Güncel Sağlık Haberleri

Güncel Sağlık Haberleri

dogalguc.net Haftanın ürünü

turk-tabipleri-birligi

Türk Tabipleri Birliği, domuz gribi ile ilgili güncel gelişmeler doğrultusunda, Prof. Dr. Murat Akova ve Doç. Dr. Alpay Azap’ın katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), kış mevsiminin gelmesiyle birlikte Kuzey yarı kürede yayılmaya başlayan Domuz Gribi (H1N1 Virüsü) ile ilgili olarak, TTB Merkez Konseyi Binası’nda basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısına TTB Genel Sekreteri Dr. Eriş Bilaloğlu, Hacettepe Üniversitesi (HÜ) İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ile Ankara Üniversitesi (AÜ) Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alpay Azap katıldı.

Doç. Dr. Alpay Azap, domuz gribinin şu aşamada mevsimsel influenzadan daha ağır seyretmediğini söyledi. İçinde bulunduğumuz dönemde Kuzey yarı kürede bu salgının görüleceğini belirten Azap, hastalığın bugüne kadarki seyri incelendiğinde gençlerin daha çok hastalığının görüldüğünü ve atak hızının da yüksek olduğunu belirtti. Endişelerin influenza virusunun çok kolay yapı değiştirmesinden kaynaklandığını belirten Azap, bu bağlamda ilerleyen süreçte hastalığın seyrinin daha ağır olup olmayacağı hakkında kesin bir şey söylenemediğini kaydetti.
Gençler aşılanmalı

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova da, “H1N1’in mevsimsel influenzadan en önemli farkı toplumun büyük kesiminin daha önceden bu ve benzeri olan viruslerle karşılaşmamış olmasıdır” diye konuştu. Hastalığın 65 yaş üzerindeki seyrinin düşük olduğunu belirten Akova, bunun 1918’de meydana gelen büyük salgın ile ilintili olduğu üzerinde durdu. Akova, 1918’de meydana gelen grip salgınındaki virusun bugünkü viruse çok benzediğine işaret ederek, “O virus 1950’lere kadar çok dolaşmış. 65 yaş üzerindeki grubunun kısmi bağışıklık geliştirdiği kabul ediliyor” diye konuştu.

Özellikle daha önceden hastalıkla karşılaşmamış olan 6 ay ile 24 yaş grubunda ölüm görülebildiğine işaret eden Dr. Akova, tedirginliğin bundan kaynaklandığını ifade etti. Akova, H1N1’in öldürme hızının binde 3-5 arasında olduğunu belirtirken, bunun normal influenzadan daha düşük bir oran olduğunun altını çizdi. Ancak, hastalığa yakalananlar arasında belli gruplarda ölüm oranının normal influenzaya göre daha yüksek olduğunu ifade eden Akova, “Hastalık hafif seyrediyor ama ağır etkilediği öncelikli bir grup var” diyerek, çocuk-genç grubuna dikkat edilmesi gerektiğini bir kez daha vurguladı.

Alpay Azap da, 65 yaş altı tüm nüfusun belli bir öncelik sırasına göre aşılanması gerektiğini belirtti. Sıranın başında hastalığa en açık kesim olarak nitelenen 6 ay ve 24 yaş grubu çocuklar ve gençler, hamileler, hastalıkla öncelikli karşılaşabilecek hizmet grupları; sağlık çalışanları, itfaiye, güvenlik görevlileri vs. yer alıyor.

Öneriler

Azap ve Akova, panik yaratılmaması gerektiğinin altını çizerken, önümüzdeki dönemde bu tür olaylarla sık karşılaşılabileceği uyarısında bulundular. Basın toplantısında, hasta olduğu düşünülen kişilerle temas etmiş olanların rutin olarak bu virusun varlığı yönünden taranmasına gerek olmadığı, hastanın ancak grip semptomları yönünden takip edilmesi gerektiği, grip semptomları çıktığı takdirde doktora başvurulması gerektiği vurgulandı. Hastalarla temas etmiş kişilerin ilaçla korunmasına kesinlikle gerek olmadığının belirtildiği basın toplantısında, ancak semptom çıkması durumunda hastanın tedavi yönünden değerlendirilmesi gerektiği, bunun büyük kısmında da tedaviye ihtiyaç duyulmayacağı vurgulandı. Basın toplantısında, uluslararası bilimsel kurumların hastalığa yakalanan herkesin tedavi edilmesine yönelik önerisinin olmadığı, belli bir takım risk faktörü taşıyan kişilerin tedaviye alınmasını önerdiği hatırlatıldı.
Azap ve Akova’nın önerileri şöyle:

1. Hastalanan çocuklar okula gönderilmemeli, veliler bu konuda uyarılmalı.
2. Okullarda hijyene, özellikle el hijyenine maksimum önem verilmeli. Eller sık sık yıkanmalı. Küçük yaş gruplarında eğer çocukların sık sık ellerini yıkamaları sağlanamıyorsa alkollü el dezenfektanları kullanılmalı.
3. Okullarda, çocukların bir arada bulunmalarının zorunlu olmadığı sınıf dışı faaliyetler sınırlanmalı. Ne kadar çok farklı gruptan çocuk bir araya getirilirse risk o kadar artar.
4. Okul gezileri sınırlanmalı.
5. Hastalanan çocuklar hastalık tamamen iyileşene kadar -ki bu süre genellikle 7 gündür- evde tutulmalı, hastalığın daha uzadığı durumlarda ise ateş düştükten en erken 24 saat sonra okula gönderilmeli.
6. Hastalanan çocukların iyi beslenmesi ve bol sıvı alması sağlanmalı.
7. Aşı yapılmalı.

Aşı hakkında bilgiler

Bir gazetecinin aşının etkinliğin ne kadar olacağı yönündeki sorusu üzerine de Murat Akova, domuz gribi için geliştirilen aşının şu anda ABD ve Macaristan’da kullanıldığını, şu an Türkiye’de var olduğu söylenen aşının bir yıl öncesinin influenza virusüne karşı geliştirilen aşı olduğunu söyledi. Domuz gribi aşısının Temmuz ayı başında üretilmeye başlandığını belirten Akova, yaklaşık 5 bin civarında çocuk ve erişkinde denendiğini ve belirgin bir yan etkisinin izlenmediğini kaydetti.

Alpay Azap da, grip aşısının dünyada 50 yıldan daha uzun süredir üretilen bir aşı olduğunu belirtti. Lokal yan etkiler görülebileceğini ifade eden Azap, ciddi yan etkiler çıkması olasılığının son derece düşük olduğunu söyledi. Azap, mevsimsel grip aşısında beklenen yan etki oranından daha fazla olmayacağını kaydetti. Ancak dünyada ilk kez böyle büyük bir kitlesel aşılama faaliyeti olacağına işaret eden Azap, milyonda bir ya da daha nadir görülen yan etkilerin de ortaya çıkma olasılığı bulunabileceğinden söz etti. Azap, Dünya Sağlık Örgütü’nün bunları takip ettiğini söyledi.
Aşının kanser yaptığına dair söylencelerin kesinlikle doğru olmadığını belirten uzmanlar, aşının vereceği faydanın olası yan etkiden çok daha fazla olduğunu belirterek, aşı yapılmamasının hata olacağı uyarısında bulundular.

248_genc_babaBilim adamları, geç yaşta baba olan erkeklerin çocuklarının otizm, şizofreni gibi hastalıklara yakalanma risklerinin daha yüksek olmasının sebebini bulduklarını belirtti.

Independent gazetesinin haberine göre, Oxford Üniversitesi araştırmacıları, yaşlı erkeklerde, çocuklarının DNA’larında genetik mutasyona yol açabilen nadir türde bir testis tümörü bulunma olasılığının daha fazla olduğunu saptadı.

Nature Genetics dergisinde yayımlanan araştırmanın başkanı Prof. Andrew Wilkie, “Yaşlandıkça çoğu erkeğin testisinde bu küçük mutasyona uğramış hücre kümelerinin geliştiğini düşünüyoruz. Bunlar ciltteki benler gibidir, tek başlarına genellikle zararsızdırlar. Ancak testislerde bulunmaları sebebiyle sperm yapımında da yer alırlar ve bu da bebeğin çeşitli ciddi hastalıklarla doğmasına yol açarlar” dedi.

Wilkie, bu bulgunun, çocukları etkileyen, aralarında ölü doğum ve cüceliğin de bulunduğu bir dizi ciddi durumun neden kaynaklandığına açıklama getirebileceğini söyledi.

Araştırmanın ayrıca, bilim adamlarının otizm ve şizofreni gibi yaygın hastalıklara yol açmış olabilecek genleri bulmalarına da yardımcı olabileceği kaydedildi.

Son zamanlara kadar, sadece kadınların geç yaşlarda bebek sahibi olmalarının hastalıklı bebek doğumlarına yol açabileceği zannediliyordu ancak yapılan son araştırmalar, spermin kalitesinin yaşlandıkça düştüğünü ve bunun da ciddi sağlık problemlerine sahip bebeklerin doğumuna yol açabildiği belirlendi.

İsrail’de yapılan bir araştırma, 40 yaş ve üstünde baba olan erkeklerin otistik çocuğa sahip olma riskinin 30 yaş ve altı erkeklere göre 6 kat daha fazla olduğunu göstermişti.

Şizofreniyle ilgili yapılan araştırmalar da yaşlı babaların çocukları arasındaki hastalık riskinin, 20′li yaşlarda baba olanların çocuklarına oranla iki kat fazla olduğunu gösteriyor.

Yanıklar geniş ve derin olduğu zaman hayati tehlike vardır. Tam teşekküllü bir yanık merkezinde, eğer yoksa tam teşekküllü bir hastanenin acil servisinde tedavi görmesi gerekir. Yanıkların tercihen yanık tedavisinde uzman bir plastik cerrah tarafından tedavi edilmesi uygundur. Eğer uygun tedavi yapılmaz ise çok kötü izler ve kasılmalarla sonuçlanabilir. Bu nedenle uzman kişilerce tedavi edilmelidir. Yanıklar sıcak sıvılarla (çay,sıcak su), alevle, sıcak metallere temasla, kimyasal maddelerle veya elektrikle meydana gelir.

Yanık meydana geldiği zaman ne yapılmalı?

Yanan kişiyi hemen yanık etkeninden uzaklaştırın (alevden, sıcak sıvılardan, sıcak metallerden, elektrikten ve kimyasal maddelerden)

Eğer alev yanığı ise hastanın koşmasını ve hareket etmesini engelle, yere yatır, üzerini battaniye gibi bir örtü ile örterek hava ile temasını kes.

Üzerindeki giysileri çıkarın.

Yanık bölgeleri soğuk su ile 5-10 dakika yıkayın veya soğuk su içine sokun.

Yanık bölgelere yoğurt vs gibi şeyler sürmeyin.

Yanık yarası üzerindeki baloncukları (bülleri ) patlatmayınız, yanık deriyi soymayınız.

Yanık bölgeyi veya kişiyi temiz bir çarşaf ile sararak acilen bir hastaneye götürün.
burnfinger-main_Full
Yanık Nasıl Tedavi Edilmelidir?

Yanığın derinliğine, etkenine, genişliğine ve bulunduğu bölgeye göre açık veya kapalı tedavi yapılabilir. Buna uzman karar verecektir. Geniş ve derin yanıklar, elektrik yanıkları, asit yanıkları, el ve yüz yanıkları yanık merkezinde yatarak tedavi edilmelidir. Ufak ve yüzeyel yanıklar evde tedavi edilebilir. Üç haftada iyileşmeyen yanıklar 3. derece� dir ve deri grefti ile tedavi edilmesi gerekir. Aksi takdirde çok kötü izler ve kontraktürler (kasılmalar) bırakarak kapanır. Elde, kollarda, ayaklarda, göz kenarında, ağız kenarında ve kulaklarda sakatlıklar bırakabilir. Bu nedenle de mutlaka bir yanık merkezinde uzman bir plastik cerrah tarafından tedavisi gerekir.

lazer-epilasyonSonbahar ve kış aylarında güneş ışınlarından daha az etkilenildiği için istenilen dozlara rahatça çıkılabililiyor. Seans aralıkları yaklaşık 2 ay olduğu için yaz aylarına kadar tüylerin tamamına yakınından kurtulabilirsinizKalıcı epilasyon için kıl kökünün papilla denilen kıl üretici kısmının yok edilmesi gereklidir. Lazer epilasyonda kullanılan lazer ışığının dalga boyu kılda bulunan melanin pigmenti tarafından emilme özelliğine sahiptir. Milisaniyeler içinde cilde uygulanan lazer ışını, cilt hücrelerine zarar vermeden geçerek kıl kökündeki renk pigmentleri tarafından emilir. Lazer ışını doğrudan kıl kökünü yok eden ısıya dönüşür. Bu ısı kıl köklerindeki hücreleri hasara uğratır ve tekrar büyüyemeyecek şekilde tahrip eder. Soğutma sistemli lazer tekniği ile yapılan lazer epilasyon ile lazer ısısı sadece kılı etkiler ve cilde zarar vermez.

Lazer epilasyon seansından önce dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak bölgelerin en az 15 gün önce güneş banyosu veya solaryum uygulaması yapılmamış olması gerekmektedir.

• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak bölgelerdeki kıllara son üç hafta içinde kıl köklerini etkileyecek ağda, cımbız veya epilatör ugulamalarının yapılmamış olması gerekmektedir.

• Uzayan kıllar seanstan en son 5 gün öncesine kadar vücutta jilet ile, yüz bölgesinde makas ile kısaltılabilir.

• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak kıllara sarartma, boyama gibi işlemler yapılmamış olması gerekmektedir.

domuz-gribi

Nasıl korunurum?

• Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatınız. Mendilinizi kullandıktan sonra çöp sepetine atınız.

• Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkayınız. Eğer su ve sabun ortamı bulamıyorsanız, alkol içeren antibakteriyel jeller kullanınız.

• Kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayınız.

• Domuz gribine yakalanırsanız, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat ediniz.

• Hastalığın bulaşmaması için çevrenizdeki kişilerden uzak durunuz.

• Bulunduğunuz mekanı sık sık havalandırınız.

aşk-2

Daha düşük tansiyon, daha az soğuk algınlığı, daha iyi stres yönetimi… Bunlar sadece başlangıç, gelin aşkın sağlığınızı ne kadar olumlu etkilediğine hep birlikte bakalım!
Aşk ve sağlık şaşırtıcı bir şekilde birbirine bağlanmış durumdadır. Güzel bir ilişki kurduğumuzda, bunun ödülü gerçekten de çok büyüktür. Fakat ödül dediğimizde bahsettiğimiz içinizde kelebekler uçuşması gibi romantik bir durum değil, sağlığınızı etkileyen bir durumdur.
Yoğun ve tutkulu bir romantizmin sağlığa olan yararlarıyla ilgili bir kanıt yoktur. Aşık insanlar hem muhteşem hissettiklerini hem de aşkın aynı zamanda acı verici bir duygu olduğunu söylerler. Bütün bu inişler ve çıkışlar stresin kaynağı olabilir.
Sağlığınızı olumlu olarak etkileyecek olan daha sakin ve daha istikrarlı bir aşktır. Uzmanlar uzun süreli ve mutlu birliktelikleri olan insanların sağlıklarına daha fazla dikkat ettiklerine ve sağlıkla ilgili tedbirlerin birçoğunu uyguladıklarına dair kanıtlar olduğunu söylemektedir.
Bu alandaki araştırmaların çoğu evliliklere yoğunlaşmıştır fakat bu avantajlar sevgiliye, anneye, babaya ya da bir arkadaşa duyulan sevgiyi de içerebilmektedir. Buradaki püf nokta kendini başka bir insana bağlı hissetmek, ona saygı duymak, başka birinin sana değer verdiğini bilmek ve aidiyet duygusudur. Aşkın ve sağlığın birbirine bağlı olup olmadığını inceleyen araştırmaların gösterdiği 10 durum ne mi? Cevabı aşağıda!

1. Daha Az Doktora Gitmek

Amerika The Health and Human Services Department sağlık ve evlilik üzerine birçok araştırma yapmıştır. Raporların sunduğu bulguların en çarpıcılarından birine göre evli insanlarda hastanede kalma ortalaması daha kısa ve evli insanlar daha az doktora gidiyor.
Aşk ilişkilerinin sağlık için neden yararlı olduğunu gerçekte kimse bilmemektedir. Bunun en mantıklı cevabı insanoğlunun yaratılışında sosyal gruplar oluşturarak birbirine bağlı bir şekilde yaşamak olduğu ve bu olay gerçekleştiğinde de biyolojik sistemlerin etkilendiği olabilir.
Bir başka teori de mutlu ilişkileri olan insanların kendilerine daha iyi baktıklarıdır. Bir eş ağız sağlığınızı gerçekten düzgün bir şekilde yapmanızı sağlayabilir. Yakın bir arkadaş sizi daha fazla tam tahıllı besin yemeniz konusunda ikna edebilir. Zamanla, bu güzel alışkanlıklar sayesinde hastalıklara daha az yakalanırsınız.

2. Daha Az Depresyon ve İlaç Kullanımı

Health and Human Services raporu evlenmenin ve evli kalmanın kadınlarda da erkeklerde de depresyonu azalttığını göstermektedir. Bu bulgu hiç de şaşırtıcı değildir, çünkü sosyal soyutlanma yüksek depresyon oranlarıyla yakından ilgilidir. İlginç olan evliliğin özellikle genç yetişkinlerde aşırı alkol ve ilaç kullanımını azaltmaya teşvik ettiğidir.

3. Daha Düşük Kan Basıncı

Mutlu bir evlilik tansiyon için çok yararlıdır. Bu sonuç Annals of Behavioral Medicine’deki bir araştırmadan elde edilmiştir. Araştırmacılar mutlu bir evliliği olan insanların en iyi kan basıncına sahip olduğunu bulmuştur. Onları bekar insanlar izlemektedir. Mutsuz evliliği olan katılımcılar ise en kötü tansiyona sahip insanlardır.
Bu da evliliğin sağlığı çok önemli bir açıdan etkilediğini göstermektedir. Sağlığınızı etkileyen evlilik gerçeği değil evliliğinizin niteliğidir. Bu da diğer pozitif ilişkilerin aynı faydaları sağlayabileceğini desteklemektedir. Gerçekte mutlu evliler kadar olmasa da sosyal açıdan aktif bekar insanların da kan basıncı iyi düzeydedir.

4. Daha Az Kaygı

Konu endişeye geldiğinde, sevgi dolu istikrarlı bir ilişki romantizmden daha üstündür. Amerika New York Devlet Üniversitesi uzmanları aşık insanların beyinlerine bakabilmek için fonksiyonel MRI taraması kullanmışlardır. Araştırmacılar bu yolla tutkulu yeni çiftlerle birbirlerine çok güçlü bağlarla bağlı uzun süreli ilişkileri olan çiftleri karşılaştırmışlardır. Her iki grup da beyinlerinin yoğun aşkla ilgili bölümünde aynı etkinleşimi göstermiştir. Bu bölüm kokaine ya da çok para kazanmaya cevap veren dopamin yüklü alandır. Fakat beynin diğer bölümlerinde çok çarpıcı farklılıklar mevcuttur. Uzun süreli ilişkilerdeki insanlar bağlanma ile ilgili alanlarda hareketlenme göstermiştir ve beyinlerinin endişe üreten bölümlerinde daha az aktifleşme olmuştur.
Bu araştırma 2008 yılında “Society for Neuroscince” konferansında sunulmuştur.

5. Doğal Ağrı Kontrolü

Fonksiyonel MRI çalışması uzun süreli ilişkilerin çok büyük bir avantajını daha ortaya koymuştur. Bu çiftlerin beyinlerinin acıyı kontrol altında tutan bölümü daha fazla etkileşim göstermiştir.
CDC (hastalık kontrolü merkezi) raporu bu bulguyu tamamlamıştır. Araştırmadaki 127.000’den fazla yetişkin ve evli insanın baş ağrısı ya da bel ağrısı gibi şikayetlerinin daha az olduğunu ortaya çıkmıştır.
Amerika’da yayımlanan Psychological Science dergisindeki küçük bir araştırmada bir hile yapılmıştır. Araştırmacılar 16 evli kadını, onlara elektrik şoku verileceğini söyleyerek tehdit etmişlerdir. Kadınlar eşlerinin ellerini tuttuklarında beyinin stresle ilgili bölümleri daha az aktifleşmiştir. Evlilik ne kadar mutluysa etki de o kadar mükemmeldir.

6. Daha İyi Stres Yönetimi

Aşk acıyla başa çıkmaya yardımcı olabiliyorsa, stresin diğer türlerini nasıl etkilemektedir? Sosyal stres ve stres yönetimi arasında bir bağlantı olduğuna dair kanıtlar vardır. Eğer bir stres etkeniyle karşı karşıyaysanız sevdiğiniz birinin desteğini alın, böylece bu stresi daha kolay yenebilirsiniz. Örneğin işinizi kaybettiyseniz, eşiniz sizi desteklemek için yanınızdaysa bu hem duygusal hem de finansal açıdan yardımcı olacaktır.

7. Daha Az Soğuk Algınlığı

Aşk dolu ilişkilerin stresi, kaygıyı ve depresyonu azaltabildiğini ve bağışıklık sistemine de destek verebileceğini daha önce söyledik. Carnegie Mellon University uzmanları olumlu duygular içinde olan insanların soğuğa ya da grip virüsüne maruz kaldıktan sonra daha az hasta olduklarını belirmiştir. Psychosomatic Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırma mutlu ve sakin insanlarla kaygılı, saldırgan ve depresif görünen insanları karşılaştırmıştır.

8. Daha Çabuk İyileşme

Pozitif ilişkinin gücü bedensel yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlayabilir. Ohio Üniversitesi Medikal Merkezi uzmanları evli çiftlerde yaralar oluşturmuşlardır. Yaralar birbirlerine sıcak davranan çiftlerde birbirlerine düşmanca yaklaşan çiftlerle kıyaslandığında neredeyse iki kat daha çabuk iyileşmiştir. Araştırma Archives of General Psychiatry dergisinde yayımlanmıştır.

9. Daha Uzun Hayat

Araştırmaların büyük bir çoğunluğu evli insanların daha fazla yaşadığını gösteriyor. En büyük araştırmalardan biri 1990’larda 8yıllık bir süre boyunca evliliklerin ölüm oranına olan etkilerini incelemektedir. National Health Interview Survey’den veriler kullanarak hiç evlenmemiş insanların evli insanlardan %58 daha fazla öldüğünü bulunmuştur. Evlilik hayattaki zorluklarla birlikte savaşarak ve karşılıklı destekle, finansal yararlar ve mutluluk kaynağı olan çocuklarla daha uzun bir hayata katkıda bulunur.
Bunun yanında, duygusal bir açıklama da vardır. Evlilik insanlardaki diğerlerinden soyutlanma duygusunu engelleyerek onları ölümden korur. Yalnızlık, bu neden her ne olursa olsun ölüme sebep olan etmenlerle ilişkilidir. Diğer bir deyişle, evli insanlar daha çok yaşarlar, çünkü her zaman sevgiyi ve bağlılığı hissederler.

10. Daha Mutlu Hayat

Aşkın en büyük yararının sevinç olduğu çok açık bir gerçektir. Fakat araştırma bu bağın nasıl bu kadar güçlü olduğunu gösterebilmek için yeterli değildir. Journal of Family Psychology’deki bir araştırma mutluluğun ailedeki gelirden çok aile ilişkilerinin niteliğine dayandığını göstermiştir. Bu yüzden aşkın gücünün en azından bazı durumlarda paranın gücünü yendiğine dair bilimsel bir kanıt vardır.

İlişkinize İyi Bakın

Somut faydalar sağlayabilecek sevgi dolu bir ilişki geliştirmeniz için, size bir kaç önerimiz var:

• Depresyondaysanız ya da sürekli endişeliyseniz tedavi olun.

• İletişim becerilerinizi geliştirin ve bir anlaşmazlığı çözmeyi öğrenin.

• Günlük hayatınızda mutlu ve mutsuz olayları sevdiğiniz insanla paylaşın.

• Birbirinizin başarılarını kutlayın.

Son olarak, eşinize ya da sevgilinize kötü zamanlarında destek verdiğiniz gibi mutlu günlerinde de onun yanında olmayı ihmal etmeyin. Unutmayın, acı paylaşıldıkça azalır, sevinç paylaşıldıkça çoğalır.

zeka-testi

Bir kağıt kalem alıp aşağıdaki soruları tam 1 dk içinde yanıtlamaya çalışın.
Her soruya bir defa bakmaya çalışın. Bitirince yanıtlarını not edin. İlginç bir zeka testi.

1. Bazi aylar 30, bazilari 31 çeker; kac ayda 28 gün vardir?

2. Doktorunuz size 3 hap verir ve bunlari yarimsar saat arayla almanizi tavsiye ederse, ilaclarin tamamini bitirmeniz ne kadar sürer?

3. Gece saat sekizde yatiyorum ve yatarken guguklu saatimi sabah dokuza kuruyorum kac saat uyurum?

4. 30′ u yarima bölüp 10 eklediniz, kaç etti?

5. Bir çiftçinin 17 koyunu vardi. Sürüde salgin hastalık oldu, dokuzu agir hastalandi, diğerleri öldü. Çiftçinin kac koyunu var?

6. Sadece bir tek kibritiniz var, içinde bir gaz lambasi, bir gaz sobasi, ve birde mum bulunan karanlik ve soguk bir odaya girdiniz… Önce
hangisini yakarsiniz?

7. Adamın biri dikdörtgen biçiminde ve her cephesi güney manzaralı bir ev inşa ediyor. Evi kocaman bir ayi ziyaret ederse bu ayi ne renk
olur?

8. 3 elma vardi ikisini aldim. kaç elmam var?

9. Musa gemisine her hayvandan kaçar adet aldı?

10. Chicago’ dan hareket eden 43 yolculu bir otobüs kullanıyorsunuz. Pittsburgh’ da 7 yolcu binip, 5 yolcu indi. Cleveland’ da 8 yolcu indi,
yolcu tuvalete gidip geldi ve 4 yeni yolcu bindi. 20 saat sonra Philadelphia’ ya vardığınızda şöförün adı neydi?

Şimdi Yanıtlar:

1. Hepsinde, tüm aylarda 28 gün vardır.
2. Bir saat
3. guguklu saatler gece gündüz ayrımı yapmadığı için 1 saat.
4. 70 eder, yarıma bölmek 2 ile çarpmak demektir.
5. 9 canlı koyun
6. Kibriti
7. Ayı beyaz olur. Evin her cephesi güneye baktığına göre bina kuzey kutbundadır.
8. 2 elma
9. Sıfır, gemisine hayvan alan Nuh idi.
10. Şöför sizdiniz.

Değerlendirme:
10 doğru : Einstein seviyesi
9 doğru : Toplumla uyuşamayan psikolojik bozuk vaka
8 doğru : Mühendis
7 doğru : Üniversite öğrencisi
6 doğru : Lise öğrencisi
5 doğru : İlkokul öğrencisi
4 doğru : ilkokul öğretmeni
3 doğru : lise öğretmeni
2 doğru : Üniversite Profesörü
1 doğru : Vatandaş
0 doğru : Milletvekili

duşDuşun etkileri genellikle banyonunkilerle ters orantılıdır. Banyo insanı yatıştırır, duş ise aksine insanı kamçılar ve canlandırır denir. Aslında bu fikir tamamen doğru değildir. Banyo gibi duşun da etkisi yapış türüne göre değişir. Kasların, yorgunluk nedeniyle meydana gelen kasılmasını sıcak suyla yapılan bir banyo giderebilir.
Çok şiddetli olmayan bir duş ta, özellikle omurga üzerinde, banyonun yapamadı­ğı hafif bir masajın vereceği etkiyi yaratabilir. Cildin yüzeyinde bulunan binlerce küçük sinir uçları, duşa karşı duyarlıdır. Eğer duş şiddetli olursa, yaptığı masaj da daha güçlü olduğu gibi zehirleri atıcı bir etkiye de sahip olur.
Ne sıcaklıkta bir suyla duş yapılmalıdır? Ne sıcaklıkta bir suyla banyo yapmak gerekiyorsa aynı sıcaklıkta bir suyla da duş yapılır. Bu sıcaklık 35 ya da 36 derecedir. Bu sıcaklıktaki bir suyla yapılan duş, özenli bir yıkanma için yeterli süreyi, yani beş ile on dakika arasında değişen bir süreyi aşmamalıdır Eğer su daha sıcaksa duş iki üç dakikay geçmemelidir.
Demek ki suyun sıcaklığı ne kadar fazla olursa duş altında da o kadar az kalmak gerekir. Sıcak duş damarları gevşeterek kan dolaşımını kolaylaştırır ve bu nedenfp de ağrı kesme özelliği vardır. 15-23 derece arasındaki sıcaklıkta suyla yapılan soğuk duş insanı kamçılar; ancak şok yapma etkisi de olduğundan bu duş herkese tavsiye edilmez.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, “cilt güzelliği için asitli sabunlar, lif ve keseden uzak durun. duş sonrası mutlaka nemlendirici krem kullanın” dedi.

Günde bir kez alınacak ılık duş vücudun yorgunluğunu alarak cildin daha sağlıklı olmasını sağlıyor. Cilt kurumasına karşı ise nötr sabun ve jel kullanılması öneriliyor.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, özellikle sıcak yaz günlerinde, cilt temizliğine çok daha fazla önem gösterilmesi gerektiğini söyledi.

“Aşırı duş almanın cilde zararlı olduğu” yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığını belirten Prof. Dr. Memişoğlu, “Günde bir kez alınacak ılık duş, vücudun yorgunluğunu alarak cildi temizler. Ayrıca kan dolaşımını düzenleyerek, daha güzel ve sağlıklı olmasına yol açar” dedi.

Duş sonrasında cildin kurumamasına özen gösterilmesi gerektiğini bildiren Prof. Dr. Memişoğlu, asitli sabunların deriye zarar vereceğini kaydetti.

Duş sırasında, asitlerden arındırılmış, nötr sabunlar ve jeller kullanılmasını öneren Prof. Dr. Memişoğlu, şöyle konuştu:
“Deriye rahat bir nefes aldırmanın en kolay yolu, günde bir kez alınacak duştur. Ancak bunu yaparken, ona zarar verecek etkenlerden uzak durmak gerekir. Sağlıklı bir cilt istiyorsak, nötr sabun ve jel dışında ürünler kullanılmamalı. Bunun yanı sıra duş sonrasında, cildin kurumasını önlemek için deriye mutlaka nemlendirici kremler uygulanmalı.”

LİF VE KESEDEN UZAK DURUN
Deri üzerinde, zararlı maddelerin içeriye nüfuz etmesini engelleyen bir katman (manto) bulunduğunu belirten Prof. Dr. Memişoğlu, bu katmanın tahriş edilmesinin bazı deri hastalıklarına davetiye çıkaracağını bildirdi.

Geleneksel Türk aile yapısında yoğun olarak kullanılan lif ve kesenin deriye büyük zarar verdiğini bildiren Prof. Dr. Memişoğlu, “Banyo ve duş sırasında kullanılan kese, deriyi soyar, yağını alır ve deri kuruluğu oluşturur. Derinin sağlıklı bir şekilde görevini yürütmesi için bunlardan vazgeçilmesi gerek” dedi.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta