Yaşam

Yaşamın her anında faydalanabileceğiniz haberleri, bilgileri, tüyoları bulabileceğiniz kendi kendinizin yaşam koçu olmanıza yardımcı olacak yazılar.

dogalguc.net Haftanın ürünü

ramazan-bayramı

Sevgi, kardeşlik, yardımlaşma gibi insani değerlerimizin en üst noktaya çıktığı bu özel günleri anlamlı kılmak için, gelin dargınlıkları ve kırgınlıkları bir kenara bırakalım; sevgi, saygı ve hoşgörünün sesini yeniden yükseltelim, kardeşlik ve dayanışma duygularımızı tazeleyerek bir kez daha kucaklaşalım.

Bu duygu ve düşüncelerle sizlerin ve çok değerli ailelerinizin mübarek Ramazan Bayramınızla Birlikte Zafer Bayramınızı Kutlar, sağlık, huzur ve iyilikler getirmesini dilerim.

Bayramınız kutlu olsun…

ramazan-cinsellik

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Mersin Şube Başkanı Yaşam Yanardağ Çelik, İslam inancına göre oruçluyken cinsel ilişkiden kaçınılması gerektiğini, ancak iftarla imsak arasında ilişkiye girilebileceğini söyledi.

Çelik, Ramazan Ayı’nın, cinselliğin yasaklanmadan kalplerin arındırılması açısından da önemli bir fırsat olduğunu kaydetti.

Cinsellik konusunda toplumda abartılan, ayıp, yasak ve günah olarak yorumlanan konuların, kişinin resmi nikahlı eşiyle yaşadığı cinsel ilişkileri de gölgeleyebildiğine dikkat çeken Çelik, bunun en çarpıcı örneğininse Ramazan Ayı’nda yaşanan ‘cinsellik’ tartışmaları olduğunu vurguladı.

Çelik, “Ramazan Ayı’nda cinsellik çok yanlış bir şekilde sanki bir suç, bir günah ya da çok kötü bir eylemmiş gibi algılanabiliyor.

Hangi ayda olursa olsun, bir insanın eşiyle veya partneriyle sağlıklı bir şekilde cinsel ilişkiye girmesi rahatlatıcı, sağlıklı ve olması gereken bir eylemdir.

Aksi takdirde cinsel yaşam dengesi bozulur ve cinsel dengenin bozulmasıyla etkilenen sadece cinsel yaşam değildir.

Toplumsal yapımızı bir arada tutan saygı, güven ve en önemlisi sevgi kavramı da bu durumdan direkt olarak etkilenir. İnsanlarımız yaklaşan Ramazan Ayı’nda sevgi, huzur, güven, yardımlaşma ve şefkat gibi ihtiyaç duyduğu bu alanlarda doyum sağlamalı ancak bunun yanı sıra cinsel hayatlarını da dengeli bir alana taşımalıdırlar” dedi.

“İFTARLA İMSAK ARASINDA CİNSEL İLİŞKİYE GİRİLEBİLİR”

Ramazan Ayı’nın; birlik ve dayanışmanın pekiştiği, insanları birbirine daha çok yakınlaştıran, günlük kaygı ve sıkıntılardan uzaklaştıran, yardımlaşmaların arttığı, barış, kardeşlik ve hoşgörünün yaşanmasına vesile olan özel olan günler olduğunu anlatan Çelik, böylesine özel bir mana taşıyan günlerde cinsellik gibi insan bedenine sağlık ve mutluluk getiren bir olaydan uzak durulmasının, kişiyi sadece strese sokacağı yorumunda bulundu.

Yaşam Yanardağ Çelik, “Ramazan Ayı, cinselliği yasaklamadan kalpleri arındırmak için bir fırsattır. İslam inancına göre; oruçluyken cinsel ilişkiden kaçınılmalı ancak iftarla imsak arasında ilişkiye girilebilir.

Ruhsal ve bedensel bir arınma yaşanması gereken Ramazan Ayı’nda cinselliği yasaklamak yerine; gönüller ve beyinler arındırılarak huzurlu ve dengeli bir ruh hali oluşturulmaya çalışılmalıdır.

Doğadaki bütün canlılara şefkat ve merhamet esasının egemen olması gereken Ramazan ayı boyunca, sağlıklı ve mutlu bir cinsellik yaşanabilir. Kişi beynini kapatarak duygularına odaklanabilir, endişe, korku ve kaygılarını bir tarafa bırakarak anın tadını çıkarabilir” diye konuştu.

“İFTAR SONRASI ‘TOKLUK HİSSİ’ İLE BİRLİKTE CİNSEL İSTEĞİN ARTMASI NORMAL”

Cinselliğin, insanın maddi ve manevi gelişmesinin yanı sıra ruh ve beden sağlığının korumasında önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Çelik, cinselliğin aynı zamanda da İslam dini tarafından insan doğasının en temel ihtiyaçlarından biri olarak görüldüğünü hatırlattı.

İnsanlar için cinsel arzu ve isteklerin; açlık, susuzluk gibi doğal olgular olduğunu savunan Çelik, bu nedenle arınma ve arındırma ayı olan Ramazan’da, insanlar cinselliği yasaklamadan gönüllerini, kalplerini ve beyinlerini arındırması gerektiğini dile getirdi.

Çelik, insanların içlerindeki kötü duygu ve düşüncelerden kurtularak, olumsuzlukları bir kenara bırakması, cinsel yaşam ve partnerleriyle ilgili iyi düşüncelere sahip olmaya çaba sarf etmeleri gerektiğini vurguladı.

İftar sonrası tokluk hissiyle birlikte cinsel isteğin de artmasının sık rastlanılan bir durum olduğu yorumunu yapan Çelik, insanın temel dürtüleri olan yemek, içmek, barınmak, korunmak ve cinselliğin bir zincir halkaları gibi olduğunu söyledi.

Yaşam Yanardağ Çelik, “Ancak aşırı yemek yiyerek, tok karnına cinsel ilişkiye girmek sağlıklı olmayabilir.

Hazımsızlık cinsel enerjide dengesizliğe yol açabilir. Aşırı tok karın performans düşüklüğünden başarısızlığa kadar birçok cinsel soruna neden olabilir.

Bu nedenle iftardan sonraki cinsel yakınlaşma için yediğimiz yemeği biraz daha hazmetmeyi beklemeliyiz.

Ramazan Ayı’nın getirdiği birlik ve dayanışma alışkanlıklarıyla cinsel hayatı da göz ardı etmeden, tüm yaşamda iyiye ve güzele yönelmeliyiz” ifadesini kullandı.

genç kalmanın sırlarıGenç Kalmanın Sırları

Artık kremler, bitkisel çözümler ve plastik cerrahi bir kenara bırakıldı! Gençleşmenin son modası burada!

Gençlik ve güzellik denince kadınlar için akan sular duruyor. Bu uğurda ameliyat dahil her yöntem deneniyor. Şimdilerde ise kremler, bitkisel çözümler, plastik cerrahi ve yardımcı yöntemler bir kenara bırakıldı! Gençleşmenin son moda yöntemi yüz yogası oldu. Filipin asıllı Lourdes Julian Doplito Çabuk, verdiği yoga dersleri gençleşmek isteyen kadınlar tarafından keşfedildi.

57 yaşında genç bir kadın

Kadınlara gençlik ve güzellik yogası kursları veren Lourdes Çabuk, dört çocuk ve dört torun sahibi 57 yaşında genç bir kadın! Genç diyorum çünkü; Madam Lourdes kendisinden ders almaya gelen 30 ve 40′lı yaşlardaki öğrencilerinden çok daha duru bir tene, çok daha az kırışığa ve oldukça fit bir vücuda sahip.

Amerika’da başladığı güzellik yogası derslerini İstanbul’a taşıyan Filipin asıllı Lourdes Çabuk, annesi ve anneannesinden gözlemlediği güzellik uygulamalarını da deneyimleyerek ilginç teknikler geliştirmiş. Yoga hocası olan eşi Adnan Çabuk’la birlikte açtığı Shiddashram Yoga Merkezi’nde yaklaşık altı yıldır kurslar veren Madam Lourdes’in sırlarını öğrenmek üzere Nişantaşı’ndaki merkezin kapısını çaldık.

Huzurlu bir ortam

Dekorasyonun verdiği mistik hava, müzik ve bitki çayıyıyla bütünleşince bir huzur ortamında buluyoruz kendimizi. Madam Lourdes, katılımcılara çeşitli sorular soruyor ve kursun gerçekleşmesi beklenen etkisini somut olarak görmek üzere yüzlerinin fotoğrafını çekiyor. Kiminin yanaklarındaki sarkmalar canını sıkıyor, kiminin alnındaki kırışıklıklar, kimininse giderek büyüyen gıdısı.

Yaşlanmanın ilk sinyallerini almış ve bunun önlemlerini almak isteyen, özellikle 30-40 yaşlarındaki çalışan kadınların rağbet ettiği kurs, haftada iki saatlik derslerle 1 ay sürüyor. Program metabolizmanın yavaşladığı menopoz dönemindeki kadınlar için de etkili bir anti aging çalışması aynı zamanda. Sadece yüz egzersizleriyle sınırlı kalmayan dersler, hem teorik hem pratik yoga çalışmalarıyla beraber ilerliyor. Çabuk’un öğrencileri arasında Defne Samyeli, İpek Tenolcay ve İpek Tuzcuoğlu gibi ünlü isimler de var.

İşte o beş madde

Gelelim Madam Lourdes’in cömertce paylaştığı gençlik ve güzellik sırlarına. Şu beş maddeye dikkat ederseniz; 10 yaş gençleşmeyi sağlama aldınız bilin; “Doğru beslenme, doğru düşünce, doğru rahatlama, doğru nefes ve doğru egzersiz”. “Herkesin bir enerji bedeni, yani aurası var. Eğer bu auranın herhangi bir yerinde boşluk oluşursa, o bölgedeki organlar kolay hastalanabilir. Bizim yaptığımız yoga egzersizlerinde önce aurayı temizliyoruz” diyor Madam Lourdes. Katılımcıların beslenme alışkanlıklarını öğreniyor, kimininkini de yüzüne bakarak şıp diye söyleyebiliyor: “Çok fazla peynir yiyorsun değil mi?” Peynirin içinde yapışkan bir madde bulunduğunu, bunun da yanaklarda sarkma yaptığını biliyor muydunuz?

Biz, her yüze ve her yüz kasına ayrı hareket öneren Lourdes hocayla, beş altın kuraldan biri olan doğru beslenme üzerine konuştuk.

Yaşınızı öğrenen herkes eminim aynı şaşkınlığı yaşıyordur, nasıl bu kadar genç kalabildiniz? Bunda Filipin asıllı olmanızın bir etkisi olabilir mi?

Bu soruyla çok karşılaşıyorum. Önce şunu söyleyeyim. Uzakdoğulular neden daha genç görünür ve ciltleri güzel olur? Bu öncelikli olarak beslenmeyle ilgili tabii ki. Biz daha fazla balık, deniz mahsulü yiyoruz ama daha az ekmek, daha az peynir ve şeker tüketiyoruz. Yemekleri fazla pişirmiyoruz. Şeker, kek, pasta sevmiyoruz. Tatlı yerine ekşiyi tercih ediyoruz. Mesela ben greyfurta bayılırım. Üstüne biraz tuz serper, sirkeye batırıp yerim. Bizim ülkemizde insanların yüzde sekseninin dişleri sağlamdır. Benim babam 90 yaşında ve dişleri tamamen kendisinin. Çünkü tatlıyı sevmiyor. Kanser de biliyorsunuz şekerden besleniyor.

Genetik faktörlerin etkisi var mı?

Benim için genetik faktör yaşlanma nedenleri arasında en sonda gelir. Örneğin benim kızkardeşim benden dört yaş küçük ama benden yaşlı gösteriyor. Vücudu esnek değil, daha fazla kırışığı var. Daha stresli ve yanlış beslenen insanlar daha çabuk yaşlanır.

Vücudun ne tür beslenmeye ihtiyacı olduğunu nasıl bilebiliriz?

Herkesin ihtiyacı olan şey farklı. Bir kan tahlili yaptırmak iyi olur. Vücudun neye ihtiyacı olduğunu görebilir ve fazlalıkları atabilirsiniz. Vücutta çok fazla fosfor varsa balık yemek alerji yapabilir mesela. Potasyumunuz çok ise muz size göre değildir. İnsanlar genellikle içinde her şey olan vitamin tabletleri alıyorlar. Ama bakalım bizim ihtiyacımız var mı hepsine? Vücut fazlalıkları atmak için çok uğraşıyor daha sonra. Böbrekler ve karaciğer yoruluyor.

Kadın ve erkeğin ihtiyaçları da değişiyor değil mi?

Evet. Kadınlar hormonlardan dolayı daha fazla sebze tüketmeli. Sebzelerdeki doğal östrojen kadınlara iyi geliyor. Erkekler daha fazla et yemek istiyor, testosteron hormonundan dolayı. Daha çok demire ihtiyaçları var. Biz daha yumuşak bir beslenme tarzı seçmeliyiz.

Kadınlar genç kalmak için nelere dikkat etmeliler?

En önemli, en güzel antioksidan sudur. Sudaki oksijen kanı, hücreleri besler. Bol su içen bazı kadınlara bakın, ciltlerinde yine de kuruluk vardır. TDS denilen, sudaki toplam çözünmüş maddeler, yani suda olan fazla mineral, metal, tuz ve kimyasallar nedeniyle içtiğimiz sudaki oksijen bir türlü hücrelere gitmez. Musluk suyunda ölçtük aşağı yukarı 200 madde var. O suyu içtiğimizde o maddeleri de torba gibi taşıyoruz. O maddelerden dolayı oksijen giremiyor hücrelere. Biz o mineralleri yemekten, sebze-meyveden alıyoruz zaten. Su, oksijenin vücudumuza taşınması için bir araç. İçtiğimiz su maalesef o kadar çok diğer maddelerle dolu ki ne hücrelerimize oksijen taşıyabiliyor, ne de vücuttaki toksinleri atabiliyor. TDS miktarı 50′den fazla olmamalı. Biz eve filtre taktırdık. Musluktan akan suda şimdi sadece 12 TDS var. Tabii oksijenin diğer kaynağı doğru nefes. Doğru nefesle sadece oksijen almıyoruz aynı zamanda hayattan da daha çok haz alıyoruz. Prana yoksa hayat da yok.

Ve tabii ki doğru beslenme.

Evet. Doğru beslenme ile ilgili birkaç genel kuralı saymak gerekirse; protein ve karbonhidratı beraber hiç tüketmemek lazım. Ben derse katılanlara bir çizelge veriyorum, ne ile neyi beraber tüketmemek lazım diye. Bu çok önemli. Böylece sağlıksız şeyler de yesek zararı azaltabiliriz. Örneğin eti çok seviyorsak sık ve fazla tüketmemek kaydıyla yiyebiliriz ama mutlaka yanında salata yemeliyiz. Bizim yoga merkezinde beslenme ile ilgili fanatik bir yaklaşımımız yok. Uzun zamandır görmediğiniz bir akrabanızı ziyarete gittiniz, size bir sürü yemek yapmış. Ben bunları yiyemem diye onu reddedip kırmak olmaz. Ölçülü ve dengeli olmaya çalışmak en güzeli. Her şeyi yasaklamak olmuyor ve insan doğası buna alışamıyor. Haftanın beş günü sağlıklı beslenelim, ama strese de girmeyelim. Hafta sonu serbest gün olsun. Bir de her insan farklı. İyi niyetli olmak lazım ne yersek yiyelim, iyi bir enerjiyle, sevgiyle yiyelim. Süt ürünlerine dikkatli yaklaşmak lazım. Peyniri ve sütü mutlaka azaltmak lazım. İçlerinde yapışkan bir madde var. Araştırma yaparsanız bunu görebilirsiniz. İlla peynir yemek istiyorsak lor peynirini tercih edelim. Yoğurt ve ayran sütten çok daha faydalı. Ekmeği azaltalım. İnsan kendi dışkısına bakarak nasıl beslendiğini görebilir. Kabızlık vücudun ne kadar susuz kaldığının, sindirimi zor besinler tükettiğinin bir göstergesidir. Sindirim yolunun tıkanması mutfak lavabosunun tıkanması gibidir. Sağlıklı bir beslenmeden söz edilemez.

Peki bu dört hafta sonra kadınlar ne gibi bir değişiklik görecekler kendilerinde?

Çok memnun olan öğrencilerim var. Arkadaşları “Estetik mi yaptırdın” diye soruyormuş. Bunu duyunca çok mutlu oluyorum. Ciltleri pırıl pırıl, aydınlık oluyor. Temiz beslendiklerini yüzlerinden anlayabiliyorsunuz. Toksinsiz yiyecekler yediğinizde bütün hücreleriniz iyi beslenir ve mecburen genç kalırsınız.

Bize biraz günlük beslenme tüyoları verir misiniz?

Sabahları meyve yemek için en ideal zamandır. Karnınız açken vücut meyvedeki bütün besini emer. Hem de güne taze bir başlangıç yapmış olursunuz. Öğle vakti protein alma vaktidir. Çünkü protein sindirimi zaman alan, ortalama 4 saat süren bir maddedir (Karbonhidrat ise 2 saat). Onun yanında salata ya da sebze olsun ama karbonhidrat yok. Çünkü bütün bu maddeler için midede farklı enzimler var. Hepsini karıştırırsak midede asit yapar. Yediğimizin faydasını göremediğimiz gibi, kısa sürede tekrar acıkırız. Hazımsızlık ve rahatsızlık da cabası. Meyveyi akşam yemeğinden sonra yeme alışkanlığını bırakmak gerekir. Hem şekeriniz yükselir hem de hazmı zor olur, mineralleri tam alamazsınız. Bir de aynı aileden meyveleri beraber tüketin. Mesela elma ile armutu, portakal ve greyfurtu birlikte yiyebilirsiniz.

Lourdes Çabuk kimdir?

Filipinler’de San Thomas Üniversitesi Tıbbi Teknoloji Bilimi’nde eğitimini tamamlayan Lourdes Julian Doplito Çabuk, çiçekçilik ve moda üzerine çalışırken yoga ile tanışıyor ve kristal taş şifacılığı çalışmalarına katılıyor. Daha sonra Amerika’ya taşınan Çabuk, New York ve Florida’da Hatha Yoga, Kundalini Yoga ve Kriya Yoga eğitimleri alıyor. İlk evliliğinden 4 çocuk ve 4 torun sahibi olan Çabuk, güzellik yogasını ilk kez dördüncü çocuğunu doğurduktan sonra keşfediyor. Doğum sırasında kilo alan Çabuk, hem kilo vermek hem de yüzünü toparlamak amaçlı hareketler yapmaya başlıyor. İkinci evliliğini yoga hocası Adnan Çabuk’la yapan Madam Lourdes, bir ev de İstanbul’da açıyor. Ve Amerika’dan sonra gençlik ve güzellik yogasını Türkiye’de de öğretmeye başlıyor.

Neden yüz yogası?

Türkiye’deki kadınların ciltleri çok güzel. Burada kadınlar ayrıca daha hassas ve duygusal. Stresten çabuk etkilenme oranları yüksek. Sigara, doğru nefes alınmaması, yanlış beslenme ve negatif düşünce özellikle 30 yaşından sonra kırışıklıkların başlamasına neden oluyor. Yüz bölgesi, vücudun en az çalıştırdığımız bölgesi. Belli bir yaştan sonra adaleler tembelleştiği için sarkmalar başlıyor. Yanlış nefesle yüzdeki hücrelere oksijen gitmiyor. Doğru duruş da çok önemli. Bu nedenle bir bütün içinde çalışma yapmak gerekiyor. Bedene önce düşüncelerle hükmediyorsunuz. Sabah kalkar kalkmaz yapacağınız bedensel hareketlerle, duştan sonra 15 dakika aynanın karşısında sorunlu bölgeleri hareketlendirmeyle ve beslenmenize dikkat ederek olduğunuzdan 10 yaş bile genç görünebilirsiniz.

Gençlik ve güzelliğin 5 altın prensibi

1- Doğru rahatlama

2- Doğru nefes

3- Doğru beslenme

4- Doğru egzersiz

5- Pozitif düşünce

Detoks çayı

Lourdes Çabuk’un tavsiye ettiği bu detoks çayını arınma amaçlı olarak ayda 1 ya da 2 kere içebilirsiniz.

2 bardak suyu kaynatın. Kaynamış suyun içine bir tutam kiraz sapı, bir tatlı kaşığı kereviz yaprağı, bir demet taze maydanoz, bir tutam enginar yaprağı ve 4-5 tane avokado yaprağı koyun. Malzemeleri ekledikten sonra en fazla iki dakika daha kaynatın. Ateşten aldıktan sonra demlenmesini bekleyin. Yatmadan önce bir bardak suyu için, ertesi sabah da kalkınca kalan bir bardak suyu için.

unutkanlık İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde de bulunabilir. Zamanını arkadaşlarıyla ve ailesiyle birlikte geçirme, iyi ve dengeli beslenme, egzersiz yapma kişinin daha uyanık ve sağlam kafalı olmasına yardımcı olur. Hafızamıza yardımcı etkenler şunlardır; Yeni beceriler öğrenmek, alkol almamak, dinlenme ve istirahata önem vermek, ajanda kullanmak, cüzdanınızı anahtarınızı ve cep telefonunuzu hep aynı yere koymak, mümkün olduğunca vaktinizi arkadaşlarınıza ve ailenize ayırmak. Unutkanlığı olan kişiler, durumlarını cevresindekilerle birlikte değerlendirip onun neticesinde bir doktora başvurmalıdırlar. Unutkanlığı tetikleyen unsurlar ise depresyon, stres, bazı ilaçların yan etkisi, vücutta yeterli sıvının olmayışı olarak sıralanabilir.

kadinlari-anlamakMutlu bir ilişki için, tarafların birbirlerinin özelliklerini bilmesi ve davranışlarını bu çerçevede oluşturması gerekir. İşte psikiyatrlar ve evlilik terapistlerinin kadınları ve erkekleri anlamak için verdiği tüyolar…

Kadınlar neden daha çok kıskanır? Kadınların kalbini kazanabilmek için neleri yapmalı, neler yapmamalı?…. Erkekler neden gizemli kadınları daha çok çekici bulur? Erkekler evlenince neden değişir ve daha az konuşur?

Kadınlar, en çok ’seni seviyorum’ sözünden etkilenir. Uzmanlara göre, kocasından yıllardır sevgi sözcükleri ve iltifatlar duymayan kadınlar agresifleşiyor ve sonuç olarak erkeği de mutsuz ediyor.

Kadınlar erkekleri, erkekler de kadınları anlamakta güçlük çekerler. Bu, bir anlamda doğanın kanunudur. Oysa her iki cinsin de birbirini anlaması o kadar da zor değil.

Mutlu bir ilişki için, tarafların birbirlerinin özelliklerini bilmesi ve davranışlarını bu çerçevede oluşturması gerekir. Peki ya kadınların ve erkeklerin tipik özellikleri nelerdir? Nelere kızar, nelerden hoşlanır, nelerden nefret ederler? İşte psikiyatristler ve evlilik terapistlerinin kadınları ve erkekleri anlamak için verdiği tüyolar…

Erkekler devamlı pohpohlanmayı bekler

Psikiyatrist Nihat Kaya, erkeklerin kadınlar tarafından pohpohlanmayı beklediğini ve bunu bulamadıkları zaman mutsuz olduklarını söylüyor. Kaya, erkekleri anlamak için kadınlara şu önerilerde bulunuyor:

- Erkekler, özellikle spor, siyaset ve iş konularına ilgi gösteriyor. Kadınların, sevgili ya da eşlerinin ilgi alanları konusunda toleranslı olması ve paylaşımcı olmayı öğrenmeleri gerekiyor. Çünkü tamamen kendilerini dışta tuttukları zaman erkekleri yalnız bırakmış oluyorlar.

- Erkekler, eşleri tarafından değer görmek ister, hatta iltifat beklerler. Ona, arada sırada ‘Bugün çok yakışıklısın’ ya da ‘Gömleğin çok yakışmış’ gibi cümleler söylemelisiniz.

- Türk kültüründe erkekler, ailelerine son derece bağlıdır. Evlenseler dahi ailelerine karşı kendilerini sorumlu hissederler. Bu, onlara çocukluktan beri öğretilmiştir. Ancak pek çok kadın, eşinin, ailesine yaptığı yardımları kabul edemez ve bu konuda ciddi tartışmalar çıkar. Erkeklerin ailelerine yönelik yaptıkları yardımlar, kadınlar tarafından kıskanılmamalı. Hatta teşvik edilmeli. Çünkü erkek, siz ne kadar karşı çıkarsanız çıkın, ailesine desteğini sürdürecektir. Onun içinde bulunduğu durumu anlayıp yardımcı olduğunuzda, size daha sıcak davranacaktır.

- Erkekler, zaman zaman arkadaşlarıyla bir araya gelmek isterler. Çünkü sevgili ya da eşleriyle her ne kadar her konuyu konuşabilseler de erkek erkeğe dertleşmek ihtiyacını hissederler. Ayrıca, erkekler eşleri ya da sevgilileriyle yapışık ikizler gibi 24 saat birlikte olmaktan hoşlanmazlar. Belirli oranlarda, kadının, erkeğin bu isteğine anlayışla yaklaşması gerekir. Tabii, bu istek aşırıya kaçmadığı sürece… Örneğin, eşiniz haftada bir ya da iki kez kahveye veya üye olduğu bir lokale gidiyor, ama bu arada sizi de ihmal etmiyorsa bırakın gitsin, arkadaşlarıyla konuşsun. Belki size anlatmaktan çekindiği dertlerini arkadaşlarıyla paylaşıp rahatlayacaktır.

utangacMahcup biri misiniz?

Bir ortamda gözler sizin üzerinize çevrildiğinde, kalbiniz hızlı çarpıyor ya da soluğunuz daralıyorsa, psikolog Battler’ın tavsiyelerine bir göz atın. Araştırmalara göre, her geçen yıl özellikle kadınlar daha çok utangaçlık problemi yaşıyor. Tanımadığınız ya da yeni tanıştığınız insanlara karşı utangaç mısınız? Bu soruya cevabınız “Evet” ise, telaşa gerek yok. Çünkü siz tamamen normal birisiniz.

Yüzünüz mü kızarıyor?

Eğer yeni iş ortamında, ayağa kalkıp kendinizi tanıtmanız istendiğinde, yüzünüz kızarıyor, sesiniz titriyorsa, kalabalık önünde konuşmanızı gerektirecek durumlardan uzak durmaya çalışıyorsanız, maalesef utangaçsınız. Ancak “herkes konuşkan, girişken olmak zorunda değil” gerçeğini de aklınızdan çıkartmamanız gerekiyor.

Kendinizi kontrol edin

Ama utangaçlığınız yüzünden bazı fırsatları kaçırdığınızı düşünüyorsanız, davranışlarınızı kontrol altına almanın zamanı gelmiş demektir. “Daimi Mutluluk” adındaki projesi sayesinde, kadınların birçok problemini çözerek, mutlu bir yaşam sürmesini sağlayan ABD’li psikolog Artest Battler, utangaçlığın çözülemeyecek bir problem olmadığını belirtiyor.

Nedenini araştırmak gerek

ABD’de birçok bayan hastasının utangaçlık problemi yaşadığını belirten Battler, “Birlikte bu konuya yoğunlaşarak, her 100 utangaç hastamdan 85′inin bu sorununu çözmeyi başardık. Öncelikle utangaçlığın temelini bulmak gerekiyor. Bunu konuşarak başarıyoruz. Eğer siz de tavsiyelerime uyarsanız, eski utangaçlığınızdan büyük bir bölümünü attığınızı göreceksiniz” dedi. İşte Battler’ın tavsiyeleri:

Gereksiz bazı düşüncelerden kurtulmalısınız

Utangaçlıkla iç içe yaşamak zor bir duygudur. Çevredeki insanların gözünde utanılacak duruma, aptal durumuna düşme, onlar tarafından reddedilme ya da yetersiz görülme korkusu, sizi yıldırmasın. Utangaç kadın, daima kötü düşüncelerle kendisini daha zor durumda bırakır. Aşağıdaki düşüncelerden kurtulmaya bakın, çünkü bunlar size uygun değil.

- Eyvah, biraz daha konuşursam, kendimi aptal durumuna düşüreceğim.

- Ya burada bulunan herkes benim için “salak” derse.

- Söyleyecek bir şey bulamazsam ne yapacağım.

- Şu anda konuşursam mutlaka sesim tuhaf çıkacak.

- Ya kendimi kontrol edemez de saçmalarsam…

- Kızaracağım, titreyeceğim…

- Kalbim fena halde çarpmaya başladı, ya aniden kalp krizi geçirirsem…

- Çıldırabilirim.

- Acaba çok tuhaf görünüyor muyum?

- Şu ortamdan bir kaçabilsem.

- Herkes beni izliyor.

- Ne kadar sıkıcı olduğumu mu düşünüyorlar?

yas-farki

Her ilişkide zaman zaman problemler yaşanabiliyor ama yaş farkının büyük olduğu beraberliklerde durum biraz daha farklı. Uzmanlar, yaş farkı kaynaklı sorunların eşler arasında karşılıklı anlayış ile çözülebileceğini ifade ediyor.

Uzmanlar, eşler arasında büyük bir aşkın ve ortak noktaların olduğu müddetçe yaş farkının çok da büyütülmesi gereken bir sorun olmadığını belirtiyor ve bir ilişkinin yürümesi için derinliğinin önemine dikkat çekiyor.

Özellikle cinsel çekimin yoğun olduğu birlikteliklerde yaş farkının pek önemi kalmıyor ve diğer ilişkiler gibi mutlu bir şekilde devam edebiliyor.

Erkeğin korkusu cinsel yetersizlik

Uzmanlar genelde kadınların kendilerinden yaşça küçük erkeklerle birlikte olmaktan çekindiklerini belirtiyor. Kadınlar, genç erkek tarafından terkedilme korkusunu daha yoğun yaşadıkları için, böyle bir ilişkiden uzak duruyor.

Erkekler ise bu endişeyi pek taşımıyor. Onların en büyük korkusu; cinsel yetersizlik. Yaşça küçük kadın tarafından artık çekici bulunmama endişesi birçok erkeği korkuya ve bunalıma sürükleyebiliyor. Aslında uzmanlar, eşler arasında en fazla 10 yaş fark olmasının doğru olduğunu belirtiyor. Daha büyük bir yaş farkı, ilişkinin bir noktasında tehlike çanlarının çalmasına yol açabiliyor.

İlişkilerde yaş farkının olumsuz yanları

Aralarında 15 – 20 yaş fark olan çiftler, genelde ayrı kültürlerde yetişiyor. Yetiştirilme tarzları başka olduğundan, dolayısıyla hayat görüşleri de farklı oluyor. Birbirlerini çok etkilemese de, çocuk olduktan sonra ilişki çıkmaza girebiliyor.

Bir diğer önemli konu; yaş farkından dolayı ikisinin de düşünce tarzlarının genelde ayrı olması. Bu aslında çok normal. 70 yaşındaki bir erkek belki yavaş yavaş ölümü düşünmeye başlarken, 55 yaşındaki bir kadın, kendini henüz hayatının baharında hissedebiliyor. Bu da çiftler arasında iplerin kopmasına yol açabiliyor.

Cinsel sorunları yok

Araştırmayı yapan uzmanlara göre; bu çiftler cinsel açıdan çok büyük sorunlar yaşamıyor. Çünkü birçok kadın, sürekli seks isteyen bir erkeğin etraflarında bulunmamasından hoşnut iken, erkekler de genç kadınlarla yeni tecrübeler yaşamaktan oldukça zevk alabiliyor.

BEYNIN-1

Beyine Zarar Veren Alışkanlıklarımız Hangileri Biliyormuyuz?

1- Kahvaltı Etmemek

Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonundna beyin dejenarasyonuna yol açabilir.

2- Aşırı Yeme

Beyin Arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar.

3- Sigara İçmek

Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açar. Kesinlikle öldürücüdür

4- Yüksek Şeker tüketimi

Çok fazla şeker proteinlerin ve besinlerin emilmesini durdurur ve dengesiz beslenmeye neden olur ayrıca beynin gelişmesine de engel olur yüksek şeker tüketimi

5- Hava Kirlenmesi

Beyin vücudumuzda en çok oksijen tüketen organdır. Kirli havanın teneffüs edilmesi, beyne giden oksijeni azaltır ve beynin veriminde düşüş yaratır.

6- Uyku Yetersizliği

Uyku beynimizin dinlenmesini sağlar. Uykunuzdan uzun vadeli yoksunluk beyin hücrelerinin ölmesini hızlandırır.

7- Uyurken kafayı örtmek

Kafayı örterek uyumak, karbondioksit konsantrasyonunu artırır ve beyne hasar veren etkilere yol açabilir.

8- Hastalık sırasında beyni çalıştırmak

Hasta iken çok çalışmak ve öğrenmek beyin etkenliğinin azalmasına yol açabilir ve ayrıca beyne hasar verebilir.

9- Uyarıcı düşüncelerde eksiklik

Düşünmek beyin jimnastiği için en iyi yoldur, beyni uyaran düşüncelerin eksikliği beyin daralmasına yol açabilir. Çapraz bulmaca ve sudoku iyi egzersiz sağlar.

10- Az Konuşmak

Zihinsel sohbetler beynin etkinliğini geliştirir.

Karaciğer Hasarının Ana Nedenleri

1- Çok geç uyuma ve çok geç kalkma

2- Sabahları çiş yapmamak

3- Çok fazla yemek

4- Kahvaltıyı atlamak

5- Çok fazla ilaç tüketmek

6- Çok fazla koruyucu, gıda katkısı, gıda boyası ve yapay tatlandırıcı tüketmek

7- Sağlıksız pişirme yağı tüketmek, İçinde en iyi pişirme yağı olan zeytinyağı bile olsa, kızartma yaparken mümkün olduğunca pişirme yağını azaltın. Yorgun olduğunuzda, eğer vücudunuz formda (zinde) değilse kızarmış gıdaları tüketmekten kaçının.

8- Çiğ veya fazla pişmiş gıdaların da tüketilmesi karaciğere ağır yük olur. Sebzeler çiğ veya 3-5 kısım pişirilerek yenmelidir. Kızarmış sebzeler bir öğünde bitirilmeli, saklanmamalıdır.

Kansere En Çok Neden Olan 5 Gıda

1- Sosisli Sandviç

Ziura içinde çok fazla nitrat vardır. Kanser koruma koalisyonu, çocukların ayda 12 adetten fazla sosisli sandviç yememelerini önermektedir. Sosisli sandviçsiz yapamıyorsanız, sodyum nitratsız yapılan cinsini satın alın.

2- İşlenmiş et ve domuz pastırması

Sosisli sandviçte, domuz pastırmasında ve diğer işlenmiş etlerde bulunan aynı yüksek sodyum nitrat aynı şekilde kalp hastalığı riskini yükseltir. Domuz pastırmasında doymuş yağın aynı şekilde kanserde payı olur.

3- Yağda kızarmış şekerli çörek veya lokma

Lokmalar kansere yol açan çiftli dertlerdir. Birincisi, bunlar beyaz undan, şekerden ve hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar, belki de kanser riskini artırmak için yiyebileceğiniz en kötü yiyecektir.

4- Kızarmış patates

Lokmalar gibi, kızarmış patates de hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar ayrıca, kızarma işlemi sırasında ortaya çıkan ve kansere neden olan akrilamid maddesini de içerir. Bunlara “French fries” değil, “Kanser fries” olarak çağrılmalıdır.

5- Cips, Kraker ve kurabiye, bisküi

Tümü genellikle beyaz un ve şekerden yapılır. Etiketinde “Trans yağlar içermez” yazılı olsa bile az miktarda trans yağ vardır.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta