Ağrılarınız başladıktan sonra sıvı gıdaları tercih edin. Bağırsaklarınızın boş olması doğumu kolaylaştıracaktır. Hastaneye gitmeden önce ılık bir duş alarak rahatlayın. Sularınız geldiyse ayakta durmayın, en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Korkmayın. Korku ve endişe ağrılarınızın düzenini bozarak doğumun geçikmesine ve uzamasına sebep olur. İki ağrı arasında derin nefes alarak hem kendinizi hemde bebeğinizi rahatlatın. Derin derin nefes alın. Sancı geldiğinde ağzınızı kapatın, çenenizi gögsünüze dayayıp ellerinizle bir yerden ( doğum masası veya yatağın kenarından ) destek alarak bütün gücünüzle aşağıya doğru ıkının. Bebeğinizin başı doğuncaya kadar ıkınmaya devam edin. Bebeğinizin doğum olayıyla doğum olayı henüz bitmemiştir. Sıra plasentanın ( eşin ) doğumuna gelmiştir. Bu safhada fazla ağrı hissedilmez. Karnınıza yapılacak masajla eşin ayrılması kolaylaşır. Derin derin nefes alın. İlk yarım saat içinde bebeğin eşi ayrılacaktır. Böylece doğum olayı sizinde yardımınızla kolay bir şekilde tamamlanmış olacaktır.
Kolay Doğum Yapmanızı Sağlayacak Pratik Bilgiler…
Yoganın Yararları…
Genellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fiziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de düşük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. Ancak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağlıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye ve esnekliğini artırmaya başlayabilir. Duruş pozisyonlannı kişisel gereksinimlerinize ve formunuza uyarlayarak hamileliğiniz boyunca yoga yapabilirsiniz. Bu durum kişiden kişiye değişecektir. Bu yüzden bedeninizle uyum içinde olmanız, ortaya çıkan rahatsızlık verici duruşları belirleyerek onları kendinize uygun bil hale getirmeniz gerekir.
Yoganın hamile kadınlara kazandıracağı fiziksel yararlar şunlardır: gücün, kasların, duruşun ve dengenin gelişmesi; kas sisteminin tamamının daha elastik ve esnek olması: hormon üretimini sağlayan salgı bezlerinin uyarılması; kan akışının hızlanması ve dolaşımın iyileşmesi: ve mükemmel nefes kontrolünün sağlanması. Yoga uygulaması sırasında iç organlara da masaj yapılmış olur. Ayrıca mide egzersizleri de (bkz sayfa 82-84′e) doğum yaptıktan sonra eski formunuza kolaylıkla kavuşmanıza yardımcı olacaktır. Yoganın uyku bozukluklarını azalttığı ve uykusuzluk hastalığına iyi geldiği bilinmektedir. Yaşama pozitif gözlerle bakmanın ve genel anlamda sağlıklı olduğunuz hissinin oluşmasını destekler. Avın zamanda yoga kişisel gözlem yapmayı öğretir. Yoga yaptıkça sezgisel olarak bedeninizle ve duygularınızla yakın temas halinde olursunuz.
Ancak mükemmel geçen bir hamilelik süreci ve doğum için yoganın tek çare olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Yoga, bu heyecanlı dönem boyunca size yardımcı olabilecek ve yaşadığınız deneyimin toplam değerini artıracağını umduğumuz bir araçtır. “Doğum” zor bir iştir ve birçok kadının doğum yapmakla ilgili yaklaşımları biraz korku ve endişe içerir. Bu, oldukça normal bir durumdur ama yoganın hamilelik ve doğum sürecinizi biraz daha kolaylaştırmaya ve bu dönemle ilgili sakin ve kontrollü bir yaklaşım benimsemenize yardımcı olabileceğini umuyorum.
Kırmızı Etin Zararları Nelerdir?
Kırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden olur.
Kırmızı etin yenmesi tamamen zararlı değildir. Haftada bir kez mutlaka yenmeli. Ancak yağları atıldıktan sonra haşlama veya fırında pişirilerek yenmelidir. Kolesterol korkusu nedeniyle hiç kırmızı et yemeyen kişilerde bu defa demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkmaktadır.
Et yemeği yerken yanında pirinç pilavı veya patates kızartması değil, bulgur pilavı, sebze ve salata yenmelidir.
Kebap yaparken de etin yağlarını tamamen temizlemek, pişirirken de eti yakmamak gerekir. Ateş veya alevle etin temas etmesi zararlıdır. Pişirirken yanmış veya kapkara kalmış et veya döner yemeyiniz. Kebap veya dönerin üzerine tereyağı ilave etmenin de sağlığınız açısından zararlı olduğunu unutmayın.
Yanlış Diyet Verem Nedeni…
Çoğu insan gibi bizde kendimizde olan fazla kilolardan şikayet ederek kendimizi diyet programlarına adarız. Amacımız fazla kilolardan kurtularak form tutmak ve sağlıklı günlerin sahibi olmaktır. Fakat bilinçsizce yapılan uzun süreli şok diyetler vereme davetiye çıkarmaktadır. Verem en çok şoförler, üniversite öğrencileri ve ev hanımlarında görülmektedir. Vücut direncini düşüren stres, uykusuzluk ve beslenme eksikliğinin verem hastalığının en büyük nedenleri olduğu bilinmektedir. Diyetlerinde sebze, meyve ve etten yoksun bir diyet programı uygulayanların vereme davetiye çıkarttıkları söylenmektedir. Sosyal taşıma araçlarında özellikle kış aylarında camların ve havalandırmaların kapalı olduğu zamanlarda öksürük, aksırık ile verem mikrobu kolaylıkla vücuda girebilmekte ve en ufak bir rahatsızlıkta kendini göstermektedir. Bu nedenle sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Sağlığımız bizim için çok ama çok önemli…
30 Yaşından Sonra Unutkanlık Artıyor…
İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde de bulunabilir. Zamanını arkadaşlarıyla ve ailesiyle birlikte geçirme, iyi ve dengeli beslenme, egzersiz yapma kişinin daha uyanık ve sağlam kafalı olmasına yardımcı olur. Hafızamıza yardımcı etkenler şunlardır; Yeni beceriler öğrenmek, alkol almamak, dinlenme ve istirahata önem vermek, ajanda kullanmak, cüzdanınızı anahtarınızı ve cep telefonunuzu hep aynı yere koymak, mümkün olduğunca vaktinizi arkadaşlarınıza ve ailenize ayırmak. Unutkanlığı olan kişiler, durumlarını cevresindekilerle birlikte değerlendirip onun neticesinde bir doktora başvurmalıdırlar. Unutkanlığı tetikleyen unsurlar ise depresyon, stres, bazı ilaçların yan etkisi, vücutta yeterli sıvının olmayışı olarak sıralanabilir.
Tırnak Batması Hakkında Bilinmesi…
Tırnak batması, ayak parmağındaki tırnağın keskin ucunun ayak parmağı etinin içine doğru büyümesi neticesinde oluşan bir vakadır. Genellikle ayak baş parmaklarında rastlanılan bu olumsuz durum insanın yürümesini çok güç duruma getirmekle beraber dayanılmaz bir acı ve ızdırabı da beraberinde getirmektedir. Kadın ve erkekte herkeste görülebilen bu durum kısa sürede tedavi edilmemesi durumunda parmakta iltihaplanma gibi hastalıkları da tetiklemektedir. Tırnak batmasına sebep olan faktörler ; dar ayakkabı giyinilmesi, tırnakların çok kısa kesilmesi yada düz kesilmemesi, ayak tırnaklarında zedelenme gösterilebilir. Ayak sağlığına ve bakımına önem vermek böyle rahatsız edici durumlardan kurtulmamıza yardımcı olacaktır. Ayak parmağınızın ön kısmına uyduracağız diye tırnağınızı yuvarlatmayın. Eğer ayaklarınızda dolaşım sorunu varsa profesyonel bir yardım almak için podiyatriste 3 ayda bir bakım yaptırın. Ayaklarınıza tam olan ayakkabılar giyinmeniz hem sağlığınız için hem ayak parmaklarınız için son derece iyi bir tercih olacaktır. Ayaklarınızda sinir rahatsızlığı varsa ayakkabınızın ayağınızı sıktığını ve rahatsız ettiğini anlamayabilirsiniz. Böyle olumsuz durumlar ile karşılaşmamak için özel ayakkabı satan dükkanlardan ayakkabı tercihinizi yapmanız sizi rahata erdirecektir.
Harvard domuz gribini bitirdi !

ABD’de Nisan-Kasım 2009 arasında domuz gribi ölümlerini inceleyen Harvard Üniversitesi uzmanları domuz gribinin mevsimsel gripten bir farkının olmadığını, hatta öldürme riskinin daha düşük olduğunu ortaya çıkardı. Bilim adamları, “Panik abartıldı. Hastalığın çok tehlikeli olmadığı açık” görüşünde.
Dünyada 2009 ilkbaharından itibaren büyük tartışmalara yol açan domuz gribi konusunda yapılan araştırmaların sonuncusu bilim dünyasındaki grip tartışmasını zirveye taşıdı. Dünyanın en prestijli eğitim kurumlarından Harvard Üniversitesi ve İngiliz Medical Research Council tarafından yapılan araştırma domuz gribinin her yıl milyonlarca insanın yakalandığı mevsimsel gripten çok önemli farkı olmadığı, hatta virüsün öldürücü etkisinin mevsimsel gripten daha düşük olduğu belirlendi. Bu yeni verileri gören bilim dünyası, “Bu sonuçları öngörebilmiş olsaydık dünya genelinde aşılama kampanyaları düzenlenmesi gibi önlemler alınması söz konusu olmayacaktı” yorumunu yaparken Amerikan ABC televizyonu da, “Domuz gribi abartıldı mı?” başlıklı haberiyle araştırmanın bilim adamları arasında yarattığı etkiyi inceledi.
“Elimizde veri yoktu”
ABD’de şu ana kadar 9 bin 820 can alan domuz gribi virüsünün ilk görülmeye başlandığı Nisan ayından Kasım’a kadar sürecini detaylı bir şekilde inceleyen Harvard Üniversitesi uzmanları domuz gribinin en fazla mevsimsel grip kadar tehlikeli bir hastalık olduğu kanaatine vardı. Harvard uzmanlarına göre domuz gribi hemen hemen normal grip kadar can aldı, en büyük farkı ise akciğerlere çok daha derinlemesine nüfuz etmesi oldu. Araştırmanın başındaki isim olan Harvard Profesörü Marc Lipsitch, “İlk başlarda virüsün etkisinin ne şekilde olacağını tahmin etmek zordu, ama şimdi elimizdeki verilere baktığımızda bunun normal grip virüsünden çok da farklı etkilere sahip olmadığını görüyoruz” ifadesini kullandı. Lipsitch buna rağmen domuz gribinin hala “ciddi bir hastalık olduğunu” ve aynı her yıl grip aşısı olmanın tavsiye edildiği gibi domuz gribi aşısı olmayı da tavsiye ettiklerininin altını çizdi.
Bu sonuçları ABC televizyonuna değerlendiren Hunter College Profesörü Philip Alcabes, “Grip ciddi bir hastalıktır. İnsanları öldürür. Ama dünyayı saracağını iddia ettiğiniz bir grip salgınına karşı küresel bir önlem faaliyetine girişiyorsanız elinizde felaketi ve krizi gösterecek somut verileriniz olması gerekir. Çok az veriyle çok aşırı önlemler alındı. Şimdi herkes bu hastalığın abartıldığının farkına vardı” dedi.
Alcabes, “Bu araştırmanın sonuçlarını Haziran ayında görmüş olsaydık her şey farklı olabilirdi. İnsanların domuz gribine aşırı tepki verdikleri ortada olan bir gerçekti. Ama bunu kanıtlamak için bilimsel verilere ihtiyacımız vardı. Şimdi bu veri elimizde var” yorumunu yaptı.
Buna da şükredelim
Yine ABC’ye araştırmayı yorumlayan İngiliz uzman Anne Presanis, “İlk başlarda bunun ne kadar ciddi bir tehdit olduğu konusunda çok bilgimiz yoktu ve elimizde ne veri varsa ona göre hareket ettik” dedi.
Vanderbildt Üniversitesi Önleyici Tıp Bölüm Başkanı Dr. William Schaffner ise “Abartıldığını düşünmüyorum. En kötüsüne insanları hazırlamak zorunda olduğumuzu ve tahmin ettiğimizden daha kötü olmadığı ortaya çıktığı için şükretmemiz gerektiğine inanıyorum” dedi.
Uzmanlar ne dedi?
‘Pardondan iyidir’
- Kanadalı mikrobiyoloji uzmanı Dr. Neil Rau: Bu yaşadığımız salgınların en hafifiydi ama en güçlüsüymüş imajı yaratıldı. Hâlâ salgının Dünya Sağlık Örgütü tarafından “orta derece” (moderate) olarak derecelendirilmesine anlam veremiyorum. Artık ortada çok hafif geçen bir salgın var.
- Güney Carolina Üniversitesi bilim adamı ve ABD’nin ünlü sağlık yazarlarından Dr. Russell Blaylock: Bilim dünyası bu sonuçları daha önceden öngörebilmiş olsaydı tüm dünya genelinde toplu aşılama faaliyetleri gibi önlemler alınması söz konusu olmayacaktı.
- Drexel Üniversitesi profesörü Robert Field: Kamu sağlığını ilgilendiren konularda tüm güvenlik önlemlerini almak sonradan “pardon” demekten iyidir. Eğer bu kadar çok önlem alınmamış olsaydı ve büyük bir salgın patlasaydı o zaman insanlar buna karşı hazırlıksız yakalandıkları için eleştiri oklarının hedefi olacaklardı.
- Sağlık kitaplarıyla bestseller olan Dr. Joseph Mercola: Bu salgının gerçekleşmeyeceği başından beri belliydi. 2009 yılı hükümetlerin ve ilaç endüstrisinin karıştığı en büyük sağlık skandallarından birinin yaşandığı yıl olarak hatırlanacak. Tüm dünyaya korku salıp domuz gribini çok tehlikeli bir hastalıkmış olarak gösterenler ceplerini doldurdu.
RAKAMLARLA YANIT
Harvard’ın araştırmasına göre;
- H1N1 belirtileri gösteren hastaların yüzde 1.44’ü hastanede tedavi edildi.
- Yüzde 0.239’u yoğun bakıma alındı.
- Yüzde 0.048’i yani yaklaşık 10 bin kişi hayatını kaybetti.
Buna göre domuz gribinin ölümcülüğü, her yıl düzenlenen grip aşısı kampanyalarına rağmen mevsimsel grip virüsüne 36 bin kurban veren Amerika için çok daha düşük kaldı.
Fransa aşılara müşteri arıyor
Fransa Sağlık Bakanlığı vatandaşların yüzde 76’sının domuz gribi aşısı olmayı düşünmediğinin belirlenmesinin ardından elinde kalan milyonlarca doz domuz gribi aşısını satma kararını aldı. 94 milyon doz aşı satın alarak 1.25 milyar dolar ödeme yaptıklarını belirten bakanlık, doz başına 6.25 ile 10 euro arasında fiyattan isteyen ülkelere bu aşıları satabileceklerini belirtti. Fransa’dan Katar 300 bin doz, Mısır ise 2 milyon doz aşı alacağını duyurdu. Sağlık Bakanlığı hastalığın ilk evresinde iki doz aşı yapılması gerektiğini düşündüklerini ancak daha sonra tek dozun yeterli olacağının anlaşılmasının ardından ellerinde fazla aşı kaldığını belirtti.
Domuz Gribinde Aşı İçin Zaman Geri Sarıyor! “Türk Tabipleri Birliğinin Açıklaması”

ÖLÜMLER ARTIYOR! AŞI İÇİN ZAMAN GERİ SARIYOR!
Anımsanacağı gibi Türk Tabipleri Birliği, küresel olarak salgın yapan ve ülkemizde de hızla yaygınlaşan İnfluenza A H1N1 virüsü ve konuyla ilgili çalışmaları izlemek üzere bir BİLİMSEL DANIŞMA VE İZLEME KURULU (PandemİK) oluşturmuştur.
Alanının önde gelen uzmanları tarafından oluşturulan bu kurulun yapısını, işlevini ve hedeflerini 13.11.2009 tarihli basın açıklamamızda sizinle paylaşmıştık. PandemİK ikinci toplantısını 02.12.2009 tarihinde gerçekleştirdi. Salgın hakkında gerek dünyada gerek ülkemizdeki güncel gelişmeleri de dikkate alarak, var olan kayıtlar, gözlemler ve istatistik analizler ışığında konu tüm ayrıntıları ile ele alındı. Sizlere hem ekte sunduğumuz bilimsel kurulumuzun saptama ve önerilerini hem de TTB Merkez Konseyinin görüşlerini aktarmak istiyoruz.
Salgın sürmekte ve yayılmaktadır. Salgınla mücadele etmenin iki temel bileşenine ilişkin zafiyet söz konusudur. Bunlardan biri korunmaya ilişkin uygulamalar, diğeri de tedaviye erişimle ilgili sorunlardır. Yetkililere korunma ve tedaviye ilişkin sorumluluklarını anımsatmayı görev biliyoruz.
1. Korunmaya ilişkin uygulamalar
1. H1N1 aşısının uygulanması ile ilgili olarak önce Başbakanın ardından Milli Eğitim Bakanının aşı konusundaki olumsuz tutumları ve ifadeleri devlet adamı sorumluluğu ile bağdaşmamaktadır. H1N1 aşısı için zaman geri sarmaktadır. Bugüne dek ölenlerin % 90’ının aşı olsalardı ölmeyeceklerini bir kez daha belirtmekte yarar görüyoruz. Devlet adamlarının ve devlet kadınlarının bu konumun gerektirdiği ağırlık, ciddiyet ve sorumlulukla davranmaları gerekir. Aşı uygulamalarının arttırılması konusunda her türlü çaba gösterilmelidir.
2. Basın yayın organlarında da yer alan “mutasyon” ya da “genetik değişkenlik” olayının ender görüldüğünü ve bu tür değişimlerin “aşıdan kaçan” suşlara neden olmadığını; yani aşının etkisiz kalmasının söz konusu olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca vurgulanması gereken önemli bir nokta da aşının yapılmasının mutasyon olasılığını azaltmasıdır. Aşı ne kadar yüksek oranda uygulanırsa mutasyon da o kadar az olacaktır.
2. Tedaviye erişimle ilgili sorunlar
Sağlık kurumlarına başvuruda alınan katkı payları nedeniyle, özellikle güvencesi olmayan hastalar Acil Servislere başvurmakta, bu ise Acil Servislerin hasta yükünü arttırmaktadır. Sosyal güvencesi olmayanların ilaca erişimi konusunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Oysa Umumi Hıfzısıhha Kanununun 3. maddesinin 3. ve 4. bentleri ülkede bulaşıcı hastalık salgını çıktığında Sağlık Bakanlığının yetki ve sorumluluklarını tanımlamaktadır.
Bu çerçevede Sağlık Bakanlığının salgın süresince katkı ve katılım paylarını kaldırması hem olanaklı hem de kaçınılmazdır. Sağlık Bakanlığına buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Ülkede “Salgın” olduğunu ilan edin. Bakanlar Kurulu kararı ile İnfluenza A H1N1v (Domuz Gribi) yakalananların 4736 sayılı yasadan muaf olmaları konusunda irade gösterin. Sosyal güvencesi olmayan ve hizmete erişemeyen vatandaşlarımızın tedavi şansı ancak bu yolla sağlanabilir. Ancak bu yolla hastalananların tedaviye erişememe nedeniyle ölmeleri engellenebilir.
Aşı üretimi konusunda Sayın Bakanın açıklamalarına ne yazık ki sevinemedik. Çünkü ülkemizde bir aşı dolum tesisi açılmasıyla, Aşı Araştırma Geliştirme çalışmalarının yürütülerek kamunun güvencesinde aşı üretilmesi arasında dağlar kadar fark var. Biz yeniden ve ısrarla Türkiye’de kamu kurumlarında aşı AR-Ge çalışmaları yapılması, patent koruması nedeniyle erişemediğimiz ya da çok pahalıya satın aldığımız aşıların bu ülkede üretilmesi için bilgi birikiminin, insan gücünün var olduğunu, tek eksiğin ise siyasi irade olduğunu ifade etmek isteriz.
Türk Tabipleri Birliği oluşan güvensizlik salgınından derin endişe duymaktadır. Bu konuda sorumlu gazetecilik ile halkın doğru bilgilendirilmesi konusunda basın yayın organlarının temsilcilerine de önemli bir sorumluluk düşmektedir.
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ
Kaynak: tbb.org.tr





