<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dogalguc.net &#124; Sağlık konulu güncel blog</title>
	<atom:link href="http://blog.dogalguc.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.dogalguc.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Mar 2010 11:11:34 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bel Ağrısı Hakkında Bilmemiz Gerekenler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/09/bel-agrisi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bel-agrisi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/09/bel-agrisi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 11:11:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat Bahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bel ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1162</guid>
		<description><![CDATA[

 Bel ağrısı günlük yaşantımızda çok sıkca görülen ve toplumumuzda %65 oranlarında boy gösteren bir sendrom haline gelmiştir.Bel ağrısının türlü nedenleri vardır.bel kayması  bel fıtığı bunlara     ilk örnek olarak gösterilebilir.insanların sağlığına dikkat etmemesi ve stres,bedeni yoracak ağır cisimlerin taşınması,ters ve yanlış hareketlerin yapılması,oturuş biçimlerinin sağlığımıza elverişsiz şekilde olması bu bel ağrısını tetikleyen en önemli nedenlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: left;"><img class="alignleft size-full wp-image-1171" title="bel-agrisi1-4675" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/bel-agrisi1-46751.jpg" alt="bel-agrisi1-4675" width="385" height="519" /> Bel ağrısı günlük yaşantımızda çok sıkca görülen ve toplumumuzda %65 oranlarında boy gösteren bir sendrom haline gelmiştir.Bel ağrısının türlü nedenleri vardır.bel kayması  bel fıtığı bunlara     ilk örnek olarak gösterilebilir.insanların sağlığına dikkat etmemesi ve stres,bedeni yoracak ağır cisimlerin taşınması,ters ve yanlış hareketlerin yapılması,oturuş biçimlerinin sağlığımıza elverişsiz şekilde olması bu bel ağrısını tetikleyen en önemli nedenlerden sayılabilir.Bel ağrısı her an ve herkeste baş gösterebilir.Yani bel ağrısının herhangi bir yaş ortalaması veya sınırlaması yoktur.Günümüzde bel rahatsızlığından 15 yaşındaki bir gencin bile ameliyat olduğunu duymamız bu hastalığın ister istemez yaygın bir hastalık olduğunu kabul etmemizi sağlamaktadır.Halbuki sağlığımız hakkında biraz bilinçli davransak belkide istenmeyen bu bel ağrılarına çözüm bulmakta hiçte geç kalmamış olacağız.Bel ağrısı dediğimiz olay gerçekte sırtımızda bulunan omurgaların yıpranması ve zorlanmalara karşı kasılması sonucu  oluşan rahatsızlıkların bedenimizce hissedilmesidir.Otururken dik oturmayışımız,yürürken dik yürümeyişimiz,bir ağırlık veya yük taşırken yükü eşit parçalara bölmeden güç gösterisi yapar misali tek tarafa yüklenmemiz,yatarken yatış pozisyonumuzun sağlığımıza ters bir şekilde olması,belimize fazla yüklenerek ani yapılan dönüşler,eğilirken diz kapaklarımızı kırmadan belimizden eğilmemiz&#8230;vs.birçok neden belimizin ve sırtımızda bulunan omurgalarımızın kasılmasına neden olmakta ve bunun sonuçunda sırt ağrısı vel ağrısı dediğimiz sağlık vakalarını doğurmaktadır.Bir kişinin belinde ağrılar söz konusu olduğunda olayın ciddiyetine varılmalı ve hemen uzman bir doktorun kontrolünden geçirilmelidir.Umursamadığımız bir bel ağrısı tedavisi son derece basit iken bizim ihmalkarlığımız sonucunda ameliyat olmamıza kadar varacak sorunları beraberinde getirebilir.Zamanında müdahale söz konusu olduğunda ağrılarımızın nedeni araştırılarak bize en uygun tedavi yöntemi uzman doktorlar tarafından seçilir.Örneğin belimizdeki kasların kasılması sonucu rahatsızlık yaşadığımız anlaşılırsa kas gevşetici kremler önerilerek istirahat etmemiz istenebilir.Bu sayede rahatsızlığımızdan en kısa sürede kurtulabilir günlük yaşantımıza bir an önce başlayabiliriz.Ancak kullandığımız kremlerin mide ve bağırsak üzerindeki yan etkileri iyice araştırılmalı ve bir sağlık sorununu çözelim derken diğer yandan bir başka sağlığımızın bozulmasına neden olmamalıyız.Eğer bel ağrımızın omurgalarımızda bulunan disklerde meydana gelen bir zedelenmeden kaynaklandığı tespit edilirse ameliyat söz konusu olabilir.Böyle durumlarda doktorlar eskisi gibi hastaların uzun süreli yatak tedavisi yapmaları yerine daha çok ayakta kalmalarını ve yürüyüş ve eğzersizlerle vücudun drencini sağlamayı belimizin her geçen gün dahada iyiyi gitmesini istemektedirler.Belimizdeki Ağrılarda ameliyatlık bir durum söz konusu değilse doktorlar tarafından fizik tedavi yöntemide önerilebilir.Bu yöntem ile uzman kişiler tarafından verilen eğzersiz hareketlerinin yapılması sonucu sağlığımıza en kısa sürede kavuşmamız içten bile değildir.Bu eğzersizler sayesinde belimiz her geçen gün kuvvetlenmekte ve ağrılar gün geçtikce azalmaktadır.Bende bel ağrısı çeken mağdurlardan birisi olarak bu sağlık sorununun üstünde durulması gerektiğini yoksa ağrılarımızdan kurtulmanın başka hiçbir yöntemi olmadığını size duyurmak isterim.sağlığımız elimizdeki en büyük hazinemiz ve ona biz sahip çıkacağız.Sağlığımızın kıymetini bilelim.Birşeyler için zaman geçmeden önlemlerimizi alalımki çok geç olmasın.Herkese mutlu sağlıklı güzel günler&#8230;..</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/09/bel-agrisi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Mitamoni&#8221; Yalan Söyleme Hastalığı&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/mitamoni-yalan-soyleme-hastaligi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=mitamoni-yalan-soyleme-hastaligi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/mitamoni-yalan-soyleme-hastaligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 13:28:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat Bahçe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruh Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[dogalguc]]></category>
		<category><![CDATA[kleptomani]]></category>
		<category><![CDATA[mitamon]]></category>
		<category><![CDATA[mitomani]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrist]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[yalan söyleme hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1156</guid>
		<description><![CDATA[

Herkezin zaman zaman başına gelen doğal olaylardan birisidir yalan söylemek.Peki yalan söylemenin bir hastalık olduğunu biliyormuydunuz?  Tıp dilinde  devamlı yalan söylemek ve söylediği yalana kendisinin de inanmasına Mitamoni yani yalan söyleme hastalığı deniliyor.Başta çok saçma gelebilir sizede&#8230;yalan söylemenin hastalığımı olurmuş diye düşünen insanların sayısı günümüzde hiçde az değil.fakat çocukluk yıllarına kadar dayanan insanın küçüklüğünden itibaren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p>Herkezin zaman zaman başına gelen doğal olaylardan birisidir yalan söylemek.Peki yalan söylemenin bir hastalık olduğunu biliyormuydunuz?  Tıp dilinde  devamlı yalan söylemek ve söylediği yalana kendisinin de inanmasına Mitamoni yani yalan söyleme hastalığı deniliyor.Başta çok saçma gelebilir sizede&#8230;yalan söylemenin hastalığımı olurmuş diye düşünen insanların sayısı günümüzde hiçde az değil.fakat çocukluk yıllarına kadar dayanan insanın küçüklüğünden itibaren piskolojik durumundanda kaynaklanan gelişmeler neticesinde oluşan bir hastalık olduğunu söylemem hiçte abarto olmasa gerek.Araştırmalar günlük yaşantısında bir amacı olmayan ve gercek dışı fikirlere ilgi duyan kişilerin bu hastalığa yakalanma riskinin çok daha fazla olduğunu söylüyor. <img class="alignleft size-full wp-image-1158" title="images" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/images.jpeg" alt="images" width="149" height="108" />Mitamoni hastalarının kendilerine ait bir hayat felsefeleri vardır.onlar kendi dünyalarında kendi belirledikleri kurallar cercevesinde mutludurlar.hayaller üzerine kurulu bu dünyanın temelinde ise mutluluk ve sevgi vardır.çünkü kişiler gercek yaşantılarında mutluluğu hissedemedikleri için böyle bir eğilimin içerisindedirler.Mitamoni hastası kişiler söylediği yalanlardan haz duyar.o anki mutluluk onu olağan durumun dışına iter.fakat belli bir zaman geçtikten sonra söylemiş olduğu yalandan dolayı pişmanlık duyarak sevdiklerine hatta kendisine zarar verebilir.Mitamonlar o an gelişigüzel ve üzerine yoğunlaşmamış basit yalanlar söyleyerek dikkatleri üzerine çekmek isterler.amaçları o an için çevredekiler tarafından umursandığını bilmektir.söylediği yalanın anlaşılması veya bilinmesi kaygısı taşımamaları bu hastalığın ne denli köke inen bir hastalık olduğunun belirtisidir.çevremizde hatta ailemizde bile bu hastalığı taşıyan ve farkında olmayan insanlar olabilir.mitamoni hastalarına aşağılık gözüyle bakmamak ve onları dışlamamak gerekir.çoğu insan bu hastalığa yakalandığını bile bilmeyebilir.böyle durumlarda yapılacak en doğru davranış bu hastalık hakkında hastaya bilgi vermek ve tedavi olması amacıyla uzman bir psikiyatrist&#8217;e görünmesini sağlamaktır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/mitamoni-yalan-soyleme-hastaligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalp krizinin ilk belirtileri</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/kalp-krizinin-ilk-belirtileri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kalp-krizinin-ilk-belirtileri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/kalp-krizinin-ilk-belirtileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 10:18:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1142</guid>
		<description><![CDATA[

Prof. Dr. Sertaç Çiçek, sizin veya sevdiklerinizden birinin kalp krizi geçirmesi halinde hazırlıklı olmanıza yardımcı olacak pratik önerilerde bulunuyor. Kalp krizi birçok insanda kademeli şekilde başlar. Kriz başlangıçta biraz ağrı veya rahatsızlık hissettirir. Gerçekte, kalp krizi belirtisi olup olmadığını dahi fark edemeyeceğiniz kadar hafif ve algılanması güç düzeyde olabilir. Prof. Dr. Çiçek bu nedenle kalp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1147 aligncenter" title="Kalp Krizi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/kalpkrizi5.jpg" alt="Kalp Krizi" width="520" height="240" /><strong>Prof. Dr. Sertaç Çiçek</strong>, sizin veya sevdiklerinizden birinin kalp krizi geçirmesi halinde hazırlıklı olmanıza yardımcı olacak pratik önerilerde bulunuyor. Kalp krizi birçok insanda kademeli şekilde başlar. Kriz başlangıçta biraz ağrı veya rahatsızlık hissettirir. Gerçekte, kalp krizi belirtisi olup olmadığını dahi fark edemeyeceğiniz kadar hafif ve algılanması güç düzeyde olabilir. <strong>Prof. Dr. Çiçek </strong>bu nedenle kalp krizini işaret edebilen belirtilere dikkat çekiyor:</p>
<p>Birkaç dakikadan daha uzun süren veya başlayıp sona eren ardından yeniden başlayan ve özellikle göğüs kafesinin ortasında oluşan bir rahatsızlık. Bu huzur-suzluk rahatsız edici bir baskı, ağırlık veya sıkışma şeklinde hissedilebilir.</p>
<ul>
<li>Tek veya her iki kolda, sırtta, midede ağrı ya da rahatsızlık. Muhtemelen çene ağrısı.</li>
<li>Nefes darlığı.</li>
<li>Diğer muhtemel kalp krizi belirtileri içerisinde soğuk terleme, bulantı ve baş dönmesi yer alır.</li>
</ul>
<p><strong>LİSTE OLUŞTURUN</strong></p>
<p>Kalp krizi yaşanması halinde, olaya biraz hazırlıklı olmak kalp krizi geçiren kişinin yaşamının kurtarılmasına yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Çiçek</strong>’’in böyle bir duruma karşı önlem olarak hazırlanmasını önerdiği telefon listesi şöyle:</p>
<ul>
<li>Aile hekiminiz</li>
<li>En yakın hastane,</li>
<li>Ambulans hizmetleri</li>
<li>Liste evinizde telefona yakın bir yerde bulundurulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Belirtileri meydana gelmeden önce yapılabilecekler ve yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ise kalp krizine karşı alınabilecek önlemlerin en önemli adımıdır. Kalp krizini önlemek için yaşam tarzında yapılacak değişiklikler;</p>
<ul>
<li>Sigara içmeyin.</li>
<li>Yağ, kolesterol ve tuz içeriği düşük yemekler yiyin.</li>
<li>Kan basıncı ve kolesterol takibi için doktorunuzu düzenli aralıklarla ziyaret edin.</li>
<li>Orta şiddette ve düzenli aerobik egzersizi yapın. Durağan yaşam tarzı süren, 50 yaşının üzerindeki insanlar egzersiz programına başlamadan önce doktor kontrolünden geçmelilerdir.</li>
<li>Aşırı kilolu iseniz kilo verin.</li>
<li>Doktorunuz düzenli şekilde düşük doz aspirin almanızı önerebilir. Aspirin kanın pıhtılaşma eğilimini azaltarak kalp krizi riskini de azaltır.</li>
</ul>
<p><strong>Sigorta bilgileriniz hazır mı?</strong></p>
<p>Kalp krizi hiç beklenmedik bir anda gelse de, hastaneye giderken yanınızda götüreceklerinizi bilmek işinizi de kolaylaştıracak. İşte hastaneye giderken götüreceklerinizin listesi:</p>
<ul>
<li>Kullandığınız tüm ilaçlar ve dozları</li>
<li>Bilinen tüm allerjileriniz</li>
<li>Sigorta bilgileri</li>
<li>Acil durumda irtibata geçilecek aile fertleri</li>
<li>Acil personelinin faydalı bulacağı diğer her tür bilgi (geçirmiş veya geçirmekte olduğunuz diğer hastalıklar gibi.</li>
</ul>
<blockquote><p>Alıntı: http://saglik.haber.pro/haber-Kalp-krizinin-ilk-belirtileri-nelerdir-22412.html</p></blockquote>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/kalp-krizinin-ilk-belirtileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Grupları</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/kan-gruplari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kan-gruplari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/kan-gruplari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 00:39:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[abo sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[kan grupları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1136</guid>
		<description><![CDATA[


Kan Grupları
Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunan ve diğer kanlarda ?antijen? özelliği gösteren maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.
Yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak sonuçlar vermişti. 1900 yıllarında Karl Landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye farklı bulunduğunu gösterdi. Bu gruplama ABO sistemi olarak bilinir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1137" title="abo-sistemi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/abo-sistemi.jpg" alt="abo-sistemi" width="468" height="278" /></p>
<p><strong>Kan Grupları</strong></p>
<p>Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunan ve diğer kanlarda ?antijen? özelliği gösteren maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.</p>
<p>Yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak sonuçlar vermişti. 1900 yıllarında Karl Landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye farklı bulunduğunu gösterdi. Bu gruplama ABO sistemi olarak bilinir. Landsteiner?in buluşu kan naklinde emniyetlilik yolunu açtı. 1940 yılında yine Landsteiner ve çalışma arkadaşı Amerikalı Patolog Alexander S.Wiener, kan gruplamada yeni bir sistem keşfettiler. Rhesus türü maymunlarda yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmasından dolayı bu sisteme ?Rh sistemi? denildi.</p>
<p><strong>ABO sistemi</strong>: Bu sisteme göre her kişi dört kan grubundan birine girer. Gruplar A, B, AB ve 0?dır. Ayırma işi, kırmızı kan hücreleri ve plazmada bulunan özel proteinlere göredir. Plazmadaki proteinler ?aglutininler?, alyuvarların üzerindekiler ise ?aglutiojenler? olarak adlandırılırlar. A ve B diye adlandırılan iki cins aglutinojen, a (alfa) ve b (beta) olarak adlandırılan iki cins aglutinin vardır. A grubu bir kişi alyuvarlarında A aglutinojenini ve plazmasında b aglutinini taşır. Bu kişinin kanı B aglutinojeni ve a aglutinini taşıyan B grubu bir kişiye verilirse alcının kanındaki a aglutininleri verenin A aglutinojeniyle birleşir ve çöker. Bu çökme vücûdun her yanında olur ve hayatla bağdaşmaz. Verilen kan oldukça az miktardaysa ortaya çıkan az miktar çökelti, çeşitli damarları tıkayarak birçok organlarda hasar yapar.</p>
<p>AB grubundaki kişiler A ve B aglutinojenlerine sâhiptirler. Ancak bunların plazmasında aglutinin bulunmaz. 0 grubunda ise hiç aglutinojen olmayıp a ve b aglutininleri vardır. Tabloda kan gruplarına göre aglutinojen ve aglutininler gösterilmiştir.</p>
<p>Alyuvarlardaki Plazmadaki</p>
<p>Kan Grubu Aglutinojen Aglutinin</p>
<p>AAb (Anti A)</p>
<p>BBa (Anti B)</p>
<p>ABAB(-)</p>
<p>0(-) (Yok)a,b (Anti A ve B)</p>
<p>Tabloda görüldüğü gibi grupların adlandırılması aglutinojenlerine göre olmaktadır. Aglutinini olmayan AB grubuna ?genel alıcı? grup, aglutinojeni olmayan 0 grubuna da ?genel verici? grup isimleri verilmiştir. Tabloya bakarsak: Bir kan naklinde aynı harfli aglutinojen ve aglutinin karşılaşınca, çökelme (aglütine durumu) olacağı anlaşılır.</p>
<p>Rh sistemi: Rhesus proteini veya diğer adıyla Rh faktörü, kırmızı kan hücreleri üzerinde bulunan bir özel proteindir. Rh faktörüne göre iki tür kan ayrılır, Rh (+) ve Rh (-); yâni Rh proteinine sâhip veya sâhib olmayan kanlar. Rh (+) kişiye Rh (-) kan verilmesi hiçbir reaksiyon ortaya çıkarmaz. Rh (-) kişiye Rh (+) kan verilince ilk nakilde bir olay ortaya çıkmaz. Ancak bu sırada alıcının kanının serumunda verilen kanın Rh faktörüne karşı ortaya çıkan Anti Rh antikorları teşekkül eder. Aynı durum Rh (+) baba ile Rh (-) anneden doğan Rh (+) çocukta da söz konusudur. Çünkü Rh negatif olan annenin serumunda çocuğun Rh (+) antijenine karşı anti Rh antikorlar meydana gelir. Bu antikorlar müteakip hamileliklerde annenin kanıyla fetüsa geçtiğinde doğum sırasında veya hemen sonra hemolitik anemi ve buna bağlı ölümle biten durumlar ortaya çıkar. İkinci Rh (+) kan vermede birinci nakilde vücûdun meydana getirdiği anti Rh antikorları verici kanıyla reaksiyona girer ve damar içinde çökelme ortaya çıkar. Âcil kan değişimi uygulanmazsa bu durum hayatla bağdaşmaz.</p>
<p>Çocuğun kan grubu ana-babasına benzemeyebilir: Çocuğun kan grubu, baba veya anasınınkine benzer. Bâzan her ikisine de benzer veya her ikisine de benzemez. Eğer çocuğun kan grubu, ana-babasının kan grubundan başka türlü olmasaydı, yeryüzünde yalnız iki çeşit kan grubu bulunurdu. Çünkü bütün insanlar, bir erkekle bir kadından meydana gelmişlerdir.</p>
<p>Hamilelik, lohusalık, narkoz, radyoterapi ve arsenikli ilâçlar bâzan kan grubunu değiştirir. Bir insanın kan grubu değişince anasının da, babasının da kan grubuna benzemeyebilir. Bu bakımdan aynı ana-babadan meydana gelen çocukların kan grupları iki çeşit değildir. Kan grupları sistemler şeklinde incelenmektedir. Meselâ ABO, Rh sistemi gibi başka kan grubu sistemleri de bilinmektedir. Daha başka bilinmeyenlerin de bulunduğu söylenmektedir. Her kan grubu sistemi, diğer sistemlerden müstakil olarak çalışmaktadır.Tıbbî tatbikatta, yâni hastalık ve tedâviyi ilgilendiren kan grubu uyuşmazlıklarında herkesin bildiği yukarıdaki ABO ve Rh sistemleri önemlidir.</p>
<p><strong>ABO sistemindeki kan gruplarından;</strong></p>
<p>1. Sıfır (0) grubunda, kişiler 0 ve 0 genlerini taşır ve homozigottur (iki geni aynı).</p>
<p>2. A grubundakinin genleri, A ve 0?dır (heterozigot, yâni iki geni farklı) veya A ve A?dır (homozigot).</p>
<p>3. B grubundakilerin genleri, ya B ve B?dir (Homozigot) veya B ve 0?dır. (heterozigot).</p>
<p>4. AB grubundakinin genleri ise, A ve B?dir. (heterozigot).</p>
<p>Mesela, A grubundaki heterozigot bir erkeğin toplam spermlerinin yarısı A, yarısı da 0 genini taşır. B grubundaki heterozigot bir dişinin yumurta sayısının yarısı B, yarısı da 0 genini taşır. Bu vasfa hâiz kimseler, evlendiklerinde aşağıdaki şemada görüldüğü gibi, ABO sisteminin dört grubunda da, yâni A, B, AB, 0 gruplarında da çocukları olabilir.</p>
<p><strong>Bunu açıklayalım:</strong></p>
<p>1. Birinin A genini taşıyan yumurta veya sperm, diğerinin 0 genini taşıyan üreme elemanı ile bir embriyon yaparsa bundan A grubunda çocuk olur.</p>
<p>2. B geni 0 ile birleşince B grubunda,</p>
<p>3. A geni B geni ile birleşince AB grubunda,</p>
<p>4. 0 geni 0 geni ile birleşince 0 grubunda çocuk veya çocuklar olur. Rh sisteminde de Rh (+) olan bir kimse, heterozigot ise, yâni genlerinden biri (+), diğeri (-) ise, kan grubu Rh (-) olan biri ile evlenince, çocukların kan grubu Rh (+) da olabilir, Rh (-) de olabilir. Yukarıdaki sistemde genlerin A, B ve (+) genleri, 0 ve (-) genlere karşı baskın (dominant) olup, onların özelliklerini örter.</p>
<p>Diğer kan grubu sistemlerinde de durum böyledir.</p>
<p>Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan kan grup sistemleri, ABO ve Rh sistemleridir. ABO grup sistemine göre kan grupları, A, B, AB ve O grubu diye dörde ayrılırken, Rh sistemine göre ise, RhD Pozitif ve RhD Negatif diye ikiye ayrılır. Her iki sistem birlikte kullanıldığından, ortaya sekiz farklı kan grubu çıkar. Ancak kan grupları, sadece bununla sınırlı değildir. Bazı kişilerde hem ABO grup sistemine ait alt gruplar (A1,A2,gibi) ve hem de Rh sistemine ait alt gruplar (D,d,C,c,E,e,gibi) bulunmaktadır. Bir kanın &#8220;Rh Negatif&#8221; diye nitelenebilmesi için bu alt grup antijenlerinden hiçbirinin bulunmaması gerekir. Ülkemizde CD pozitifliğine oldukça sık rastlanırken, DE pozitifliği daha nadirdir.Genel olarak bakıldığında Rh D pozitifliği %85-90 arasında değişmektedir.<br />
<strong>Kaynaklar</strong></p>
<ul>
<li><a href="http://www.kanbankasi.gen.tr/kan-gruplari.phtml">http://www.kanbankasi.gen.tr/kan-gruplari.phtml</a></li>
<li> Rehber Ansiklopedisi</li>
</ul>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/kan-gruplari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Kanaması</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/burun-kanamasi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=burun-kanamasi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/burun-kanamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 00:09:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1132</guid>
		<description><![CDATA[

Burun kanaması
Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarınatıp dilindeepistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde,genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır.
Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolaydurdurulur ve korkulacak bir şey yoktur.Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarınıdurdurmak ise biraz zordur.
Yapılacak ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-1133" title="burun-kanamasi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/burun-kanamasi.jpg" alt="burun-kanamasi" width="520" height="264" />Burun kanaması</strong></p>
<p>Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarınatıp dilindeepistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde,genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır.</p>
<p>Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolaydurdurulur ve korkulacak bir şey yoktur.Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarınıdurdurmak ise biraz zordur.</p>
<p>Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip,burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdannefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.</p>
<p><strong>TANIM:</strong> Burun kanamaları çoğunlukla can sıkıcıdır. Ancak bazen korkutucu ve yaşamı tehdit edici boyuttadır. Uzmanlar burun kanamalarını iki gruba ayırmaktadırlar. Ön burun kanamaları burun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran yada oturan kişide burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir. Arka kanama: Burun arkasından olan kanamadır. Kanama genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir.</p>
<p>Arka burun kanamalarının tanınması oldukça önemlidir. Bu kanama tipi bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler yada travma geçirmiş kişilerdir. Burun kanamaları çocuk yaş grubunda genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya neden olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burun orta bölmesine parmak ucu ile sürmek faydalı olacaktır.</p>
<p>Bu amaçla vaselin gibi kremler kullanılabilir. Günde üç defa kullanılması önerilir. Ancak gece yatmadan önce sürülmesi yeterlidir.</p>
<p>Burun kanaması sık tekrarlıyorsa doktorunuza görünmenin faydası vardır.</p>
<p><strong>Ön Kanamaların Durdurulması</strong></p>
<p>Siz yada çocuğunuzda ön burun kanaması varsa şunları uygulayınız:</p>
<p>Burunun ucundaki yumuşak kısmını başparmağınızla diğer iki parmağınız arasına alınız. Burunu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırın. Beş dakika böyle bekleyiniz. (Saat tutunuz.) Başınızı kalbinizden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturmanız yada başınız daha yukarda uzanmanınız önerilir. Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz. (Bir plastik torba içine buz doldurarak. )</p>
<p><strong>Kanama Durduktan Sonra Yeniden Kanamayı Önlemek</strong></p>
<p>Sümkürmemeye dikkat ediniz. Yerden ağır bir şey kaldırmak yada buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız. Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarda tutmaya çalışınız.</p>
<p><strong>Tekrar Kanama Olursa</strong></p>
<p>Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürerek temizleyiniz. 3, 4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız. Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız. Doktorunuzu arayınız.</p>
<p><strong>Ne Zaman Doktoru Arayalım Veya Acil Servise Başvuralım ?</strong></p>
<p>Eğer kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa;</p>
<p>Eğer kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa.</p>
<p>Eğer kanamanız burun önüne kanamadan çok boğaz arkasına doğru oluyorsa.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/burun-kanamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zatürre Nedir?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/zaturre-nedir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=zaturre-nedir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/zaturre-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 15:41:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<category><![CDATA[zatürreden korunma yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1128</guid>
		<description><![CDATA[


Zatürre Nedir?
Zatürre veya tıptaki bilinen adıyla Pnömoni, vücudumuzdaki bir veya birden fazla akciğer lobunun iltihaplanması ile ortaya çıkan, daha çok küçük çocuklarda, yada ileri yaştaki kişilerde veyahut kronik bir hastalığı bulunan kişilerde daha ağır bir şekilde seyreden bazen de ölümle sonuçlanabilen ateşli bir hastalıktır. Genelde kış aylarında görülen bu hastalıkta akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihaplı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1129" title="pneumonia" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/pneumonia.jpg" alt="pneumonia" width="520" height="267" /></p>
<p><strong>Zatürre Nedir?</strong></p>
<p>Zatürre veya tıptaki bilinen adıyla <strong>Pnömoni</strong>, vücudumuzdaki bir veya birden fazla akciğer lobunun iltihaplanması ile ortaya çıkan, daha çok küçük çocuklarda, yada ileri yaştaki kişilerde veyahut kronik bir hastalığı bulunan kişilerde daha ağır bir şekilde seyreden bazen de ölümle sonuçlanabilen ateşli bir hastalıktır. Genelde kış aylarında görülen bu hastalıkta akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihaplı bir sıvı ile dolar. Akciğerlerin görevi olan oksijen alış veriş işlevi de bu sıvı neticesinde işlevini tam ve sağlıklı olarak yapamaz işlevi bozulur, bu sebepten de ötürü kişinin kanda bululan oksijen düzeyi azalır.</p>
<p><strong>Zatürre Nasıl Oluşur? </strong></p>
<p>Akciğerdeki bu iltihaplanmaya herhangi virüs, bakteri veya mantar gibi mikroorganizmalar neden olur. Günümüzde zatürreye sebep olan otuzun üzerinde organizma tespit edilmiştir.</p>
<p><strong>Zatürre Bulaşıcımıdır?</strong></p>
<p>Evet zatürre bulaşıcıdır. Zatürre hastalığına neden olan mikroplar ve mikroorganizmalar kişiden kişiye yaklaşık olarak bir iki metre mesafelerden kişilerin birbirlerine yakın temas kurmaları sonucu bulaşır. Bu mikropların sebep olduğu hastalığın sağlıklı kişilere bulaşması, öksürük, aksırık ya da hasta kişilerin konuşması sırasında havaya yayılan damlacıkların doğrudan solunması yoluyla gerçekleşir. Aynı tabak, çatal yada kaşığı kullanmak ile de zatürreyi birbirimize bulaştırabiliriz, Ancak mikrobu alan herkes zatürre olmayabilir, bazıları hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak da geçirebilir bu evreyi.</p>
<p><strong>Zatürreye Karşı Nasıl Önlem Alabiliriz?</strong></p>
<p>Zatürreden korunma yöntemleri oldukça basittir alacağımız ufak tefek tedbirler ile hastalığın ortaya çıkmasını büyük ölçüde engelleyebiliriz.</p>
<p><strong>Nedir bu önlemler?</strong></p>
<p>Dengeli ve düzenli beslenmek, aşı yaptırmak, sigara içmemek, alkol alımından kaçınmak, vitamin ve minerallare düzenli olarak almak gibi basit önlemler ile büyük ölçüde bu hastalıktan korunabiliriz. Yaptırıcağımız tek bir doz aşı ile uzun süreli bir bağışıklık elde edebiliriz. Ortalama bir aşının 5 yıl süre ile bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğini ve her 5 yılda aşıyı tekrar etmemiz gerektiğini söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Zatürrenin Tedavi Şekli</strong></p>
<ul>
<li>Antibiyotikler</li>
<li>Yatak istirahati</li>
<li>Ateş düşürücüler</li>
<li>Öksürük kesici ilaçlar</li>
<li>Oksijen alınması</li>
<li>Pulmoner Fizyoterapi</li>
<li>Su kaybını karşılayacak ölçüde gerekli sıvının alınması</li>
<li>Bol vitaminli ve yüksek kalorili diyet uygulanması</li>
<li>Hastanın çok iyi beslenmesi</li>
<li><strong>Her Şeyden de önemlisi çok iyi bir doktor tarafından tanı konulup gerekli testlerin yapılması gerekmektedir.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Zatürrenin Belirtileri Nelerdir? </strong></p>
<ul>
<li>Ateş, titreme, üşüme, terleme</li>
<li>Öksürük, balgam</li>
<li>Göğüs ağrısı</li>
<li>Sırt ağrısı</li>
<li>Hızlı bir şekilde nefes alıp verme</li>
<li>Göğsümüzde hırıltı</li>
<li>Nefes alıp verirken göğüs duvarında içe çekilmeler</li>
<li>Kusma</li>
<li>Başağrısı</li>
<li>Kas ağrısı</li>
<li>Halsizlik, iştahsızlık</li>
<li>Bebeklerde ise emmeyi reddetme gibi belirtiler görülebilir.</li>
</ul>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/zaturre-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Erken Teşhis İçin ( Meme Muayenesi )</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/meme-kanserinde-erken-teshis-icin-meme-muayenesi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=meme-kanserinde-erken-teshis-icin-meme-muayenesi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/meme-kanserinde-erken-teshis-icin-meme-muayenesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 01:01:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme muayenesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1124</guid>
		<description><![CDATA[


Kadınlarda çok sık görülen meme kanserine erken teşhisin yapılması ve kanserin önlenmesi için 20 yaşından itibaren evde kendi kendinize kontrol yapmaya başlamalısınız.
Göğüsleriniz çıplak şekilde ayna karşısına geçin. Her iki kolunuzu yanlara doğru serbest bırakın, omuzlar dik olacak durun. Önden ve her iki yana dönerek memelerin büyüklüğüne, simetrisine, derinin rengine, şekline, meme başlarına meme altı bölgelere, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1125" title="meme-kanseri" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/meme-kanseri1.jpg" alt="meme-kanseri" width="520" height="288" /></p>
<p>Kadınlarda çok sık görülen meme kanserine erken teşhisin yapılması ve kanserin önlenmesi için 20 yaşından itibaren evde kendi kendinize kontrol yapmaya başlamalısınız.</p>
<p>Göğüsleriniz çıplak şekilde ayna karşısına geçin. Her iki kolunuzu yanlara doğru serbest bırakın, omuzlar dik olacak durun. Önden ve her iki yana dönerek memelerin büyüklüğüne, simetrisine, derinin rengine, şekline, meme başlarına meme altı bölgelere, koltuk altlarına bakın. Meme büyüklüğünün aynı olmaması normaldir.</p>
<p>Aynı gözlemi kollarınızı yukarı kaldırdıktan sonra veya her iki kolunuz başınızın arkasındayken tekrarlayın. Bu sırada memeler, meme başları ve koltuk altı bölgelerine bakın. Kabarıklık olup olmadığına dikkat edin. Ellerinizi belinize, leğen kemiklerinin üzerine kuvvetle bastırın.</p>
<p>Omuzlarınızı hafifçe çıkararak öne doğru eğilin. Önden ve her iki yandan göğüslerinize bakın. Deride, çekinti, çökme olup olmadığına dikkat edin. Meme derisinde çekinti, deride portakal kabuğu görünümü, kızarıklık, memelerden birinde büyüme, meme başlarında çökme ve kepekli lezyonlar olup olmadığına dikkat edin.</p>
<p>Elinizin üç orta parmağının yastık bölümleriyle, küçük dairesel hareketler çizerek baskı şiddetini hafiften kuvvetliye doğru artırarak muayeneye başlayın. Sağ meme için sol, sol meme için sağ elinizi kullanın. Göğsünüzün tümünü yoklayarak muayene edin.</p>
<p>Aynı muayeneleri diğer göğsünüzde tekrarlayın. Parmaklarınıza vücut losyonu veya sabun sürerek kayganlığı artırarak, daha rahat muayene edebilirsiniz. Köprücük kemiğinin altından başlayarak, tüm meme bölgesini muayene edin.</p>
<p>Elinizi kaldırmadan kaydırarak birbirine paralel dikey çizgiler çizerek veya köprücük kemiğinin altından başlayarak saat ibresi yönünde giderek iç içe geçen daireler çizerek veya meme başında sonlanan şekilde tüm memenizi muayene edin. Elinizin başparmak ve işaret parmakları arasında meme başlarını sıkarak akıntı olup olmadığını kontrol edin.</p>
<p>Yatarak muayene edeceğiniz taraftaki omuz altına küçük bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirin. Aynı taraftaki kolunuzu başınızın üstüne koyun. Diğer elinizin 3 orta parmağın yastık bölümleriyle dairesel hareketler çizerek ve baskı şiddetini hafiften kuvvetliye doğru arttırarak muayeneye başlayın.</p>
<p>Kolunuzu yana koyun, diğer elinizle koltukaltı bölgesini muayene edin. Diğer elinizin baş ve işaret parmakları arasında meme başını sıkarak akıntı olup olmadığını kontrol edin. Diğer göğsünüzü de aynı şekilde muayene edin.</p>
<p>Muayene için en uygun dönemler adet gören kadınlarda âdetin bitimini takiben 5. ve 7. gün arası, menopozdaki kadınlarda her ayın aynı günü, emziren kadınlarda emzirmeyi takiben, göğüslerdeki sütü boşalttıktan sonra, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, her yeni ilaç kutusuna başlamadan önceki gün yapılmalıdır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/meme-kanserinde-erken-teshis-icin-meme-muayenesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu Bir İlişki İçin Karşımızdakini Anlamanın Tüyoları</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/mutlu-bir-iliski-icin-karsimizdakini-anlamanin-tuyolari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=mutlu-bir-iliski-icin-karsimizdakini-anlamanin-tuyolari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/mutlu-bir-iliski-icin-karsimizdakini-anlamanin-tuyolari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 01:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[erkekleri anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[kadınları anlamak]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu bir ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[tüyo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1120</guid>
		<description><![CDATA[

Mutlu bir ilişki için, tarafların birbirlerinin özelliklerini bilmesi ve davranışlarını bu çerçevede oluşturması gerekir. İşte psikiyatrlar ve evlilik terapistlerinin kadınları ve erkekleri anlamak için verdiği tüyolar…
Kadınlar neden daha çok kıskanır? Kadınların kalbini kazanabilmek için neleri yapmalı, neler yapmamalı?…. Erkekler neden gizemli kadınları daha çok çekici bulur? Erkekler evlenince neden değişir ve daha az konuşur?
Kadınlar, en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1121" title="kadinlari-anlamak" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/kadinlari-anlamak.jpg" alt="kadinlari-anlamak" width="183" height="223" />Mutlu bir ilişki için, tarafların birbirlerinin özelliklerini bilmesi ve davranışlarını bu çerçevede oluşturması gerekir. İşte psikiyatrlar ve evlilik terapistlerinin kadınları ve erkekleri anlamak için verdiği tüyolar…</p>
<p>Kadınlar neden daha çok kıskanır? Kadınların kalbini kazanabilmek için neleri yapmalı, neler yapmamalı?…. Erkekler neden gizemli kadınları daha çok çekici bulur? Erkekler evlenince neden değişir ve daha az konuşur?</p>
<p>Kadınlar, en çok ’seni seviyorum’ sözünden etkilenir. Uzmanlara göre, kocasından yıllardır sevgi sözcükleri ve iltifatlar duymayan kadınlar agresifleşiyor ve sonuç olarak erkeği de mutsuz ediyor.</p>
<p>Kadınlar erkekleri, erkekler de kadınları anlamakta güçlük çekerler. Bu, bir anlamda doğanın kanunudur. Oysa her iki cinsin de birbirini anlaması o kadar da zor değil.</p>
<p>Mutlu bir ilişki için, tarafların birbirlerinin özelliklerini bilmesi ve davranışlarını bu çerçevede oluşturması gerekir. Peki ya kadınların ve erkeklerin tipik özellikleri nelerdir? Nelere kızar, nelerden hoşlanır, nelerden nefret ederler? İşte psikiyatristler ve evlilik terapistlerinin kadınları ve erkekleri anlamak için verdiği tüyolar…</p>
<p>Erkekler devamlı pohpohlanmayı bekler</p>
<p>Psikiyatrist Nihat Kaya, erkeklerin kadınlar tarafından pohpohlanmayı beklediğini ve bunu bulamadıkları zaman mutsuz olduklarını söylüyor. Kaya, erkekleri anlamak için kadınlara şu önerilerde bulunuyor:</p>
<p>- Erkekler, özellikle spor, siyaset ve iş konularına ilgi gösteriyor. Kadınların, sevgili ya da eşlerinin ilgi alanları konusunda toleranslı olması ve paylaşımcı olmayı öğrenmeleri gerekiyor. Çünkü tamamen kendilerini dışta tuttukları zaman erkekleri yalnız bırakmış oluyorlar.</p>
<p>- Erkekler, eşleri tarafından değer görmek ister, hatta iltifat beklerler. Ona, arada sırada ‘Bugün çok yakışıklısın’ ya da ‘Gömleğin çok yakışmış’ gibi cümleler söylemelisiniz.</p>
<p>- Türk kültüründe erkekler, ailelerine son derece bağlıdır. Evlenseler dahi ailelerine karşı kendilerini sorumlu hissederler. Bu, onlara çocukluktan beri öğretilmiştir. Ancak pek çok kadın, eşinin, ailesine yaptığı yardımları kabul edemez ve bu konuda ciddi tartışmalar çıkar. Erkeklerin ailelerine yönelik yaptıkları yardımlar, kadınlar tarafından kıskanılmamalı. Hatta teşvik edilmeli. Çünkü erkek, siz ne kadar karşı çıkarsanız çıkın, ailesine desteğini sürdürecektir. Onun içinde bulunduğu durumu anlayıp yardımcı olduğunuzda, size daha sıcak davranacaktır.</p>
<p>- Erkekler, zaman zaman arkadaşlarıyla bir araya gelmek isterler. Çünkü sevgili ya da eşleriyle her ne kadar her konuyu konuşabilseler de erkek erkeğe dertleşmek ihtiyacını hissederler. Ayrıca, erkekler eşleri ya da sevgilileriyle yapışık ikizler gibi 24 saat birlikte olmaktan hoşlanmazlar. Belirli oranlarda, kadının, erkeğin bu isteğine anlayışla yaklaşması gerekir. Tabii, bu istek aşırıya kaçmadığı sürece… Örneğin, eşiniz haftada bir ya da iki kez kahveye veya üye olduğu bir lokale gidiyor, ama bu arada sizi de ihmal etmiyorsa bırakın gitsin, arkadaşlarıyla konuşsun. Belki size anlatmaktan çekindiği dertlerini arkadaşlarıyla paylaşıp rahatlayacaktır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/mutlu-bir-iliski-icin-karsimizdakini-anlamanin-tuyolari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Utangaçlıktan Kurtulmak İçin Tüyolar</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/utangacliktan-kurtulmak-icin-tuyolar.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=utangacliktan-kurtulmak-icin-tuyolar</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/utangacliktan-kurtulmak-icin-tuyolar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 01:02:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[mahçupluk]]></category>
		<category><![CDATA[utangaçlık]]></category>
		<category><![CDATA[yüz kızarması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1115</guid>
		<description><![CDATA[

Mahcup biri misiniz?
Bir ortamda gözler sizin üzerinize çevrildiğinde, kalbiniz hızlı çarpıyor ya da soluğunuz daralıyorsa, psikolog Battler’ın tavsiyelerine bir göz atın. Araştırmalara göre, her geçen yıl özellikle kadınlar daha çok utangaçlık problemi yaşıyor. Tanımadığınız ya da yeni tanıştığınız insanlara karşı utangaç mısınız? Bu soruya cevabınız “Evet” ise, telaşa gerek yok. Çünkü siz tamamen normal birisiniz.
Yüzünüz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-1116" title="utangac" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/utangac.jpg" alt="utangac" width="300" height="193" />Mahcup biri misiniz?</strong></p>
<p>Bir ortamda gözler sizin üzerinize çevrildiğinde, kalbiniz hızlı çarpıyor ya da soluğunuz daralıyorsa, psikolog Battler’ın tavsiyelerine bir göz atın. Araştırmalara göre, her geçen yıl özellikle kadınlar daha çok utangaçlık problemi yaşıyor. Tanımadığınız ya da yeni tanıştığınız insanlara karşı utangaç mısınız? Bu soruya cevabınız “Evet” ise, telaşa gerek yok. Çünkü siz tamamen normal birisiniz.</p>
<p><strong>Yüzünüz mü kızarıyor?</strong></p>
<p>Eğer yeni iş ortamında, ayağa kalkıp kendinizi tanıtmanız istendiğinde, yüzünüz kızarıyor, sesiniz titriyorsa, kalabalık önünde konuşmanızı gerektirecek durumlardan uzak durmaya çalışıyorsanız, maalesef utangaçsınız. Ancak “herkes konuşkan, girişken olmak zorunda değil” gerçeğini de aklınızdan çıkartmamanız gerekiyor.</p>
<p><strong>Kendinizi kontrol edin</strong></p>
<p>Ama utangaçlığınız yüzünden bazı fırsatları kaçırdığınızı düşünüyorsanız, davranışlarınızı kontrol altına almanın zamanı gelmiş demektir. “Daimi Mutluluk” adındaki projesi sayesinde, kadınların birçok problemini çözerek, mutlu bir yaşam sürmesini sağlayan ABD’li psikolog Artest Battler, utangaçlığın çözülemeyecek bir problem olmadığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Nedenini araştırmak gerek</strong></p>
<p>ABD’de birçok bayan hastasının utangaçlık problemi yaşadığını belirten Battler, “Birlikte bu konuya yoğunlaşarak, her 100 utangaç hastamdan 85′inin bu sorununu çözmeyi başardık. Öncelikle utangaçlığın temelini bulmak gerekiyor. Bunu konuşarak başarıyoruz. Eğer siz de tavsiyelerime uyarsanız, eski utangaçlığınızdan büyük bir bölümünü attığınızı göreceksiniz” dedi. İşte Battler’ın tavsiyeleri:</p>
<p><strong>Gereksiz bazı düşüncelerden kurtulmalısınız</strong></p>
<p>Utangaçlıkla iç içe yaşamak zor bir duygudur. Çevredeki insanların gözünde utanılacak duruma, aptal durumuna düşme, onlar tarafından reddedilme ya da yetersiz görülme korkusu, sizi yıldırmasın. Utangaç kadın, daima kötü düşüncelerle kendisini daha zor durumda bırakır. Aşağıdaki düşüncelerden kurtulmaya bakın, çünkü bunlar size uygun değil.</p>
<p>- Eyvah, biraz daha konuşursam, kendimi aptal durumuna düşüreceğim.</p>
<p>- Ya burada bulunan herkes benim için “salak” derse.</p>
<p>- Söyleyecek bir şey bulamazsam ne yapacağım.</p>
<p>- Şu anda konuşursam mutlaka sesim tuhaf çıkacak.</p>
<p>- Ya kendimi kontrol edemez de saçmalarsam…</p>
<p>- Kızaracağım, titreyeceğim…</p>
<p>- Kalbim fena halde çarpmaya başladı, ya aniden kalp krizi geçirirsem…</p>
<p>- Çıldırabilirim.</p>
<p>- Acaba çok tuhaf görünüyor muyum?</p>
<p>- Şu ortamdan bir kaçabilsem.</p>
<p>- Herkes beni izliyor.</p>
<p>- Ne kadar sıkıcı olduğumu mu düşünüyorlar?</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/utangacliktan-kurtulmak-icin-tuyolar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğimizi Biberonla Beslemenin Püf Noktaları</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/bebegimizi-biberonla-beslemenin-puf-noktalari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bebegimizi-biberonla-beslemenin-puf-noktalari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/bebegimizi-biberonla-beslemenin-puf-noktalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 00:55:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bebe]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bebelerin beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[biberon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1111</guid>
		<description><![CDATA[


Bu dünyadaki en değerli varlıklarımızdır bebeklerimiz ve canımızdan çok sevdiğimiz bebeklerimizin beslenmesi de bir o kadar önemli ve mühimdir. Anne sütü ile besleyebileceğimiz gibi Biberon ile de besleyebiliriz bebeklerimizi. Biberonla beslemenin bir avantajı da babaların da bebeğin beslenmesine katkıda bulunmalarına, dolayısıyla bebekle yaklaşmalarına ve daha sıkı bağ kurmalarına olanak sağlamasıdır.
Biberon nasıl verilmeli?
Bebeğiniz her acıktığında ona [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1112" title="biberon" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/biberon.jpg" alt="biberon" width="200" height="301" /></p>
<p>Bu dünyadaki en değerli varlıklarımızdır bebeklerimiz ve canımızdan çok sevdiğimiz bebeklerimizin beslenmesi de bir o kadar önemli ve mühimdir. Anne sütü ile besleyebileceğimiz gibi Biberon ile de besleyebiliriz bebeklerimizi. Biberonla beslemenin bir avantajı da babaların da bebeğin beslenmesine katkıda bulunmalarına, dolayısıyla bebekle yaklaşmalarına ve daha sıkı bağ kurmalarına olanak sağlamasıdır.</p>
<p><strong>Biberon nasıl verilmeli?</strong></p>
<p>Bebeğiniz her acıktığında ona biberon vermeniz yanlış değildir; çok geçmeden o ve siz emme düzeni kuracaksınız. Başlangıçta 3 veya 4 saatte bir biberon isteyen bebeğiniz, daha sonra bu alışkanlığını değiştirebilir.</p>
<p>Bebeğinizi biberonla emzirirken sırtınızı dayayacağınız bir yere oturun ve bebeğinizi kolunuzun dirseğinin iç yanına alın; başını kolunuzla destekleyin. Bebeğiniz hafifçe dik oturur durumda olmalıdır. Emzirirken bebeğin tamamen sırt üstü yatar durumda olmamasına dikkat edin. Bebek emdikçe kendine doğru çekeceğinden, biberonu sıkıca tutmalısınız.</p>
<p>Biberonu, emzik hep mamayla dolu olacak şekilde tutarak, bebeğin dilinin üstüne yerleştirin; biberonun ucunun çok geriye gitmemesine dikkat edin. Ara sıra hafifçe geriye çekip, bebeğin dinlenmesine olanak sağlayın. Bebekler genellikle biberonun emziğini eme eme yassılaştırırlar; bu da emziğin içinin havasız kalmasına neden olur ve mama gelmez. Böyle durumlarda biberonu bebeğin ağzından çıkartın, tekrar verin. Birkaç emmeden sonra, bebeğiniz biberonun ucunu ara sıra bırakmayı öğrenecektir.</p>
<p><strong>Uyanınca sütünü içirin</strong></p>
<p>Bebeklerin çoğu istedikleri mama miktarını yaklaşık olarak 20 dakika içinde bitirirler. Bebeğiniz daha yavaş emiyorsa, bu durumu doktorunuzla görüşmelisiniz. Yavaş ve çok sert olmayan bir hareketle biberonu bebeğinizin ağzından çekin. Eğer bırakmak istemezse, küçük parmağınızı ağzının kenarından içeri kayırın. Biberon ağzındayken uyuyakalmışsa, yutmuş hava yüzünden kendisini tok hissediyor olabilir. Oturur konuma getirin ve gazını çıkartın.</p>
<p><strong>Minik bünyelere büyük koruma</strong></p>
<p>Amerikan Bağışıklama Uygulamaları Danışmanlık Komitesi (ACIP), 6-23 aylık bebeklerin rutin aşılama programlarına grip aşısını da ekledi. Çocuklarda grip aşısı konusunda açıklamalar yapmak üzere Türkiye’ye gelen Dr. Fred Ruben, gribin sağlıklı çocuklar için de hayati tehlike yarattığını belirterek, durumun ciddiyetini daha yeni anladıklarını ve gribi rutin çocuk aşıları arasına aldıklarını söyledi.</p>
<p><strong>Gribe karşı aşı</strong></p>
<p>Kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı yapmadan herkesi vuran grip virüsü her yıl değişse de neden olduğu hastalık hiç değişmiyor. Çoğu kez sanılanın aksine hayatı tehdit edebilecek kadar önemli bir hastalık olan gribin, çocuklarda da en az yaşlılar kadar tehlikeli olduğu ortaya konulmuş durumda.</p>
<p>Bağışıklık sistemini güçlendirecek önlemler almak yararlı olsa da yeterli değil; gripten korunmanın tek yolu, bağışıklamadan geçiyor. Amerikan Bağışıklama Uygulamaları Danışmanlık Komitesi ACIP, yeni bir düzenleme ile, 6-23 aylık bebekler için şimdiye dek “önerdiği” grip aşısını, rutin aşılamalar listesine dahil etti.</p>
<p>ACIP uzmanlarından Dr. Fred Ruben, yeni bağışıklama talimatını anlatmak ve bebekler ile küçük çocuklarda grip hastalığının tehlikeleri hakkında bilgi vermek üzere basın mensupları ile bir araya geldi.</p>
<p><strong>Rutin aşılar içinde</strong></p>
<p>Grip denildiğinde akla hep yaşlılar ile kronik hastalığı olanların geldiğini, ancak uzun araştırmalar sonucunda gribin çocuklarda da büyük tehlike arz ettiğinin farkına varıldığını anlatan Dr. Ruben, bu nedenle geçtiğimiz yıla kadar bebekler ve çocuklar için “tavsiye edilen” grip aşısının, bu yıldan itibaren “rutin çocukluk çağı aşıları” kapsamına alındığını belirtti.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/bebegimizi-biberonla-beslemenin-puf-noktalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Ara Ne Kadar Olmalıdır?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/gebelikte-ara-ne-kadar-olmalidir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gebelikte-ara-ne-kadar-olmalidir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/gebelikte-ara-ne-kadar-olmalidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 00:46:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte ara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1107</guid>
		<description><![CDATA[


Emziren Anneleri Destekleme ve Aile Sağlığını Koruma Derneği tarafından Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde düzenlenen ‘Gebelik ve Emzirme Döneminde Anne ve çocuk Beslenmesi’ konulu panelde, çocuğun bir aile ortamında yetiştiğini, çocuğun yetişmesinde en önemli etkenin anne olduğu belirtildi.
Annenin, ailenin merkezini oluşturduğunu ve annenin anlayışlı, mutlu ve sağlıklı olması durumunda bebeğin düzenli büyüyeceğini ifade edilirken, düzenli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1108" title="gebelik_1" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/gebelik_1.jpg" alt="gebelik_1" width="520" height="294" /></p>
<p>Emziren Anneleri Destekleme ve Aile Sağlığını Koruma Derneği tarafından Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde düzenlenen ‘Gebelik ve Emzirme Döneminde Anne ve çocuk Beslenmesi’ konulu panelde, çocuğun bir aile ortamında yetiştiğini, çocuğun yetişmesinde en önemli etkenin anne olduğu belirtildi.</p>
<p>Annenin, ailenin merkezini oluşturduğunu ve annenin anlayışlı, mutlu ve sağlıklı olması durumunda bebeğin düzenli büyüyeceğini ifade edilirken, düzenli beslenme olmadan anne ve çocuk sağlığının korunmasının mümkün olmayacağı kaydedildi.</p>
<p><strong>3 yıllık ara olmalı</strong></p>
<p>Anne sağlının, gebelik ve emzirme döneminde sosyolojik, ekolojik ve kültürel faktörlerden etkileneceği vurgulanarak, şöyle denildi: “Ayrıca gebelik sayısı, doğum aralığı, olgunluk düzeyi, sigara, alkol ve ilaç gibi biyolojik faktörler de anne sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Anne ve çocuk sağlının korunabilmesi için gebeliklerde en az 3 yıllık ara olması gerekir. Anne, gebelik döneminde bebeğe zarar verecek toksik maddelerden uzak durmalı ve bulaşabilecek bölgelerde çalışmamalıdır.”</p>
<p><strong>Beslenme çok önemli</strong></p>
<p>Bunların yanı sıra annenin emzirme döneminde de sağlığı bozucu etkenleri olabildiğince azaltması gerektiği belirtildi: “Özellikle beslenme çok önemlidir. Yemekle birlikte çok çay içilmesi, kan yapıcı maddelerin etkisiz hale getirerek vücuttan dışarı atılmasına yol açar. Bunun sonucu olarak da kansızlık ve sağlık bozukluğu ortaya çıkar. Ayrıca yemeklerin pişirilmesi, ek besin alınması ve annenin her konuda bilgilendirilmesi de anne ve bebek sağlığı açısından oldukça önemlidir.”</p>
<p>Gebelik ve emzirme döneminde sayılan olumsuz tüm etkenlerin başta anne olmak üzere bebeğin düzenli gelişimini tersine çevireceğine dikkat çekilerek, “Sonuçta anne ölümleri, yaşam süresinin kısalması, emzirme verimliliğinin düşmesi, sakat ya da ölü doğum gibi olumsuzluklar ortaya çıkar” denildi.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/gebelikte-ara-ne-kadar-olmalidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genital Bölge Hijyeni İçin Pratik İpuçları</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/genital-bolge-hijyeni-icin-pratik-ipuclari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=genital-bolge-hijyeni-icin-pratik-ipuclari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/genital-bolge-hijyeni-icin-pratik-ipuclari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 22:37:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Cinsel Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[genital bölge]]></category>
		<category><![CDATA[genital temizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1103</guid>
		<description><![CDATA[


Kadınların cinsel hastalıklara ve enfeksiyonlara yakalandıkları bölge olan genital bölgenin temizliği yapılırken mutlaka uyulması gereken kurallar vardır. Bu kurallara uyulmadığında oluşabilecek enfeksiyonlar cinsel hastalıklara ve hatta kısırlığa neden olabilir.
İşte genital bölge temizliğini sağlamanın ve o bölgenin hijyenini sürekli olarak korumanın 10 altın kuralı…

Genital bölgenin sık sık yıkanarak hijyen sağlanmaya çalışılması, bilinenin aksine vajinanın asit ortamının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1104" title="hijyen" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/hijyen.jpg" alt="hijyen" width="250" height="313" /></p>
<p>Kadınların cinsel hastalıklara ve enfeksiyonlara yakalandıkları bölge olan genital bölgenin temizliği yapılırken mutlaka uyulması gereken kurallar vardır. Bu kurallara uyulmadığında oluşabilecek enfeksiyonlar cinsel hastalıklara ve hatta kısırlığa neden olabilir.</p>
<p><strong>İşte genital bölge temizliğini sağlamanın ve o bölgenin hijyenini sürekli olarak korumanın 10 altın kuralı…<br />
</strong></p>
<p>Genital bölgenin sık sık yıkanarak hijyen sağlanmaya çalışılması, bilinenin aksine vajinanın asit ortamının zarar görmesine neden olur. Ayrıca mantar gibi enfeksiyonlara karşı ıslak kalmamalıdır.</p>
<p>Doktorunuz aksini önermedikçe vajinanın içini yıkamaya yönelik üretilen hijyen ürünlerini kullanmamalısınız. Vajina, kendini sürekli yenileyen bir organdır. Bu nedenle vajinanın içine bu maddelerin sokularak “temizlik” yapılmaya çalışılması anlamsızdır ve vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine neden olabilir. Bu ürünlerle dış genital bölgenizi temizlemenizde bir sakınca yoktur. Genital bölgenin gereğinden fazla yıkanarak hijyen sağlanmaya çalışılması vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine katkıda bulunabilir.</p>
<p>Tuvalet sonrası temizlikte temizliğin önden arkaya (vajinadan anüse doğru yapılması) çok önemlidir. Temizliği anüsten vajinaya doğru yaptığınızda dışkıdaki kalınbağırsak bakterileri vajinaya ve buradan da idrar borusu yoluyla mesaneye bulaşabilir.</p>
<p><strong>Genital bölge kuru olmalı</strong></p>
<p>Mantar ve diğer bakterilerin nemli ve sıcak ortamlarda daha kolay üremesi nedeniyle genital bölgenin kuru kalması önemlidir. İç çamaşırınızı günlük değiştirmek, naylon yerine pamuklu iç çamaşırları tercih etmek, dar pantolon, çorap ve iç çamaşırı kullanmamakla bunu sağlayabilirsiniz.</p>
<p>İlişki sonrasında ve diğer tüm zamanlarda idrar yapma ihtiyacı ortaya çıktığında ertelenmemelidir. İdrar ihtiyacı ertelendiğinde mesanedeki bakteriler enfeksiyon yapmak için “zaman” bulurlar. Halbuki idrar yapılması bakterilerin idrarla birlikte vücuttan atılmasını sağlar.</p>
<p>Tam hazır olunmadan (yeterli kayganlık oluşmadan) ilişkiye başlanmamalıdır. Bu önlem mekanik tahrişe meydan vermemek açısından çok önemlidir. Gerekirse doktor önerisine göre kayganlaştırıcı ilaçlar kullanabilirsiniz.</p>
<p>Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) açısından risk altında olan biriyle cinsel ilişkiye girdiğinizde eşinizin prezervatif kullanmasını istemek sizin en doğal hakkınızdır. Bunu sağlayamayacağınızı düşündüğünüzde kadın prezervatifinden faydalanabilirsiniz.</p>
<p>Unutmayın, Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) erkekten kadına daha kolay bulaşırlar.</p>
<p><strong>Genital temizlikte dikkat edilmesi gerekenler</strong></p>
<p>Ağda ve jilet genital kılların giderilmesinde oldukça etkilidir. Lakin bu iki yöntem kıl köklerinin enfeksiyonunu kolaylaştırır ve genital bölgenin daha kolay tahriş olmasına neden olur. Genital bölge için geliştirilmiş aletlerden faydalanmak veya makas kullanmak özellikle genital bölgeleri, enfeksiyona ve tahrişe duyarlı kadınlarda daha iyi bir seçenek olabilir.</p>
<p><strong>Tuvalette alınması gereken önlemler</strong></p>
<p>Klozet kapağının üzerine serilen tek kullanımlık kâğıtlar ülkemizde de giderek yaygınlaşmakta ve hatta büyük marketlerde bu kâğıtlar herkesin cebinde taşıması için uygun bir şekilde paketlenmiş olarak satılmaktadır. Bu kâğıtları mutlaka kullanmalısınız.</p>
<p>Tuvaletlerde diğer bir sorun da tuvaletin içindeki kirli suyun sıçrayarak genital bölgeye değmesidir. Bunu önlemek için kirli suyun üzerini tuvalet kâğıdıyla kaplayabilirsiniz. Bunu yapmak mümkün olmadığında dezenfektan madde içeren “mavi su verici tabletlerden” faydalanabilirsiniz.</p>
<p>Her kadın düzenli olarak jinekolojik muayeneden geçmeli ve belirti ve bulgulara duyarlı olmalıdır. Kadınlar hiçbir sorunları olmasa dahi yıllık jinekolojik muayene için başvurmalıdırlar. Bu, belirti vermeyen veya geç belirti veren hastalıkların tanı ve tedavisi açısından çok önemlidir.</p>
<p>Genital sistem enfeksiyonları erken tanı konduğunda başarılı bir şekilde tedavi edilebilirken, tanının gecikmesi Fallop tüplerinin tıkanmasına neden olabilir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/genital-bolge-hijyeni-icin-pratik-ipuclari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soğuk Kış Gecelerinin Sıcak Kadını Olmaya Ne Dersiniz?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/soguk-kis-gecelerinin-sicak-kadini-olmaya-ne-dersiniz.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=soguk-kis-gecelerinin-sicak-kadini-olmaya-ne-dersiniz</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/soguk-kis-gecelerinin-sicak-kadini-olmaya-ne-dersiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 22:27:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[bronz ten]]></category>
		<category><![CDATA[güzellik]]></category>
		<category><![CDATA[seksi bayan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1099</guid>
		<description><![CDATA[


Soğuk kış günlerinde, çevrenizdeki yakışıklıları etkileyebilmeniz için neler yapmalısınız? İşte size, soğuk gecelerin sıcak kadını olabilmeniz için mükemmel makyaj teknikleri, bronz görünüm için ipuçları ve tarzınıza en uygun parfüm seçenekleri…
Kış gecelerindeki davetlerde göz kamaştırmak için tavsiyelerimizi dinleyin.
Kıpkırmızı dudaklar
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kırmızı tonlarındaki renklere bakanların kalp atışları hızlanıyor, nabızları artıyor.
Güzellik uzmanı Lisa Herbert, “Kırmızı, karşınızdakine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1100" title="rujlu-kiz" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/rujlu-kiz.jpg" alt="rujlu-kiz" width="279" height="387" /></p>
<p>Soğuk kış günlerinde, çevrenizdeki yakışıklıları etkileyebilmeniz için neler yapmalısınız? İşte size, soğuk gecelerin sıcak kadını olabilmeniz için mükemmel makyaj teknikleri, bronz görünüm için ipuçları ve tarzınıza en uygun parfüm seçenekleri…</p>
<p>Kış gecelerindeki davetlerde göz kamaştırmak için tavsiyelerimizi dinleyin.</p>
<p><strong>Kıpkırmızı dudaklar</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kırmızı tonlarındaki renklere bakanların kalp atışları hızlanıyor, nabızları artıyor.</p>
<p>Güzellik uzmanı Lisa Herbert, “Kırmızı, karşınızdakine seksi ve heyecan verici olduğunuz mesajını verir” diyor. Yani kırmızı bir ruj, sevgilinizin kalp atışlarını hızlandıracaktır.</p>
<p>New Yorklu makyöz Melissa Silver, “Kırmızı ruj seçerken özenli davranın. Klasik kremsi olanlar yerine, dudaklarınıza seksi bir görünüm veren simli Rujunuzun kalıcı olması için, parlak rujunuzun altına gül rengi bir ruj sürün” diyor.</p>
<p><strong>Kış bronzluğu</strong></p>
<p>Altın rengi bronz bir ten, kendinizi çekici hissetmenizi sağlar. Böyle bir tene kışın da sahip olabilmek için, 7 saniyede bronz bir görünüm veren kremleri kullanabilirsiniz. Uygulamadan birkaç gün önce,<a href="http://dogalguc.net/133-hydroderm-30-ml-peeling.html"> peeling</a> yapın.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/soguk-kis-gecelerinin-sicak-kadini-olmaya-ne-dersiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obezitenin Bir Diğer Nedeni &#8220;Zenginlik&#8221;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/obezitenin-bir-diger-nedeni-zenginlik.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=obezitenin-bir-diger-nedeni-zenginlik</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/obezitenin-bir-diger-nedeni-zenginlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 22:17:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[obez]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıksız beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1095</guid>
		<description><![CDATA[


Amerikalıların sağlıksız beslenme nedeniyle uzun süredir karşı karşıya kaldıkları obezite sorunu, Türkiye’de de ortaya çıkmaya başladı. Uzmanlar, risk altındaki kesimin daha çok ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları olduğunu belirterek, zengin çocuklarının yarısının obez olduğu uyarısında bulunuyor.
Özellikle büyükşehirlerde yaşayan ve obezite riski altında bulunan çocukların sayısının genel çocuk nüfusu oranının yüzde 25′ ini oluşturduğunu ifade eden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1096" title="obez" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/obez.jpg" alt="obez" width="520" height="396" /></p>
<p>Amerikalıların sağlıksız beslenme nedeniyle uzun süredir karşı karşıya kaldıkları obezite sorunu, Türkiye’de de ortaya çıkmaya başladı. Uzmanlar, risk altındaki kesimin daha çok ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları olduğunu belirterek, zengin çocuklarının yarısının obez olduğu uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Özellikle büyükşehirlerde yaşayan ve obezite riski altında bulunan çocukların sayısının genel çocuk nüfusu oranının yüzde 25′ ini oluşturduğunu ifade eden Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü öğretim üyesi Çocuk Gastroentolojisi ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, ‘Ekonomik özgürlük, birlikte geniş bir yelpazeye sahip gıda sektörüne yönelik tüketimi de artırıyor. Ancak bu tüketim maddelerinde zararlı yağlar, doymuş yağ asitlerinin kullanılması nedeniyle son derece sağlıksız bir beslenme profili çiziliyor’ diye konuştu.</p>
<p><strong>Yüksek kalori</strong></p>
<p>Fast- food ve saklanabilir gıda maddelerinde ayrıca katkı maddelerinin de bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Yağcı, bu gıdaların vücutta yağ birikimini ve giderek obeziteye yol açtığını belirtti.</p>
<p>Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, “Fast- food ürünlerinin içerdiği yoğun yağ ve karbonhidrat nedeniyle de yüksek kalorili olma özelliğine sahip oluyor. Özellikle günümüz çocuklarının bilgisayar başından kalkmadığı göz önünde alınırsa, bunun getirdiği hareket kısıtlılığı riski daha da arttırıyor. Obezitenin yanında ileriki yaşlarda, damarlarda biriken yağ nedeniyle damar tıkanıklıkları, kalp hastalıkları, hipertansiyon ve felç riskini de üst seviyeye çıkartıyor. Kişinin bünyesinin yatkın olması halinde bu risk kaçınılmaz oluyor” dedi.</p>
<p><strong>Eğitimin önemi</strong></p>
<p>Özellikle ekonomik gelir düzeyi yüksek ailelerin çocuklarında görülen bu sorunun, yasakçı bir yaklaşımla çözülemeyeceğinin de altını çizen Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Aileler, çocuklarının sağlığı için sağlıklı beslenmeyi ön planda tutmalı ve bu konuda çocuklarını da küçük yaşlardan itibaren eğitmeli. Günde üç öğün yemek kesinlikle ihmal edilmemeli ve mönü sağlıklı beslenmeye yönelik tespit edilmeli. En basitinden, hamburger yemek isteyen bir çocuk yanında cola yerine ayran veya meyve suyunu, cola içmek isteyen bir çocuk ise yanında salata, kaşarlı veya balıklı tost tercih etmesinin daha sağlıklı olacağını bilmeli. Protein, vitamin ve karbonhidrat dengesi iyi kurulmalı. Bunun yanında kemik gelişiminin önemi de düşünülerek, günde en az 500 gram süt tüketilmeli.”</p>
<p>Bunun yanında hareketin önemine de değinen Prof. Dr. Yağcı, ‘Olabildiğince D vitamininden yararlanmak için güneşli havalardan faydalanmak, spor yapmak alışkanlık haline getirilmeli’ dedi.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/obezitenin-bir-diger-nedeni-zenginlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlişkilerde Yaş Farkından Kaynaklanan Zorluklar</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/iliskilerde-yas-farkindan-kaynaklanan-zorluklar.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=iliskilerde-yas-farkindan-kaynaklanan-zorluklar</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/iliskilerde-yas-farkindan-kaynaklanan-zorluklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 22:07:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ilişkilerde sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaş farkı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1091</guid>
		<description><![CDATA[


Her ilişkide zaman zaman problemler yaşanabiliyor ama yaş farkının büyük olduğu beraberliklerde durum biraz daha farklı. Uzmanlar, yaş farkı kaynaklı sorunların eşler arasında karşılıklı anlayış ile çözülebileceğini ifade ediyor.
Uzmanlar, eşler arasında büyük bir aşkın ve ortak noktaların olduğu müddetçe yaş farkının çok da büyütülmesi gereken bir sorun olmadığını belirtiyor ve bir ilişkinin yürümesi için derinliğinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1092" title="yas-farki" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/yas-farki.jpg" alt="yas-farki" width="250" height="169" /></p>
<p>Her ilişkide zaman zaman problemler yaşanabiliyor ama yaş farkının büyük olduğu beraberliklerde durum biraz daha farklı. Uzmanlar, yaş farkı kaynaklı sorunların eşler arasında karşılıklı anlayış ile çözülebileceğini ifade ediyor.</p>
<p>Uzmanlar, eşler arasında büyük bir aşkın ve ortak noktaların olduğu müddetçe yaş farkının çok da büyütülmesi gereken bir sorun olmadığını belirtiyor ve bir ilişkinin yürümesi için derinliğinin önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Özellikle cinsel çekimin yoğun olduğu birlikteliklerde yaş farkının pek önemi kalmıyor ve diğer ilişkiler gibi mutlu bir şekilde devam edebiliyor.</p>
<p>Erkeğin korkusu cinsel yetersizlik</p>
<p>Uzmanlar genelde kadınların kendilerinden yaşça küçük erkeklerle birlikte olmaktan çekindiklerini belirtiyor. Kadınlar, genç erkek tarafından terkedilme korkusunu daha yoğun yaşadıkları için, böyle bir ilişkiden uzak duruyor.</p>
<p>Erkekler ise bu endişeyi pek taşımıyor. Onların en büyük korkusu; cinsel yetersizlik. Yaşça küçük kadın tarafından artık çekici bulunmama endişesi birçok erkeği korkuya ve bunalıma sürükleyebiliyor. Aslında uzmanlar, eşler arasında en fazla 10 yaş fark olmasının doğru olduğunu belirtiyor. Daha büyük bir yaş farkı, ilişkinin bir noktasında tehlike çanlarının çalmasına yol açabiliyor.</p>
<p>İlişkilerde yaş farkının olumsuz yanları</p>
<p>Aralarında 15 – 20 yaş fark olan çiftler, genelde ayrı kültürlerde yetişiyor. Yetiştirilme tarzları başka olduğundan, dolayısıyla hayat görüşleri de farklı oluyor. Birbirlerini çok etkilemese de, çocuk olduktan sonra ilişki çıkmaza girebiliyor.</p>
<p>Bir diğer önemli konu; yaş farkından dolayı ikisinin de düşünce tarzlarının genelde ayrı olması. Bu aslında çok normal. 70 yaşındaki bir erkek belki yavaş yavaş ölümü düşünmeye başlarken, 55 yaşındaki bir kadın, kendini henüz hayatının baharında hissedebiliyor. Bu da çiftler arasında iplerin kopmasına yol açabiliyor.</p>
<p>Cinsel sorunları yok</p>
<p>Araştırmayı yapan uzmanlara göre; bu çiftler cinsel açıdan çok büyük sorunlar yaşamıyor. Çünkü birçok kadın, sürekli seks isteyen bir erkeğin etraflarında bulunmamasından hoşnut iken, erkekler de genç kadınlarla yeni tecrübeler yaşamaktan oldukça zevk alabiliyor.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/26/iliskilerde-yas-farkindan-kaynaklanan-zorluklar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beynimize Zarar Veren Alışkanlıklarımız</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/23/beynimize-zarar-veren-aliskanliklarimiz.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=beynimize-zarar-veren-aliskanliklarimiz</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/23/beynimize-zarar-veren-aliskanliklarimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 21:17:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[alışkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyin  hasarı]]></category>
		<category><![CDATA[beyne zarar veren alışkanlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1087</guid>
		<description><![CDATA[


Beyine Zarar Veren Alışkanlıklarımız Hangileri Biliyormuyuz?
1- Kahvaltı Etmemek
Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonundna beyin dejenarasyonuna yol açabilir.
2- Aşırı Yeme
Beyin Arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar.
3- Sigara İçmek
Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açar. Kesinlikle öldürücüdür
4- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1088" title="BEYNIN-1" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/BEYNIN-1.JPG" alt="BEYNIN-1" width="250" height="249" /></p>
<p><strong>Beyine Zarar Veren Alışkanlıklarımız Hangileri Biliyormuyuz?</strong></p>
<p><strong>1- Kahvaltı Etmemek</strong></p>
<p>Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonundna beyin dejenarasyonuna yol açabilir.</p>
<p><strong>2- Aşırı Yeme</strong></p>
<p>Beyin Arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar.</p>
<p><strong>3- Sigara İçmek</strong></p>
<p>Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açar. Kesinlikle öldürücüdür</p>
<p><strong>4- Yüksek Şeker tüketimi</strong></p>
<p>Çok fazla şeker proteinlerin ve besinlerin emilmesini durdurur ve dengesiz beslenmeye neden olur ayrıca beynin gelişmesine de engel olur yüksek şeker tüketimi</p>
<p><strong>5- Hava Kirlenmesi</strong></p>
<p>Beyin vücudumuzda en çok oksijen tüketen organdır. Kirli havanın teneffüs edilmesi, beyne giden oksijeni azaltır ve beynin veriminde düşüş yaratır.</p>
<p><strong>6- Uyku Yetersizliği</strong></p>
<p>Uyku beynimizin dinlenmesini sağlar. Uykunuzdan uzun vadeli yoksunluk beyin hücrelerinin ölmesini hızlandırır.</p>
<p><strong>7- Uyurken kafayı örtmek</strong></p>
<p>Kafayı örterek uyumak, karbondioksit konsantrasyonunu artırır ve beyne hasar veren etkilere yol açabilir.</p>
<p><strong>8- Hastalık sırasında beyni çalıştırmak</strong></p>
<p>Hasta iken çok çalışmak ve öğrenmek beyin etkenliğinin azalmasına yol açabilir ve ayrıca beyne hasar verebilir.</p>
<p><strong>9- Uyarıcı düşüncelerde eksiklik</strong></p>
<p>Düşünmek beyin jimnastiği için en iyi yoldur, beyni uyaran düşüncelerin eksikliği beyin daralmasına yol açabilir. Çapraz bulmaca ve sudoku iyi egzersiz sağlar.</p>
<p><strong>10- Az Konuşmak</strong></p>
<p>Zihinsel sohbetler beynin etkinliğini geliştirir.</p>
<p><strong>Karaciğer Hasarının Ana Nedenleri</strong></p>
<p>1- Çok geç uyuma ve çok geç kalkma</p>
<p>2- Sabahları çiş yapmamak</p>
<p>3- Çok fazla yemek</p>
<p>4- Kahvaltıyı atlamak</p>
<p>5- Çok fazla ilaç tüketmek</p>
<p>6- Çok fazla koruyucu, gıda katkısı, gıda boyası ve yapay tatlandırıcı tüketmek</p>
<p>7- Sağlıksız pişirme yağı tüketmek, İçinde en iyi pişirme yağı olan zeytinyağı bile olsa, kızartma yaparken mümkün olduğunca pişirme yağını azaltın. Yorgun olduğunuzda, eğer vücudunuz formda (zinde) değilse kızarmış gıdaları tüketmekten kaçının.</p>
<p>8- Çiğ veya fazla pişmiş gıdaların da tüketilmesi karaciğere ağır yük olur. Sebzeler çiğ veya 3-5 kısım pişirilerek yenmelidir. Kızarmış sebzeler bir öğünde bitirilmeli, saklanmamalıdır.</p>
<p><strong>Kansere En Çok Neden Olan 5 Gıda </strong></p>
<p><strong>1- Sosisli Sandviç</strong></p>
<p>Ziura içinde çok fazla nitrat vardır. Kanser koruma koalisyonu, çocukların ayda 12 adetten fazla sosisli sandviç yememelerini önermektedir. Sosisli sandviçsiz yapamıyorsanız, sodyum nitratsız yapılan cinsini satın alın.</p>
<p><strong>2- İşlenmiş et ve domuz pastırması</strong></p>
<p>Sosisli sandviçte, domuz pastırmasında ve diğer işlenmiş etlerde bulunan aynı yüksek sodyum nitrat aynı şekilde kalp hastalığı riskini yükseltir. Domuz pastırmasında doymuş yağın aynı şekilde kanserde payı olur.</p>
<p><strong>3- Yağda kızarmış şekerli çörek veya lokma</strong></p>
<p>Lokmalar kansere yol açan çiftli dertlerdir. Birincisi, bunlar beyaz undan, şekerden ve hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar, belki de kanser riskini artırmak için yiyebileceğiniz en kötü yiyecektir.</p>
<p><strong>4- Kızarmış patates</strong></p>
<p>Lokmalar gibi, kızarmış patates de hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar ayrıca, kızarma işlemi sırasında ortaya çıkan ve kansere neden olan akrilamid maddesini de içerir. Bunlara &#8220;French fries&#8221; değil, &#8220;Kanser fries&#8221; olarak çağrılmalıdır.</p>
<p><strong>5- Cips, Kraker ve kurabiye, bisküi</strong></p>
<p>Tümü genellikle beyaz un ve şekerden yapılır. Etiketinde &#8220;Trans yağlar içermez&#8221; yazılı olsa bile az miktarda trans yağ vardır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/23/beynimize-zarar-veren-aliskanliklarimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeklerin Korktuğu 7 Şey</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/1083.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=1083</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/1083.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 00:36:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerin 7 korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[erkeklerin korkuları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1083</guid>
		<description><![CDATA[

O, çekici, yakışıklı ve güçlü. Her kızı peşinden koşturabilecek kadar da başarılı. “Böyle bir erkeğin hayatta korkabileceği ne olabilir ki?” diye düşünebilirsiniz! İnanın öyle çok ki duyduğunuzda çok şaşıracaksınız.
Bazı zamanlar kilonuzdan şikayetçi oldunuz mu? Veya eskisi kadar güzel olmadığınızı ve bu nedenle de erkeğinizin başkalarına baktığını düşündünüz mü? Eğer böyle endişeleriniz varsa size güzel bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1084" title="korku" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/korku.jpg" alt="korku" width="250" height="258" />O, çekici, yakışıklı ve güçlü. Her kızı peşinden koşturabilecek kadar da başarılı. “Böyle bir erkeğin hayatta korkabileceği ne olabilir ki?” diye düşünebilirsiniz! İnanın öyle çok ki duyduğunuzda çok şaşıracaksınız.</p>
<p>Bazı zamanlar kilonuzdan şikayetçi oldunuz mu? Veya eskisi kadar güzel olmadığınızı ve bu nedenle de erkeğinizin başkalarına baktığını düşündünüz mü? Eğer böyle endişeleriniz varsa size güzel bir haberimiz var. En az sizin endişeleriniz kadar erkeğinizin de bazı endişeleri var. Artık o da en az sizin kadar nasıl göründüğüne önem veriyor. Giyimine, saçına dikkat ediyor. Kilo alınca üzülüyor, kel kalmaktan ise, ödü patlıyor. İşte size erkeklerin korktuğu 7 şey…</p>
<p><strong>Küçüklük korkusu</strong><br />
Tüm kadınların bildiği gibi erkekler <a href="http://dogalguc.net/52-jagra-penis-buyutucu-erkeklik-gelistirici-formul.html" target="_blank">cinsel organlarının boyutlarına</a> çok önem verirler. Çoğu erkek için beraber olduğu kadınların <a href="http://dogalguc.net/50-v-pills-vpills-penis-buyutucu-3-aylik-kullanim-.html" target="_blank">cinsel organlarının büyüklüğü</a> de önemlidir. Bu nedenle erkeğinizin kendini iyi hissetmesi için onunla beraberken onun sizi mutlu ettiğini vurgulayın. Ona “Harika bir vücudun var veya seni çok beğeniyorum” gibi şeyler söyleyebilirsiniz. Ona asla öyle olmadığı halde “Tanrım çok büyük” gibi şeyler söylemeyin. O, bu söylediğinizin gerçek olmadığını bildiği için, bu konuda kendine olan güvensizliği daha da artacaktır.</p>
<p><strong>Para kazanamama korkusu</strong><br />
Her kadın, erkeğinin başarılı, karakterli ve yakışıklı olmasını ister. Ayrıca erkeklerinin iç güzelliğe de önem vermesine dikkat ederler. Tabii siz de daha az yiyerek 38 bedene ulaşsanız hiç fena olmaz. Burada önemli olan erkeğin kendine hangi konularda ne kadar güvenli olduğunu hissetmek. Özellikle para konularında bazı erkekler her zaman için kadınlardan üstün olmak isterler. Eşlerinin kendilerinden çok para kazanmalarından rahatsızlık duyarlar. Siz de çalışıyorsanız ve ondan çok kazanıyorsanız, emin olun bu onu çok fazla rahatsız ediyordur. Hatta bir gün eve çok büyük miktarda bir çekle gelmeniz onun en büyük kabusu olabilir. Ondaki bu korkuyu yenmeniz için size bazı tavsiyelerimiz var. Öncelikle paranın hayatınızda o kadar önemli bir yeri olmadığını ona hissettirin. Onu parasız olsaydı bile çok seveceğinizi, sizin için onun karakterinin ön planda olduğunu söyleyin.</p>
<p><strong>Reddedilme korkusu</strong><br />
Erkekler çok değişik yaratıklardır. Çoğu erkek sırf reddedilme korkusundan dolayı hoşlandığı kişiye yaklaşamaz. Kendinde eksiklik hisseden erkekler genellikle karşı cinse yaklaşmakta zorlanırlar. Sizinle birlikte olduklarında ise, her zaman size ne kadar duygusal ve de istekli olduklarının sinyallerini vermeye çalışırlar. Sizinle ortak noktaları olduğuna inanmanızı sağlarlar. Bu nedenle sizin böyle durumlarda ona yardımcı olmanız gerekir. Eğer siz de ondan hoşlandıysanız bunu ona bir şekilde belli etmelisiniz. En ufak bir jestle ya da sözle ona “Ben de senden hoşlandım, yarın çıkabiliriz”in sinyalini verebilirsiniz. Bu şekilde onun kendine olan güvenini yeniden kazandırmış olursunuz.</p>
<p><strong>Kel kalma korkusu</strong><br />
Bruce Willis ve Sean Connery, birçok kadın tarafından çok seksi ve yakışıklı bulunuyor. İkisinin ortak noktası ise, kel olmaları. Doktorlar erkeklerin çoğunun yirmili yaşlardan itibaren saçlarının dökülmesini kaçınılmaz olarak nitelendiriyor. Ayrıca yine araştırmalar, erkeklerin kel kalmalarıyla yüksek testesteron seviyeleri arasında bir bağlantı olduğunu da gösteriyor. Etrafınızdaki erkeklere dikkat edin çoğunun kel ya da kel olmak üzere olduğunu görebilirsiniz. Eğer sevgilinizin de böyle bir problemi varsa ona sürekli olarak bu haliyle çok seksi göründüğünü söyleyin.</p>
<p><strong>Fazla kıl korkusu</strong><br />
Tatildesiniz ve birkaç gündür gördüğünüz çok yakışıklı bir erkekle ilk defa plajda karşılaştınız. Ama tişörtünü çıkarttığı anda görüyorsunuz ki o ufak çaplı bir goril. Artık ona takılmaya devam edip etmemek size kalmış. Bazı kadınlar böyle çok kıllı erkeklerden hoşlanırlarken, bazıları da nefret eder. Ama erkekler çok kıllı olmaktan pek de hoşnut değiller. Bu durumda sizin onu rahatlatmanız gerekir. Eğer onun bu halinden rahatsız değilseniz, onu bu haliyle çok beğendiğinizi ona söyleyin. Eğer rahatsızsanız, ona kibarca tüylerden kurtulmanın bazı yolları olduğunu söyleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Ailenizle tanışma korkusu</strong><br />
Size göre aileniz sıradan bir şehirde, sıradan bir hayat yaşayan, sıradan bir çift. Ama erkek arkadaşınıza göre aileniz sizin hakkınızda karar verme yetkisi olan, hakim konumunda olan kişilerdir. Bu nedenle ailenizle tanışma konusu her açıldığında sizi bir şekilde atlatırlar. Bir şekilde onu ikna edip, ailenizle tanışmak için yola çıktığınızda yapmanız gereken bazı şeyler var. Öncelikle ona ailenizle tanışmak için geldiğine çok mutlu olduğunuzu ve ona olan güveninin daha da arttığını söyleyebilirsiniz. Hatta ailenizden korkuyorsa ona ailenizin eski arkadaşlarınızla da tanıştığını ve onları çok sevdiğini söyleyin.</p>
<p><strong>Bağlanma korkusu</strong><br />
Bir erkek için kendi kendini kontrol edebilmesi çok önemlidir. Ve bu oto-kontrolün hayatta mutlu olabilmek için tek anahtar olduğuna inanırlar. Bir erkek tamamıyle aşık olduğunda içinden “Tanrım, tüm kontrolümü kaybettim. Güçsüz bir kılıbık oldum” diye düşünür. Duyguları öyle çoşkun olur ki hayatının tek amacı sizi mutlu etmek olur. Sizi kaybetmekten de çok korkar. Böyle durumlarda erkek arkadaşınız size “Sana olan aşkım beni korkutmaya başladı.” gibi sözler söyleyebilir. Sizin cevaplarınız önemlidir. Örneğin ona “Hayatım bu hislerin çok normal. Bana korkularını itiraf ettiğin için çok cesursun” gibi sözler söyleyebilirsiniz.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/1083.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgilinize Aşkı Zehir Etmenin Yolları</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/sevgilinize-aski-zehir-etmenin-yollari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=sevgilinize-aski-zehir-etmenin-yollari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/sevgilinize-aski-zehir-etmenin-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 00:24:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[kötü ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[zehir etme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1079</guid>
		<description><![CDATA[

O güzel duyguyu zehir etmek için eczane kapılarını aşındırmaya, aşk kitaplarına gömülüp kalmaya hiç gerek yok. Çünkü onu olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecek tek güçlü madde sizsiniz…
- Mutlu olduğunuzu hissettiğiniz her güzel anda, keyfini çıkarmak yerine o an sizi üzen mutsuz eden olayları düşünün ve bunu sevgilinize de anlatıp, onun canını sıkın.
- Gayet güzel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1080" title="mutsuz" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/mutsuz.jpg" alt="mutsuz" width="250" height="184" />O güzel duyguyu zehir etmek için eczane kapılarını aşındırmaya, aşk kitaplarına gömülüp kalmaya hiç gerek yok. Çünkü onu olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecek tek güçlü madde sizsiniz…</p>
<p>- Mutlu olduğunuzu hissettiğiniz her güzel anda, keyfini çıkarmak yerine o an sizi üzen mutsuz eden olayları düşünün ve bunu sevgilinize de anlatıp, onun canını sıkın.</p>
<p>- Gayet güzel ve hoş bir ilişki yaşarken, bunun gün gelip biteceği korkusuna kapılın, acı çekin, ağlayın…</p>
<p>- Ona aslında aşkın olmadığını söyleyin. Ve aşkın gerçekte olmadığını anlatan kitaplar hediye edin.</p>
<p>- Onunla olduğunuz her anı sorunlu, stresli ve sıkıcı geçmesi için elinizden geleni ardınıza koymayın.</p>
<p>- Size söyleyeceği her güzel sözü, iltifatı, ‘Aaaa sahi mi, yok canım sana öyle geliyor’ gibi sözlerle geri çevirin.</p>
<p>- El ele tutuştuğunuzda, size her sarıldığında ya da öptüğünde onu geri itin ve ‘Kim bilir daha önce kimlerle böyle şeyler yaşadı’ diye düşünün.</p>
<p>- Size ‘Seni seviyorum’ dediği zaman ‘Yalan söylüyorsun… Şimdi böyle düşünüyorsun ama aynı şeyleri ileride de söyleyecek misin bakalım?’ diyerek onu söylediklerine bin pişman edin.</p>
<p>- Ona sakın kendisiyle ilgili hiç bir olumlu sözden bahsetmeyin. Onu hep eleştirin, hor görün, küçümseyin ve yapmış olduğu hiç bir şeyi beğenmeyin.</p>
<p>- Onunlayken ‘Nasıl olsa bana aşık, benim görüntüme değil’ diye düşünün ve kendinize bakmayın, bakımsız olun.</p>
<p>- Ona aşık olduğunuzu sakın itiraf etmeyin… ‘Âşık gibiyim de, olmayabilirim de’ gibi yuvarlak cümleler kurun.</p>
<p>- ‘Aşkta özel hayat olmaz’ diye düşünün… Onun özel hayatına girmeye çalışın. Nefes aldırmayın, arkadaşlarıyla buluşmasını, hobilerine zaman ayırmasını, ailesiyle görüşmesini engelleyin.</p>
<p>- Buluşacağınız zamanlarda mekan olarak en gürültülü, en berbat servis yapılan yerleri seçin.</p>
<p>- Onunla geçirdiğiniz en güzel anları, eski sevgilinizle yaptıklarınızı anlatarak berbat edin. Onun da eski sevgililerini kötülemeye dikkat edin.</p>
<p>- Sürekli kıskançlık yapın. Ona sürekli nereye gittiğini, kiminle gittiğini, telefonda arayanın kim olduğunu sorun.</p>
<p>- Gece yarısı evine bir baskın düzenleyin ve evin bütün odalarını, yatak altlarını, dolapları arayın. Bu davranışınızın sebebini soran sevgilinize ‘Seni rüyamda başka bir kadınla gördüm’ şeklinde bir sebep uydurun.</p>
<p>- Başkalarına karşı daha fazla ilgi gösterin. Bu şekilde yolda yürürken bile gözlerinin sadece sizin üzerinde olmasını sağlayın.</p>
<p>- Sürekli ona karşı kaprisler yapın. Kendisini asla memnun edemediğinizden falan bahsedin.</p>
<p>- Size getirdiği güllere burun kıvırın. Kırmızı gül getirdiyse, ‘Ben sarı severim’ deyin.</p>
<p>- Gereksiz yere bol bol konuşun ve onun anlattıklarını hiç dinlemeyin.</p>
<p>- Onu devamlı iş yerinden arayın. Toplantıda olsa bile odaya apar-topar dalın.</p>
<p>- Onu çok özleseniz bile tersini söyleyin.</p>
<p>NOT: Bütün bunların tersini yaparak da mutluluğun doruklarına ulaşabilir, aşktan alabileceğiniz hazzı maksimuma çıkarabilirsiniz.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/sevgilinize-aski-zehir-etmenin-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Boşanmanın En Büyük Nedeni İletişimsizlik</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/bosanmanin-en-buyuk-nedeni-iletisimsizlik.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bosanmanin-en-buyuk-nedeni-iletisimsizlik</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/bosanmanin-en-buyuk-nedeni-iletisimsizlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 00:16:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmanın nedenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1075</guid>
		<description><![CDATA[

Uzmanlar, son yıllarda boşanmaların hızla arttığını belirterek, bunun da en büyük nedenini aile içi iletişimsizlik olarak gördüğünü açıkladı.
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, Özel Nilüfer Yıldırım İlköğretim Öğretim Okulu velilerine yönelik düzenlenen ‘Aile İçi İletişim’ seminerine katıldı.
Kalabalık bir veli topluluğuna konuşan Mehmet Emin Ay, son yıllarda boşanmaların hızla arttığı belirterek, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1076" title="divorce" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/divorce.jpg" alt="divorce" width="250" height="309" />Uzmanlar, son yıllarda boşanmaların hızla arttığını belirterek, bunun da en büyük nedenini aile içi iletişimsizlik olarak gördüğünü açıkladı.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, Özel Nilüfer Yıldırım İlköğretim Öğretim Okulu velilerine yönelik düzenlenen ‘Aile İçi İletişim’ seminerine katıldı.</p>
<p>Kalabalık bir veli topluluğuna konuşan Mehmet Emin Ay, son yıllarda boşanmaların hızla arttığı belirterek, bu gidişatın aileleri ve toplumu tehdit ettiğini dile getirdi.</p>
<p>Boşanmalardaki en büyük nedenin aile içi iletişimde yaşanan sıkıntılardan kaynaklandığını ifade eden Ay, çözüm önerisi olarak ise; eşler arasında daha sağlıklı ve mutlu bir aile için çözüm önerisi olarak, eşlerin birbirlerini yaptıkları işlerden ötürü takdir etmesinin önemli olduğunu ifade etti.</p>
<p>“Muhabbet için fedakârlık, fedakârlık için ise takdir gerekir” diyen Mehmet Emin Ay, “Aile içi iletişimde ikinci önemli husus ise kişilik haklarına önem vermektir. Sevmek, saygıyı barındırıyorsa değer ifade eder. Verdiği sözde durmama ve bekletme gibi hususlar dahi birer kişilik hakkı ihlalidir. Başkalarına gösterdiğimiz inceliği yakınlarımıza da göstermeliyiz.” dedi.</p>
<p>Hediyeleşmenin önemine işaret eden Ay, “Birbirinize hediye veriniz ki aranızda sevgi oluşsun. Aile içi iletişimde diğer bir husus ise birlikte geçirilen zamandır. Yakın temas ve bir şeyleri paylaşmak stresi azaltır. Bu yalnızca eşlere faydalı değil, aynı zamanda çocuklara da olumlu yönde yansıyacaktır. Çünkü stressiz bir ortamda büyüyen çocuklarda daha mutlu yetişecektir.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Organizasyonu gerçekleştiren Okul Müdürü İshak Göğebakan ise öğrenci veli ve ailelerini eğitmeye yönelik bu tarz programları arttırarak sürdürmeyi amaçladıklarını ifade etti.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/bosanmanin-en-buyuk-nedeni-iletisimsizlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30&#8242;undan Sonra Evlenirken Dikkatli Olmak Gerekli</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/30undan-sonra-evlenirken-dikkatli-olmak-gerekli.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=30undan-sonra-evlenirken-dikkatli-olmak-gerekli</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/30undan-sonra-evlenirken-dikkatli-olmak-gerekli.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 23:55:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[30 undan sonra evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1069</guid>
		<description><![CDATA[

Uzmanlar, 30 yaşını geçtikten sonra evlenmeye karar veren kadınların çok dikkat etmesi gereken bazı noktaların olduğunu belirtiyor. Biyolojik saat ve yalıtılmış yaşam ise bu noktalardan sadece birkaçı…
Bazı kadınlar evlilik zamanını 30 yaş sonrası olarak belirlerler. Ancak 30 yaşından sonra kadınlar için evlenecekleri kişiyi bulmak zorlaşır. Peki, 30′undan sonra evlenmek isteyen kadınlar nelere dikkat etmelidir?
Amerikalı yazar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1070" title="evlilik" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/evlilik.jpg" alt="evlilik" width="250" height="197" />Uzmanlar, 30 yaşını geçtikten sonra evlenmeye karar veren kadınların çok dikkat etmesi gereken bazı noktaların olduğunu belirtiyor. Biyolojik saat ve yalıtılmış yaşam ise bu noktalardan sadece birkaçı…</p>
<p>Bazı kadınlar evlilik zamanını 30 yaş sonrası olarak belirlerler. Ancak 30 yaşından sonra kadınlar için evlenecekleri kişiyi bulmak zorlaşır. Peki, 30′undan sonra evlenmek isteyen kadınlar nelere dikkat etmelidir?</p>
<p>Amerikalı yazar Rachel Greenwald, “30′undan Sonra Koca Bulmanın Yolları” isimli kitabında Harward’ta öğrendiği pazarlama teknikleriyle nasıl koca bulunacağını anlatıyor.</p>
<p>Sorular bunaltabilir</p>
<p>Harward Business School’da yüksek lisans yaparak pazarlama konusunda uzmanlaşan ABD’li yazar Rachel Greenwald, öğrendiği pazarlama tekniklerini kadınların koca bulmaları için hazırladığı bir programa uyguluyor ve büyük şöhret kazanıyor. Bakın Greenwald kadınlara hangi tavsiyelerde bulunuyor…</p>
<p>30 yaşından sonra koca aramak gerçekten farklıdır. Artık dikkate almanız gereken altı önemli fark vardır…</p>
<p><strong>Aciliyet</strong></p>
<p>30 yaşını geçtiniz ve biran önce evlenmek istiyorsunuz. Çocuk istiyorsanız biyolojik saatiniz de tıklıyor olabilir. Arkadaşlarınız ve aileniz “Neden evlenmedin?” sorularıyla sizi bunaltıyor olabilirler. Ve bunun ötesinde siz de evli çiftler denizinde yalnız dolanmaktan ölesiye bunalmış olabilirsiniz. Acil durumlar eylem gerektirir. Oturup kendiniz için üzülemezsiniz ya da kaderin kapınızı çalmasını bekleyemezsiniz. Meseleyi hemen kendi ellerinize alıp çözümlemeniz gerekir.</p>
<p><strong>Değişen bedenler</strong></p>
<p>Bir başka acı gerçek. Çiftleşen gıdılar ve selülitler ortak düşmanlarımız. Arkadaşlarınız botoks yaptırmaktan ve estetik ameliyatlardan söz ediyor. Bir koca bulmanız için zayıf ya da güzel olmanız gerekmez ama genel olarak görünüşünüzü düzeltmek için harekete geçseniz sizin için çok iyi olur.</p>
<p><strong>Daha az bekâr erkek</strong></p>
<p>30 yaşın üzerindeki bekâr kadınlar kadar bekar erkeklerin de olması gerekir değil mi? Oysa, 2000 yılındaki bir sayıma göre 30 yaşın üzerinde 18 milyon bekar erkek varken, bu yaşlardaki kadınların sayısı 28 milyon! Farkın birçok nedeni var. Bunlardan biri de birçok erkeğin kendilerinden genç kadınlarla evlenmesi. Siz de bu gerçeği kabullenin ve onlara en iyi ulaşma yolunun ne olduğunu bulun.</p>
<p><strong>Yükleriniz</strong></p>
<p>30 yaşını geçtikten sonra büyük olasılıkla 20 ve 25′inizde sahip olduğundan daha fazla yükünüz vardır. Sizden çok fazla şey bekleyen bir işiniz, tüm enerjinizi alan kardeşleriniz, sizi suçluluk hisleriyle sömüren anne ya da babanız olabilir. Belki kilo, çekingenlik ya da özsaygı eksikliği gibi kişisel sorunlara sahipsiniz. Evlenmeden önce bunları da göz önünde bulundurun.</p>
<p><strong>Yalıtılmış yaşam</strong></p>
<p>30′dan sonra, yaşamınız daha yalıtılmıştır. Artık binlerce bekâr erkeğin dolaştığı bir üniversite kampüsünde ya da partilerde değilsiniz. Bu nedenle sizin gibi kendisini dünyasına hapseden erkeklerin bulunduğu ortamlara girin. Örneğin sabah sakin bir yerde yürüyüş yapın.<br />
<strong><br />
Alışkanlıklar</strong></p>
<p>Yaşınız ilerledikçe eski alışkanlıkları yıkmak güçleşir. Büyük olasılıkla kendi yolunuzu çizmişsinizdir. Yıllar içinde oluşan ve koca bulmanızı engelleyen bu alışkanlıkları gerçekten kırmak için sisteminize şok vermek gerekir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/21/30undan-sonra-evlenirken-dikkatli-olmak-gerekli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
