<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dogalguc.net &#124; Sağlık konulu güncel blog</title>
	<atom:link href="http://blog.dogalguc.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.dogalguc.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Aug 2010 09:25:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Vücudumuzu Yeteri Kadar Tanıyormuyuz?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/08/26/vucudumuzu-yeteri-kadar-taniyormuyuz.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=vucudumuzu-yeteri-kadar-taniyormuyuz</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/08/26/vucudumuzu-yeteri-kadar-taniyormuyuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 09:25:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vücut ağırlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1285</guid>
		<description><![CDATA[


Vücut Ağırlığımızı Biliyormuyuz? 
Birçok insanın vücut ağırlıkları zihinlerini meşgul eder. Bütün kadınların yarısından daha fazlası ve erkeklerin üçte birinden daha fazlası biçimleri, ölçüleri ya da beden ağırlıklarından memnun değildir. Bu takıntılar, genç nüfus arasında bile oldukça yaygındır. Birçok durumda, insanlar kendilerini diğerlerinin onları gördüklerinden çok daha kötü durumda görürler. Bu konuyla ilgili ne yapabiliriz?
Vücut ağırlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1286" title="vucut-agirligi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/vucut-agirligi.jpg" alt="Vücudumuzu yeteri kadar tanıyormuyuz? " width="520" height="346" /></p>
<p><strong>Vücut Ağırlığımızı Biliyormuyuz? </strong></p>
<p>Birçok insanın vücut ağırlıkları zihinlerini meşgul eder. Bütün kadınların yarısından daha fazlası ve erkeklerin üçte birinden daha fazlası biçimleri, ölçüleri ya da beden ağırlıklarından memnun değildir. Bu takıntılar, genç nüfus arasında bile oldukça yaygındır. Birçok durumda, insanlar kendilerini diğerlerinin onları gördüklerinden çok daha kötü durumda görürler. Bu konuyla ilgili ne yapabiliriz?</p>
<p><strong>Vücut ağırlığı yaşam boyu sabit midir?</strong></p>
<p>Doktorun muayenehanesinin duvarında asılı bulunan ya da bir kitapta gösteri­len grafiğe dayalı sabit bir vücut ağırlığına odaklanan birçok insan vardır. Bazıları, bu sayıların sabit olduğuna ve bir yetişkinin kilosunun yaşamı boyunca değişmemesi gerektiğine inanır. Yirmili yaşlardaki vücut ağırlıklarının otuzlu, kırk­lı ve daha sonraki yaşlarda değişmeden kalması gerektiğini düşünürler.</p>
<p>Sabit bir sayıya odaklanmak, vücut ağırlığı ile ilgili yaşam boyu devam ede­bilecek olan takıntıları geliştirmenin ilk adımı olabilir. Çoğu kez insanlar, evlendik­leri zaman ya da çocuk sahibi olmadan önce hangi kiloda oldukları üzerinde dururlar. (Bu rakamları açık bir biçimde hatırlayabilmemiz tuhaf değil mi?) Bu takıntı, yaşamınızı ele geçirebilir, sağlıkla ilgili sorunlara ya da depresyona yol açabilir ve sizin genel sağlığınızı olumsuz etkileyebilir.</p>
<p><strong>İdeal olana kim karar verir?</strong></p>
<p>Bir kişinin “ideal” ağırlığını belirleyen eski ölçümler, bir sigorta şirketinin oluşturduğu boy/ağırlık şemasını temel alıyordu. Çizelgeler, en uzun ömürlü sigor­talı kişilerin boy ve ağırlık oranlarını temel alarak oluşturulmuştu. Genellikle biri, on dokuz yirmi dört yaş arasındakiler ve diğeri, otuz beş yaş ve daha yaşlı olanlar için iki şema kullanılırdı. İnsanlar, bu şemalardan boy ve yaşlarına bakarlardı. Şemalar, kişinin “ideal” olduğu otta noktaya düşmesi gereken aralığı verirdi.</p>
<p>Yıllar geçtikçe boy/ağırlık şema ölçümlerini belirleyen sağlık araştırmacıları ve beslenme uzmanları, bu ölçümlerin olması gerektiği gibi doğru olmadığını fark ettiler ve bu sayılar, yağ dağılımını içeren en uygun beden kompozisyonunu göz önünde bulundurmuyordu. Birçok insan, şemadaki sayılara çok güveniyordu ancak gerçekte bu sayılar her zaman bir bütün olarak nüfusumuzun en iyi ölçümü değildi.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/08/26/vucudumuzu-yeteri-kadar-taniyormuyuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Günlük Yaşamda Egzersizin Faydaları</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/08/26/gunluk-yasamda-egzersizin-faydalari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gunluk-yasamda-egzersizin-faydalari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/08/26/gunluk-yasamda-egzersizin-faydalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 09:16:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1282</guid>
		<description><![CDATA[


Günlük Yaşamda Egzersizin Faydaları
İş temposunda kendimize vakit ayıramamak, özellikle sürekli oturarak çalışmak, vücudumuz için son derece sakıncalı. Kısa aralıklarla egzersiz yapmak, yenilenmemizi ve kendimizi çok daha iyi hissetmemizi sağlıyor. İlla bir spor salonuna üye olmamız gerekmiyor. Kısa mesafeli yerlere araçla değil yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak veya bahçeyle uğraşmak vücudumuz için birer egzersiz.
Uzmanlar, egzersizin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1283" style="border: 2px solid black; margin: 2px 1px;" title="egzersiz" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/egzersiz.jpg" alt="Günlük yaşamda egzersizin faydaları" width="300" height="199" /></p>
<p><strong>Günlük Yaşamda Egzersizin Faydaları</strong></p>
<p>İş temposunda kendimize vakit ayıramamak, özellikle sürekli oturarak çalışmak, vücudumuz için son derece sakıncalı. Kısa aralıklarla egzersiz yapmak, yenilenmemizi ve kendimizi çok daha iyi hissetmemizi sağlıyor. İlla bir spor salonuna üye olmamız gerekmiyor. Kısa mesafeli yerlere araçla değil yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak veya bahçeyle uğraşmak vücudumuz için birer egzersiz.</p>
<p>Uzmanlar, egzersizin, kişinin kendisini iyi hissetmesine yardımcı olduğunu ve hayata daha pozitif bakarak her anın keyfini çıkarmayı sağladığını belirtiyor. Egzersizin kolesterolü düşürdüğünü, kan şekerini dengelediğini ve sağlıklı bir kiloda kalmayı sağladığını vurgulayan uzmanlar, “Egzersiz yapan insanların kalbi daha yavaş atar, bu sebeple de daha az yorulur. Diyetle birlikte yapılan egzersiz tansiyonu düşürür. Egzersiz, vücutta kas oluşumuna sebep olur, dolayısıyla vücuttaki yağ oranının azalmasını sağlar. Böylece kolesterol de düşmüş olur. Sürekli yapılan egzersiz, şişmanlığa yol açan leptin hormonunun azalmasına yarar. Egzersiz, damarlara elastikiyet kazandırır. Böylece daha rahat kan dolaşımı olurken, damar tıkanıklığına yakalanma riski düşer. Stresi azaltır” bilgisini veriyorlar.</p>
<p>Uzmanlara göre, 15 dakikalık bir yürüyüş, kişinin kendisini iyi hissetmesi anlamında çikolata veya şekerden daha faydalı. Devamlı egzersiz yapan kişilerin daha dinamik ve işte daha üretken olduğunu ifade eden uzmanlar, egzersiz yapmayan kişilere öğleden sonraları uyku bastırırken, egzersiz yapanların ise bu problemle karşılaşmadıklarını bildiriyor. Uzmanlar, kalp krizi geçirme riskinin de egzersizle azaldığını kaydederek, haftada iki kere egzersiz yapan kişilerin kalp krizi geçirme risklerinin yüzde 70 oranında düştüğünü belirtiyor.</p>
<p>Uzmanlara göre, aktivitelere göre 10 dakikada kalori yakma miktarları şöyle:</p>
<p>“Vücut geliştirme: 45 kalori. Yüksek tempolu aerobik: 65 kalori. Düşük tempolu aerobik: 55 kalori. Tırmanış: 80 kalori. Yüzme: 100 kalori. Tenis: 70 kalori. Buz pateni: 50 kalori. Kayak: 65 kalori. Yürüyüş (yavaş): 40 kalori. Yürüyüş (hızlı): 60 kalori. Bisiklete binmek (saatte 10 km hızla): 65 kalori. Koşmak (saatte 6 km): 125 kalori.”</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/08/26/gunluk-yasamda-egzersizin-faydalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Göz İltihapına Dikkat</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/08/20/goz-iltihapina-dikkat.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=goz-iltihapina-dikkat</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/08/20/goz-iltihapina-dikkat.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 11:24:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[göz enfeksiyonu]]></category>
		<category><![CDATA[göz iltihapı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1279</guid>
		<description><![CDATA[


&#8220;Göz İltihabı&#8221; Vakalarında Patlama
İstanbul&#8217;da, son bir hafta içinde bazı sağlık kuruluşlarına başvuran vaka sayısında önceki haftalara göre yaklaşık 3 kat artış olduğu bildirildi.
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nce yapılan açıklamada, son bir hafta içinde bazı sağlık kuruluşlarına başvuran viral konjonktivit (göz iltihabı) vaka sayısında önceki haftalara göre yaklaşık 3 kat artış olduğu bildirildi.
Açıklamada, şu an için ciddi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-1280" style="border: 2px solid black; margin-top: 2px; margin-bottom: 2px;" title="eye_infection_clip_image004" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/eye_infection_clip_image004.jpg" alt="Göz iltihaplarına dikkat" width="280" height="216" /></p>
<p>&#8220;Göz İltihabı&#8221; Vakalarında Patlama</strong></p>
<p>İstanbul&#8217;da, son bir hafta içinde bazı sağlık kuruluşlarına başvuran vaka sayısında önceki haftalara göre yaklaşık 3 kat artış olduğu bildirildi.</p>
<p>İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nce yapılan açıklamada, son bir hafta içinde bazı sağlık kuruluşlarına başvuran viral konjonktivit (göz iltihabı) vaka sayısında önceki haftalara göre yaklaşık 3 kat artış olduğu bildirildi.</p>
<p>Açıklamada, şu an için ciddi seyreden vaka bulunmadığı belirtilerek, hastanelere yapılan başvuru ve vakaların seyrinin izlendiği bildirildi.</p>
<p>Virüs, Sıcak ve Nemle Birlikte Küçük Salgınlara Yol Açabiliyor</p>
<p>Konjonktiviteye sebep olan virüslerin, özellikle yaz mevsiminde sıcağın ve nemin artmasıyla birlikte kolaylıkla insandan insana damlacık, solunum salgıları ve temasla bulaştığı ve küçük salgınlara yol açabildiğine dikkat çekilen açıklamada, viral konjonktivit için özel bir tedaviye gerek olmadığı, 1-2 hafta nadiren 3 hafta içinde kendiliğinden iyileştiği kaydedildi.</p>
<p><strong>Kişisel Hijyene Dikkat</strong></p>
<p>İstanbul’da son bir hafta içinde bazı sağlık kuruluşlarına başvuran viral konjonktivit vaka sayısında önceki haftalara göre yaklaşık 3 kat artış olduğu bildirilen açıklamada, bulaşmanın önlenmesi için vatandaşların özellikle kişisel hijyene dikkat etmesi istendi. Açıklamada, vatandaşlara şu önerilerde bulunuldu:</p>
<p>&#8220;Eller sık sık su ve sabunla yıkanmalı, eller göze dokundurulmamalı ve ovuşturulmamalıdır. Havlular ortak kullanılmamalı, kişiye özel olmalı, su ve deterjanla yıkanmalıdır. Kağıt havlular tek kullanımlık olmalı ve atılmalıdır. Yastık kılıfı, gözlük, makyaj malzemesi, göz damlası veya merhemi ortak kullanılmamalıdır.&#8221;</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/08/20/goz-iltihapina-dikkat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dizde Kireçlenme ve Tedavi Yöntemleri</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/08/18/dizde-kireclenme-ve-tedavi-yontemleri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=dizde-kireclenme-ve-tedavi-yontemleri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/08/18/dizde-kireclenme-ve-tedavi-yontemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 08:22:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[diz kireçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[dizde kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[kireçlenme]]></category>
		<category><![CDATA[menüsküs]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1276</guid>
		<description><![CDATA[


Dizde Kireçlenme
kireçlenme veya artrit diz eklem kıkırdağının parlak ve pürüzsüz yapısının bozulması ve eklemin işlevlerinin bozulmasıdır. kireçlenmelerde kıkırdakla beraber menisküslerde yırtıklar, kemik çıkıntıların oluşumu da genellikle birlikte olur. kireçlenen dizde ağrı başlar. vakit içerisinde eklem hareketleri kısıtlanır ve kireçlenme ilerledikçe bacaklar eğrilmeye başlar.
kireçlenmede hastalar ilk olarak ağrıdan yakınırlar. ağrı başlangıçta uzun ayakta kalındığında, yürüyüş sonrası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1277" title="diz" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/diz.jpg" alt="diz kireçlenmesi ve tedavi yöntemleri " width="520" height="424" /></p>
<p><strong>Dizde Kireçlenme</strong></p>
<p>kireçlenme veya artrit diz eklem kıkırdağının parlak ve pürüzsüz yapısının bozulması ve eklemin işlevlerinin bozulmasıdır. kireçlenmelerde kıkırdakla beraber menisküslerde yırtıklar, kemik çıkıntıların oluşumu da genellikle birlikte olur. kireçlenen dizde ağrı başlar. vakit içerisinde eklem hareketleri kısıtlanır ve kireçlenme ilerledikçe bacaklar eğrilmeye başlar.</p>
<p>kireçlenmede hastalar ilk olarak ağrıdan yakınırlar. ağrı başlangıçta uzun ayakta kalındığında, yürüyüş sonrası başlar, dinlenince ve basit ağrı kesicilerle geçer. zaman geçtikçe ağrı daha kısa aktivitelerle başlar ve daha uzun sürer. basit ağrı kesiciler etki etmemeye başlar. daha da ilerleyince ağrı devamlı bir hal alır ve hiçbir ilaç ile kontrol edilemez. ağrıyla birlikte hastaların hayat standartı düşmeye başlar. hastalar önce uzun yürüyüşler gibi aktivitelerini azaltır. zaman geçtikçe hastalar alışveriş, dost ziyaretlerini yaparken zorlanmaya başlar. en ileri dönemlerde hastalar zorunlu ihtiyaçlarını bile güçlükle giderirler.</p>
<p>dizde kireçlenme diz kapağı kemiğinin altına veya ana eklemde (uyluk kemiği ile kaval kemiği arasındaki eklem) veya her ikisinde de olabilir. diz kapağı altındaki kireçlenmeleri belirgin hastalar düz yolda yürürken yakınmalar nispeten daha az iken, merdivenlerde, oturup- çömelip kalkarken belirgindir. ana eklem sorunlarında ağrı ayakta kalındığında ve yürüyüş sırasında belirgindir.</p>
<p>kireçlenme ilerleyici bir hastalıktır. yakınmalar vakit zaman azalır veya geçerse de yıllar içerisinde sorunlar artacaktır.</p>
<p>kireçlenme tanısı doktorunuz tarafından anlattıklarınız, ayakta çekilen diz röntgenleri, diz kapağı röntgenleri ile konulur. başlangıç dönemlerindeki kireçlenmelerde mr incelemeler de faydalıdır. şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir; hastaların şikayetleriyle röntgen bulguları her vakit uyuşmayabilir. zaman zaman röntgenleri çok kötü olan hastaların ağrıları az iken, çok şiddetli ağrıları olan hastalarda röntgenler nispeten iyi olabilir.</p>
<p><strong>Kireçlenmede Tedavi</strong></p>
<p>kireçlenmede tedavi hastanın radyolojik bulgularına değil şikayetlerine yönelik planlanmalıdır. hastanın ağrısını geçiren ve hayat standartını düzelten en basit tedavi en doğru tedavidir denilebilir.</p>
<p><strong>Başlıca uygulanan tedaviler;</strong></p>
<p><strong>1. Kilo verilmesi</strong></p>
<p>hastaların uygun kilolarına inmesi dize binen yükleri azalttığından hem hastalığın ilerlemesini azaltır hem de uygulanan tedavi yöntemlerinin etkinliğini ve süresini arttırır. kilo verirken bir iyetisyen kontrolünde kilo verilmesi tavsiye edilir. uygulanan diyetlerde uzun sürede yavaş kilo verilmesi tavsiye edilmektedir. unutmayın ayda 1 kilo vererek 2 yılda 20 kilo zayıflayabilirsiniz. kireçlenme gibi uzun dönemli bir hastalıkta buna zamanınız vardır.</p>
<p>65 yaş üstünde rejim teorik olarak önerilmez. ancak sıkı bir tıbbi kontrol altında çok yavaş kilo verdirilen rejimler kullanılabilir.</p>
<p><strong>2. Egzersiz ve yürüyüş;</strong></p>
<p>kireçlenmesi olan hastalar yürüyüş yapabilir. bu konuda kimi hekimler yasak uygularken kimi hekimler yürüyüş önermekte ve hastaların kafaları karışmaktadır. burada en önemli ölçüt ağrıdır. yürüyüş sırasında ve sonrasında ağrı yapmayan uzaklıkları her gün yürüyebilirsiniz. ağrınız oluyorsa da mutlaka zorlamayın.</p>
<p>ağrı ölçütü tüm sportif aktivitelerde geçerlidir. örneğin klasörde kireçlenmesi olan kişiler ağrı yapmadığı sürece tenis, golf gibi sporları yapabilirler. ağrı yaptığı vakit etkinliklerinin süresini azaltarak yapmaya devam edebilirler.</p>
<p>eğer sportif bir etkinlik yapmak diliyorsanız ya da yürüyüş yapamayacak kadar ağrınız varsa salon bisikletleri çok etkili bir egzersiz aletidir. salon bisikletinizi seçerken klasik bisiklet modeli yerine pedalın oturma yerinin önünde olduğu modellerin seçilmesi hem daha ileri yaşlarda da kullanma olanağı verir hem de bel problemleri olasılığını azaltır.</p>
<p><strong>3. Ağrı kesici ilaç tedavisi;</strong></p>
<p>ilaç olarak ağrı kesiciler ilk tercihlerdir. parasetamol, aspirin gibi basit ağrı kesiciler başlangıçta son derece etkilidir. lezyon hızla ilerleyerek son derece komplike sorunlar gelişebilir.</p>
<p>2. 45-55 yaş arası &#8211; bu yaş grubu kireçlenmeler genellikle geçirilmiş kırıklar, diz operasyonları, romatizmal hastalıklara bağlıdır. işlevi ileri derecede bozan romatizmal hastalıklara bağlı kireçlenmelerde protez seçeneği kullanılabilir. diğer hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. yanıt elde edilmediği durumlarda artroskopik cerrahi ve/veya yönlendirme cerrahileri kullanılabilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir.</p>
<p>3. 55-65 yaş arası &#8211; hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. yanıt elde edilmediği durumlarda artroskopik cerrahi ve/veya yönlendirme cerrahileri kullanılabilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir.</p>
<p>4. 65 yaş üzeri &#8211; hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir. bu yaş grubunda hafif kireçlenmelerde veya diz kapağı altı kireçlenmelerde artroskopik cerrahi tatbik edilebilir.</p>
<p><strong>kaynak: </strong>istanbul ortopedi grubu</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/08/18/dizde-kireclenme-ve-tedavi-yontemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlık Bakanlığı&#8217;nın Ramazan Ayı için Beslenme Önerileri</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/08/12/saglik-bakanliginin-ramazan-ayi-icin-beslenme-onerileri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=saglik-bakanliginin-ramazan-ayi-icin-beslenme-onerileri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/08/12/saglik-bakanliginin-ramazan-ayi-icin-beslenme-onerileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 13:32:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan yemek düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1271</guid>
		<description><![CDATA[


Sağlık Bakanlığı&#8217;ndan Ramazan&#8217;da Beslenme Önerileri 
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, bu yıl ramazan ayının sıcak yaz günlerine rastlaması nedeni ile, oruç tutanların sağlıkları için iftar ve sahur menüleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiği belirtildi.
Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığı ve metabolizmanın bu yeni duruma uyum sağlamaya çalıştığı ifade edilen açıklamada, &#8221;Sıcaklıkların etkisiyle artan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1272" title="ramazan_hosgeldin" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/ramazan_hosgeldin.jpg" alt="Sağlık Bakanlığının Ramazan Ayı Beslenme Önerisi" width="300" height="225" /></p>
<p><strong>Sağlık Bakanlığı&#8217;ndan Ramazan&#8217;da Beslenme Önerileri </strong></p>
<p>Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, bu yıl ramazan ayının sıcak yaz günlerine rastlaması nedeni ile, oruç tutanların sağlıkları için iftar ve sahur menüleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiği belirtildi.</p>
<p>Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığı ve metabolizmanın bu yeni duruma uyum sağlamaya çalıştığı ifade edilen açıklamada, &#8221;Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile birlikte yeterince sıvı alınmazsa, vücutta su ve mineral kaybı olmaktadır. Buna bağlı olarak da bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir&#8221; denildi.</p>
<p>&#8216;GÜNDE EN AZ 2-2,5 LİTRE SU TÜKETİLMELİ&#8217;</p>
<p>Suyun yaşam için elzem olduğu ve vücuttaki su oranın yeterli düzeyde tutulmasının hayati önem taşıdığı kaydedilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>&#8221;Bunun için kaybolan miktarın mutlaka telafi edilmesi gerekmektedir. Günde ortalama, en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içilmelidir.</p>
<p>Bununla birlikte ramazanda sıvı ihtiyacını karşılamak için ayran, taze sıkılmış meyve suyu, soda, sebze suyu vb. sıvıları sık sık tüketmek gerekmektedir.</p>
<p>Sıcak havalarda aşırı beden hareketi yapılması durumunda, vücudun su ve tuz kaybı daha da artmaktadır.</p>
<p>Bu gibi durumlarda tuzlu ayran (tuz kullanımında herhangi bir tıbbi sakınca bulunmayan durumlarda) içilmesi önerilir.</p>
<p>Çocuklar sıvı-elektrolit dengesine daha duyarlıdır. Bu nedenle daha dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.</p>
<p>Çocukların su ihtiyaçlarını fark edemeyecekleri ve kendilerini ifade edemeyecekleri göz önünde bulundurularak, sık sık kaynatılıp soğutulmuş su içirilmesine özen gösterilmelidir.&#8221;</p>
<p>Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az üç öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerektiği bildirilen açıklamada, &#8221;Sahura kalkılmaması ya da sahurda sadece su içilmesinin yaklaşık 15-16 saat olan açlık süresini 20 saate çıkardığı, bunun da açlık kan şekerinin daha erken düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olacağı&#8221; belirtildi.</p>
<p>&#8216;SAHURDA AĞIR YEMEKLER YENMEMELİ&#8217;</p>
<p>Sahur öğününün ağır yemeklerden oluşmaması gerektiği kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>&#8221;Gece metabolizma hızı yavaşladığından vücudun yağlanma hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalı süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir.</p>
<p>Gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanlar ise açlıklarını geciktirmek için kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketme yolunu tercih edebilirler. Ancak aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile unlu gıdalardan uzak durulması gerekmektedir.&#8221;</p>
<p>&#8221;İFTARDA YEMEK HIZLI YENMEMELİ</p>
<p>İftar sofraların çeşitliliği ve bolluğunun ramazanın yemek kültürü açısından en belirgin özelliği olduğu kaydedilen açıklamada, &#8221;İftarda kan şekeri çok düşük düzeye indiği için kısa sürede fazla miktarda besin tüketme isteği doğduğu&#8221; ifade edildi.</p>
<p>Yapılan önemli yanlışlardan birinin de çok hızlı bir şekilde ve yüksek miktarda besin tüketilmesi olduğu belirtilen açıklamada, &#8221;Beyin, doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra vermektedir.</p>
<p>Dolayısıyla çok hızlı yemek yemek, kısa sürede yüksek miktarda besin tüketilmesine neden olmakta, bu da kilo alımına zemin hazırlamaktadır&#8221; bilgisine yer verildi.</p>
<p>BESİN ZEHİRLENMELERİNE DİKKAT</p>
<p>Sıcakların artmasıyla birlikte besin zehirlenmelerinde önemli artışlar gözlendiği aktarılan açıklamada, şu bilgilere yer verildi:</p>
<p>&#8221;Çoğunlukla, kısa süreli ve hafif seyreden besin zehirlenmeleri, besinin cinsine ve kişiye bağlı olarak daha ağır seyredebilmekte hatta ölümlere yol açabilmektedir.</p>
<p>Özellikle sıcak yaz günlerinde dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden uzak durulmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, süt, yumurta, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir.</p>
<p>Yaz aylarında özellikle rota virüslerine bağlı olarak bebek ve çocuklarda yaygın olarak ishaller görülmektedir.</p>
<p>Buna bağlı ishallerin önlenmesi için ellerin iyice temizlenmesi, sebze ve meyvelerin yenilmeden önce yeterince yıkanması büyük önem arz etmektedir.</p>
<p>Bu tür ishal vakaları görüldüğünde, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiği unutulmamalıdır.&#8221;</p>
<p>Açıklamada, ayrıca zorunlu olmadıkça, güneş ışınlarının dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkılmaması, çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker gibi kronik hastalığı olanların özellikle bu durumda daha dikkatli olmaları gerektiği uyarısında bulunuldu.</p>
<p>DİĞER ÖNERİLER</p>
<p>Açıklamada, Bakanlığın ramazanda beslenme ile ilgili diğer önerileri ise şöyle sıralandı:</p>
<p>&#8221;Ramazan süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.</p>
<p>Ramazanda öğünler sahur ve iftarda iki ana öğün, iftardan sonra 1-1,5 saat arayla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir.</p>
<p>Oruç tutanların sağlıklarını korumaları için mutlak suretle sahur yapmaları gerekmektedir. Kafein içeren içecekler yerine de ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çayları ya da süt, meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir.</p>
<p>Susuzluk hissedilmese bile iftar ve sahur arasında sık sık su içilmelidir.</p>
<p>İftara, peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar ya da çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygun olacaktır. Yine, enerji veren ve kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.</p>
<p>İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine, sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.</p>
<p>Hızlı yemekten kaçınılmalı, yiyecekler yavaş yavaş ve iyice çiğnenerek yenilmelidir.</p>
<p>Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra belirli aralıklarla, her seferde küçük porsiyonlarla beslenilmelidir.</p>
<p>İftar yemeğinden hemen sonra televizyon karşısına geçilmemeli, koltukta dinlenmek yerine hareket edilmelidir. Yemekten sonra kısa mesafeli yürüyüş yapmak sindirime yardımcı olması açısından yararlı olacaktır.</p>
<p>Ramazan ayında yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle haşlama ve fırında yapılan yemekler tercih edilmeli, kavrulmuş, tütsülenmiş ve kızartılmış besinlerden uzak durulmalıdır.</p>
<p>Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı oluşabilecek kabızlıkları önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ile ara öğünlerde meyve ve kuru yemişler (ceviz, fındık, badem vb.) tercih edilmelidir.&#8221;</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/08/12/saglik-bakanliginin-ramazan-ayi-icin-beslenme-onerileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazanda Uyku Düzenimize Dikkat Edelim</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/08/11/ramazanda-uyku-duzenimize-dikkat-edelim.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=ramazanda-uyku-duzenimize-dikkat-edelim</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/08/11/ramazanda-uyku-duzenimize-dikkat-edelim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Aug 2010 09:43:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ramazanda uyku düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[uyku düzeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1267</guid>
		<description><![CDATA[

Ramazanda Uyku Düzeni
Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, Ramazan’da uyku düzeninin bozulmaması için önerilerde bulundu. Bir beyin fonksiyonu olan uyku, her sağlıklı kişinin yaşadığı periyodik bir eylemdir. İnsan hayatının 1/3’i uyuyarak geçmektedir. Uyku süresi, sağlıklı kişilerde farklılıklar göstermekte ve 4-11 saat arasında değişmektedir. Bu süreyi genetik özellikler belirlemektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalara göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><strong><a><img class="aligncenter size-full wp-image-1268" title="uyku_apnesi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/uyku_apnesi.jpg" alt="uyku_apnesi" width="520" height="345" /></a>Ramazanda Uyku Düzeni</strong></p>
<p>Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, Ramazan’da uyku düzeninin bozulmaması için önerilerde bulundu. Bir beyin fonksiyonu olan uyku, her sağlıklı kişinin yaşadığı periyodik bir eylemdir. İnsan hayatının 1/3’i uyuyarak geçmektedir. Uyku süresi, sağlıklı kişilerde farklılıklar göstermekte ve 4-11 saat arasında değişmektedir. Bu süreyi genetik özellikler belirlemektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalara göre insanların yüzde 75’i, 7-8 saat uyumaktadır. Uykuya dalma ve uyanma saatleri de kişiye özgü durumlardır.</p>
<p><strong> Ramazan&#8217;da Uyku Düzeni Bozukluğu Hırçınlık Yapıyor </strong></p>
<p>Ramazan ayında oruç tutan kişilerde uykunun zamanlaması ve süresi önemli değişikler gösterdiği için, bu ayda uyku sorunları daha çok ortaya çıkmaktadır. Sahur ve iftar saatleri yemek zamanlarını değiştirmesinin yanı sıra, uyku düzenlerini de etkilemektedir. Ramazan ayında kişilerin uykuya dalma süreleri uzamakta ve toplam uyku süresi azalmaktadır. Gece uykusunda olan bu değişiklikler, kişinin sabahları yorgun ve dinlenmemiş olarak uyanmasına neden olabilmektedir. Bu durum, gün içerisinde uyuklamalar, dikkat ve konsantrasyon bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir. Ramazan’da uyku düzeni bozulan kişilerde sinirlilik, endişe ve hırçınlık gibi şikayetler de olabilir.</p>
<p><strong> Çay ve Kahve Tüketimi Uyku Düzenini Bozuyor </strong></p>
<p>Ramazan’da, iftar ve sahurda tıka basa yemek yemek, uyku düzenini etkileyen bir başka önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Sigara içen, “gündüz daha dinç tutar” olurum” düşüncesiyle yoğun bir şekilde kahve ve çay tüketen kişilerde, uyku bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle; sigara, çay ve kahveyi mümkün olduğunca az tüketmek; adaçayı, ıhlamur, rezene gibi bitki çaylarının tüketimine ağırlık vermek uyku düzeni üzerinde olumlu etki yapacaktır. Ramazan ayı süresince ortaya çıkan ve sağlığı etkileyebilecek uyku bozukluklarını ve onun yol açtığı yakınmaları en az düzeye indirmek için;</p>
<ul>
<li> Toplam uyku süresini Ramazan öncesinde olduğu gibi tutmaya çalışın.</li>
<li> Sahurdan sonra uykuya dalma süresinin iki saati geçmemesine özen gösterin. Çünkü sahurdan sonra en az iki saat uyuyacağınız sağlıklı uyku, o günü dinç ve enerjik geçirmenize yardımcı olacaktır.</li>
<li> İftar ve sahurda hızlı yemek yemekten kaçının. Ramazan ayı özellikle sıcakların yoğun bir şekilde yaşandığı bu döneme denk geldiği için, sıvı tüketimine özen gösterin. İftar ve sahurda yeterli miktarda su için.</li>
<li> Şişkinlik ve gaz yapıcı gıdalardan kaçının. Mümkün olduğu kadar ağır,yağlı, acılı ve baharatlı yemekler tüketmemeye özen gösterin.</li>
<li> İftar sonrası hafif egzersiz ve yürüyüşler yapmanız, sağlıklı bir uyku uyumanıza yardımcı olacaktır.</li>
<li> Uyku öncesi olabildiğince sakin kalmaya çalışın. Heyecan ve sıkıntı verici televizyon programları izlemekten kaçının, gazete haberlerini okumamaya çalışın. Hararetli konuşma ve tartışmalar yapmamaya özen gösterin.</li>
<li> Uyku süresinin azalmasının ve uyku düzeninin bozulmasının, günlük fonksiyonları etkileyebileceğini unutmayın. Bu nedenle tehlike yaratabilecek araç-gereçle çalıştığınız bir işiniz varsa, özellikle uykunuza özen gösterin.</li>
<li> Akşama doğru yorgunluk, sinirlilik, dikkatsizlik ve unutkanlık hissediyorsanız, bunların uyku bozukluğu ve açlığın yol açtığı sorunlar olduğunu hatırlayın. Mümkünse kısa sürelerle vücudunuzu ve zihninizi dinlendirmeye çalışın.</li>
</ul>
<p>Kaynak : Sagligimicinhersey.com</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/08/11/ramazanda-uyku-duzenimize-dikkat-edelim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İdasil Hemoroid ( Basur ) Hapı</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/idasil-hemoroid-basur-hapi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=idasil-hemoroid-basur-hapi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/idasil-hemoroid-basur-hapi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 12:22:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1265</guid>
		<description><![CDATA[

İdasil Hemoroid ( Basur ) Hapı. Basur tedavisine yardımcı hap

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><a href="http://dogalguc.net/229-idasil-hemoroid-basur-hapi.html">İdasil Hemoroid ( Basur ) Hapı</a>. Basur tedavisine yardımcı hap</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/idasil-hemoroid-basur-hapi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AddThis Social Bookmarking Sharing Button Widget</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/addthis-social-bookmarking-sharing-button-widget.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=addthis-social-bookmarking-sharing-button-widget</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/addthis-social-bookmarking-sharing-button-widget.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 12:20:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1263</guid>
		<description><![CDATA[

AddThis Social Bookmarking Sharing Button Widget.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><a href="http://www.addthis.com/bookmark.php?url=http%3A%2F%2Fdogalguc.net%2F229-idasil-hemoroid-basur-hapi.html&amp;title=%C4%B0dasil%20Hemoroid%20(%20Basur%20)%20Hap%C4%B1&amp;pco=fxe-3.0.1&amp;username=conqueror88">AddThis Social Bookmarking Sharing Button Widget</a>.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/addthis-social-bookmarking-sharing-button-widget.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüz, Göz ve Kulak Temizliği&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/09/yuz-goz-ve-kulak-temizligi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yuz-goz-ve-kulak-temizligi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/09/yuz-goz-ve-kulak-temizligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 12:33:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat edilmesi gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[göz temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[kompleks]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vücut temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[yüz temizliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1260</guid>
		<description><![CDATA[

 Her  sabah yataktan kalkıldığında su ile yüzün yıkanması gerekmektedir. Gece uykudan önce, yüzün sabunla yıkanarak temizlenmesi yüz derisi üzerindeki günün kirini arındırır. Cildin doğal kimyasal yapısına uygun sabunlar yüz temizliği için tercih edilmelidir. Çoğu zaman görme keskinliğinin kaybedildiği farkedilmeyebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılmalıdır. Görme bozukluğu olanların gözlük yerine kontakt lens kullanması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1261" title="yüztemizliği" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/yüztemizliği.jpg" alt="yüztemizliği" width="520" height="482" /> Her  sabah yataktan kalkıldığında su ile yüzün yıkanması gerekmektedir. Gece uykudan önce, yüzün sabunla yıkanarak temizlenmesi yüz derisi üzerindeki günün kirini arındırır. Cildin doğal kimyasal yapısına uygun sabunlar yüz temizliği için tercih edilmelidir. Çoğu zaman görme keskinliğinin kaybedildiği farkedilmeyebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılmalıdır. Görme bozukluğu olanların gözlük yerine kontakt lens kullanması oldukça yaygındır. Bazı kişiler sadece göz rengini değiştirmek için estetik amaçlı kontakt lens kullanırlar. Kontakt lens kullanımında temizlik çok büyük önem taşımaktadır. Bu temizliğe ilk gün nasıl uyuluyorsa kontakt lens kullanıldığı sürece de aynı titizlikle uyulması gerekmektedir. Bazen güzelliği daha belirgin hale getirmek için başta göz çevresi ve kirpikler olmak üzere makyaj amacıyla yüze sürülen çeşitli maddeler kullanmaktadır. Öncelikle bu maddelerin kaliteli olması çok önemlidir. Buna rağmen göz çevresinde ve yüzde mikrobik ya da allerjik sorunlarla karşılaşılabilir. Makyaj yapılıyorsa her akşam yatmadan önce muhakkak göz çevresinde ve yüzde kullanılan makyaj artıkları uygun krem ve solüsyonlar kullanılarak ya da su ve sabunla temizlenmelidir. Makyaj temizliğinde kullanılan malzemelerin niteliği de en az makyaj malzemeleri kadar önemlidir.</p>
<p>Bu tür malzemeler yeterince kaliteli olmadığında cildin yıpranmasına, sivilce ve siyah noktaların oluşmasına hatta lekelenmelere yol açabilir. Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği unutulmamalıdır. Kulak içine herhangi bir cisim sokulmamalıdır. Dış kulak yolunun zedelenmesi tehlikeli iltihaplanmalara neden olabilir. Kulağa küpe takarken bunun kulakta allerji yapabileceği bilinmelidir. Bu nedenle kullanılacak küpelerin allerji yapma özelliği çok az olan altın ya da gümüşten yapılanları tercih edilmelidir. Klipsi olmayan küpe kullananlar kulak memesinde delik açtırmaktadırlar. Bu deliği açarken kullanılan delici aracın ve peşi sıra takılan ip ya da halkanın mutlaka mikropsuz olması gerekir. Aksi takdirde kulak memesinde çok tehlikeli durumlara yol açabilecek iltihaplanmalar görülebilir. Ayrıca kulak memesine delik açılırken tek kullanımlık aletler kullanılmadığı taktirde bugün için çok yaygın hale gelmiş kan yolu ile bulaşabilen sarılık (hepatit B), AIDS (HIV) gibi, mikropların yol açtığı hastalıklara yakalanma tehlikesi vardır. Doğal olarak bu riskler kulak gibi vücudun başka yerlerine de takılan cildi delici takıların ve işlemlerin (dövme gibi) tümü için geçerlidir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/09/yuz-goz-ve-kulak-temizligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karın Ağrıları Hakkında Bilmeniz Gerekenler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 12:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı hakkında bilmeniz gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[karın kasılmaları]]></category>
		<category><![CDATA[karındaki kasılmalar]]></category>
		<category><![CDATA[sancılar]]></category>
		<category><![CDATA[sancılı karın ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1257</guid>
		<description><![CDATA[

Karın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1258" title="karınağrısı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/karınağrısı.jpg" alt="karınağrısı" width="520" height="390" />Karın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden gelen lifler ile aynı demet içinde taşınan iç organlardan gelen sinir lifleri gruplaşarak ilgili beyin kısmına giderler. Bu şekilde iç organlarda meydana gelen tıkanma, gerinme tarzı duyular yakın deri bölgesinde ağrı olarak belirti verir. Buda böbreklerimizin kapsülünde meydana gelen gerilme sonucu yan ağrısına, midemizde meydana gelen ülseratif erozyonlar sonucunda göbek üstü kısmında ağrılara neden olur.</p>
<p>Göbek deliğinin hemen üstünde yaygın olan ağrıların nedenleri sınırlıdır. Genel olarak mide kaynaklı olan ağrılarda şikâyetler burada belirti gösterir. Özellikle yanma, baskı hissi, sıkışma hissi tarzı ağrılar olabilir. Bazen göbek üzerinden yukarı doğru giden düzlemsel bir hat izleyen anma hissi eşlik edebilir. Bu durumda mide ile yemek borusu bileşkesinde bulunan sfinkter adı verilen kapıların yapısının bozulması nedeni olan Reflü dediğimiz bir hastalık söz konusudur. Aslında Reflü kaçak demektir. Vücudun bazı organlarında da olabilir.</p>
<p>Bazen Kalp Krizine bağlı sıkışma, yanma, göğüste bası hissi sadece göbek üstü kısımda da olabilir. Ancak kalp krizi ağrısı genel olarak göğüs üzerinde, sola kola, sırta bazen çeneye vuran, basit ağrı kesiciler ile geçmeyen ve sürekli olan, beraberinde ölüm korkusu, nefes darlığı, terleme olan durumdur. Ancak özellikle şeker hastalarında Kalp Krizi Ağrı yapmayabilir.</p>
<p>Karnın sağ tarafındaki ağrılar genel olarak Akciğer alt kısmı, Karaciğer, Safra Kesesi nedeni olan ağrılardır. Safra kesesinde taş, Karaciğer Siroz hastalığı en sık rastlanan durumlardır. Genel olarak böbrek ile ilgili rahatsızlıklar göbek yan kısmında ağrı yapabilir ancak daha çok göbek hizasında ancak yanlarda olan bazen yan taraftan sırta kadar vuran ağrı olarak belirti verir. Safra kesesi ile ilgili ağrılar genel olarak ağır, yağlı yemeklerden sonra belirginleşir. Böbrek hastalıklarından enfeksiyonları bir kenara bırakırsak böbreğin taş hastalığı bazılarına göre doğumdan beter ağrılara neden olur.</p>
<p>Taş hastalığının tedavisi geçici olarak Acilde rahatlama yapıldıktan sonra taş boyutuna göre taşın düşmesini beklemek, taş büyük ise kırılarak düşebilecek boyutlara küçültmek, ameliyat ile almak şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>Göbek deliği üzerindeki ağrılara gelince, iç organların hepsinin ağrısı buraya vurabilir. Ancak genel olarak orta bölgedeki ağrılar barsak gazları ile meydana gelen ağrılardır. Aslında aşırı barsak gazları ile meydana gelen ağrılar tüm karında hissedilir. Bazen o kadar şiddetlidir ki Kalp Krizi geçiriyor sanırsınız.</p>
<p>Özellikle merak edilen konu sanırım Apandisit&#8217;tir. Apandisit barsak içindeki kör barsak diye bileceğimiz kısmın çeşitli nedenlerden dolayı tıkanması sonucu mikroplar ile enfeksiyon kapmasıdır. Apandisit ağrısı aslında çok tipiktir. Önce göbek üzerinde başlayan ağrı, ağrı kesici kullanılmamışsa hiç kesilmeden devam ederek zaman içinde göbek sol yan kısmına doğru yer değiştirir. Göbek deliğinin sol yan kısmında sabit kalır. Çok şiddetlidir, beraberinde ateş vardır. Ancak ne yazık ki her hastalık gibi bu hastalıkta farklılıklar gösterir. Bazen uzman doktorlar bile tanı koymakta zorlanabilirler.</p>
<p>Göbek alt kısımdaki ağrılar genel olarak üriner sistem ile ilgili hastalıklardır. Böbrekten aşağı kadar inmiş taşın yanı sıra, alt üriner sistem (idrar yolu hastalıkları demek istiyorum) hastalıklarında da göbek alt kısmında ve özellikle kasık kısımlarında ağrılar olabilir.<br />
Bahsettiğim genel hastalıklar dışında Pelvik İnflamatuar Hastalık, Kanserler, Barsak Tıkanmaları, Over Hastalıkları (Yumurtalık Hastalıkları) gibi birçok hastalık kendilerine yakın bölgede ağrı yapar.</p>
<p>Ağrı korkulması gereken değil dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bir hastalığın belirtecidir. Dikkat edilmeli ancak her ağrı için telaşa kapılmamalıdır.</p>
<p>Sağlıklı ve mutlu günler</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yakın Görmenin Düzeltilmesi&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yakin-gormenin-duzeltilmesi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 11:03:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[göz kaşınması]]></category>
		<category><![CDATA[göz sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gözde cerrahi yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[gözlük]]></category>
		<category><![CDATA[hipermetrop]]></category>
		<category><![CDATA[presbiyopi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1254</guid>
		<description><![CDATA[

45 yaş civarında başlayan yakın görme bozukluğu presbiyopi olarak adlandırılır. Presbiyopinin düzeltilmesi hipermetrop hastalarında olduğu gibi + camlar ile yapılır. Bu camlar bir cins büyüteç vazifesi görürler.
Son zamanlarda presbiyopinin cerrahi yöntemler ile düzeltildiği yönünde yayınlar göze çarpmaktadır. Hâlbuki cerrahi yöntemler, presbiyopi için ancak geçici çözüm oluşturabilirler.
Her dokumuz gibi, gözümüz de seneler içinde ihtiyarlayan bir uzvumuzdur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1255" title="gözsağlığı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/gözsağlığı.jpg" alt="gözsağlığı" width="520" height="302" />45 yaş civarında başlayan yakın görme bozukluğu presbiyopi olarak adlandırılır. Presbiyopinin düzeltilmesi hipermetrop hastalarında olduğu gibi + camlar ile yapılır. Bu camlar bir cins büyüteç vazifesi görürler.</p>
<p>Son zamanlarda presbiyopinin cerrahi yöntemler ile düzeltildiği yönünde yayınlar göze çarpmaktadır. Hâlbuki cerrahi yöntemler, presbiyopi için ancak geçici çözüm oluşturabilirler.</p>
<p>Her dokumuz gibi, gözümüz de seneler içinde ihtiyarlayan bir uzvumuzdur. Hatta yaşlanmaya 14 yaşında başladığına göre, belki de en erken ihtiyarlayan organımızdır.</p>
<p>Kişi 40 yaşına gelince, gözümüzün içindeki lens esnekliğini kaybettiği için yakında görme zorluğu başlar. Bu nedenle desteğe ihtiyaç duyar, göz doktorları da sizlere yardımcı olmak amacı ile yaşınızla orantılı olarak artan hipermetrop camlar verirler.</p>
<p>Yani uzağı görmede hiçbir problemi olmayan kişiye, 45 yaşında + 1.50 olan desteğimiz 50 yaşında +2.00, 55 yaşında +2.50, 60 yaşında +3.00, 65 yaşında +3.50 olarak artar. Tabi bu yazdıklarım kişiden kişiye küçük değişiklikler gösterir, astigmat veya başka bozukluğu var ise onların da düzeltilmesi için ayrı hesaplamalar gerektirir.</p>
<p>Yukarıdaki paragrafta gördüğünüz üzere eğer 45 yaşında yakın görmeniz düzeltilmiş ise, birkaç sene sonra gene bozulacaktır. Yine düzeltildiği zaman, ileride tekrar destek gerekecektir. Demek ki ilerleyen bir numara karşısında cerrahi müdahale ancak geçici bir süre çözüm olacaktır !</p>
<p>Bazı doktorlar, hastanın bir gözünü uzağa, bir gözünü yakına odaklamayı önermektedirler. Bu son derece yanlış bir yöntemdir. Çünkü iki göz arasındaki derece farkı sizin derinlik hissinizi yok edecektir. Bu nedenle, örneğin araba kullanırken önünüzdeki arabanın mesafesini doğru algılayamayacaksınız ve kaza yapma riskiniz artacaktır. Veya masadan bardak alırken mesafesini tam ölçemeyeceğiniz için istemeden bardağı devirebileceksiniz. Benzer hatalar yaşamak istemiyorsanız, yakın görmenizi hele bu yöntem ile hiç düzelttirmeyin.</p>
<p>Bazı cerrahi yöntemler gözün içine mercek koymayı gerektirmektedir. Fakat gözünüzün içinde zaten kendi merceğiniz olduğuna göre, 2. yapay mercek doğal olmayan bir ortama, kendi merceğinizin önüne yerleştirilmek zorundadır. Bu durumda katarakt gelişmesi hızlanabilir, göz tansiyonunuz yükselerek gözünüz kör olabilir. Bu tür cerrahi yaptıracak kişiler, lütfen doktorunuza göz içine konan yakın görme merceklerinin nelere yol açabileceğini sorunuz.</p>
<p>İleride katarakt ameliyatı olacak kişilerde göz içi merceğinin derecesi ayarlanarak uzak görme düzeltilebilinir. Katarakt ameliyatında yerleştirilen hem uzak, hem yakın görmeyi sağlayan merceklerin vazifelerini yapmalarına rağmen, görme kalitesi yalnız uzağı düzelten mercekler kadar başarılı olamamaktadır; bu cins mercekleri tercih edeceklerin bir süre daha beklemelerini önerilmektedir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolay Doğum Yapmanızı Sağlayacak Pratik Bilgiler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/kolay-dogum-yapmanizi-saglayacak-pratik-bilgiler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kolay-dogum-yapmanizi-saglayacak-pratik-bilgiler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/kolay-dogum-yapmanizi-saglayacak-pratik-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 08:35:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[doğum bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[kolay doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1251</guid>
		<description><![CDATA[

Ağrılarınız başladıktan sonra sıvı gıdaları tercih edin. Bağırsaklarınızın boş olması doğumu kolaylaştıracaktır. Hastaneye gitmeden önce ılık bir duş alarak rahatlayın. Sularınız geldiyse ayakta durmayın, en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Korkmayın. Korku ve endişe ağrılarınızın düzenini bozarak doğumun geçikmesine ve uzamasına sebep olur. İki ağrı arasında derin nefes alarak hem kendinizi hemde bebeğinizi rahatlatın. Derin derin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1252" title="doğum" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/doğum.jpg" alt="doğum" width="520" height="492" />Ağrılarınız başladıktan sonra sıvı gıdaları tercih edin. Bağırsaklarınızın boş olması doğumu kolaylaştıracaktır. Hastaneye gitmeden önce ılık bir duş alarak rahatlayın. Sularınız geldiyse ayakta durmayın, en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Korkmayın. Korku ve endişe ağrılarınızın düzenini bozarak doğumun geçikmesine ve uzamasına sebep olur. İki ağrı arasında derin nefes alarak hem kendinizi hemde bebeğinizi rahatlatın. Derin derin nefes alın. Sancı geldiğinde ağzınızı kapatın, çenenizi gögsünüze dayayıp ellerinizle bir yerden ( doğum masası veya yatağın kenarından ) destek alarak bütün gücünüzle aşağıya doğru ıkının. Bebeğinizin başı doğuncaya kadar ıkınmaya devam edin. Bebeğinizin doğum olayıyla doğum olayı henüz bitmemiştir. Sıra plasentanın ( eşin ) doğumuna gelmiştir. Bu safhada fazla ağrı hissedilmez. Karnınıza yapılacak masajla eşin ayrılması kolaylaşır. Derin derin nefes alın. İlk yarım saat içinde bebeğin eşi ayrılacaktır. Böylece doğum olayı sizinde yardımınızla kolay bir şekilde tamamlanmış olacaktır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/kolay-dogum-yapmanizi-saglayacak-pratik-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımızın Fizyolojik İştahsızlıklarına Ne Kadar Saygılıyız?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/cocuklarimizin-fizyolojik-istahsizliklarina-ne-kadar-saygiliyiz.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=cocuklarimizin-fizyolojik-istahsizliklarina-ne-kadar-saygiliyiz</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/cocuklarimizin-fizyolojik-istahsizliklarina-ne-kadar-saygiliyiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 08:17:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[fizyolojik iştahsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1248</guid>
		<description><![CDATA[

Ek gıdaların başlanmasından okul çağına kadar çocuklarının iştahsızlığından şikayet etmeyen anne baba hemen hemen yok gibidir. Özellikle anneler kendilerinin uygun gördüğü miktarda yiyecek tüketmeyen çocukarı için çok kolay iştahsız kararını verebiliyorlar. Ilk bir yıl sürekli çocuğunun kilosunda artış izlemeye alışan anne ve baba aşağı yukarı 15.  ayda başlayan iştahsızlığı ile birlikte kilo alımında ilk yıla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1249" title="ÇOCUKLAR" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/ÇOCUKLAR.jpg" alt="ÇOCUKLAR" width="700" height="442" />Ek gıdaların başlanmasından okul çağına kadar çocuklarının iştahsızlığından şikayet etmeyen anne baba hemen hemen yok gibidir. Özellikle anneler kendilerinin uygun gördüğü miktarda yiyecek tüketmeyen çocukarı için çok kolay iştahsız kararını verebiliyorlar. Ilk bir yıl sürekli çocuğunun kilosunda artış izlemeye alışan anne ve baba aşağı yukarı 15.  ayda başlayan iştahsızlığı ile birlikte kilo alımında ilk yıla göre artış göremeyince buna anlam veremiyor.</p>
<p>Çocukların büyüme ve gelişmeleri dönemsel farklılıklar gösterir. Hayatın ilk bir yılı büyümenin en hızlı olduğu dönemdir ve tabii ki kalori ihtiyacı da fazladır. Bir yaşından sonra bu hızlı büyüme artık yavaşlar buna paralel olarak kalori gereksinimi de azalır dolayısı ile eskiye oranla belirgin iştahsızlık gözlenir. Özellikle 15-20. aylar iştahsızlığın en belirgin olduğu dönemdir.<br />
Büyümenin beslenmenin dışında yaş cins metabolizma hızı aktivite durumu genetik psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilendiğini ve her çocukta farklı olabileceğini unutmamak gerekir. En sık karşılaşılan durum anne Ve babalar çocukları ne kadar yerse yesin aldıkları gıdaları yetersiz bulmakta ve çocuklarının yediklerini başka çocukların aldıkları gıdalarla kıyaslamaktadırlar. Bilinmelidir ki çocukların aldıkları gıdaların en az miktarı kadar içeriği de önemlidir. Yüksek kalorili biskuvi çikolata gibi besinler, düzensiz atıştırmalar fast food türü beslenme tarzı öğünlerdeki yemek miktarını etkiler ve yeterli kalori aldığı halde iştahsız görüntüye neden olabilir. Yaşına uygun büyüme gösteren çocuk size iştahsız gibi gelsede o ihtiyacı olan gıdaları alıyor demektir. Ancak iştahsızlıkla beraber kilo alımında duraklama yetersiz gelişme gösteren çocukta sebebin ortaya çıkarılması için doktor kontrolünden geçirilerek gerekli tetkilerin yapılması gerekmektedir. Muayene ile çocuğun büyüme ve gelişme ölçülerinin yaşına uygun olup olmadığı değerlendirilmeli kan sayımı, idrar tetkiki, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri batın ultrasonu gibi basit tetkiklerle organik bir neden bulunmazsa, boy uzaması ve kilo alışı yeterli ise yani çocuğunuz sağlıklı çocuklar için belirlenmiş olan normal boy ve vücut ağırlığı dağılımı içinde ise endişe etmemeli. Her çocuk her şeyi yemeyebilir. Onların da sofrada hazırlanan yemekler arasından seçme özgürlükleri olmalıdır. Süt içmiyor ama yoğurt peynir tüketiyorsa sorun yoktur.Ya da meyveleri seviyor sebze sevmiyorsa bu da kabul edilebilir. Hatta öğün atlaması bile normal kabul edilmelidir. Anne ve babaya iştahsız gibi gelen çocuklar aslında yanlış beslenme alışkanığı olan çocuklardır.<br />
Çocukların iç dünyalarında yaşadıkları duygularda iştahlarını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bilinç altına yerleşmis herhangibir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlığın baskısı onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız çocukta organik nedenler araştırılırken mutlaka<br />
çocuğun ruhsal durumu da değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>SORUNU NASIL ÇÖZEBİLİRİZ?</strong></p>
<p>Öncelikle çocuk sofraya aile ile birlikte oturmalı.Aile çocuğun yemek alışkanlıklarının geliştirilmesinde en etkili ortamdır. Çocuklarda ilk öğrenme yakın çevresindeki bireyleri taklit etme biçimindedir. Anne baba ve kardeşler onlar için en iyi modellerdir. Yemek yeme alışkanlıkları aile sofrasında edinilir. Anne ve babanın sevdiği yiyeceklere karşı istek oluşurken onların sevmediği yiyeceklere tepki gelişebilir. Besinler taze mevsimine gore çeşitlerine özen gösterilerek hazırlanmalı ve çocuğa her besinin yararları anlatılarak onunla birlikte tüketilmelidir.<br />
Düzenli saatlerde öğüne alışması sağlanmalıdır. Öğün aralarında ve yemek öncesinde düzensiz olarak gıdaların alınması, ne yerse kar düşüncesi ile çocuğun arkasında gezerek kaşık kaşık bir şeyler yedirme ve midede sürekli besin bulunması acıkma duygusunun gelişmesini engeller. Sofrada yemediğinde ikinci öğüne kadar aç kalacağını bilen çocukta beslenme düzeni daha çabuk yerleşecektir.<br />
Yemeğin sofrada yenmesini alışkanlık haline getirin.<br />
Besin değeri yüksek, çocuğun severek yediği gıdalar tercih edilmeli, kesinlikle miktar yönünde zorlama yapılmamalıdır.<br />
Kardeşin bitirdi sen hala yemedin gibi kıyaslamalar yapmayın.<br />
Yemesi karsılığında takdir edin fakat ödüle alıştırmayın.<br />
Fazla miktarda inek sutu veya meyve suyu alan çocuklar tok olduklarından diğer gıdalara direnç gösterirler. Ayrıca aşırı süt tüketiminin sonunda oluşabilen anemide yine iştahsızlık nedeni olabilir.<br />
Tabağına yiyebileceği kadar yemek koyun hatta azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğini bitirdikçe onu takdir edin.Çocuğun bireysel gelişimini destekleyin onu sofrada özgür bırakarak kendi kaşığı ile beslenmesine fırsat verin.<br />
Açık havada gezinti yapın ve yemeklerini buralarda yemelerini sağlayın.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/cocuklarimizin-fizyolojik-istahsizliklarina-ne-kadar-saygiliyiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoganın Yararları&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yoganin-yararlari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 08:08:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[yoga]]></category>
		<category><![CDATA[yoga yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[yoganın etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[yoganın faydaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1244</guid>
		<description><![CDATA[

Genellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fi­ziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de dü­şük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. An­cak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağ­lıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1245" title="yoga" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/yoga.jpg" alt="yoga" width="520" height="570" />Genellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fi­ziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de dü­şük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. An­cak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağ­lıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye ve esnek­liğini artırmaya başlayabilir. Duruş pozisyonlannı kişisel gereksinimlerinize ve formunuza uyarlayarak hamileliğiniz boyunca yoga yapa­bilirsiniz. Bu durum kişiden kişiye değişecektir. Bu yüzden bedeninizle uyum içinde olmanız, ortaya çıkan rahatsızlık verici duruşları belirleyerek onları kendinize uygun bil ha­le getirmeniz gerekir.</p>
<p>Yoganın hamile kadınlara kazandıracağı fiziksel yararlar şunlardır: gücün, kasların, duruşun ve dengenin gelişmesi; kas sisteminin tamamının daha elastik ve esnek olması: hormon üretimini sağlayan salgı bezlerinin uyarılması; kan akışının hızlanması ve dolaşımın iyileşmesi: ve mükemmel nefes kontrolünün sağlanması. Yoga uygulaması sırasında iç organlara da masaj yapılmış olur. Ayrıca mide egzersiz­leri de (bkz sayfa 82-84′e) doğum yaptıktan sonra eski for­munuza kolaylıkla kavuşmanıza yardımcı olacaktır. Yoga­nın uyku bozukluklarını azalttığı ve uykusuzluk hastalığı­na iyi geldiği bilinmektedir. Yaşama pozitif gözlerle bak­manın ve genel anlamda sağlıklı olduğunuz hissinin oluş­masını destekler. Avın zamanda yoga kişisel gözlem yap­mayı öğretir. Yoga yaptıkça sezgisel olarak bedeninizle ve duygularınızla yakın temas halinde olursunuz.<br />
Ancak mükemmel geçen bir hamilelik süreci ve doğum için yoganın tek çare olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Yoga, bu heyecanlı dönem boyunca size yardımcı olabile­cek ve yaşadığınız deneyimin toplam değerini artıracağını umduğumuz bir araçtır. “Doğum” zor bir iştir ve birçok ka­dının doğum yapmakla ilgili yaklaşımları biraz korku ve en­dişe içerir. Bu, oldukça normal bir durumdur ama yoganın hamilelik ve doğum sürecinizi biraz daha kolaylaştırmaya ve bu dönemle ilgili sakin ve kontrollü bir yaklaşım benim­semenize yardımcı olabileceğini umuyorum.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Etin Zararları Nelerdir?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kirmizi-etin-zararlari-nelerdir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 15:38:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı Et]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı et sakıncaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı etin zararları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1232</guid>
		<description><![CDATA[

Kırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1241" title="kırmızı-et" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/kırmızı-et2.jpg" alt="kırmızı-et" width="520" height="443" />Kırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden olur.</p>
<p>Kırmızı etin yenmesi tamamen zararlı değildir. Haftada bir kez mutlaka yenmeli. Ancak yağları atıldıktan sonra haşlama veya fırında pişirilerek yenmelidir. Kolesterol korkusu nedeniyle hiç kırmızı et yemeyen kişilerde bu defa demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Et yemeği yerken yanında pirinç pilavı veya patates kızartması değil, bulgur pilavı, sebze ve salata yenmelidir.</p>
<p>Kebap yaparken de etin yağlarını tamamen temizlemek, pişirirken de eti yakmamak gerekir. Ateş veya alevle etin temas etmesi zararlıdır. Pişirirken yanmış veya kapkara kalmış et veya döner yemeyiniz. Kebap veya dönerin üzerine tereyağı ilave etmenin de sağlığınız açısından zararlı olduğunu unutmayın.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar; Kendinizi Yaz Enfeksiyonundan Koruyun&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 14:56:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[vajinal rahatsızlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1229</guid>
		<description><![CDATA[

Malum yaz ayı geldi ve sıcakların artmasıyla beraber havuz ve deniz sezonu açılmış oldu. Havuz ve denizlere giren bayanların bu aylarda  başlıca dikkat etmesi gereken hastalıklar mantar ve diğer enfeksiyon hastalıklarıdır. Denize ve havuza girildikten sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve genital temizliğin yapılması bizi bu hastalıklardan korumaya yetecek önlemlerin başında gelmektedir. Kadın hastalıkları ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1230" title="havuzsezonu" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/havuzsezonu.jpg" alt="havuzsezonu" width="520" height="349" />Malum yaz ayı geldi ve sıcakların artmasıyla beraber havuz ve deniz sezonu açılmış oldu. Havuz ve denizlere giren bayanların bu aylarda  başlıca dikkat etmesi gereken hastalıklar mantar ve diğer enfeksiyon hastalıklarıdır. Denize ve havuza girildikten sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve genital temizliğin yapılması bizi bu hastalıklardan korumaya yetecek önlemlerin başında gelmektedir. Kadın hastalıkları ile ilgili yapılması gereken ilk önemli hareket vajinanın yapısının bilinmesidir. Vajina yapısının P.H 3,5 ile 4 arasında bir asit ortam olduğu unutulmamalı ve ortam bozulduğu zaman vajinanın enfeksiyon kapma olasılığının hemen reaksiyon gösterdiği bilinmesi gereken önemli bir bilgidir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlış Diyet Verem Nedeni&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yanlis-diyet-verem-nedeni</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 09:50:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tiberkiloz]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış diyet programı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1226</guid>
		<description><![CDATA[

Çoğu insan gibi bizde kendimizde olan fazla kilolardan şikayet ederek kendimizi diyet programlarına adarız. Amacımız fazla kilolardan kurtularak form tutmak ve sağlıklı günlerin sahibi olmaktır. Fakat bilinçsizce yapılan uzun süreli şok diyetler vereme davetiye çıkarmaktadır. Verem en çok şoförler, üniversite öğrencileri ve ev hanımlarında görülmektedir.  Vücut direncini düşüren stres, uykusuzluk ve beslenme eksikliğinin verem hastalığının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1227" title="verem" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/verem.jpg" alt="verem" width="520" height="390" />Çoğu insan gibi bizde kendimizde olan fazla kilolardan şikayet ederek kendimizi diyet programlarına adarız. Amacımız fazla kilolardan kurtularak form tutmak ve sağlıklı günlerin sahibi olmaktır. Fakat bilinçsizce yapılan uzun süreli şok diyetler vereme davetiye çıkarmaktadır. Verem en çok şoförler, üniversite öğrencileri ve ev hanımlarında görülmektedir.  Vücut direncini düşüren stres, uykusuzluk ve beslenme eksikliğinin verem hastalığının en büyük nedenleri olduğu bilinmektedir. Diyetlerinde sebze, meyve ve etten yoksun bir diyet programı uygulayanların vereme davetiye çıkarttıkları söylenmektedir. Sosyal taşıma araçlarında özellikle kış aylarında camların ve havalandırmaların kapalı olduğu zamanlarda öksürük,  aksırık ile verem mikrobu kolaylıkla vücuda girebilmekte ve en ufak bir rahatsızlıkta kendini göstermektedir. Bu nedenle sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Sağlığımız bizim için çok ama çok önemli&#8230;</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklara Ek Besin Verilirken Nelere Dikkat Edilmelidir&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/cocuklara-ek-besin-verilirken-nelere-dikkat-edilmelidir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=cocuklara-ek-besin-verilirken-nelere-dikkat-edilmelidir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/cocuklara-ek-besin-verilirken-nelere-dikkat-edilmelidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 08:52:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[ek besin]]></category>
		<category><![CDATA[taze besinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1222</guid>
		<description><![CDATA[

Öncelikle çocuklara ek besin verilirken anne sütü varsa emzirmeye mutlaka devam edilmelidir. Beslenme sırasında çocuğun boğazına birşey kaçmaması için başının altına yastık konulmalıdır. Böylelikle beslenme esnasında doğabilecek aksaklıklar bir nebze giderilmiş olacaktır. Besinler çocuğa tatlı kaşığı veya kahve fincanı ile verilmeli biberon kullanılmamalıdır. Ek beslenmeye her zaman tek gıda ile başlanmalıdır. Çocuk yeni başlanılan ek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1224" title="çocuksağlığı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/çocuksağlığı1.jpg" alt="çocuksağlığı" width="520" height="408" />Öncelikle çocuklara ek besin verilirken anne sütü varsa emzirmeye mutlaka devam edilmelidir. Beslenme sırasında çocuğun boğazına birşey kaçmaması için başının altına yastık konulmalıdır. Böylelikle beslenme esnasında doğabilecek aksaklıklar bir nebze giderilmiş olacaktır. Besinler çocuğa tatlı kaşığı veya kahve fincanı ile verilmeli biberon kullanılmamalıdır. Ek beslenmeye her zaman tek gıda ile başlanmalıdır. Çocuk yeni başlanılan ek gıdayı almazsa sevdiği başka bir ek gıda ile karıştırılarak verilmelidir. Çocuğa verilecek ek gıdalar hijen şartlarına uygun şekilde hazırlanmalı, ek besin hazırlanırken muhakkak eller yıkanmalı ve kullanılan aletler temiz ve sağlıklı olmalıdır. 1 yaşından önce yemeklere tuz ve şeker ilave edilmemelidir. Yeni başlanılacak besinler çocuk açken verilmelidir. Böylelikle çocuğun yeni besini istememe durumu en aza indirgenmiş olacaktır. Çocuk ek besini aldığı zaman alerjik reaksiyon gösterirse besin hemen kesilmeli ve tekrar başlanılması için uzman hekime danışılmalıdır. Yemeklerin sadece suyundan değil taneli kısımlarından da verilmelidir. Çocuklara verilen su 1 yaşından önce kaynatılmalı ve soğutularak verilmelidir.  Ek besinler hazırlanırken taze ve doğal ürünler kullanılmalıdır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/cocuklara-ek-besin-verilirken-nelere-dikkat-edilmelidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30 Yaşından Sonra Unutkanlık Artıyor&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 14:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçların yan etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[unutma]]></category>
		<category><![CDATA[unutulmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1218</guid>
		<description><![CDATA[

 İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1219" title="unutkanlık" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/unutkanlık.jpg" alt="unutkanlık" width="518" height="735" /> İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde de bulunabilir. Zamanını arkadaşlarıyla ve ailesiyle birlikte geçirme, iyi ve dengeli beslenme, egzersiz yapma kişinin daha uyanık ve sağlam kafalı olmasına yardımcı olur. Hafızamıza yardımcı etkenler şunlardır; Yeni beceriler öğrenmek, alkol almamak, dinlenme ve istirahata önem vermek, ajanda kullanmak, cüzdanınızı anahtarınızı ve cep telefonunuzu hep aynı yere koymak, mümkün olduğunca vaktinizi arkadaşlarınıza ve ailenize ayırmak. Unutkanlığı olan kişiler, durumlarını cevresindekilerle birlikte değerlendirip onun neticesinde bir doktora başvurmalıdırlar. Unutkanlığı tetikleyen unsurlar ise depresyon, stres, bazı ilaçların yan etkisi, vücutta yeterli sıvının olmayışı olarak sıralanabilir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahim Ağzı Kanserinden Korunmak Bu Kadar Kolay&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/rahim-agzi-kanserinden-korunmak-bu-kadar-kolay.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rahim-agzi-kanserinden-korunmak-bu-kadar-kolay</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/rahim-agzi-kanserinden-korunmak-bu-kadar-kolay.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 14:10:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Cinsel Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel birleşme]]></category>
		<category><![CDATA[erken cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[HPV]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[servikal kanser]]></category>
		<category><![CDATA[smear]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1215</guid>
		<description><![CDATA[

Rahim ağzı kanseri dünyada kadınlar arasında görülen en büyük 2.kanser türüdür. Her yıl tahmini olarak dünyada 490.000 kadın rahim ağzı kanserine yakalanmakta ve bunların 240.000&#8242; i bu hastalık yüzünden ölmektedir. Rahim ağzı kanserinin diğer bir adı servikal kanserdir. Dünyada rastlanılan rahim ağzı kanserinin neredeyse tümünün HPV adlı bir virüsün yüksek riskli tiplerinden kaynaklandığı görülmektedir. Rahim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1216" title="rahimağzıkanseri" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/rahimağzıkanseri.jpg" alt="rahimağzıkanseri" width="510" height="317" />Rahim ağzı kanseri dünyada kadınlar arasında görülen en büyük 2.kanser türüdür. Her yıl tahmini olarak dünyada 490.000 kadın rahim ağzı kanserine yakalanmakta ve bunların 240.000&#8242; i bu hastalık yüzünden ölmektedir. Rahim ağzı kanserinin diğer bir adı servikal kanserdir. Dünyada rastlanılan rahim ağzı kanserinin neredeyse tümünün HPV adlı bir virüsün yüksek riskli tiplerinden kaynaklandığı görülmektedir. Rahim ağzı kanseri her yaştan kadını etkileyen önemli bir hastalıktır. Uterusun yani rahimin vajinaya açıldığı alt bölümde oluşur. Kalıtsal değildir. HPV aynı zamanda genital siğiller ve rahim ağzında hücresel düzeyde anormalliklere de neden olur. Bu anormallikler ancak smear dediğimiz rahim ağzından alınan sürüntü testiyle ortaya çıkmaktadır. Ergen kızlar ve evli bayanlar yaşam hayatları boyunca rahim ağzı kanserinden bu virüse karşı geliştirilmiş aşı sayesinde korunurlar. HPV deri temasıyla kolayca geçmektedir. Cinsel birleşme olmayan cinsel etkinlik durumlarında da örneğin el ve ağzın genital bölgeye temasıyla da bulaşabilmektedir. Kondom HPV bulaşmasından koruyabilir ancak % 100 bir etkinlik gösterdiği söylenemez. Kadınlarda HPV enfeksiyonu için risk oluşturan durumlar aşağıdaki gibi sıralanmaktadır.</p>
<p>- Erkek eşin sünnetsiz olması</p>
<p>-Cinsel birleşmenin erken yaşta olması</p>
<p>-Genç yaş grubunda olmak</p>
<p>-Yaşam boyu cinsel eş sayısı</p>
<p>-Erkeğin cinsel davranışı</p>
<p>-Sigara kullanımı</p>
<p>Rahim ağzı kanserinde erken teşhis ve smear ve diğer tetkiklerin önceden yapılması ve aşının önceden yapılması rahim ağzı kanserini %66 oranında azalttığı tespit edilmiştir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/rahim-agzi-kanserinden-korunmak-bu-kadar-kolay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
