<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dogalguc.net &#124; Sağlık konulu güncel blog &#187; Güncel</title>
	<atom:link href="http://blog.dogalguc.net/category/guncel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.dogalguc.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Jul 2010 12:22:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İdasil Hemoroid ( Basur ) Hapı</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/idasil-hemoroid-basur-hapi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=idasil-hemoroid-basur-hapi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/idasil-hemoroid-basur-hapi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 12:22:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1265</guid>
		<description><![CDATA[

İdasil Hemoroid ( Basur ) Hapı. Basur tedavisine yardımcı hap

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><a href="http://dogalguc.net/229-idasil-hemoroid-basur-hapi.html">İdasil Hemoroid ( Basur ) Hapı</a>. Basur tedavisine yardımcı hap</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/idasil-hemoroid-basur-hapi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AddThis Social Bookmarking Sharing Button Widget</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/addthis-social-bookmarking-sharing-button-widget.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=addthis-social-bookmarking-sharing-button-widget</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/addthis-social-bookmarking-sharing-button-widget.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 12:20:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1263</guid>
		<description><![CDATA[

AddThis Social Bookmarking Sharing Button Widget.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><a href="http://www.addthis.com/bookmark.php?url=http%3A%2F%2Fdogalguc.net%2F229-idasil-hemoroid-basur-hapi.html&amp;title=%C4%B0dasil%20Hemoroid%20(%20Basur%20)%20Hap%C4%B1&amp;pco=fxe-3.0.1&amp;username=conqueror88">AddThis Social Bookmarking Sharing Button Widget</a>.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/07/07/addthis-social-bookmarking-sharing-button-widget.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüz, Göz ve Kulak Temizliği&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/09/yuz-goz-ve-kulak-temizligi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yuz-goz-ve-kulak-temizligi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/09/yuz-goz-ve-kulak-temizligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 12:33:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[bakım]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat edilmesi gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[göz temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[kompleks]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[kulak temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[vücut temizliği]]></category>
		<category><![CDATA[yüz]]></category>
		<category><![CDATA[yüz temizliği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1260</guid>
		<description><![CDATA[

 Her  sabah yataktan kalkıldığında su ile yüzün yıkanması gerekmektedir. Gece uykudan önce, yüzün sabunla yıkanarak temizlenmesi yüz derisi üzerindeki günün kirini arındırır. Cildin doğal kimyasal yapısına uygun sabunlar yüz temizliği için tercih edilmelidir. Çoğu zaman görme keskinliğinin kaybedildiği farkedilmeyebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılmalıdır. Görme bozukluğu olanların gözlük yerine kontakt lens kullanması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1261" title="yüztemizliği" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/yüztemizliği.jpg" alt="yüztemizliği" width="520" height="482" /> Her  sabah yataktan kalkıldığında su ile yüzün yıkanması gerekmektedir. Gece uykudan önce, yüzün sabunla yıkanarak temizlenmesi yüz derisi üzerindeki günün kirini arındırır. Cildin doğal kimyasal yapısına uygun sabunlar yüz temizliği için tercih edilmelidir. Çoğu zaman görme keskinliğinin kaybedildiği farkedilmeyebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılmalıdır. Görme bozukluğu olanların gözlük yerine kontakt lens kullanması oldukça yaygındır. Bazı kişiler sadece göz rengini değiştirmek için estetik amaçlı kontakt lens kullanırlar. Kontakt lens kullanımında temizlik çok büyük önem taşımaktadır. Bu temizliğe ilk gün nasıl uyuluyorsa kontakt lens kullanıldığı sürece de aynı titizlikle uyulması gerekmektedir. Bazen güzelliği daha belirgin hale getirmek için başta göz çevresi ve kirpikler olmak üzere makyaj amacıyla yüze sürülen çeşitli maddeler kullanmaktadır. Öncelikle bu maddelerin kaliteli olması çok önemlidir. Buna rağmen göz çevresinde ve yüzde mikrobik ya da allerjik sorunlarla karşılaşılabilir. Makyaj yapılıyorsa her akşam yatmadan önce muhakkak göz çevresinde ve yüzde kullanılan makyaj artıkları uygun krem ve solüsyonlar kullanılarak ya da su ve sabunla temizlenmelidir. Makyaj temizliğinde kullanılan malzemelerin niteliği de en az makyaj malzemeleri kadar önemlidir.</p>
<p>Bu tür malzemeler yeterince kaliteli olmadığında cildin yıpranmasına, sivilce ve siyah noktaların oluşmasına hatta lekelenmelere yol açabilir. Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği unutulmamalıdır. Kulak içine herhangi bir cisim sokulmamalıdır. Dış kulak yolunun zedelenmesi tehlikeli iltihaplanmalara neden olabilir. Kulağa küpe takarken bunun kulakta allerji yapabileceği bilinmelidir. Bu nedenle kullanılacak küpelerin allerji yapma özelliği çok az olan altın ya da gümüşten yapılanları tercih edilmelidir. Klipsi olmayan küpe kullananlar kulak memesinde delik açtırmaktadırlar. Bu deliği açarken kullanılan delici aracın ve peşi sıra takılan ip ya da halkanın mutlaka mikropsuz olması gerekir. Aksi takdirde kulak memesinde çok tehlikeli durumlara yol açabilecek iltihaplanmalar görülebilir. Ayrıca kulak memesine delik açılırken tek kullanımlık aletler kullanılmadığı taktirde bugün için çok yaygın hale gelmiş kan yolu ile bulaşabilen sarılık (hepatit B), AIDS (HIV) gibi, mikropların yol açtığı hastalıklara yakalanma tehlikesi vardır. Doğal olarak bu riskler kulak gibi vücudun başka yerlerine de takılan cildi delici takıların ve işlemlerin (dövme gibi) tümü için geçerlidir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/09/yuz-goz-ve-kulak-temizligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karın Ağrıları Hakkında Bilmeniz Gerekenler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 12:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı hakkında bilmeniz gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[karın kasılmaları]]></category>
		<category><![CDATA[karındaki kasılmalar]]></category>
		<category><![CDATA[sancılar]]></category>
		<category><![CDATA[sancılı karın ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1257</guid>
		<description><![CDATA[

Karın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1258" title="karınağrısı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/karınağrısı.jpg" alt="karınağrısı" width="520" height="390" />Karın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden gelen lifler ile aynı demet içinde taşınan iç organlardan gelen sinir lifleri gruplaşarak ilgili beyin kısmına giderler. Bu şekilde iç organlarda meydana gelen tıkanma, gerinme tarzı duyular yakın deri bölgesinde ağrı olarak belirti verir. Buda böbreklerimizin kapsülünde meydana gelen gerilme sonucu yan ağrısına, midemizde meydana gelen ülseratif erozyonlar sonucunda göbek üstü kısmında ağrılara neden olur.</p>
<p>Göbek deliğinin hemen üstünde yaygın olan ağrıların nedenleri sınırlıdır. Genel olarak mide kaynaklı olan ağrılarda şikâyetler burada belirti gösterir. Özellikle yanma, baskı hissi, sıkışma hissi tarzı ağrılar olabilir. Bazen göbek üzerinden yukarı doğru giden düzlemsel bir hat izleyen anma hissi eşlik edebilir. Bu durumda mide ile yemek borusu bileşkesinde bulunan sfinkter adı verilen kapıların yapısının bozulması nedeni olan Reflü dediğimiz bir hastalık söz konusudur. Aslında Reflü kaçak demektir. Vücudun bazı organlarında da olabilir.</p>
<p>Bazen Kalp Krizine bağlı sıkışma, yanma, göğüste bası hissi sadece göbek üstü kısımda da olabilir. Ancak kalp krizi ağrısı genel olarak göğüs üzerinde, sola kola, sırta bazen çeneye vuran, basit ağrı kesiciler ile geçmeyen ve sürekli olan, beraberinde ölüm korkusu, nefes darlığı, terleme olan durumdur. Ancak özellikle şeker hastalarında Kalp Krizi Ağrı yapmayabilir.</p>
<p>Karnın sağ tarafındaki ağrılar genel olarak Akciğer alt kısmı, Karaciğer, Safra Kesesi nedeni olan ağrılardır. Safra kesesinde taş, Karaciğer Siroz hastalığı en sık rastlanan durumlardır. Genel olarak böbrek ile ilgili rahatsızlıklar göbek yan kısmında ağrı yapabilir ancak daha çok göbek hizasında ancak yanlarda olan bazen yan taraftan sırta kadar vuran ağrı olarak belirti verir. Safra kesesi ile ilgili ağrılar genel olarak ağır, yağlı yemeklerden sonra belirginleşir. Böbrek hastalıklarından enfeksiyonları bir kenara bırakırsak böbreğin taş hastalığı bazılarına göre doğumdan beter ağrılara neden olur.</p>
<p>Taş hastalığının tedavisi geçici olarak Acilde rahatlama yapıldıktan sonra taş boyutuna göre taşın düşmesini beklemek, taş büyük ise kırılarak düşebilecek boyutlara küçültmek, ameliyat ile almak şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>Göbek deliği üzerindeki ağrılara gelince, iç organların hepsinin ağrısı buraya vurabilir. Ancak genel olarak orta bölgedeki ağrılar barsak gazları ile meydana gelen ağrılardır. Aslında aşırı barsak gazları ile meydana gelen ağrılar tüm karında hissedilir. Bazen o kadar şiddetlidir ki Kalp Krizi geçiriyor sanırsınız.</p>
<p>Özellikle merak edilen konu sanırım Apandisit&#8217;tir. Apandisit barsak içindeki kör barsak diye bileceğimiz kısmın çeşitli nedenlerden dolayı tıkanması sonucu mikroplar ile enfeksiyon kapmasıdır. Apandisit ağrısı aslında çok tipiktir. Önce göbek üzerinde başlayan ağrı, ağrı kesici kullanılmamışsa hiç kesilmeden devam ederek zaman içinde göbek sol yan kısmına doğru yer değiştirir. Göbek deliğinin sol yan kısmında sabit kalır. Çok şiddetlidir, beraberinde ateş vardır. Ancak ne yazık ki her hastalık gibi bu hastalıkta farklılıklar gösterir. Bazen uzman doktorlar bile tanı koymakta zorlanabilirler.</p>
<p>Göbek alt kısımdaki ağrılar genel olarak üriner sistem ile ilgili hastalıklardır. Böbrekten aşağı kadar inmiş taşın yanı sıra, alt üriner sistem (idrar yolu hastalıkları demek istiyorum) hastalıklarında da göbek alt kısmında ve özellikle kasık kısımlarında ağrılar olabilir.<br />
Bahsettiğim genel hastalıklar dışında Pelvik İnflamatuar Hastalık, Kanserler, Barsak Tıkanmaları, Over Hastalıkları (Yumurtalık Hastalıkları) gibi birçok hastalık kendilerine yakın bölgede ağrı yapar.</p>
<p>Ağrı korkulması gereken değil dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bir hastalığın belirtecidir. Dikkat edilmeli ancak her ağrı için telaşa kapılmamalıdır.</p>
<p>Sağlıklı ve mutlu günler</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yakın Görmenin Düzeltilmesi&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yakin-gormenin-duzeltilmesi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 11:03:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[göz kaşınması]]></category>
		<category><![CDATA[göz sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gözde cerrahi yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[gözlük]]></category>
		<category><![CDATA[hipermetrop]]></category>
		<category><![CDATA[presbiyopi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1254</guid>
		<description><![CDATA[

45 yaş civarında başlayan yakın görme bozukluğu presbiyopi olarak adlandırılır. Presbiyopinin düzeltilmesi hipermetrop hastalarında olduğu gibi + camlar ile yapılır. Bu camlar bir cins büyüteç vazifesi görürler.
Son zamanlarda presbiyopinin cerrahi yöntemler ile düzeltildiği yönünde yayınlar göze çarpmaktadır. Hâlbuki cerrahi yöntemler, presbiyopi için ancak geçici çözüm oluşturabilirler.
Her dokumuz gibi, gözümüz de seneler içinde ihtiyarlayan bir uzvumuzdur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1255" title="gözsağlığı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/gözsağlığı.jpg" alt="gözsağlığı" width="520" height="302" />45 yaş civarında başlayan yakın görme bozukluğu presbiyopi olarak adlandırılır. Presbiyopinin düzeltilmesi hipermetrop hastalarında olduğu gibi + camlar ile yapılır. Bu camlar bir cins büyüteç vazifesi görürler.</p>
<p>Son zamanlarda presbiyopinin cerrahi yöntemler ile düzeltildiği yönünde yayınlar göze çarpmaktadır. Hâlbuki cerrahi yöntemler, presbiyopi için ancak geçici çözüm oluşturabilirler.</p>
<p>Her dokumuz gibi, gözümüz de seneler içinde ihtiyarlayan bir uzvumuzdur. Hatta yaşlanmaya 14 yaşında başladığına göre, belki de en erken ihtiyarlayan organımızdır.</p>
<p>Kişi 40 yaşına gelince, gözümüzün içindeki lens esnekliğini kaybettiği için yakında görme zorluğu başlar. Bu nedenle desteğe ihtiyaç duyar, göz doktorları da sizlere yardımcı olmak amacı ile yaşınızla orantılı olarak artan hipermetrop camlar verirler.</p>
<p>Yani uzağı görmede hiçbir problemi olmayan kişiye, 45 yaşında + 1.50 olan desteğimiz 50 yaşında +2.00, 55 yaşında +2.50, 60 yaşında +3.00, 65 yaşında +3.50 olarak artar. Tabi bu yazdıklarım kişiden kişiye küçük değişiklikler gösterir, astigmat veya başka bozukluğu var ise onların da düzeltilmesi için ayrı hesaplamalar gerektirir.</p>
<p>Yukarıdaki paragrafta gördüğünüz üzere eğer 45 yaşında yakın görmeniz düzeltilmiş ise, birkaç sene sonra gene bozulacaktır. Yine düzeltildiği zaman, ileride tekrar destek gerekecektir. Demek ki ilerleyen bir numara karşısında cerrahi müdahale ancak geçici bir süre çözüm olacaktır !</p>
<p>Bazı doktorlar, hastanın bir gözünü uzağa, bir gözünü yakına odaklamayı önermektedirler. Bu son derece yanlış bir yöntemdir. Çünkü iki göz arasındaki derece farkı sizin derinlik hissinizi yok edecektir. Bu nedenle, örneğin araba kullanırken önünüzdeki arabanın mesafesini doğru algılayamayacaksınız ve kaza yapma riskiniz artacaktır. Veya masadan bardak alırken mesafesini tam ölçemeyeceğiniz için istemeden bardağı devirebileceksiniz. Benzer hatalar yaşamak istemiyorsanız, yakın görmenizi hele bu yöntem ile hiç düzelttirmeyin.</p>
<p>Bazı cerrahi yöntemler gözün içine mercek koymayı gerektirmektedir. Fakat gözünüzün içinde zaten kendi merceğiniz olduğuna göre, 2. yapay mercek doğal olmayan bir ortama, kendi merceğinizin önüne yerleştirilmek zorundadır. Bu durumda katarakt gelişmesi hızlanabilir, göz tansiyonunuz yükselerek gözünüz kör olabilir. Bu tür cerrahi yaptıracak kişiler, lütfen doktorunuza göz içine konan yakın görme merceklerinin nelere yol açabileceğini sorunuz.</p>
<p>İleride katarakt ameliyatı olacak kişilerde göz içi merceğinin derecesi ayarlanarak uzak görme düzeltilebilinir. Katarakt ameliyatında yerleştirilen hem uzak, hem yakın görmeyi sağlayan merceklerin vazifelerini yapmalarına rağmen, görme kalitesi yalnız uzağı düzelten mercekler kadar başarılı olamamaktadır; bu cins mercekleri tercih edeceklerin bir süre daha beklemelerini önerilmektedir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolay Doğum Yapmanızı Sağlayacak Pratik Bilgiler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/kolay-dogum-yapmanizi-saglayacak-pratik-bilgiler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kolay-dogum-yapmanizi-saglayacak-pratik-bilgiler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/kolay-dogum-yapmanizi-saglayacak-pratik-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 08:35:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[doğum bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[kolay doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1251</guid>
		<description><![CDATA[

Ağrılarınız başladıktan sonra sıvı gıdaları tercih edin. Bağırsaklarınızın boş olması doğumu kolaylaştıracaktır. Hastaneye gitmeden önce ılık bir duş alarak rahatlayın. Sularınız geldiyse ayakta durmayın, en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Korkmayın. Korku ve endişe ağrılarınızın düzenini bozarak doğumun geçikmesine ve uzamasına sebep olur. İki ağrı arasında derin nefes alarak hem kendinizi hemde bebeğinizi rahatlatın. Derin derin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1252" title="doğum" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/doğum.jpg" alt="doğum" width="520" height="492" />Ağrılarınız başladıktan sonra sıvı gıdaları tercih edin. Bağırsaklarınızın boş olması doğumu kolaylaştıracaktır. Hastaneye gitmeden önce ılık bir duş alarak rahatlayın. Sularınız geldiyse ayakta durmayın, en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Korkmayın. Korku ve endişe ağrılarınızın düzenini bozarak doğumun geçikmesine ve uzamasına sebep olur. İki ağrı arasında derin nefes alarak hem kendinizi hemde bebeğinizi rahatlatın. Derin derin nefes alın. Sancı geldiğinde ağzınızı kapatın, çenenizi gögsünüze dayayıp ellerinizle bir yerden ( doğum masası veya yatağın kenarından ) destek alarak bütün gücünüzle aşağıya doğru ıkının. Bebeğinizin başı doğuncaya kadar ıkınmaya devam edin. Bebeğinizin doğum olayıyla doğum olayı henüz bitmemiştir. Sıra plasentanın ( eşin ) doğumuna gelmiştir. Bu safhada fazla ağrı hissedilmez. Karnınıza yapılacak masajla eşin ayrılması kolaylaşır. Derin derin nefes alın. İlk yarım saat içinde bebeğin eşi ayrılacaktır. Böylece doğum olayı sizinde yardımınızla kolay bir şekilde tamamlanmış olacaktır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/kolay-dogum-yapmanizi-saglayacak-pratik-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoganın Yararları&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yoganin-yararlari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 08:08:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[yoga]]></category>
		<category><![CDATA[yoga yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[yoganın etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[yoganın faydaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1244</guid>
		<description><![CDATA[

Genellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fi­ziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de dü­şük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. An­cak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağ­lıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1245" title="yoga" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/yoga.jpg" alt="yoga" width="520" height="570" />Genellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fi­ziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de dü­şük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. An­cak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağ­lıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye ve esnek­liğini artırmaya başlayabilir. Duruş pozisyonlannı kişisel gereksinimlerinize ve formunuza uyarlayarak hamileliğiniz boyunca yoga yapa­bilirsiniz. Bu durum kişiden kişiye değişecektir. Bu yüzden bedeninizle uyum içinde olmanız, ortaya çıkan rahatsızlık verici duruşları belirleyerek onları kendinize uygun bil ha­le getirmeniz gerekir.</p>
<p>Yoganın hamile kadınlara kazandıracağı fiziksel yararlar şunlardır: gücün, kasların, duruşun ve dengenin gelişmesi; kas sisteminin tamamının daha elastik ve esnek olması: hormon üretimini sağlayan salgı bezlerinin uyarılması; kan akışının hızlanması ve dolaşımın iyileşmesi: ve mükemmel nefes kontrolünün sağlanması. Yoga uygulaması sırasında iç organlara da masaj yapılmış olur. Ayrıca mide egzersiz­leri de (bkz sayfa 82-84′e) doğum yaptıktan sonra eski for­munuza kolaylıkla kavuşmanıza yardımcı olacaktır. Yoga­nın uyku bozukluklarını azalttığı ve uykusuzluk hastalığı­na iyi geldiği bilinmektedir. Yaşama pozitif gözlerle bak­manın ve genel anlamda sağlıklı olduğunuz hissinin oluş­masını destekler. Avın zamanda yoga kişisel gözlem yap­mayı öğretir. Yoga yaptıkça sezgisel olarak bedeninizle ve duygularınızla yakın temas halinde olursunuz.<br />
Ancak mükemmel geçen bir hamilelik süreci ve doğum için yoganın tek çare olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Yoga, bu heyecanlı dönem boyunca size yardımcı olabile­cek ve yaşadığınız deneyimin toplam değerini artıracağını umduğumuz bir araçtır. “Doğum” zor bir iştir ve birçok ka­dının doğum yapmakla ilgili yaklaşımları biraz korku ve en­dişe içerir. Bu, oldukça normal bir durumdur ama yoganın hamilelik ve doğum sürecinizi biraz daha kolaylaştırmaya ve bu dönemle ilgili sakin ve kontrollü bir yaklaşım benim­semenize yardımcı olabileceğini umuyorum.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Etin Zararları Nelerdir?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kirmizi-etin-zararlari-nelerdir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 15:38:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı Et]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı et sakıncaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı etin zararları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1232</guid>
		<description><![CDATA[

Kırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1241" title="kırmızı-et" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/kırmızı-et2.jpg" alt="kırmızı-et" width="520" height="443" />Kırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden olur.</p>
<p>Kırmızı etin yenmesi tamamen zararlı değildir. Haftada bir kez mutlaka yenmeli. Ancak yağları atıldıktan sonra haşlama veya fırında pişirilerek yenmelidir. Kolesterol korkusu nedeniyle hiç kırmızı et yemeyen kişilerde bu defa demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Et yemeği yerken yanında pirinç pilavı veya patates kızartması değil, bulgur pilavı, sebze ve salata yenmelidir.</p>
<p>Kebap yaparken de etin yağlarını tamamen temizlemek, pişirirken de eti yakmamak gerekir. Ateş veya alevle etin temas etmesi zararlıdır. Pişirirken yanmış veya kapkara kalmış et veya döner yemeyiniz. Kebap veya dönerin üzerine tereyağı ilave etmenin de sağlığınız açısından zararlı olduğunu unutmayın.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlış Diyet Verem Nedeni&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yanlis-diyet-verem-nedeni</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 09:50:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tiberkiloz]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış diyet programı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1226</guid>
		<description><![CDATA[

Çoğu insan gibi bizde kendimizde olan fazla kilolardan şikayet ederek kendimizi diyet programlarına adarız. Amacımız fazla kilolardan kurtularak form tutmak ve sağlıklı günlerin sahibi olmaktır. Fakat bilinçsizce yapılan uzun süreli şok diyetler vereme davetiye çıkarmaktadır. Verem en çok şoförler, üniversite öğrencileri ve ev hanımlarında görülmektedir.  Vücut direncini düşüren stres, uykusuzluk ve beslenme eksikliğinin verem hastalığının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1227" title="verem" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/verem.jpg" alt="verem" width="520" height="390" />Çoğu insan gibi bizde kendimizde olan fazla kilolardan şikayet ederek kendimizi diyet programlarına adarız. Amacımız fazla kilolardan kurtularak form tutmak ve sağlıklı günlerin sahibi olmaktır. Fakat bilinçsizce yapılan uzun süreli şok diyetler vereme davetiye çıkarmaktadır. Verem en çok şoförler, üniversite öğrencileri ve ev hanımlarında görülmektedir.  Vücut direncini düşüren stres, uykusuzluk ve beslenme eksikliğinin verem hastalığının en büyük nedenleri olduğu bilinmektedir. Diyetlerinde sebze, meyve ve etten yoksun bir diyet programı uygulayanların vereme davetiye çıkarttıkları söylenmektedir. Sosyal taşıma araçlarında özellikle kış aylarında camların ve havalandırmaların kapalı olduğu zamanlarda öksürük,  aksırık ile verem mikrobu kolaylıkla vücuda girebilmekte ve en ufak bir rahatsızlıkta kendini göstermektedir. Bu nedenle sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Sağlığımız bizim için çok ama çok önemli&#8230;</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30 Yaşından Sonra Unutkanlık Artıyor&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 14:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçların yan etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[unutma]]></category>
		<category><![CDATA[unutulmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1218</guid>
		<description><![CDATA[

 İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1219" title="unutkanlık" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/unutkanlık.jpg" alt="unutkanlık" width="518" height="735" /> İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde de bulunabilir. Zamanını arkadaşlarıyla ve ailesiyle birlikte geçirme, iyi ve dengeli beslenme, egzersiz yapma kişinin daha uyanık ve sağlam kafalı olmasına yardımcı olur. Hafızamıza yardımcı etkenler şunlardır; Yeni beceriler öğrenmek, alkol almamak, dinlenme ve istirahata önem vermek, ajanda kullanmak, cüzdanınızı anahtarınızı ve cep telefonunuzu hep aynı yere koymak, mümkün olduğunca vaktinizi arkadaşlarınıza ve ailenize ayırmak. Unutkanlığı olan kişiler, durumlarını cevresindekilerle birlikte değerlendirip onun neticesinde bir doktora başvurmalıdırlar. Unutkanlığı tetikleyen unsurlar ise depresyon, stres, bazı ilaçların yan etkisi, vücutta yeterli sıvının olmayışı olarak sıralanabilir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tırnak Batması Hakkında Bilinmesi&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/tirnak-batmasi-hakkinda-bilinmesi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=tirnak-batmasi-hakkinda-bilinmesi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/tirnak-batmasi-hakkinda-bilinmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 11:21:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Bakım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1211</guid>
		<description><![CDATA[

Tırnak batması, ayak parmağındaki tırnağın keskin ucunun ayak parmağı etinin içine doğru büyümesi neticesinde oluşan bir vakadır. Genellikle ayak baş parmaklarında rastlanılan bu olumsuz durum insanın yürümesini çok güç duruma getirmekle beraber dayanılmaz bir acı ve ızdırabı da beraberinde getirmektedir. Kadın ve erkekte herkeste görülebilen bu durum kısa sürede tedavi edilmemesi durumunda parmakta iltihaplanma gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1212" title="tırnakbatması" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/tırnakbatması.jpg" alt="tırnakbatması" width="520" height="311" />Tırnak batması, ayak parmağındaki tırnağın keskin ucunun ayak parmağı etinin içine doğru büyümesi neticesinde oluşan bir vakadır. Genellikle ayak baş parmaklarında rastlanılan bu olumsuz durum insanın yürümesini çok güç duruma getirmekle beraber dayanılmaz bir acı ve ızdırabı da beraberinde getirmektedir. Kadın ve erkekte herkeste görülebilen bu durum kısa sürede tedavi edilmemesi durumunda parmakta iltihaplanma gibi hastalıkları da tetiklemektedir. Tırnak batmasına sebep olan faktörler ; dar ayakkabı giyinilmesi, tırnakların çok kısa kesilmesi yada düz kesilmemesi, ayak tırnaklarında zedelenme gösterilebilir. Ayak sağlığına ve bakımına önem vermek böyle rahatsız edici durumlardan kurtulmamıza yardımcı olacaktır. Ayak parmağınızın ön kısmına uyduracağız diye tırnağınızı yuvarlatmayın. Eğer ayaklarınızda dolaşım sorunu varsa profesyonel bir yardım almak için podiyatriste 3 ayda bir bakım yaptırın. Ayaklarınıza tam olan ayakkabılar giyinmeniz hem sağlığınız için hem ayak parmaklarınız için son derece iyi bir tercih olacaktır. Ayaklarınızda sinir rahatsızlığı varsa ayakkabınızın ayağınızı sıktığını ve rahatsız ettiğini anlamayabilirsiniz. Böyle olumsuz durumlar ile karşılaşmamak için özel ayakkabı satan dükkanlardan ayakkabı tercihinizi yapmanız sizi rahata erdirecektir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/tirnak-batmasi-hakkinda-bilinmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harvard domuz gribini bitirdi !</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/05/harvard-domuz-gribini-bitirdi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=harvard-domuz-gribini-bitirdi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/05/harvard-domuz-gribini-bitirdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 08:42:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=971</guid>
		<description><![CDATA[

 
 
ABD’de Nisan-Kasım 2009 arasında domuz gribi ölümlerini inceleyen Harvard Üniversitesi uzmanları domuz gribinin mevsimsel gripten bir farkının olmadığını, hatta öldürme riskinin daha düşük olduğunu ortaya çıkardı. Bilim adamları, “Panik abartıldı. Hastalığın çok tehlikeli olmadığı açık” görüşünde.
Dünyada 2009 ilkbaharından itibaren büyük tartışmalara yol açan domuz gribi konusunda yapılan araştırmaların sonuncusu bilim dünyasındaki grip tartışmasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong><strong><img class="size-medium wp-image-972 alignleft" title="domuz" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/domuz-300x178.jpg" alt="domuz gribi" width="300" height="178" /></strong></p>
<p>ABD’de Nisan-Kasım 2009 arasında domuz gribi ölümlerini inceleyen Harvard Üniversitesi uzmanları domuz gribinin mevsimsel gripten bir farkının olmadığını, hatta öldürme riskinin daha düşük olduğunu ortaya çıkardı. Bilim adamları, “Panik abartıldı. Hastalığın çok tehlikeli olmadığı açık” görüşünde.</p>
<p>Dünyada 2009 ilkbaharından itibaren büyük tartışmalara yol açan domuz gribi konusunda yapılan araştırmaların sonuncusu bilim dünyasındaki grip tartışmasını zirveye taşıdı. Dünyanın en prestijli eğitim kurumlarından Harvard Üniversitesi ve İngiliz Medical Research Council tarafından yapılan araştırma domuz gribinin her yıl milyonlarca insanın yakalandığı mevsimsel gripten çok önemli farkı olmadığı, hatta virüsün öldürücü etkisinin mevsimsel gripten daha düşük olduğu belirlendi. Bu yeni verileri gören bilim dünyası, “Bu sonuçları öngörebilmiş olsaydık dünya genelinde aşılama kampanyaları düzenlenmesi gibi önlemler alınması söz konusu olmayacaktı” yorumunu yaparken Amerikan ABC televizyonu da, “Domuz gribi abartıldı mı?” başlıklı haberiyle araştırmanın bilim adamları arasında yarattığı etkiyi inceledi.</p>
<p><strong>“Elimizde veri yoktu”</strong></p>
<p>ABD’de şu ana kadar 9 bin 820 can alan domuz gribi virüsünün ilk görülmeye başlandığı Nisan ayından Kasım’a kadar sürecini detaylı bir şekilde inceleyen Harvard Üniversitesi uzmanları domuz gribinin en fazla mevsimsel grip kadar tehlikeli bir hastalık olduğu kanaatine vardı. Harvard uzmanlarına göre domuz gribi hemen hemen normal grip kadar can aldı, en büyük farkı ise akciğerlere çok daha derinlemesine nüfuz etmesi oldu. Araştırmanın başındaki isim olan Harvard Profesörü Marc Lipsitch, “İlk başlarda virüsün etkisinin ne şekilde olacağını tahmin etmek zordu, ama şimdi elimizdeki verilere baktığımızda bunun normal grip virüsünden çok da farklı etkilere sahip olmadığını görüyoruz” ifadesini kullandı. Lipsitch buna rağmen domuz gribinin hala “ciddi bir hastalık olduğunu” ve aynı her yıl grip aşısı olmanın tavsiye edildiği gibi domuz gribi aşısı olmayı da tavsiye ettiklerininin altını çizdi.</p>
<p>Bu sonuçları ABC televizyonuna değerlendiren Hunter College Profesörü Philip Alcabes, “Grip ciddi bir hastalıktır. İnsanları öldürür. Ama dünyayı saracağını iddia ettiğiniz bir grip salgınına karşı küresel bir önlem faaliyetine girişiyorsanız elinizde felaketi ve krizi gösterecek somut verileriniz olması gerekir. Çok az veriyle çok aşırı önlemler alındı. Şimdi herkes bu hastalığın abartıldığının farkına vardı” dedi.</p>
<p>Alcabes, “Bu araştırmanın sonuçlarını Haziran ayında görmüş olsaydık her şey farklı olabilirdi. İnsanların domuz gribine aşırı tepki verdikleri ortada olan bir gerçekti. Ama bunu kanıtlamak için bilimsel verilere ihtiyacımız vardı. Şimdi bu veri elimizde var” yorumunu yaptı.</p>
<p>Buna da şükredelim</p>
<p>Yine ABC’ye araştırmayı yorumlayan İngiliz uzman Anne Presanis, “İlk başlarda bunun ne kadar ciddi bir tehdit olduğu konusunda çok bilgimiz yoktu ve elimizde ne veri varsa ona göre hareket ettik” dedi.</p>
<p>Vanderbildt Üniversitesi Önleyici Tıp Bölüm Başkanı Dr. William Schaffner ise “Abartıldığını düşünmüyorum. En kötüsüne insanları hazırlamak zorunda olduğumuzu ve tahmin ettiğimizden daha kötü olmadığı ortaya çıktığı için şükretmemiz gerektiğine inanıyorum” dedi.</p>
<p><strong>Uzmanlar ne dedi</strong>?</p>
<p>‘Pardondan iyidir’</p>
<p>- Kanadalı mikrobiyoloji uzmanı Dr. Neil Rau: Bu yaşadığımız salgınların en hafifiydi ama en güçlüsüymüş imajı yaratıldı. Hâlâ salgının Dünya Sağlık Örgütü tarafından “orta derece” (moderate) olarak derecelendirilmesine anlam veremiyorum. Artık ortada çok hafif geçen bir salgın var.</p>
<p>- Güney Carolina Üniversitesi bilim adamı ve ABD’nin ünlü sağlık yazarlarından Dr. Russell Blaylock: Bilim dünyası bu sonuçları daha önceden öngörebilmiş olsaydı tüm dünya genelinde toplu aşılama faaliyetleri gibi önlemler alınması söz konusu olmayacaktı.</p>
<p>- Drexel Üniversitesi profesörü Robert Field: Kamu sağlığını ilgilendiren konularda tüm güvenlik önlemlerini almak sonradan “pardon” demekten iyidir. Eğer bu kadar çok önlem alınmamış olsaydı ve büyük bir salgın patlasaydı o zaman insanlar buna karşı hazırlıksız yakalandıkları için eleştiri oklarının hedefi olacaklardı.</p>
<p>- Sağlık kitaplarıyla bestseller olan Dr. Joseph Mercola: Bu salgının gerçekleşmeyeceği başından beri belliydi. 2009 yılı hükümetlerin ve ilaç endüstrisinin karıştığı en büyük sağlık skandallarından birinin yaşandığı yıl olarak hatırlanacak. Tüm dünyaya korku salıp domuz gribini çok tehlikeli bir hastalıkmış olarak gösterenler ceplerini doldurdu.</p>
<p><strong>RAKAMLARLA YANIT</strong></p>
<p>Harvard’ın araştırmasına göre;</p>
<p>- H1N1 belirtileri gösteren hastaların yüzde 1.44’ü hastanede tedavi edildi.</p>
<p>- Yüzde <strong>0.239</strong>’u yoğun bakıma alındı.</p>
<p>- Yüzde <strong>0.048</strong>’i yani yaklaşık 10 bin kişi hayatını kaybetti.</p>
<p>Buna göre domuz gribinin ölümcülüğü, her yıl düzenlenen grip aşısı kampanyalarına rağmen mevsimsel grip virüsüne 36 bin kurban veren Amerika için çok daha düşük kaldı.</p>
<p>Fransa aşılara müşteri arıyor</p>
<p>Fransa Sağlık Bakanlığı vatandaşların yüzde 76’sının domuz gribi aşısı olmayı düşünmediğinin belirlenmesinin ardından elinde kalan milyonlarca doz domuz gribi aşısını satma kararını aldı. 94 milyon doz aşı satın alarak 1.25 milyar dolar ödeme yaptıklarını belirten bakanlık, doz başına 6.25 ile 10 euro arasında fiyattan isteyen ülkelere bu aşıları satabileceklerini belirtti. Fransa’dan Katar 300 bin doz, Mısır ise 2 milyon doz aşı alacağını duyurdu. Sağlık Bakanlığı hastalığın ilk evresinde iki doz aşı yapılması gerektiğini düşündüklerini ancak daha sonra tek dozun yeterli olacağının anlaşılmasının ardından ellerinde fazla aşı kaldığını belirtti.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/05/harvard-domuz-gribini-bitirdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domuz Gribinde Aşı İçin Zaman Geri Sarıyor! &#8220;Türk Tabipleri Birliğinin Açıklaması&#8221;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/11/domuz-gribinde-asi-icin-zaman-geri-sariyor-turk-tabipleri-birliginin-aciklamasi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=domuz-gribinde-asi-icin-zaman-geri-sariyor-turk-tabipleri-birliginin-aciklamasi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/11/domuz-gribinde-asi-icin-zaman-geri-sariyor-turk-tabipleri-birliginin-aciklamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 18:11:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi]]></category>
		<category><![CDATA[H1N1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=859</guid>
		<description><![CDATA[


ÖLÜMLER ARTIYOR! AŞI İÇİN ZAMAN GERİ SARIYOR!
Anımsanacağı gibi Türk Tabipleri Birliği, küresel olarak salgın yapan ve ülkemizde de hızla yaygınlaşan İnfluenza A H1N1 virüsü ve konuyla ilgili çalışmaları izlemek üzere bir BİLİMSEL DANIŞMA VE İZLEME KURULU (PandemİK) oluşturmuştur.
Alanının önde gelen uzmanları tarafından oluşturulan bu kurulun yapısını, işlevini ve hedeflerini 13.11.2009 tarihli basın açıklamamızda sizinle paylaşmıştık. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-860" style="margin: 2px;" title="Swine Flu" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/vaccine1.jpg" alt="Swine Flu" width="328" height="512" /></p>
<p>ÖLÜMLER ARTIYOR! AŞI İÇİN ZAMAN GERİ SARIYOR!</p>
<p>Anımsanacağı gibi Türk Tabipleri Birliği, küresel olarak salgın yapan ve ülkemizde de hızla yaygınlaşan İnfluenza A H1N1 virüsü ve konuyla ilgili çalışmaları izlemek üzere bir BİLİMSEL DANIŞMA VE İZLEME KURULU (PandemİK) oluşturmuştur.</p>
<p>Alanının önde gelen uzmanları tarafından oluşturulan bu kurulun yapısını, işlevini ve hedeflerini 13.11.2009 tarihli basın açıklamamızda sizinle paylaşmıştık. PandemİK ikinci toplantısını 02.12.2009 tarihinde gerçekleştirdi. Salgın hakkında gerek dünyada gerek ülkemizdeki güncel gelişmeleri de dikkate alarak, var olan kayıtlar, gözlemler ve istatistik analizler ışığında konu tüm ayrıntıları ile ele alındı. Sizlere hem ekte sunduğumuz bilimsel kurulumuzun saptama ve önerilerini hem de TTB Merkez Konseyinin görüşlerini aktarmak istiyoruz.</p>
<p>Salgın sürmekte ve yayılmaktadır. Salgınla mücadele etmenin iki temel bileşenine ilişkin zafiyet söz konusudur. Bunlardan biri korunmaya ilişkin uygulamalar, diğeri de tedaviye erişimle ilgili sorunlardır. Yetkililere korunma ve tedaviye ilişkin sorumluluklarını anımsatmayı görev biliyoruz.</p>
<p><strong>1. Korunmaya ilişkin uygulamalar</strong></p>
<p>1. H1N1 aşısının uygulanması ile ilgili olarak önce Başbakanın ardından Milli Eğitim Bakanının aşı konusundaki olumsuz tutumları ve ifadeleri devlet adamı sorumluluğu ile bağdaşmamaktadır. H1N1 aşısı için zaman geri sarmaktadır. Bugüne dek ölenlerin % 90’ının aşı olsalardı ölmeyeceklerini bir kez daha belirtmekte yarar görüyoruz. Devlet adamlarının ve devlet kadınlarının bu konumun gerektirdiği ağırlık, ciddiyet ve sorumlulukla davranmaları gerekir. Aşı uygulamalarının arttırılması konusunda her türlü çaba gösterilmelidir.<br />
2. Basın yayın organlarında da yer alan “mutasyon” ya da “genetik değişkenlik” olayının ender görüldüğünü ve bu tür değişimlerin “aşıdan kaçan” suşlara neden olmadığını; yani aşının etkisiz kalmasının söz konusu olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca vurgulanması gereken önemli bir nokta da aşının yapılmasının mutasyon olasılığını azaltmasıdır. Aşı ne kadar yüksek oranda uygulanırsa mutasyon da o kadar az olacaktır.</p>
<p><strong>2. Tedaviye erişimle ilgili sorunlar</strong></p>
<p>Sağlık kurumlarına başvuruda alınan katkı payları nedeniyle, özellikle güvencesi olmayan hastalar Acil Servislere başvurmakta, bu ise Acil Servislerin hasta yükünü arttırmaktadır. Sosyal güvencesi olmayanların ilaca erişimi konusunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Oysa Umumi Hıfzısıhha Kanununun 3. maddesinin 3. ve 4. bentleri ülkede bulaşıcı hastalık salgını çıktığında Sağlık Bakanlığının yetki ve sorumluluklarını tanımlamaktadır.</p>
<p>Bu çerçevede Sağlık Bakanlığının salgın süresince katkı ve katılım paylarını kaldırması hem olanaklı hem de kaçınılmazdır. Sağlık Bakanlığına buradan bir çağrıda bulunuyoruz. Ülkede “Salgın” olduğunu ilan edin. Bakanlar Kurulu kararı ile İnfluenza A H1N1v (Domuz Gribi)  yakalananların 4736 sayılı yasadan muaf olmaları konusunda irade gösterin. Sosyal güvencesi olmayan ve hizmete erişemeyen vatandaşlarımızın tedavi şansı ancak bu yolla sağlanabilir. Ancak bu yolla hastalananların tedaviye erişememe nedeniyle ölmeleri engellenebilir.</p>
<p>Aşı üretimi konusunda Sayın Bakanın açıklamalarına ne yazık ki sevinemedik. Çünkü ülkemizde bir aşı dolum tesisi açılmasıyla, Aşı Araştırma Geliştirme çalışmalarının yürütülerek kamunun güvencesinde aşı üretilmesi arasında dağlar kadar fark var. Biz yeniden ve ısrarla Türkiye’de kamu kurumlarında aşı AR-Ge çalışmaları yapılması, patent koruması nedeniyle erişemediğimiz ya da çok pahalıya satın aldığımız aşıların bu ülkede üretilmesi için bilgi birikiminin, insan gücünün var olduğunu, tek eksiğin ise siyasi irade olduğunu ifade etmek isteriz.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği oluşan güvensizlik salgınından derin endişe duymaktadır. Bu konuda sorumlu gazetecilik ile halkın doğru bilgilendirilmesi konusunda basın yayın organlarının temsilcilerine de önemli bir sorumluluk düşmektedir.</p>
<p>TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ<br />
MERKEZ KONSEYİ</p>
<p>Kaynak: tbb.org.tr</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/11/domuz-gribinde-asi-icin-zaman-geri-sariyor-turk-tabipleri-birliginin-aciklamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Tabipleri Birliği “H1N1 mevsimsel influenzadan daha ağır değil”</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/11/turk-tabipleri-birligi-%e2%80%9ch1n1-mevsimsel-influenzadan-daha-agir-degil%e2%80%9d.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=turk-tabipleri-birligi-%25e2%2580%259ch1n1-mevsimsel-influenzadan-daha-agir-degil%25e2%2580%259d</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/11/turk-tabipleri-birligi-%e2%80%9ch1n1-mevsimsel-influenzadan-daha-agir-degil%e2%80%9d.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2009 17:54:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribinden korunma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[H1N1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=854</guid>
		<description><![CDATA[


Türk Tabipleri Birliği, domuz gribi ile ilgili güncel gelişmeler doğrultusunda, Prof. Dr. Murat Akova ve Doç. Dr. Alpay Azap’ın katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), kış mevsiminin gelmesiyle birlikte Kuzey yarı kürede yayılmaya başlayan Domuz Gribi (H1N1 Virüsü) ile ilgili olarak, TTB Merkez Konseyi Binası&#8217;nda basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısına TTB Genel Sekreteri Dr. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-856" style="margin: 2px;" title="turk-tabipleri-birligi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/turk-tabipleri-birligi.jpg" alt="turk-tabipleri-birligi" width="250" height="252" /></p>
<p>Türk Tabipleri Birliği, domuz gribi ile ilgili güncel gelişmeler doğrultusunda, Prof. Dr. Murat Akova ve Doç. Dr. Alpay Azap’ın katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB), kış mevsiminin gelmesiyle birlikte Kuzey yarı kürede yayılmaya başlayan Domuz Gribi (H1N1 Virüsü) ile ilgili olarak, TTB Merkez Konseyi Binası&#8217;nda basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Basın toplantısına TTB Genel Sekreteri Dr. Eriş Bilaloğlu, Hacettepe Üniversitesi (HÜ) İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ile Ankara Üniversitesi (AÜ) Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alpay Azap katıldı.</p>
<p>Doç. Dr. Alpay Azap, domuz gribinin şu aşamada mevsimsel influenzadan daha ağır seyretmediğini söyledi. İçinde bulunduğumuz dönemde Kuzey yarı kürede bu salgının görüleceğini belirten Azap, hastalığın bugüne kadarki seyri incelendiğinde gençlerin daha çok hastalığının görüldüğünü ve atak hızının da yüksek olduğunu belirtti. Endişelerin influenza virusunun çok kolay yapı değiştirmesinden kaynaklandığını belirten Azap, bu bağlamda ilerleyen süreçte hastalığın seyrinin daha ağır olup olmayacağı hakkında kesin bir şey söylenemediğini kaydetti.<br />
Gençler aşılanmalı</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova da, “H1N1’in mevsimsel influenzadan en önemli farkı toplumun büyük kesiminin daha önceden bu ve benzeri olan viruslerle karşılaşmamış olmasıdır” diye konuştu. Hastalığın 65 yaş üzerindeki seyrinin düşük olduğunu belirten Akova, bunun 1918’de meydana gelen büyük salgın ile ilintili olduğu üzerinde durdu. Akova, 1918’de meydana gelen grip salgınındaki virusun bugünkü viruse çok benzediğine işaret ederek, “O virus 1950’lere kadar çok dolaşmış. 65 yaş üzerindeki grubunun kısmi bağışıklık geliştirdiği kabul ediliyor” diye konuştu.</p>
<p>Özellikle daha önceden hastalıkla karşılaşmamış olan 6 ay ile 24 yaş grubunda ölüm görülebildiğine işaret eden Dr. Akova, tedirginliğin bundan kaynaklandığını ifade etti. Akova, H1N1’in öldürme hızının binde 3-5 arasında olduğunu belirtirken, bunun normal influenzadan daha düşük bir oran olduğunun altını çizdi. Ancak, hastalığa yakalananlar arasında belli gruplarda ölüm oranının normal influenzaya göre daha yüksek olduğunu ifade eden Akova, “Hastalık hafif seyrediyor ama ağır etkilediği öncelikli bir grup var” diyerek, çocuk-genç grubuna dikkat edilmesi gerektiğini bir kez daha vurguladı.</p>
<p>Alpay Azap da, 65 yaş altı tüm nüfusun belli bir öncelik sırasına göre aşılanması gerektiğini belirtti. Sıranın başında hastalığa en açık kesim olarak nitelenen 6 ay ve 24 yaş grubu çocuklar ve gençler, hamileler, hastalıkla öncelikli karşılaşabilecek hizmet grupları; sağlık çalışanları, itfaiye, güvenlik görevlileri vs. yer alıyor.</p>
<p><strong>Öneriler</strong></p>
<p>Azap ve Akova, panik yaratılmaması gerektiğinin altını çizerken, önümüzdeki dönemde bu tür olaylarla sık karşılaşılabileceği uyarısında bulundular. Basın toplantısında, hasta olduğu düşünülen kişilerle temas etmiş olanların rutin olarak bu virusun varlığı yönünden taranmasına gerek olmadığı, hastanın ancak grip semptomları yönünden takip edilmesi gerektiği, grip semptomları çıktığı takdirde doktora başvurulması gerektiği vurgulandı. Hastalarla temas etmiş kişilerin ilaçla korunmasına kesinlikle gerek olmadığının belirtildiği basın toplantısında, ancak semptom çıkması durumunda hastanın tedavi yönünden değerlendirilmesi gerektiği, bunun büyük kısmında da tedaviye ihtiyaç duyulmayacağı vurgulandı. Basın toplantısında, uluslararası bilimsel kurumların hastalığa yakalanan herkesin tedavi edilmesine yönelik önerisinin olmadığı, belli bir takım risk faktörü taşıyan kişilerin tedaviye alınmasını önerdiği hatırlatıldı.<br />
<strong>Azap ve Akova’nın önerileri şöyle:</strong></p>
<p>1. Hastalanan çocuklar okula gönderilmemeli, veliler bu konuda uyarılmalı.<br />
2. Okullarda hijyene, özellikle el hijyenine maksimum önem verilmeli. Eller sık sık yıkanmalı. Küçük yaş gruplarında eğer çocukların sık sık ellerini yıkamaları sağlanamıyorsa alkollü el dezenfektanları kullanılmalı.<br />
3. Okullarda, çocukların bir arada bulunmalarının zorunlu olmadığı sınıf dışı faaliyetler sınırlanmalı. Ne kadar çok farklı gruptan çocuk bir araya getirilirse risk o kadar artar.<br />
4. Okul gezileri sınırlanmalı.<br />
5. Hastalanan çocuklar hastalık tamamen iyileşene kadar -ki bu süre genellikle 7 gündür- evde tutulmalı, hastalığın daha uzadığı durumlarda ise ateş düştükten en erken 24 saat sonra okula gönderilmeli.<br />
6. Hastalanan çocukların iyi beslenmesi ve bol sıvı alması sağlanmalı.<br />
7. Aşı yapılmalı.</p>
<p><strong>Aşı hakkında bilgiler</strong></p>
<p>Bir gazetecinin aşının etkinliğin ne kadar olacağı yönündeki sorusu üzerine de Murat Akova, domuz gribi için geliştirilen aşının şu anda ABD ve Macaristan’da kullanıldığını, şu an Türkiye’de var olduğu söylenen aşının bir yıl öncesinin influenza virusüne karşı geliştirilen aşı olduğunu söyledi. Domuz gribi aşısının Temmuz ayı başında üretilmeye başlandığını belirten Akova, yaklaşık 5 bin civarında çocuk ve erişkinde denendiğini ve belirgin bir yan etkisinin izlenmediğini kaydetti.</p>
<p>Alpay Azap da, grip aşısının dünyada 50 yıldan daha uzun süredir üretilen bir aşı olduğunu belirtti. Lokal yan etkiler görülebileceğini ifade eden Azap, ciddi yan etkiler çıkması olasılığının son derece düşük olduğunu söyledi. Azap, mevsimsel grip aşısında beklenen yan etki oranından daha fazla olmayacağını kaydetti. Ancak dünyada ilk kez böyle büyük bir kitlesel aşılama faaliyeti olacağına işaret eden Azap, milyonda bir ya da daha nadir görülen yan etkilerin de ortaya çıkma olasılığı bulunabileceğinden söz etti. Azap, Dünya Sağlık Örgütü’nün bunları takip ettiğini söyledi.<br />
Aşının kanser yaptığına dair söylencelerin kesinlikle doğru olmadığını belirten uzmanlar, aşının vereceği faydanın olası yan etkiden çok daha fazla olduğunu belirterek, aşı yapılmamasının hata olacağı uyarısında bulundular.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/11/turk-tabipleri-birligi-%e2%80%9ch1n1-mevsimsel-influenzadan-daha-agir-degil%e2%80%9d.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geç değil Genç Baba Olun&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/gec-degil-genc-baba-olun.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gec-degil-genc-baba-olun</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/gec-degil-genc-baba-olun.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 16:53:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[baba olmak]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[ciddi hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[cücelik]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[Erkek Cinsel Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[geç yaşta baba olma]]></category>
		<category><![CDATA[genç baba]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ölü doğum]]></category>
		<category><![CDATA[otizm]]></category>
		<category><![CDATA[şizofreni]]></category>
		<category><![CDATA[sperm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=822</guid>
		<description><![CDATA[

Bilim adamları, geç yaşta baba olan erkeklerin çocuklarının otizm, şizofreni gibi hastalıklara yakalanma risklerinin daha yüksek olmasının sebebini bulduklarını belirtti.
Independent gazetesinin haberine göre, Oxford Üniversitesi araştırmacıları, yaşlı erkeklerde, çocuklarının DNA&#8217;larında genetik mutasyona yol açabilen nadir türde bir testis tümörü bulunma olasılığının daha fazla olduğunu saptadı.
Nature Genetics dergisinde yayımlanan araştırmanın başkanı Prof. Andrew Wilkie, &#8220;Yaşlandıkça çoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><span><img class="alignleft size-full wp-image-823" title="248_genc_baba" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/248_genc_baba.jpg" alt="248_genc_baba" width="248" height="248" />Bilim adamları, <strong>geç yaşta baba olan erkeklerin çocuklarının otizm, şizofreni gibi hastalıklara yakalanma risklerinin daha yüksek </strong>olmasının sebebini bulduklarını belirtti.</span></p>
<p>Independent gazetesinin haberine göre, Oxford Üniversitesi araştırmacıları, yaşlı erkeklerde, çocuklarının DNA&#8217;larında genetik mutasyona yol açabilen nadir türde bir testis tümörü bulunma olasılığının daha fazla olduğunu saptadı.</p>
<p>Nature Genetics dergisinde yayımlanan araştırmanın başkanı Prof. Andrew Wilkie, <strong>&#8220;Yaşlandıkça çoğu erkeğin testisinde bu küçük mutasyona uğramış hücre kümelerinin geliştiğini düşünüyoruz. Bunlar ciltteki benler gibidir, tek başlarına genellikle zararsızdırlar. Ancak testislerde bulunmaları sebebiyle sperm yapımında da yer alırlar ve bu da bebeğin çeşitli ciddi hastalıklarla doğmasına yol açarlar&#8221;</strong> dedi.</p>
<p>Wilkie, bu bulgunun, çocukları etkileyen, aralarında <strong>ölü doğum </strong>ve <strong>cüceliğin</strong> de bulunduğu bir dizi ciddi durumun neden kaynaklandığına açıklama getirebileceğini söyledi.</p>
<p>Araştırmanın ayrıca, bilim adamlarının <strong>otizm</strong> ve <strong>şizofreni</strong> gibi yaygın hastalıklara yol açmış olabilecek genleri bulmalarına da yardımcı olabileceği kaydedildi.</p>
<p>Son zamanlara kadar, sadece kadınların geç yaşlarda bebek sahibi olmalarının hastalıklı bebek doğumlarına yol açabileceği zannediliyordu ancak yapılan son araştırmalar, spermin kalitesinin yaşlandıkça düştüğünü ve bunun da ciddi sağlık problemlerine sahip bebeklerin doğumuna yol açabildiği belirlendi.</p>
<p>İsrail&#8217;de yapılan bir araştırma, <strong>40 yaş ve üstünde baba olan erkeklerin otistik çocuğa sahip olma riskinin 30 yaş ve altı erkeklere göre 6 kat daha fazla</strong> olduğunu göstermişti.</p>
<p>Şizofreniyle ilgili yapılan araştırmalar da yaşlı babaların çocukları arasındaki hastalık riskinin, 20&#8242;li yaşlarda baba olanların çocuklarına oranla iki kat fazla olduğunu gösteriyor.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/gec-degil-genc-baba-olun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanığa Bağlı Tüm Vücutta Meydana Gelen Yaralanmalar</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/yaniga-bagli-tum-vucutta-meydana-gelen-yaralanmalar.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yaniga-bagli-tum-vucutta-meydana-gelen-yaralanmalar</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/yaniga-bagli-tum-vucutta-meydana-gelen-yaralanmalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 16:32:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[su yanıklarına ilk yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yanığa tedavi nasıl uygulanmalı]]></category>
		<category><![CDATA[yanık]]></category>
		<category><![CDATA[yanıklar]]></category>
		<category><![CDATA[yanıklara ilk yardım]]></category>
		<category><![CDATA[yanmalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=816</guid>
		<description><![CDATA[

Yanıklar geniş ve derin olduğu zaman hayati tehlike vardır. Tam teşekküllü bir yanık merkezinde, eğer yoksa tam teşekküllü bir hastanenin acil servisinde tedavi görmesi gerekir. Yanıkların tercihen yanık tedavisinde uzman bir plastik cerrah tarafından tedavi edilmesi uygundur. Eğer uygun tedavi yapılmaz ise çok kötü izler ve kasılmalarla sonuçlanabilir. Bu nedenle uzman kişilerce tedavi edilmelidir. Yanıklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p>Yanıklar geniş ve derin olduğu zaman hayati tehlike vardır. Tam teşekküllü bir yanık merkezinde, eğer yoksa tam teşekküllü bir hastanenin acil servisinde tedavi görmesi gerekir. Yanıkların tercihen yanık tedavisinde uzman bir plastik cerrah tarafından tedavi edilmesi uygundur. Eğer uygun tedavi yapılmaz ise çok kötü izler ve kasılmalarla sonuçlanabilir. Bu nedenle uzman kişilerce tedavi edilmelidir. Yanıklar sıcak sıvılarla (çay,sıcak su), alevle, sıcak metallere temasla, kimyasal maddelerle veya elektrikle meydana gelir.</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Yanık meydana geldiği zaman ne yapılmalı?</strong></p>
<p>Yanan kişiyi hemen yanık etkeninden uzaklaştırın (alevden, sıcak sıvılardan, sıcak metallerden, elektrikten ve kimyasal maddelerden)</p>
<p>Eğer alev yanığı ise hastanın koşmasını ve hareket etmesini engelle, yere yatır, üzerini battaniye gibi bir örtü ile örterek hava ile temasını kes.</p>
<p>Üzerindeki giysileri çıkarın.</p>
<p>Yanık bölgeleri soğuk su ile 5-10 dakika yıkayın veya soğuk su içine sokun.</p>
<p>Yanık bölgelere yoğurt vs gibi şeyler sürmeyin.</p>
<p>Yanık yarası üzerindeki baloncukları (bülleri ) patlatmayınız, yanık deriyi soymayınız.</p>
<p>Yanık bölgeyi veya kişiyi temiz bir çarşaf ile sararak acilen bir hastaneye götürün.<br />
<img class="aligncenter size-full wp-image-837" title="burnfinger-main_Full" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/burnfinger-main_Full.jpg" alt="burnfinger-main_Full" width="520" height="629" /><br />
<strong>Yanık Nasıl Tedavi Edilmelidir?</strong></p>
<p>Yanığın derinliğine, etkenine, genişliğine ve bulunduğu bölgeye göre açık veya kapalı tedavi yapılabilir. Buna uzman karar verecektir. Geniş ve derin yanıklar, elektrik yanıkları, asit yanıkları, el ve yüz yanıkları yanık merkezinde yatarak tedavi edilmelidir. Ufak ve yüzeyel yanıklar evde tedavi edilebilir. Üç haftada iyileşmeyen yanıklar 3. derece� dir ve deri grefti ile tedavi edilmesi gerekir. Aksi takdirde çok kötü izler ve kontraktürler (kasılmalar) bırakarak kapanır. Elde, kollarda, ayaklarda, göz kenarında, ağız kenarında ve kulaklarda sakatlıklar bırakabilir. Bu nedenle de mutlaka bir yanık merkezinde uzman bir plastik cerrah tarafından tedavisi gerekir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/yaniga-bagli-tum-vucutta-meydana-gelen-yaralanmalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lazer Epilasyon Hakkında Bilmemiz Gerekenler</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/01/lazer-epilasyon-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=lazer-epilasyon-hakkinda-bilmemiz-gerekenler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/01/lazer-epilasyon-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 12:18:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Gül Söğütlü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[epilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[laser]]></category>
		<category><![CDATA[lazer]]></category>
		<category><![CDATA[lazer epilasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/2009/12/01/lazer-epilasyon-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html</guid>
		<description><![CDATA[

Sonbahar ve kış aylarında güneş ışınlarından daha az etkilenildiği için istenilen dozlara rahatça çıkılabililiyor. Seans aralıkları yaklaşık 2 ay olduğu için yaz aylarına kadar tüylerin tamamına yakınından kurtulabilirsinizKalıcı epilasyon için kıl kökünün papilla denilen kıl üretici kısmının yok edilmesi gereklidir. Lazer epilasyonda kullanılan lazer ışığının dalga boyu kılda bulunan melanin pigmenti tarafından emilme özelliğine sahiptir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: left;"><img class="size-full wp-image-798 aligncenter" style="margin: 2px;" title="lazer-epilasyon" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/lazer-epilasyon.jpg" alt="lazer-epilasyon" width="520" height="311" />Sonbahar ve kış aylarında güneş ışınlarından daha az etkilenildiği için istenilen dozlara rahatça çıkılabililiyor. Seans aralıkları yaklaşık 2 ay olduğu için yaz aylarına kadar tüylerin tamamına yakınından kurtulabilirsinizKalıcı epilasyon için kıl kökünün papilla denilen kıl üretici kısmının yok edilmesi gereklidir. Lazer epilasyonda kullanılan lazer ışığının dalga boyu kılda bulunan melanin pigmenti tarafından emilme özelliğine sahiptir. Milisaniyeler içinde cilde uygulanan lazer ışını, cilt hücrelerine zarar vermeden geçerek kıl kökündeki renk pigmentleri tarafından emilir. Lazer ışını doğrudan kıl kökünü yok eden ısıya dönüşür. Bu ısı kıl köklerindeki hücreleri hasara uğratır ve tekrar büyüyemeyecek şekilde tahrip eder. Soğutma sistemli lazer tekniği ile yapılan lazer epilasyon ile lazer ısısı sadece kılı etkiler ve cilde zarar vermez.</p>
<p>Lazer epilasyon seansından önce dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?</p>
<p>• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak bölgelerin en az 15 gün önce güneş banyosu veya solaryum uygulaması yapılmamış olması gerekmektedir.</p>
<p>• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak bölgelerdeki kıllara son üç hafta içinde kıl köklerini etkileyecek ağda, cımbız veya epilatör ugulamalarının yapılmamış olması gerekmektedir.</p>
<p>• Uzayan kıllar seanstan en son 5 gün öncesine kadar vücutta jilet ile, yüz bölgesinde makas ile kısaltılabilir.</p>
<p>• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak kıllara sarartma, boyama gibi işlemler yapılmamış olması gerekmektedir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/01/lazer-epilasyon-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gripten Korunma Yolları</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/01/gribden-korunma-yollari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gribden-korunma-yollari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/01/gribden-korunma-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 12:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayla Gül Söğütlü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[domuz]]></category>
		<category><![CDATA[domuz gribi]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[gripten korunma yolları]]></category>
		<category><![CDATA[H1N1]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/2009/12/01/gribinden-korunma-yollari.html</guid>
		<description><![CDATA[


Nasıl korunurum?
• Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatınız. Mendilinizi kullandıktan sonra çöp sepetine atınız.
• Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkayınız. Eğer su ve sabun ortamı bulamıyorsanız, alkol içeren antibakteriyel jeller kullanınız.
• Kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayınız.
• Domuz gribine yakalanırsanız, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-800" style="margin: 2px;" title="domuz-gribi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/domuz-gribi.jpg" alt="domuz-gribi" width="520" height="346" /></p>
<p>Nasıl korunurum?</p>
<p>• Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu bir mendil ile kapatınız. Mendilinizi kullandıktan sonra çöp sepetine atınız.</p>
<p>• Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkayınız. Eğer su ve sabun ortamı bulamıyorsanız, alkol içeren antibakteriyel jeller kullanınız.</p>
<p>• Kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmayınız.</p>
<p>• Domuz gribine yakalanırsanız, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat ediniz.</p>
<p>• Hastalığın bulaşmaması için çevrenizdeki kişilerden uzak durunuz.</p>
<p>• Bulunduğunuz mekanı sık sık havalandırınız.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/01/gribden-korunma-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşkın Sağlığa Yararları</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/11/29/askin-sagliga-yararlari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=askin-sagliga-yararlari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/11/29/askin-sagliga-yararlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 17:53:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın sağlığa yararları]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın yararları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=784</guid>
		<description><![CDATA[


Daha düşük tansiyon, daha az soğuk algınlığı, daha iyi stres yönetimi… Bunlar sadece başlangıç, gelin aşkın sağlığınızı ne kadar olumlu etkilediğine hep birlikte bakalım!
Aşk ve sağlık şaşırtıcı bir şekilde birbirine bağlanmış durumdadır. Güzel bir ilişki kurduğumuzda, bunun ödülü gerçekten de çok büyüktür. Fakat ödül dediğimizde bahsettiğimiz içinizde kelebekler uçuşması gibi romantik bir durum değil, sağlığınızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-785" style="margin: 2px;" title="aşk-2" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/aşk-2.jpg" alt="aşk-2" width="520" height="397" /></p>
<p>Daha düşük tansiyon, daha az soğuk algınlığı, daha iyi stres yönetimi… Bunlar sadece başlangıç, gelin aşkın sağlığınızı ne kadar olumlu etkilediğine hep birlikte bakalım!<br />
Aşk ve sağlık şaşırtıcı bir şekilde birbirine bağlanmış durumdadır. Güzel bir ilişki kurduğumuzda, bunun ödülü gerçekten de çok büyüktür. Fakat ödül dediğimizde bahsettiğimiz içinizde kelebekler uçuşması gibi romantik bir durum değil, sağlığınızı etkileyen bir durumdur.<br />
Yoğun ve tutkulu bir romantizmin sağlığa olan yararlarıyla ilgili bir kanıt yoktur. Aşık insanlar hem muhteşem hissettiklerini hem de aşkın aynı zamanda acı verici bir duygu olduğunu söylerler. Bütün bu inişler ve çıkışlar stresin kaynağı olabilir.<br />
Sağlığınızı olumlu olarak etkileyecek olan daha sakin ve daha istikrarlı bir aşktır. Uzmanlar uzun süreli ve mutlu birliktelikleri olan insanların sağlıklarına daha fazla dikkat ettiklerine ve sağlıkla ilgili tedbirlerin birçoğunu uyguladıklarına dair kanıtlar olduğunu söylemektedir.<br />
Bu alandaki araştırmaların çoğu evliliklere yoğunlaşmıştır fakat bu avantajlar sevgiliye, anneye, babaya ya da bir arkadaşa duyulan sevgiyi de içerebilmektedir. Buradaki püf nokta kendini başka bir insana bağlı hissetmek, ona saygı duymak, başka birinin sana değer verdiğini bilmek ve aidiyet duygusudur. Aşkın ve sağlığın birbirine bağlı olup olmadığını inceleyen araştırmaların gösterdiği 10 durum ne mi? Cevabı aşağıda!</p>
<p><strong>1. Daha Az Doktora Gitmek</strong></p>
<p>Amerika The Health and Human Services Department sağlık ve evlilik üzerine birçok araştırma yapmıştır. Raporların sunduğu bulguların en çarpıcılarından birine göre evli insanlarda hastanede kalma ortalaması daha kısa ve evli insanlar daha az doktora gidiyor.<br />
Aşk ilişkilerinin sağlık için neden yararlı olduğunu gerçekte kimse bilmemektedir. Bunun en mantıklı cevabı insanoğlunun yaratılışında sosyal gruplar oluşturarak birbirine bağlı bir şekilde yaşamak olduğu ve bu olay gerçekleştiğinde de biyolojik sistemlerin etkilendiği olabilir.<br />
Bir başka teori de mutlu ilişkileri olan insanların kendilerine daha iyi baktıklarıdır. Bir eş ağız sağlığınızı gerçekten düzgün bir şekilde yapmanızı sağlayabilir. Yakın bir arkadaş sizi daha fazla tam tahıllı besin yemeniz konusunda ikna edebilir. Zamanla, bu güzel alışkanlıklar sayesinde hastalıklara daha az yakalanırsınız.</p>
<p><strong>2. Daha Az Depresyon ve İlaç Kullanımı</strong></p>
<p>Health and Human Services raporu evlenmenin ve evli kalmanın kadınlarda da erkeklerde de depresyonu azalttığını göstermektedir. Bu bulgu hiç de şaşırtıcı değildir, çünkü sosyal soyutlanma yüksek depresyon oranlarıyla yakından ilgilidir. İlginç olan evliliğin özellikle genç yetişkinlerde aşırı alkol ve ilaç kullanımını azaltmaya teşvik ettiğidir.</p>
<p><strong>3. Daha Düşük Kan Basıncı</strong></p>
<p>Mutlu bir evlilik tansiyon için çok yararlıdır. Bu sonuç Annals of Behavioral Medicine’deki bir araştırmadan elde edilmiştir. Araştırmacılar mutlu bir evliliği olan insanların en iyi kan basıncına sahip olduğunu bulmuştur. Onları bekar insanlar izlemektedir. Mutsuz evliliği olan katılımcılar ise en kötü tansiyona sahip insanlardır.<br />
Bu da evliliğin sağlığı çok önemli bir açıdan etkilediğini göstermektedir. Sağlığınızı etkileyen evlilik gerçeği değil evliliğinizin niteliğidir. Bu da diğer pozitif ilişkilerin aynı faydaları sağlayabileceğini desteklemektedir. Gerçekte mutlu evliler kadar olmasa da sosyal açıdan aktif bekar insanların da kan basıncı iyi düzeydedir.</p>
<p><strong>4. Daha Az Kaygı</strong></p>
<p>Konu endişeye geldiğinde, sevgi dolu istikrarlı bir ilişki romantizmden daha üstündür. Amerika New York Devlet Üniversitesi uzmanları aşık insanların beyinlerine bakabilmek için fonksiyonel MRI taraması kullanmışlardır. Araştırmacılar bu yolla tutkulu yeni çiftlerle birbirlerine çok güçlü bağlarla bağlı uzun süreli ilişkileri olan çiftleri karşılaştırmışlardır. Her iki grup da beyinlerinin yoğun aşkla ilgili bölümünde aynı etkinleşimi göstermiştir. Bu bölüm kokaine ya da çok para kazanmaya cevap veren dopamin yüklü alandır. Fakat beynin diğer bölümlerinde çok çarpıcı farklılıklar mevcuttur. Uzun süreli ilişkilerdeki insanlar bağlanma ile ilgili alanlarda hareketlenme göstermiştir ve beyinlerinin endişe üreten bölümlerinde daha az aktifleşme olmuştur.<br />
Bu araştırma 2008 yılında “Society for Neuroscince” konferansında sunulmuştur.</p>
<p><strong>5. Doğal Ağrı Kontrolü</strong></p>
<p>Fonksiyonel MRI çalışması uzun süreli ilişkilerin çok büyük bir avantajını daha ortaya koymuştur. Bu çiftlerin beyinlerinin acıyı kontrol altında tutan bölümü daha fazla etkileşim göstermiştir.<br />
CDC (hastalık kontrolü merkezi) raporu bu bulguyu tamamlamıştır. Araştırmadaki 127.000’den fazla yetişkin ve evli insanın baş ağrısı ya da bel ağrısı gibi şikayetlerinin daha az olduğunu ortaya çıkmıştır.<br />
Amerika’da yayımlanan Psychological Science dergisindeki küçük bir araştırmada bir hile yapılmıştır. Araştırmacılar 16 evli kadını, onlara elektrik şoku verileceğini söyleyerek tehdit etmişlerdir. Kadınlar eşlerinin ellerini tuttuklarında beyinin stresle ilgili bölümleri daha az aktifleşmiştir. Evlilik ne kadar mutluysa etki de o kadar mükemmeldir.</p>
<p><strong>6. Daha İyi Stres Yönetimi</strong></p>
<p>Aşk acıyla başa çıkmaya yardımcı olabiliyorsa, stresin diğer türlerini nasıl etkilemektedir? Sosyal stres ve stres yönetimi arasında bir bağlantı olduğuna dair kanıtlar vardır. Eğer bir stres etkeniyle karşı karşıyaysanız sevdiğiniz birinin desteğini alın, böylece bu stresi daha kolay yenebilirsiniz. Örneğin işinizi kaybettiyseniz, eşiniz sizi desteklemek için yanınızdaysa bu hem duygusal hem de finansal açıdan yardımcı olacaktır.</p>
<p><strong>7. Daha Az Soğuk Algınlığı</strong></p>
<p>Aşk dolu ilişkilerin stresi, kaygıyı ve depresyonu azaltabildiğini ve bağışıklık sistemine de destek verebileceğini daha önce söyledik. Carnegie Mellon University uzmanları olumlu duygular içinde olan insanların soğuğa ya da grip virüsüne maruz kaldıktan sonra daha az hasta olduklarını belirmiştir. Psychosomatic Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırma mutlu ve sakin insanlarla kaygılı, saldırgan ve depresif görünen insanları karşılaştırmıştır.</p>
<p><strong>8. Daha Çabuk İyileşme</strong></p>
<p>Pozitif ilişkinin gücü bedensel yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlayabilir. Ohio Üniversitesi Medikal Merkezi uzmanları evli çiftlerde yaralar oluşturmuşlardır. Yaralar birbirlerine sıcak davranan çiftlerde birbirlerine düşmanca yaklaşan çiftlerle kıyaslandığında neredeyse iki kat daha çabuk iyileşmiştir. Araştırma Archives of General Psychiatry dergisinde yayımlanmıştır.<br />
<strong><br />
9. Daha Uzun Hayat<br />
</strong><br />
Araştırmaların büyük bir çoğunluğu evli insanların daha fazla yaşadığını gösteriyor. En büyük araştırmalardan biri 1990’larda 8yıllık bir süre boyunca evliliklerin ölüm oranına olan etkilerini incelemektedir. National Health Interview Survey’den veriler kullanarak hiç evlenmemiş insanların evli insanlardan %58 daha fazla öldüğünü bulunmuştur. Evlilik hayattaki zorluklarla birlikte savaşarak ve karşılıklı destekle, finansal yararlar ve mutluluk kaynağı olan çocuklarla daha uzun bir hayata katkıda bulunur.<br />
Bunun yanında, duygusal bir açıklama da vardır. Evlilik insanlardaki diğerlerinden soyutlanma duygusunu engelleyerek onları ölümden korur. Yalnızlık, bu neden her ne olursa olsun ölüme sebep olan etmenlerle ilişkilidir. Diğer bir deyişle, evli insanlar daha çok yaşarlar, çünkü her zaman sevgiyi ve bağlılığı hissederler.</p>
<p><strong>10. Daha Mutlu Hayat</strong></p>
<p>Aşkın en büyük yararının sevinç olduğu çok açık bir gerçektir. Fakat araştırma bu bağın nasıl bu kadar güçlü olduğunu gösterebilmek için yeterli değildir. Journal of Family Psychology’deki bir araştırma mutluluğun ailedeki gelirden çok aile ilişkilerinin niteliğine dayandığını göstermiştir. Bu yüzden aşkın gücünün en azından bazı durumlarda paranın gücünü yendiğine dair bilimsel bir kanıt vardır.</p>
<p><strong>İlişkinize İyi Bakın</strong></p>
<p>Somut faydalar sağlayabilecek sevgi dolu bir ilişki geliştirmeniz için, size bir kaç önerimiz var:</p>
<p>• Depresyondaysanız ya da sürekli endişeliyseniz tedavi olun.</p>
<p>• İletişim becerilerinizi geliştirin ve bir anlaşmazlığı çözmeyi öğrenin.</p>
<p>• Günlük hayatınızda mutlu ve mutsuz olayları sevdiğiniz insanla paylaşın.</p>
<p>• Birbirinizin başarılarını kutlayın.</p>
<p>Son olarak, eşinize ya da sevgilinize kötü zamanlarında destek verdiğiniz gibi mutlu günlerinde de onun yanında olmayı ihmal etmeyin. Unutmayın, acı paylaşıldıkça azalır, sevinç paylaşıldıkça çoğalır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/11/29/askin-sagliga-yararlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlginç Bir Zeka Testine Ne Dersiniz?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/11/24/ilginc-bir-zeka-testine-ne-dersiniz.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=ilginc-bir-zeka-testine-ne-dersiniz</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/11/24/ilginc-bir-zeka-testine-ne-dersiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 18:48:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[zeka testi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=722</guid>
		<description><![CDATA[


Bir kağıt kalem alıp aşağıdaki soruları tam 1 dk içinde yanıtlamaya çalışın.
Her soruya bir defa bakmaya çalışın. Bitirince yanıtlarını not edin. İlginç bir zeka testi.
1. Bazi aylar 30, bazilari 31 çeker; kac ayda 28 gün vardir?
2. Doktorunuz size 3 hap verir ve bunlari yarimsar saat arayla almanizi tavsiye ederse, ilaclarin tamamini bitirmeniz ne kadar sürer?
3. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-723" style="margin: 2px;" title="zeka-testi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/zeka-testi.jpg" alt="zeka-testi" width="510" height="397" /></p>
<p>Bir kağıt kalem alıp aşağıdaki soruları tam 1 dk içinde yanıtlamaya çalışın.<br />
Her soruya bir defa bakmaya çalışın. Bitirince yanıtlarını not edin. İlginç bir zeka testi.</p>
<p>1. Bazi aylar 30, bazilari 31 çeker; kac ayda 28 gün vardir?</p>
<p>2. Doktorunuz size 3 hap verir ve bunlari yarimsar saat arayla almanizi tavsiye ederse, ilaclarin tamamini bitirmeniz ne kadar sürer?</p>
<p>3. Gece saat sekizde yatiyorum ve yatarken guguklu saatimi sabah dokuza kuruyorum kac saat uyurum?</p>
<p>4. 30&#8242; u yarima bölüp 10 eklediniz, kaç etti?</p>
<p>5. Bir çiftçinin 17 koyunu vardi. Sürüde salgin hastalık oldu, dokuzu agir hastalandi, diğerleri öldü. Çiftçinin kac koyunu var?</p>
<p>6. Sadece bir tek kibritiniz var, içinde bir gaz lambasi, bir gaz sobasi, ve birde mum bulunan karanlik ve soguk bir odaya girdiniz&#8230; Önce<br />
hangisini yakarsiniz?</p>
<p>7. Adamın biri dikdörtgen biçiminde ve her cephesi güney manzaralı bir ev inşa ediyor. Evi kocaman bir ayi ziyaret ederse bu ayi ne renk<br />
olur?</p>
<p>8. 3 elma vardi ikisini aldim. kaç elmam var?</p>
<p>9. Musa gemisine her hayvandan kaçar adet aldı?</p>
<p>10. Chicago&#8217; dan hareket eden 43 yolculu bir otobüs kullanıyorsunuz. Pittsburgh&#8217; da 7 yolcu binip, 5 yolcu indi. Cleveland&#8217; da 8 yolcu indi,<br />
yolcu tuvalete gidip geldi ve 4 yeni yolcu bindi. 20 saat sonra Philadelphia&#8217; ya vardığınızda şöförün adı neydi?</p>
<p><strong>Şimdi Yanıtlar: </strong></p>
<p>1. Hepsinde, tüm aylarda 28 gün vardır.<br />
2. Bir saat<br />
3. guguklu saatler gece gündüz ayrımı yapmadığı için 1 saat.<br />
4. 70 eder, yarıma bölmek 2 ile çarpmak demektir.<br />
5. 9 canlı koyun<br />
6. Kibriti<br />
7. Ayı beyaz olur. Evin her cephesi güneye baktığına göre bina kuzey kutbundadır.<br />
8. 2 elma<br />
9. Sıfır, gemisine hayvan alan Nuh idi.<br />
10. Şöför sizdiniz.</p>
<p>Değerlendirme:<br />
10 doğru : Einstein seviyesi<br />
9 doğru : Toplumla uyuşamayan psikolojik bozuk vaka<br />
8 doğru : Mühendis<br />
7 doğru : Üniversite öğrencisi<br />
6 doğru : Lise öğrencisi<br />
5 doğru : İlkokul öğrencisi<br />
4 doğru : ilkokul öğretmeni<br />
3 doğru : lise öğretmeni<br />
2 doğru : Üniversite Profesörü<br />
1 doğru : Vatandaş<br />
0 doğru : Milletvekili</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/11/24/ilginc-bir-zeka-testine-ne-dersiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
