<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dogalguc.net &#124; Sağlık konulu güncel blog &#187; Kadın Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://blog.dogalguc.net/category/genel-saglik/kadin-sagligi-genel-saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.dogalguc.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Jul 2010 12:22:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Karın Ağrıları Hakkında Bilmeniz Gerekenler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 12:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı hakkında bilmeniz gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[karın kasılmaları]]></category>
		<category><![CDATA[karındaki kasılmalar]]></category>
		<category><![CDATA[sancılar]]></category>
		<category><![CDATA[sancılı karın ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1257</guid>
		<description><![CDATA[

Karın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1258" title="karınağrısı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/karınağrısı.jpg" alt="karınağrısı" width="520" height="390" />Karın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden gelen lifler ile aynı demet içinde taşınan iç organlardan gelen sinir lifleri gruplaşarak ilgili beyin kısmına giderler. Bu şekilde iç organlarda meydana gelen tıkanma, gerinme tarzı duyular yakın deri bölgesinde ağrı olarak belirti verir. Buda böbreklerimizin kapsülünde meydana gelen gerilme sonucu yan ağrısına, midemizde meydana gelen ülseratif erozyonlar sonucunda göbek üstü kısmında ağrılara neden olur.</p>
<p>Göbek deliğinin hemen üstünde yaygın olan ağrıların nedenleri sınırlıdır. Genel olarak mide kaynaklı olan ağrılarda şikâyetler burada belirti gösterir. Özellikle yanma, baskı hissi, sıkışma hissi tarzı ağrılar olabilir. Bazen göbek üzerinden yukarı doğru giden düzlemsel bir hat izleyen anma hissi eşlik edebilir. Bu durumda mide ile yemek borusu bileşkesinde bulunan sfinkter adı verilen kapıların yapısının bozulması nedeni olan Reflü dediğimiz bir hastalık söz konusudur. Aslında Reflü kaçak demektir. Vücudun bazı organlarında da olabilir.</p>
<p>Bazen Kalp Krizine bağlı sıkışma, yanma, göğüste bası hissi sadece göbek üstü kısımda da olabilir. Ancak kalp krizi ağrısı genel olarak göğüs üzerinde, sola kola, sırta bazen çeneye vuran, basit ağrı kesiciler ile geçmeyen ve sürekli olan, beraberinde ölüm korkusu, nefes darlığı, terleme olan durumdur. Ancak özellikle şeker hastalarında Kalp Krizi Ağrı yapmayabilir.</p>
<p>Karnın sağ tarafındaki ağrılar genel olarak Akciğer alt kısmı, Karaciğer, Safra Kesesi nedeni olan ağrılardır. Safra kesesinde taş, Karaciğer Siroz hastalığı en sık rastlanan durumlardır. Genel olarak böbrek ile ilgili rahatsızlıklar göbek yan kısmında ağrı yapabilir ancak daha çok göbek hizasında ancak yanlarda olan bazen yan taraftan sırta kadar vuran ağrı olarak belirti verir. Safra kesesi ile ilgili ağrılar genel olarak ağır, yağlı yemeklerden sonra belirginleşir. Böbrek hastalıklarından enfeksiyonları bir kenara bırakırsak böbreğin taş hastalığı bazılarına göre doğumdan beter ağrılara neden olur.</p>
<p>Taş hastalığının tedavisi geçici olarak Acilde rahatlama yapıldıktan sonra taş boyutuna göre taşın düşmesini beklemek, taş büyük ise kırılarak düşebilecek boyutlara küçültmek, ameliyat ile almak şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>Göbek deliği üzerindeki ağrılara gelince, iç organların hepsinin ağrısı buraya vurabilir. Ancak genel olarak orta bölgedeki ağrılar barsak gazları ile meydana gelen ağrılardır. Aslında aşırı barsak gazları ile meydana gelen ağrılar tüm karında hissedilir. Bazen o kadar şiddetlidir ki Kalp Krizi geçiriyor sanırsınız.</p>
<p>Özellikle merak edilen konu sanırım Apandisit&#8217;tir. Apandisit barsak içindeki kör barsak diye bileceğimiz kısmın çeşitli nedenlerden dolayı tıkanması sonucu mikroplar ile enfeksiyon kapmasıdır. Apandisit ağrısı aslında çok tipiktir. Önce göbek üzerinde başlayan ağrı, ağrı kesici kullanılmamışsa hiç kesilmeden devam ederek zaman içinde göbek sol yan kısmına doğru yer değiştirir. Göbek deliğinin sol yan kısmında sabit kalır. Çok şiddetlidir, beraberinde ateş vardır. Ancak ne yazık ki her hastalık gibi bu hastalıkta farklılıklar gösterir. Bazen uzman doktorlar bile tanı koymakta zorlanabilirler.</p>
<p>Göbek alt kısımdaki ağrılar genel olarak üriner sistem ile ilgili hastalıklardır. Böbrekten aşağı kadar inmiş taşın yanı sıra, alt üriner sistem (idrar yolu hastalıkları demek istiyorum) hastalıklarında da göbek alt kısmında ve özellikle kasık kısımlarında ağrılar olabilir.<br />
Bahsettiğim genel hastalıklar dışında Pelvik İnflamatuar Hastalık, Kanserler, Barsak Tıkanmaları, Over Hastalıkları (Yumurtalık Hastalıkları) gibi birçok hastalık kendilerine yakın bölgede ağrı yapar.</p>
<p>Ağrı korkulması gereken değil dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bir hastalığın belirtecidir. Dikkat edilmeli ancak her ağrı için telaşa kapılmamalıdır.</p>
<p>Sağlıklı ve mutlu günler</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar; Kendinizi Yaz Enfeksiyonundan Koruyun&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 14:56:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[vajinal rahatsızlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1229</guid>
		<description><![CDATA[

Malum yaz ayı geldi ve sıcakların artmasıyla beraber havuz ve deniz sezonu açılmış oldu. Havuz ve denizlere giren bayanların bu aylarda  başlıca dikkat etmesi gereken hastalıklar mantar ve diğer enfeksiyon hastalıklarıdır. Denize ve havuza girildikten sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve genital temizliğin yapılması bizi bu hastalıklardan korumaya yetecek önlemlerin başında gelmektedir. Kadın hastalıkları ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1230" title="havuzsezonu" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/havuzsezonu.jpg" alt="havuzsezonu" width="520" height="349" />Malum yaz ayı geldi ve sıcakların artmasıyla beraber havuz ve deniz sezonu açılmış oldu. Havuz ve denizlere giren bayanların bu aylarda  başlıca dikkat etmesi gereken hastalıklar mantar ve diğer enfeksiyon hastalıklarıdır. Denize ve havuza girildikten sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve genital temizliğin yapılması bizi bu hastalıklardan korumaya yetecek önlemlerin başında gelmektedir. Kadın hastalıkları ile ilgili yapılması gereken ilk önemli hareket vajinanın yapısının bilinmesidir. Vajina yapısının P.H 3,5 ile 4 arasında bir asit ortam olduğu unutulmamalı ve ortam bozulduğu zaman vajinanın enfeksiyon kapma olasılığının hemen reaksiyon gösterdiği bilinmesi gereken önemli bir bilgidir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30 Yaşından Sonra Unutkanlık Artıyor&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 14:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçların yan etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[unutma]]></category>
		<category><![CDATA[unutulmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1218</guid>
		<description><![CDATA[

 İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1219" title="unutkanlık" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/unutkanlık.jpg" alt="unutkanlık" width="518" height="735" /> İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde de bulunabilir. Zamanını arkadaşlarıyla ve ailesiyle birlikte geçirme, iyi ve dengeli beslenme, egzersiz yapma kişinin daha uyanık ve sağlam kafalı olmasına yardımcı olur. Hafızamıza yardımcı etkenler şunlardır; Yeni beceriler öğrenmek, alkol almamak, dinlenme ve istirahata önem vermek, ajanda kullanmak, cüzdanınızı anahtarınızı ve cep telefonunuzu hep aynı yere koymak, mümkün olduğunca vaktinizi arkadaşlarınıza ve ailenize ayırmak. Unutkanlığı olan kişiler, durumlarını cevresindekilerle birlikte değerlendirip onun neticesinde bir doktora başvurmalıdırlar. Unutkanlığı tetikleyen unsurlar ise depresyon, stres, bazı ilaçların yan etkisi, vücutta yeterli sıvının olmayışı olarak sıralanabilir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürekli Açıkmanın Nedenleri&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/surekli-acikmanin-nedenleri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=surekli-acikmanin-nedenleri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/surekli-acikmanin-nedenleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 09:21:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[açıkma hissi]]></category>
		<category><![CDATA[Açıkmanın nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli açıkmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1204</guid>
		<description><![CDATA[

Daha bir saat öncesine kadar tıka basa yemek yemiştiniz fakat daha fazla zaman geçmeden yine midenizin kazındığını ve çok açıktığınızı hissettiniz. Peki neden doymadınız? Neden bu açıkmalar kısa sürelerde ve sıklıkla rastlanıyor? Bunun temelinde yanlış beslenme kötü alışkanlıklar ve bazı hastalıklar yatıyor olabilir. İşte neden devamlı açıkıyorsunuz bunun nedenleri ve çözümlerini görelim.
1-Safra azlığı : Lifli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p>Daha bir saat öncesine kadar tıka basa yemek yemiştiniz fakat daha fazla zaman geçmeden yine midenizin kazındığını ve çok açıktığınızı hissettiniz. Peki neden doymadınız? Neden bu açıkmalar kısa sürelerde ve sıklıkla rastlanıyor? Bunun temelinde yanlış beslenme kötü alışkanlıklar ve bazı hastalıklar yatıyor olabilir. İşte neden devamlı açıkıyorsunuz bunun nedenleri ve çözümlerini görelim.</p>
<p>1-Safra azlığı : Lifli ve vitaminli besinlerden yoksun besleniyor olabilirsiniz. vitaminli ve lifli besinlerden yoksun bir beslenme alışkanlığınız varsa midenizde her zaman yemek yedikten sonra kocaman bir boşluk oluşur ve bu sizde açlık hissi uyandırır. Ayrıca lifli ve vitaminli besinler vücudun ihtiyacı olan birçok hayati maddeyi içerirler. Sıkı diyet yapan insanlarda bu fazlasıyla görülmektedir.</p>
<p>Önerimiz : Gün içerisinde çok fazla sebzeli yiyecekler tüketerek vitamin eksikliğimizi giderebiliriz. Ne kadar renkli sebze ve besin maddesi tüketirsek o kadar açlık hissinin yok olmasına sebep oluruz.</p>
<p>2-Hormon azlığı : Bilinçli olarak dengeli besleniyor; yediklerinize dikkat ediyor fakat buna rağmen kilo alıyorsunuz. Tiroid bezinizde bir sorun olabilir. Metabolizmanız bundan olumsuz şekilde etkilenerek size açlık hissi verebilir.</p>
<p>Önerimiz : Basit bir kan testi yaptırırsanız bu probleminiz ortaya çıkar ve önlem almanız daha da kolay olur.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1205" title="resim" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/resim.jpg" alt="resim" width="520" height="240" />3-Az sıvı almak : Bir gercek varsa oda az sıvı tüketmenin insanda açlık hissini tetiklediğidir. Günde en az bir kere su tüketen kişilerde açlık hissinin belirdiği ve ağızlarının kuruduğu görülmektedir.</p>
<p>Önerimiz : Her zaman elinizin altında bir şişe suyu bulundurarak gün içerisinde sıklıkla su içerseniz bu sorununuzu halledebilirsiniz.</p>
<p>4-Spor yapmamak : Gün içerisinde devamlı oturarak az gün ışığı almak insanı ve metabolizmasını olumsuz yönde etkiler ve vücudumuzun sos alarmı vermesine yol açar. Kendimizi mutlu hissetmek içinde tatlı, şekerli ve yağlı yiyeceklere yöneliriz. Bunlar bizim kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.</p>
<p>Önerimiz : Gün ışığından faydalanmak için günde en az yarım saat yürüyebilirsiniz. Bu sizin kendinizi iyi hissetmenize yol açacaktır. Giysilerinizin renklerinin açık olmasıda size mutluluk hisse verecektir.  Spor yapmanız sizin açlık hissinizi ortadan kaldırmaya bire bir etkili bir unsurdur.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/surekli-acikmanin-nedenleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burun Kanaması</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/burun-kanamasi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=burun-kanamasi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/burun-kanamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 00:09:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[burun kanaması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1132</guid>
		<description><![CDATA[

Burun kanaması
Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarınatıp dilindeepistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde,genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır.
Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolaydurdurulur ve korkulacak bir şey yoktur.Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarınıdurdurmak ise biraz zordur.
Yapılacak ilk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-1133" title="burun-kanamasi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/burun-kanamasi.jpg" alt="burun-kanamasi" width="520" height="264" />Burun kanaması</strong></p>
<p>Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarınatıp dilindeepistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde,genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır.</p>
<p>Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolaydurdurulur ve korkulacak bir şey yoktur.Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarınıdurdurmak ise biraz zordur.</p>
<p>Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip,burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdannefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.</p>
<p><strong>TANIM:</strong> Burun kanamaları çoğunlukla can sıkıcıdır. Ancak bazen korkutucu ve yaşamı tehdit edici boyuttadır. Uzmanlar burun kanamalarını iki gruba ayırmaktadırlar. Ön burun kanamaları burun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran yada oturan kişide burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir. Arka kanama: Burun arkasından olan kanamadır. Kanama genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir.</p>
<p>Arka burun kanamalarının tanınması oldukça önemlidir. Bu kanama tipi bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler yada travma geçirmiş kişilerdir. Burun kanamaları çocuk yaş grubunda genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya neden olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burun orta bölmesine parmak ucu ile sürmek faydalı olacaktır.</p>
<p>Bu amaçla vaselin gibi kremler kullanılabilir. Günde üç defa kullanılması önerilir. Ancak gece yatmadan önce sürülmesi yeterlidir.</p>
<p>Burun kanaması sık tekrarlıyorsa doktorunuza görünmenin faydası vardır.</p>
<p><strong>Ön Kanamaların Durdurulması</strong></p>
<p>Siz yada çocuğunuzda ön burun kanaması varsa şunları uygulayınız:</p>
<p>Burunun ucundaki yumuşak kısmını başparmağınızla diğer iki parmağınız arasına alınız. Burunu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırın. Beş dakika böyle bekleyiniz. (Saat tutunuz.) Başınızı kalbinizden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturmanız yada başınız daha yukarda uzanmanınız önerilir. Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz. (Bir plastik torba içine buz doldurarak. )</p>
<p><strong>Kanama Durduktan Sonra Yeniden Kanamayı Önlemek</strong></p>
<p>Sümkürmemeye dikkat ediniz. Yerden ağır bir şey kaldırmak yada buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız. Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarda tutmaya çalışınız.</p>
<p><strong>Tekrar Kanama Olursa</strong></p>
<p>Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürerek temizleyiniz. 3, 4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız. Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız. Doktorunuzu arayınız.</p>
<p><strong>Ne Zaman Doktoru Arayalım Veya Acil Servise Başvuralım ?</strong></p>
<p>Eğer kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa;</p>
<p>Eğer kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa.</p>
<p>Eğer kanamanız burun önüne kanamadan çok boğaz arkasına doğru oluyorsa.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/02/17/burun-kanamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zatürre Nedir?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/zaturre-nedir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=zaturre-nedir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/zaturre-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 15:41:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<category><![CDATA[zatürreden korunma yolları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1128</guid>
		<description><![CDATA[


Zatürre Nedir?
Zatürre veya tıptaki bilinen adıyla Pnömoni, vücudumuzdaki bir veya birden fazla akciğer lobunun iltihaplanması ile ortaya çıkan, daha çok küçük çocuklarda, yada ileri yaştaki kişilerde veyahut kronik bir hastalığı bulunan kişilerde daha ağır bir şekilde seyreden bazen de ölümle sonuçlanabilen ateşli bir hastalıktır. Genelde kış aylarında görülen bu hastalıkta akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihaplı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1129" title="pneumonia" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/pneumonia.jpg" alt="pneumonia" width="520" height="267" /></p>
<p><strong>Zatürre Nedir?</strong></p>
<p>Zatürre veya tıptaki bilinen adıyla <strong>Pnömoni</strong>, vücudumuzdaki bir veya birden fazla akciğer lobunun iltihaplanması ile ortaya çıkan, daha çok küçük çocuklarda, yada ileri yaştaki kişilerde veyahut kronik bir hastalığı bulunan kişilerde daha ağır bir şekilde seyreden bazen de ölümle sonuçlanabilen ateşli bir hastalıktır. Genelde kış aylarında görülen bu hastalıkta akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihaplı bir sıvı ile dolar. Akciğerlerin görevi olan oksijen alış veriş işlevi de bu sıvı neticesinde işlevini tam ve sağlıklı olarak yapamaz işlevi bozulur, bu sebepten de ötürü kişinin kanda bululan oksijen düzeyi azalır.</p>
<p><strong>Zatürre Nasıl Oluşur? </strong></p>
<p>Akciğerdeki bu iltihaplanmaya herhangi virüs, bakteri veya mantar gibi mikroorganizmalar neden olur. Günümüzde zatürreye sebep olan otuzun üzerinde organizma tespit edilmiştir.</p>
<p><strong>Zatürre Bulaşıcımıdır?</strong></p>
<p>Evet zatürre bulaşıcıdır. Zatürre hastalığına neden olan mikroplar ve mikroorganizmalar kişiden kişiye yaklaşık olarak bir iki metre mesafelerden kişilerin birbirlerine yakın temas kurmaları sonucu bulaşır. Bu mikropların sebep olduğu hastalığın sağlıklı kişilere bulaşması, öksürük, aksırık ya da hasta kişilerin konuşması sırasında havaya yayılan damlacıkların doğrudan solunması yoluyla gerçekleşir. Aynı tabak, çatal yada kaşığı kullanmak ile de zatürreyi birbirimize bulaştırabiliriz, Ancak mikrobu alan herkes zatürre olmayabilir, bazıları hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak da geçirebilir bu evreyi.</p>
<p><strong>Zatürreye Karşı Nasıl Önlem Alabiliriz?</strong></p>
<p>Zatürreden korunma yöntemleri oldukça basittir alacağımız ufak tefek tedbirler ile hastalığın ortaya çıkmasını büyük ölçüde engelleyebiliriz.</p>
<p><strong>Nedir bu önlemler?</strong></p>
<p>Dengeli ve düzenli beslenmek, aşı yaptırmak, sigara içmemek, alkol alımından kaçınmak, vitamin ve minerallare düzenli olarak almak gibi basit önlemler ile büyük ölçüde bu hastalıktan korunabiliriz. Yaptırıcağımız tek bir doz aşı ile uzun süreli bir bağışıklık elde edebiliriz. Ortalama bir aşının 5 yıl süre ile bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğini ve her 5 yılda aşıyı tekrar etmemiz gerektiğini söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Zatürrenin Tedavi Şekli</strong></p>
<ul>
<li>Antibiyotikler</li>
<li>Yatak istirahati</li>
<li>Ateş düşürücüler</li>
<li>Öksürük kesici ilaçlar</li>
<li>Oksijen alınması</li>
<li>Pulmoner Fizyoterapi</li>
<li>Su kaybını karşılayacak ölçüde gerekli sıvının alınması</li>
<li>Bol vitaminli ve yüksek kalorili diyet uygulanması</li>
<li>Hastanın çok iyi beslenmesi</li>
<li><strong>Her Şeyden de önemlisi çok iyi bir doktor tarafından tanı konulup gerekli testlerin yapılması gerekmektedir.</strong></li>
</ul>
<p><strong>Zatürrenin Belirtileri Nelerdir? </strong></p>
<ul>
<li>Ateş, titreme, üşüme, terleme</li>
<li>Öksürük, balgam</li>
<li>Göğüs ağrısı</li>
<li>Sırt ağrısı</li>
<li>Hızlı bir şekilde nefes alıp verme</li>
<li>Göğsümüzde hırıltı</li>
<li>Nefes alıp verirken göğüs duvarında içe çekilmeler</li>
<li>Kusma</li>
<li>Başağrısı</li>
<li>Kas ağrısı</li>
<li>Halsizlik, iştahsızlık</li>
<li>Bebeklerde ise emmeyi reddetme gibi belirtiler görülebilir.</li>
</ul>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/zaturre-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserinde Erken Teşhis İçin ( Meme Muayenesi )</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/meme-kanserinde-erken-teshis-icin-meme-muayenesi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=meme-kanserinde-erken-teshis-icin-meme-muayenesi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/meme-kanserinde-erken-teshis-icin-meme-muayenesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 01:01:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[meme]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme muayenesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1124</guid>
		<description><![CDATA[


Kadınlarda çok sık görülen meme kanserine erken teşhisin yapılması ve kanserin önlenmesi için 20 yaşından itibaren evde kendi kendinize kontrol yapmaya başlamalısınız.
Göğüsleriniz çıplak şekilde ayna karşısına geçin. Her iki kolunuzu yanlara doğru serbest bırakın, omuzlar dik olacak durun. Önden ve her iki yana dönerek memelerin büyüklüğüne, simetrisine, derinin rengine, şekline, meme başlarına meme altı bölgelere, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1125" title="meme-kanseri" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/meme-kanseri1.jpg" alt="meme-kanseri" width="520" height="288" /></p>
<p>Kadınlarda çok sık görülen meme kanserine erken teşhisin yapılması ve kanserin önlenmesi için 20 yaşından itibaren evde kendi kendinize kontrol yapmaya başlamalısınız.</p>
<p>Göğüsleriniz çıplak şekilde ayna karşısına geçin. Her iki kolunuzu yanlara doğru serbest bırakın, omuzlar dik olacak durun. Önden ve her iki yana dönerek memelerin büyüklüğüne, simetrisine, derinin rengine, şekline, meme başlarına meme altı bölgelere, koltuk altlarına bakın. Meme büyüklüğünün aynı olmaması normaldir.</p>
<p>Aynı gözlemi kollarınızı yukarı kaldırdıktan sonra veya her iki kolunuz başınızın arkasındayken tekrarlayın. Bu sırada memeler, meme başları ve koltuk altı bölgelerine bakın. Kabarıklık olup olmadığına dikkat edin. Ellerinizi belinize, leğen kemiklerinin üzerine kuvvetle bastırın.</p>
<p>Omuzlarınızı hafifçe çıkararak öne doğru eğilin. Önden ve her iki yandan göğüslerinize bakın. Deride, çekinti, çökme olup olmadığına dikkat edin. Meme derisinde çekinti, deride portakal kabuğu görünümü, kızarıklık, memelerden birinde büyüme, meme başlarında çökme ve kepekli lezyonlar olup olmadığına dikkat edin.</p>
<p>Elinizin üç orta parmağının yastık bölümleriyle, küçük dairesel hareketler çizerek baskı şiddetini hafiften kuvvetliye doğru artırarak muayeneye başlayın. Sağ meme için sol, sol meme için sağ elinizi kullanın. Göğsünüzün tümünü yoklayarak muayene edin.</p>
<p>Aynı muayeneleri diğer göğsünüzde tekrarlayın. Parmaklarınıza vücut losyonu veya sabun sürerek kayganlığı artırarak, daha rahat muayene edebilirsiniz. Köprücük kemiğinin altından başlayarak, tüm meme bölgesini muayene edin.</p>
<p>Elinizi kaldırmadan kaydırarak birbirine paralel dikey çizgiler çizerek veya köprücük kemiğinin altından başlayarak saat ibresi yönünde giderek iç içe geçen daireler çizerek veya meme başında sonlanan şekilde tüm memenizi muayene edin. Elinizin başparmak ve işaret parmakları arasında meme başlarını sıkarak akıntı olup olmadığını kontrol edin.</p>
<p>Yatarak muayene edeceğiniz taraftaki omuz altına küçük bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirin. Aynı taraftaki kolunuzu başınızın üstüne koyun. Diğer elinizin 3 orta parmağın yastık bölümleriyle dairesel hareketler çizerek ve baskı şiddetini hafiften kuvvetliye doğru arttırarak muayeneye başlayın.</p>
<p>Kolunuzu yana koyun, diğer elinizle koltukaltı bölgesini muayene edin. Diğer elinizin baş ve işaret parmakları arasında meme başını sıkarak akıntı olup olmadığını kontrol edin. Diğer göğsünüzü de aynı şekilde muayene edin.</p>
<p>Muayene için en uygun dönemler adet gören kadınlarda âdetin bitimini takiben 5. ve 7. gün arası, menopozdaki kadınlarda her ayın aynı günü, emziren kadınlarda emzirmeyi takiben, göğüslerdeki sütü boşalttıktan sonra, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, her yeni ilaç kutusuna başlamadan önceki gün yapılmalıdır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/28/meme-kanserinde-erken-teshis-icin-meme-muayenesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Ara Ne Kadar Olmalıdır?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/gebelikte-ara-ne-kadar-olmalidir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gebelikte-ara-ne-kadar-olmalidir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/gebelikte-ara-ne-kadar-olmalidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 00:46:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte ara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1107</guid>
		<description><![CDATA[


Emziren Anneleri Destekleme ve Aile Sağlığını Koruma Derneği tarafından Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde düzenlenen ‘Gebelik ve Emzirme Döneminde Anne ve çocuk Beslenmesi’ konulu panelde, çocuğun bir aile ortamında yetiştiğini, çocuğun yetişmesinde en önemli etkenin anne olduğu belirtildi.
Annenin, ailenin merkezini oluşturduğunu ve annenin anlayışlı, mutlu ve sağlıklı olması durumunda bebeğin düzenli büyüyeceğini ifade edilirken, düzenli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1108" title="gebelik_1" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/gebelik_1.jpg" alt="gebelik_1" width="520" height="294" /></p>
<p>Emziren Anneleri Destekleme ve Aile Sağlığını Koruma Derneği tarafından Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nde düzenlenen ‘Gebelik ve Emzirme Döneminde Anne ve çocuk Beslenmesi’ konulu panelde, çocuğun bir aile ortamında yetiştiğini, çocuğun yetişmesinde en önemli etkenin anne olduğu belirtildi.</p>
<p>Annenin, ailenin merkezini oluşturduğunu ve annenin anlayışlı, mutlu ve sağlıklı olması durumunda bebeğin düzenli büyüyeceğini ifade edilirken, düzenli beslenme olmadan anne ve çocuk sağlığının korunmasının mümkün olmayacağı kaydedildi.</p>
<p><strong>3 yıllık ara olmalı</strong></p>
<p>Anne sağlının, gebelik ve emzirme döneminde sosyolojik, ekolojik ve kültürel faktörlerden etkileneceği vurgulanarak, şöyle denildi: “Ayrıca gebelik sayısı, doğum aralığı, olgunluk düzeyi, sigara, alkol ve ilaç gibi biyolojik faktörler de anne sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Anne ve çocuk sağlının korunabilmesi için gebeliklerde en az 3 yıllık ara olması gerekir. Anne, gebelik döneminde bebeğe zarar verecek toksik maddelerden uzak durmalı ve bulaşabilecek bölgelerde çalışmamalıdır.”</p>
<p><strong>Beslenme çok önemli</strong></p>
<p>Bunların yanı sıra annenin emzirme döneminde de sağlığı bozucu etkenleri olabildiğince azaltması gerektiği belirtildi: “Özellikle beslenme çok önemlidir. Yemekle birlikte çok çay içilmesi, kan yapıcı maddelerin etkisiz hale getirerek vücuttan dışarı atılmasına yol açar. Bunun sonucu olarak da kansızlık ve sağlık bozukluğu ortaya çıkar. Ayrıca yemeklerin pişirilmesi, ek besin alınması ve annenin her konuda bilgilendirilmesi de anne ve bebek sağlığı açısından oldukça önemlidir.”</p>
<p>Gebelik ve emzirme döneminde sayılan olumsuz tüm etkenlerin başta anne olmak üzere bebeğin düzenli gelişimini tersine çevireceğine dikkat çekilerek, “Sonuçta anne ölümleri, yaşam süresinin kısalması, emzirme verimliliğinin düşmesi, sakat ya da ölü doğum gibi olumsuzluklar ortaya çıkar” denildi.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/27/gebelikte-ara-ne-kadar-olmalidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düzgün Oturma ve Bel Fıtığı</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/20/duzgun-oturma-ve-bel-fitigi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=duzgun-oturma-ve-bel-fitigi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/20/duzgun-oturma-ve-bel-fitigi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 01:11:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bel fıtığı]]></category>
		<category><![CDATA[düzgün oturma]]></category>
		<category><![CDATA[fıtık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1053</guid>
		<description><![CDATA[


Düzgün oturma ne demektir? Bel Fıtığı Hakkında
Oturma yerinizin ve pozisyonunuzun uygun olmama­sı, beli zorlayarak ağrıya neden olur. Oturulacak yer ne çok sert ne de yumuşak olmalı, kol koyma yerlerinin, oturma yerinin ve arkalığının yüksekliği ve eğimi kişiye uygun olmalıdır. Belin kavisini destekleyen, oturma yeri ile arkalığı arasında 90-110 derece açı bulunan ve arkalı­ğı omuzlara kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1054" title="sirt-agrisi-34-02" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/sirt-agrisi-34-02.jpg" alt="sirt-agrisi-34-02" width="520" height="523" /></p>
<p><strong>Düzgün oturma ne demektir? Bel Fıtığı Hakkında</strong></p>
<p>Oturma yerinizin ve pozisyonunuzun uygun olmama­sı, beli zorlayarak ağrıya neden olur. Oturulacak yer ne çok sert ne de yumuşak olmalı, kol koyma yerlerinin, oturma yerinin ve arkalığının yüksekliği ve eğimi kişiye uygun olmalıdır. Belin kavisini destekleyen, oturma yeri ile arkalığı arasında 90-110 derece açı bulunan ve arkalı­ğı omuzlara kadar yükselen sandalyeler doğru oturma için uygundur.</p>
<p>Bel sorunlarında en önemli konulardan biri de ağırlık kaldırma&#8230; Doğru ağırlık kaldırma nasıl olmalıdır? Ağırlık kaldırma bel ağrısının gelişmesinde önemli rol oynar. Emniyetli olarak kaldırılabilecek en fazla ağırlığın miktarı konusunda belirli bir kural yoktur. Bu, genellikle materyalin büyüklüğü, şekli ve ağırlığı, kaldırma pozis­yonu ve fiziksel güç gibi durumlara göre değişir. Belde zorlanma, omurganın kavisleri bozuldukça, bel kavisi düzleştikçe, tersine döndükçe ve yük vücuttan uzak tu­tuldukça artar. Ağırlık orta hatta ve gövdeye yakın tutul­malıdır. Ağır cisimlerin omuzlar seviyesinden yukarıya kaldırılması veya diz seviyesinden aşağı indirilmesi omurgayı zorlar. Ağırlığı kaldırmadan önce nasıl ve ne yapılacağı planlanmalı, cismin ağırlığı, cismi kaldırıp kaldıramayacağı, nereye götüreceği, geçilecek yolun açık ve güvenli olup olmadığı düşünülmelidir</p>
<p><strong>Belinize Zarar Vermeden Ağırlık Kaldırmak, Doğru oturma Pozisyonu</strong></p>
<p>Dengeli bir duruş sağlayabilmek için geniş bir destek alanı oluşturun. Bunun için ayaklarınızı birbirinden ayrı olarak, öndeki ayağınız ağırlığı hareket ettirece­ğiniz yönde olmak üzere bir ayağınızı diğerinin önü­ne koyun.<br />
Belinizi öne eğmeden, omurganızı düzgün tutarak, kavislerini koruyarak, kalça ve dizlerden bükerek çömelin. Kaldırma sırasında omurganızın düzgünlü­ğünü koruyun, yana eğmeyin ve döndürmeyin.</p>
<p>Ağırlığı iki ucundan sıkıca tutarak kaldırıp kaldıra­mayacağınızı kontrol edin. Orta hatta ve gövdenize yakın tutun ve omurganızın düzgünlüğünü koruya­rak doğrulun. Ağırlığı aşağı koyarken aynı işlemin tersini sırayla tekrarlayın.<br />
Cisim fazla ağırsa yardım isteyin veya yardımcı araç kullanın.<br />
Cismi omuz seviyesinin üstüne kaldırmayın, gerekir­se bunun için merdiven veya basamak kullanın.<br />
Cismi itmek veya çekmek gerekiyorsa itmek beli da­ha az zorladığı için itin</p>
<p>Birçok insan sabah yatağından bel ağrısıyla uyanır. Bunun nedeni, sıklıkla uygun olmayan yataklar ve uyu­ma pozisyonlarıdır. Yatağın ve uyuma pozisyonunun uy­gun olması için aşağıdaki önerilere dikkat edilmesi gere­kir:</p>
<p>Yatılan yer düz, ne çok sert ne de çok yumuşak ol­malıdır.<br />
Yastık ince olmalı, omuzlara kadar gelmeli ve boyun kavisini desteklemelidir.<br />
Ağrılı dönemlerde sırtüstü yatıldığında, belin ve diz­lerin altını küçük bir yastıkla desteklemek gerekir. Yan yatışta da dizlerin arasına küçük bir yastık kon­malıdır.</p>
<p>Uzun süreli araba kullanma sırasında bel kötü duruş ve titreşime bağlı olarak zorlanır. Son yıllarda araba ta­sarımlarında koltukların uygun ve ergonomik olmasına dikkat edilmektedir. Bel kavisini desteklemek, öne kamburlaşarak oturmamak, emniyet kemerini kullanmak, yanlardaki aynaların uygun olması zorlanmayı azalta­caktır. Uzun süreli araba kullanırken sık sık küçük mola­lar vermek ve hareket etmek bel sağlığı için yararlıdır.</p>
<p><strong>Ev işi yaparken nelere dikkat etmek gerekiyor?</strong></p>
<p>Günlük yaşamımızdaki pek çok hareket esnasında be­limizi ve vücudumuzu yanlış kullanmakta ve belimize za­rar vermekteyiz. Ev temizliği, ütü yapma, yemek yapma gibi ev işleri sırasında, alışverişte, seyahatte, bahçe işle­rinde omurgayı düzgün tutmaya, öne eğilirken dizleri bükmeye özen göstermek gerekir.</p>
<p><strong>Beli Zorlayan Üç Hareket, Doğru oturma Şekilleri</strong></p>
<p>1. Dizleri bükmeden öne eğilmek,<br />
2. Bu pozisyonda ağır kaldırmak,<br />
3. Kalçalar sabitken beli ve gövdeyi döndürmek.</p>
<p><strong>Bel Ağrısından Korunmak İçin</strong></p>
<p>Bel hastalıkları ve riskler hakkında bilgi sahibi olun­malı ve risklerden uzak durulmalı,<br />
Günlük yaşamda ve işte bel, omurga ve vücut doğru pozisyonlarda kullanılmalı,<br />
Düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite yapılmalı.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/20/duzgun-oturma-ve-bel-fitigi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda İdrar Kaçırma Sorunu</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/11/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/11/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 19:06:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[idrar kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlarda idrar kaçırma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1028</guid>
		<description><![CDATA[


Kadınların Yüzde Ellisinde İdrar Kaçırma Sorunu Var
 Selçuk Üniversitesi&#8217;nde yapılan bir araştırmada, her iki kadından birinde idrar kaçırma sorunu olduğu belirlendi. Aynı araştırmada idrar kaçırma sorunu olan kadınların bunun bir rahatsızlık olmadığı inancı veya ayıp olacağı düşüncesiyle doktora başvurmaktan çekindikleri ortaya çıktı.
Selçuk Üniversitesinde (SÜ) yapılan bir araştırmada, kadınların yüzde 50.2&#8217;sinde idrar kaçırma problemi olduğu ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-1029" title="tip_doktoru" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/tip_doktoru.jpg" alt="tip_doktoru" width="520" height="272" /></p>
<p><strong>Kadınların Yüzde Ellisinde İdrar Kaçırma Sorunu Var</strong></p>
<p><strong> Selçuk Üniversitesi&#8217;nde yapılan bir araştırmada, her iki kadından birinde idrar kaçırma sorunu olduğu belirlendi. Aynı araştırmada idrar kaçırma sorunu olan kadınların bunun bir rahatsızlık olmadığı inancı veya ayıp olacağı düşüncesiyle doktora başvurmaktan çekindikleri ortaya çıktı.</strong></p>
<p>Selçuk Üniversitesinde (SÜ) yapılan bir araştırmada, kadınların yüzde 50.2&#8217;sinde idrar kaçırma problemi olduğu ortaya çıktı.<br />
Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Kulaksızoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, idrar kaçırma probleminin erkek ve kadınlarda sanıldığından daha çok rastlanan bir durum olduğunu belirtti.<br />
Buna karşın insanların çekindikleri için veya ayıp olacağı düşüncesiyle tedavi için doktora başvurmadığını ifade eden Kulaksızoğlu, &#8221;İdrar kaçırma problemi kadınlarda daha sık görülen bir rahatsızlık. Kadınlarda aşırı kilolar, hormonal değişiklikler, spor yapılmaması, kas yapısının gevşek olması gibi nedenlerden dolayı idrar torbaları zamanla sarkabiliyor. Bu durumda kadınlar öksürme, hapşırma, herhangi bir şeyi kaldırma, merdiven çıkma gibi durumlarda dahi idrar kaçırmaya başlıyor&#8221; dedi.<br />
Kulaksızoğlu, kadınlarda idrar kaçırmanın diğer bir nedeninin de &#8221;aşırı aktif mesane&#8221; olarak adlandırılan durum olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:<br />
&#8221;Bazı nedenlerle idrar torbasının duyarlılığı artıyor ve yarım litre idrar dahi birikmeden beyne sinyal gönderilmeye başlanıyor. Tuvalet ihtiyacı hissediliyor. İlerleyen dönemlerde idrar torbası kontrolden çıkıyor ve kendi kendine kasılarak idrar kaçırmalara neden oluyor. Biz de idrar kaçırma sıklıklarının belirlenmesi, hastalıkla ilgili bilinç düzeyi, kadınların hayatlarını nasıl etkilediği gibi soruların cevabını araştırmak için 424 kadın üzerinde bir anket çalışması yaptık. Ankete katılan 16-60 yaş arasındaki kadınlara bu sorunla ilgili 10 soru yönelttik.&#8221;</p>
<p><strong>İdrar Kaçırma Yüzde 50.2</strong></p>
<p>Yaptıkları çalışma sonunda ankete katılan kadınların yüzde 50.2&#8217;sinde idrar kaçırma sorununun olduğunu tespit ettiklerini dile getiren Kulaksızoğlu, ankete katılan kadınların büyük bölümünün kilolu olduğunu, bunun idrar kaçırmada önemli etken olabileceğini bildirdi.<br />
Kulaksızoğlu, araştırmada küçük yaşlardaki kadınlarda bu sorunun daha az olduğunu belirlediklerini vurgulayarak, 45-50 yaş arasındaki kadınlarda idrar kaçırma sorunu görülme sıklığının yüzde 87&#8242;leri bulduğunu bildirdi.</p>
<p><strong>Yaşam Kalitelerini Olumsuz Yönde Etkiliyor</strong></p>
<p>Kadınlara yönelttikleri sorularla, idrar kaçırma probleminin kadınların yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediğini tespit ettiklerini anlatan Kulaksızoğlu, şöyle devam etti:<br />
&#8221;Bu problemi olan kadınların yaklaşık yüzde 70&#8242;i, sorunun yaşam kalitelerini çok ciddi şekilde olumsuz yönde etkilediğini belirtti. Bunların yüzde 74&#8242;ü de hastalıkla ilgili bir doktordan yardım almak istediğini belirtti. Buna karşın idrar kaçırma sorunu olan kadınların, bunun bir rahatsızlık olmadığı inancı veya ayıp olacağı düşüncesiyle doktora başvurmaktan çekindikleri ortaya çıktı. Kadınların sadece yüzde 5&#8242;i bu rahatsızlıklarıyla ilgili doktora başvurmuş. Bunların da sadece yüzde 2&#8217;si tedavi olmuş. Burada kadınların bu rahatsızlıklarını utanma ve ayıp olacağı gibi düşüncelerle anlatamadıklarını, doktora gidemediklerini görüyoruz. Birçoğu, bu sorununu eşine dahi söylemiyor.&#8221;<br />
İdrar kaçırma rahatsızlığının önlenebilmesi için egzersiz yapma, aşırı kilolardan kurtulmanın büyük önem taşıdığını anımsatan Kulaksızoğlu, bu çerçevede anket çalışmasına katılan bu kadınların bir kısmına egzersiz, genel kas sistemini kuvvetlendirilmesi ve kilo vermeye yönelik, bir kısmına da idrar torbasını taşıyan kasların kuvvetlendirmesine yönelik programlar hazırladıklarını bildirdi.<br />
Bu sorunun 20 dakikada gerçekleştirilecek küçük bir cerrahi operasyonla giderilebileceğini ve hastanın 1 günde taburcu edilebileceğini ifade eden Kulaksızoğlu, &#8216;aşırı aktif mesane&#8217; rahatsızlığı olan hastalar için de ilaç tedavisi uygulanarak rahatsızlığın giderilebildiğini bildirdi. (AA)</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/11/kadinlarda-idrar-kacirma-sorunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Harvard domuz gribini bitirdi !</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/01/05/harvard-domuz-gribini-bitirdi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=harvard-domuz-gribini-bitirdi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/01/05/harvard-domuz-gribini-bitirdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2010 08:42:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=971</guid>
		<description><![CDATA[

 
 
ABD’de Nisan-Kasım 2009 arasında domuz gribi ölümlerini inceleyen Harvard Üniversitesi uzmanları domuz gribinin mevsimsel gripten bir farkının olmadığını, hatta öldürme riskinin daha düşük olduğunu ortaya çıkardı. Bilim adamları, “Panik abartıldı. Hastalığın çok tehlikeli olmadığı açık” görüşünde.
Dünyada 2009 ilkbaharından itibaren büyük tartışmalara yol açan domuz gribi konusunda yapılan araştırmaların sonuncusu bilim dünyasındaki grip tartışmasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong><strong><img class="size-medium wp-image-972 alignleft" title="domuz" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/domuz-300x178.jpg" alt="domuz gribi" width="300" height="178" /></strong></p>
<p>ABD’de Nisan-Kasım 2009 arasında domuz gribi ölümlerini inceleyen Harvard Üniversitesi uzmanları domuz gribinin mevsimsel gripten bir farkının olmadığını, hatta öldürme riskinin daha düşük olduğunu ortaya çıkardı. Bilim adamları, “Panik abartıldı. Hastalığın çok tehlikeli olmadığı açık” görüşünde.</p>
<p>Dünyada 2009 ilkbaharından itibaren büyük tartışmalara yol açan domuz gribi konusunda yapılan araştırmaların sonuncusu bilim dünyasındaki grip tartışmasını zirveye taşıdı. Dünyanın en prestijli eğitim kurumlarından Harvard Üniversitesi ve İngiliz Medical Research Council tarafından yapılan araştırma domuz gribinin her yıl milyonlarca insanın yakalandığı mevsimsel gripten çok önemli farkı olmadığı, hatta virüsün öldürücü etkisinin mevsimsel gripten daha düşük olduğu belirlendi. Bu yeni verileri gören bilim dünyası, “Bu sonuçları öngörebilmiş olsaydık dünya genelinde aşılama kampanyaları düzenlenmesi gibi önlemler alınması söz konusu olmayacaktı” yorumunu yaparken Amerikan ABC televizyonu da, “Domuz gribi abartıldı mı?” başlıklı haberiyle araştırmanın bilim adamları arasında yarattığı etkiyi inceledi.</p>
<p><strong>“Elimizde veri yoktu”</strong></p>
<p>ABD’de şu ana kadar 9 bin 820 can alan domuz gribi virüsünün ilk görülmeye başlandığı Nisan ayından Kasım’a kadar sürecini detaylı bir şekilde inceleyen Harvard Üniversitesi uzmanları domuz gribinin en fazla mevsimsel grip kadar tehlikeli bir hastalık olduğu kanaatine vardı. Harvard uzmanlarına göre domuz gribi hemen hemen normal grip kadar can aldı, en büyük farkı ise akciğerlere çok daha derinlemesine nüfuz etmesi oldu. Araştırmanın başındaki isim olan Harvard Profesörü Marc Lipsitch, “İlk başlarda virüsün etkisinin ne şekilde olacağını tahmin etmek zordu, ama şimdi elimizdeki verilere baktığımızda bunun normal grip virüsünden çok da farklı etkilere sahip olmadığını görüyoruz” ifadesini kullandı. Lipsitch buna rağmen domuz gribinin hala “ciddi bir hastalık olduğunu” ve aynı her yıl grip aşısı olmanın tavsiye edildiği gibi domuz gribi aşısı olmayı da tavsiye ettiklerininin altını çizdi.</p>
<p>Bu sonuçları ABC televizyonuna değerlendiren Hunter College Profesörü Philip Alcabes, “Grip ciddi bir hastalıktır. İnsanları öldürür. Ama dünyayı saracağını iddia ettiğiniz bir grip salgınına karşı küresel bir önlem faaliyetine girişiyorsanız elinizde felaketi ve krizi gösterecek somut verileriniz olması gerekir. Çok az veriyle çok aşırı önlemler alındı. Şimdi herkes bu hastalığın abartıldığının farkına vardı” dedi.</p>
<p>Alcabes, “Bu araştırmanın sonuçlarını Haziran ayında görmüş olsaydık her şey farklı olabilirdi. İnsanların domuz gribine aşırı tepki verdikleri ortada olan bir gerçekti. Ama bunu kanıtlamak için bilimsel verilere ihtiyacımız vardı. Şimdi bu veri elimizde var” yorumunu yaptı.</p>
<p>Buna da şükredelim</p>
<p>Yine ABC’ye araştırmayı yorumlayan İngiliz uzman Anne Presanis, “İlk başlarda bunun ne kadar ciddi bir tehdit olduğu konusunda çok bilgimiz yoktu ve elimizde ne veri varsa ona göre hareket ettik” dedi.</p>
<p>Vanderbildt Üniversitesi Önleyici Tıp Bölüm Başkanı Dr. William Schaffner ise “Abartıldığını düşünmüyorum. En kötüsüne insanları hazırlamak zorunda olduğumuzu ve tahmin ettiğimizden daha kötü olmadığı ortaya çıktığı için şükretmemiz gerektiğine inanıyorum” dedi.</p>
<p><strong>Uzmanlar ne dedi</strong>?</p>
<p>‘Pardondan iyidir’</p>
<p>- Kanadalı mikrobiyoloji uzmanı Dr. Neil Rau: Bu yaşadığımız salgınların en hafifiydi ama en güçlüsüymüş imajı yaratıldı. Hâlâ salgının Dünya Sağlık Örgütü tarafından “orta derece” (moderate) olarak derecelendirilmesine anlam veremiyorum. Artık ortada çok hafif geçen bir salgın var.</p>
<p>- Güney Carolina Üniversitesi bilim adamı ve ABD’nin ünlü sağlık yazarlarından Dr. Russell Blaylock: Bilim dünyası bu sonuçları daha önceden öngörebilmiş olsaydı tüm dünya genelinde toplu aşılama faaliyetleri gibi önlemler alınması söz konusu olmayacaktı.</p>
<p>- Drexel Üniversitesi profesörü Robert Field: Kamu sağlığını ilgilendiren konularda tüm güvenlik önlemlerini almak sonradan “pardon” demekten iyidir. Eğer bu kadar çok önlem alınmamış olsaydı ve büyük bir salgın patlasaydı o zaman insanlar buna karşı hazırlıksız yakalandıkları için eleştiri oklarının hedefi olacaklardı.</p>
<p>- Sağlık kitaplarıyla bestseller olan Dr. Joseph Mercola: Bu salgının gerçekleşmeyeceği başından beri belliydi. 2009 yılı hükümetlerin ve ilaç endüstrisinin karıştığı en büyük sağlık skandallarından birinin yaşandığı yıl olarak hatırlanacak. Tüm dünyaya korku salıp domuz gribini çok tehlikeli bir hastalıkmış olarak gösterenler ceplerini doldurdu.</p>
<p><strong>RAKAMLARLA YANIT</strong></p>
<p>Harvard’ın araştırmasına göre;</p>
<p>- H1N1 belirtileri gösteren hastaların yüzde 1.44’ü hastanede tedavi edildi.</p>
<p>- Yüzde <strong>0.239</strong>’u yoğun bakıma alındı.</p>
<p>- Yüzde <strong>0.048</strong>’i yani yaklaşık 10 bin kişi hayatını kaybetti.</p>
<p>Buna göre domuz gribinin ölümcülüğü, her yıl düzenlenen grip aşısı kampanyalarına rağmen mevsimsel grip virüsüne 36 bin kurban veren Amerika için çok daha düşük kaldı.</p>
<p>Fransa aşılara müşteri arıyor</p>
<p>Fransa Sağlık Bakanlığı vatandaşların yüzde 76’sının domuz gribi aşısı olmayı düşünmediğinin belirlenmesinin ardından elinde kalan milyonlarca doz domuz gribi aşısını satma kararını aldı. 94 milyon doz aşı satın alarak 1.25 milyar dolar ödeme yaptıklarını belirten bakanlık, doz başına 6.25 ile 10 euro arasında fiyattan isteyen ülkelere bu aşıları satabileceklerini belirtti. Fransa’dan Katar 300 bin doz, Mısır ise 2 milyon doz aşı alacağını duyurdu. Sağlık Bakanlığı hastalığın ilk evresinde iki doz aşı yapılması gerektiğini düşündüklerini ancak daha sonra tek dozun yeterli olacağının anlaşılmasının ardından ellerinde fazla aşı kaldığını belirtti.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/01/05/harvard-domuz-gribini-bitirdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyku Bozuklukları ve Uyku Hastalığı</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/uyku-bozukluklari-ve-uyku-hastaligi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=uyku-bozukluklari-ve-uyku-hastaligi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/uyku-bozukluklari-ve-uyku-hastaligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 17:51:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=954</guid>
		<description><![CDATA[

Uyku, Uyku Bozuklukları ve Uyku Hastalığı
Uyku nedir, duysal veya diğer uyartılarla uyandırılabilen bilinçsizlik halidir. Uyku halinde sistem ve beş duyular dinlenme halindedir. Sistemler otonom sinir sistemi ile isteğimiz dışında çalışırlar. Buna rağmen sistemler değişik oranlarda uykuya iştirak ederlerken, duyu organları uykuya tam olarak iştirak ederler. Fakat uyarılar karşısında uyandırılabilir bilinçsizlik hakimdir.
Özellikle sinir siste­minde biriken toksik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><strong><img class="aligncenter size-full wp-image-955" title="uyku_2" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/uyku_2.jpg" alt="uyku_2" width="525" height="349" />Uyku, Uyku Bozuklukları ve Uyku Hastalığı</strong></p>
<p>Uyku nedir, duysal veya diğer uyartılarla uyandırılabilen bilinçsizlik halidir. Uyku halinde sistem ve beş duyular dinlenme halindedir. Sistemler otonom sinir sistemi ile isteğimiz dışında çalışırlar. Buna rağmen sistemler değişik oranlarda uykuya iştirak ederlerken, duyu organları uykuya tam olarak iştirak ederler. Fakat uyarılar karşısında uyandırılabilir bilinçsizlik hakimdir.<br />
Özellikle sinir siste­minde biriken toksik artıklar uykuyu meydana getirir. Sinir sistemi uyku anında bu maddeleri inaktive ederek dinlenir.</p>
<p>Uyku ihtiyacı, bedensel ve ruhsal yorgunlukları giderici, dinlendirici ve yeniden enerjik olmasını sağlayıcı bir ihtiyaçtır. Uykunun kalitesi ve uyku düzensizliği, uyku sorunu, uyku bozukluğu gibi konularda belirleyicidir.</p>
<p>Uyku anında kalp atışları azalır, tansiyon düşer, solunum azalır ve de­rinleşir, vücut ısısı düşer, kaslar gevşer, iç organların çalışması yavaşlar, sinir sistemi ve duyu organları istirahat halindedir.<br />
Yavaş dalga uykusu ve REM uykusu olmak-üzere iki tip uyku vardır, insanlar bu uyku tiplerine dalarlar.</p>
<p><strong>Yavaş Dalga Uykusu</strong></p>
<p>Yavaş dalga uykusu, aşamalı olarak derinleşen dinlendirici bir uykudur. Uykunun uzun bölümünü meydana getirir. Uzun süre uykusuz kalanlar, yavaş dalga uykusuna daha çabuk dalarlar. Genellikle hatırlanamayan rüyalar görülür. Uyku derinliği sabaha doğru azalır. 5. faz uyku özellikleri gözlenemez.<br />
Yavaş dalga uykuda canlılık fonksiyonları (Nabız sayısı, kan basıncı, so­lunum hızı gibi) %15-25 oranında yavaşlar.</p>
<p>Uyku derinliği EEG&#8217;de 4 veya 5 faz (aşama) olarak tespit edilmiştir. Fazlar, gittikçe derinleşen uykuyu, alfa ve delta dalga frekanslarının değişkenliğini ifade eder.</p>
<p><strong>Fazlar şunlardır:</strong></p>
<p>1. Faz: Uyanık durum,<br />
2. Faz: Uykuya dalma,<br />
3. Faz: Hafif uyku hali,<br />
4. Faz: Derin uyku hali ve<br />
5. Faz: Çok derin uyku halidir (Delta dal­gası düşük frekanslıdır).</p>
<p>Uyku süresi içinde bu fazlar, ortalama 5 defa tekrarlanır. 2. fazın dışındaki diğer uyku fazları, non REM uyku fazı olarak da tanımlanır. REM uy­kusu, 2. faz uyku ile çelişkili olmasından dolayı ayrıca ele alınmaktadır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/uyku-bozukluklari-ve-uyku-hastaligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyku Fizyolojisi ve Uykunun Önemi</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/uyku-fizyolojisi-ve-uykunun-onemi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=uyku-fizyolojisi-ve-uykunun-onemi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/uyku-fizyolojisi-ve-uykunun-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 17:46:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[uyku fizyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[uykunun önemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=950</guid>
		<description><![CDATA[


Derin uykuya dalma kişiden kişiye değişir. Keza uykudan uyarılabilme de uykunun derinliği ile ilişkilidir. Işıkları azaltılmış, temiz havalı ve sakin b ir yerde uyku daha dinlendiricidir. Beyindeki uyanık kalmayı sağlayan merkezle­rin etkisiz hale gelmesiyle uyku başlar. Oksijen azlığına bağlı esneme, gözlerin kapanması ve uykuya dalma ile devam eder. Dinlenen uyanık tutma merkezleri çevreden gelen uyartıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-951" title="uyku" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/uyku.jpg" alt="uyku" width="525" height="252" /><br />
Derin uykuya dalma kişiden kişiye değişir. Keza uykudan uyarılabilme de uykunun derinliği ile ilişkilidir. Işıkları azaltılmış, temiz havalı ve sakin b ir yerde uyku daha dinlendiricidir. Beyindeki uyanık kalmayı sağlayan merkezle­rin etkisiz hale gelmesiyle uyku başlar. Oksijen azlığına bağlı esneme, gözlerin kapanması ve uykuya dalma ile devam eder. Dinlenen uyanık tutma merkezleri çevreden gelen uyartıları değerlendirecek düzeye gelince, uyku sona erer. insan uyanır. Uyanmada REM uyku periyodlarının, iç güdülerin, şuur altının ve ileriye dönük yaşama ve birşeyler yapma dürtülerinin etkisi vardır.</p>
<p>Uyumak veya uyanık kalmak için kullanılan ilaçlar etkili olurlar, fakat ilacın etkisi sona erince, daha çok yorgunluk hissedilir. Bu tür ilaçlar bilinçsizce kullanılmamalıdır.</p>
<p><strong>Uykunun Önemi, Düzenli Uykunun Önemi</strong></p>
<p>Uyku, besin maddesi gibi canlılık faaliyetleri için gereklidir. Sinir sistemi için besin ve enerji kaynağı özelliğine sahiptir. Uykusuzluk, refleksleri yavaşlatır. Bu nedenle uykusuz insanlar daha çok kaza yaparlar. Uykusuz kalan insanın iş verimi azalır. Beyinsel faaliyetleri zayıflar. ideal ve iyi bir uyku kişinin fonksiyonlarının daha iyi çalışmasını sağlamaktadır.</p>
<p>Uyku süresince sinir sisteminde biriken toksik metabolizma artıkları inak-tive olur. Başta sinir sistemi olmak üzere diğer sistemler uykuda kısmen veya tam bir dinlenmeye geçer. Bu nedenle uyku süresinin yeterli olması gereklidir.<br />
Uyku süresi ile dinlenme arasında doğru orantılı bir bağlantı vardır. Uyku süresi yaşa göre değişir. Yetişkinler günde 8-10 saat uyku uyu malıdırlar. Be­beklerde bu süre 22 saate kadar uzar. Çocuklarda 14 saat, yaşlılarda 5-6 saattir. Hastaların uzun süre uyumaları gerekir. Uyku ruhsal ve bedensel din­lenme için ihtiyaçtır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/uyku-fizyolojisi-ve-uykunun-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Bakım, Gebelik Döneminde Annenin Bakımı</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/gebelikte-bakim-gebelik-doneminde-annenin-bakimi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gebelikte-bakim-gebelik-doneminde-annenin-bakimi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/gebelikte-bakim-gebelik-doneminde-annenin-bakimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 17:40:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte anne bakımı]]></category>
		<category><![CDATA[gebelikte bakım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=946</guid>
		<description><![CDATA[


Bir kadın kendinde gebelikten kuşkulandığı zaman hemen bir doktora başvurmalıdır. Bu şekilde hareket etmekle ileride ço­cuğuna kuvvetli ve sağlıklı olma şansını verir. Ayrıca kendisi için rahat bir gebelik geçirmeyi; kolay, tehlikesiz bir doğum yapabil­meyi sağlar. Çocuk, ana rahminde büyürken gerekli bütün mad­deleri anneden almaktadır. Kendisi için gereksiz olan maddeleri de yine annesine verir.
Annenin karşılaşacağı dış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-947" title="gebelikte_bakım" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/gebelikte_bakım.jpg" alt="gebelikte_bakım" width="525" height="336" /><br />
Bir kadın kendinde gebelikten kuşkulandığı zaman hemen bir doktora başvurmalıdır. Bu şekilde hareket etmekle ileride ço­cuğuna kuvvetli ve sağlıklı olma şansını verir. Ayrıca kendisi için rahat bir gebelik geçirmeyi; kolay, tehlikesiz bir doğum yapabil­meyi sağlar. Çocuk, ana rahminde büyürken gerekli bütün mad­deleri anneden almaktadır. Kendisi için gereksiz olan maddeleri de yine annesine verir.</p>
<p>Annenin karşılaşacağı dış etkiler çoğu kere çocuğu da etki­ler. Hastalıklar, iyi beslenememe gibi durumlar ortaya çıkarsa be­bek iyi gelişemez. Bu konu üzerinde çalışanlar işi o kadar ileri gö­türmüşlerdir ki, annenin içtiği sigaranın, bulunduğu yerdeki gürül­tünün bile çeşitli etkileri olduğu kanıtlanmıştır.</p>
<p>Aşağıdaki noktalar, genç annenin belli bir program içinde doktora yapacağı ziyaretlerde sürekli kontrol altında tutulmalıdır:</p>
<p>1 &#8211; Genel muayene ile annenin gebeliğe hazır olup olmadığı ya da gebeliğe engel bir durumu bulunup bulunmadığı, bu arada nasıl beslendiği araştırılır, kilosu ölçülür ve sonuçta duruma göre doktor gerekli öğütlerde bulunur. Gebenin kan sayımı yapılır. Ka­nama pıhtılaşma süresi ölçülür. Kan grubu saptanır. Kansızlık ge­belerde hiç istenmeyen bir durum olduğundan hemen tedavisine geçilir.</p>
<p>Kan grubunun saptanması da iki açıdan önemlidir. Birincisi, doğum anında gerekirse acele kan nakli yapabilmek için. İkincisi de, bir kan uyuşmazlığı olup olmadığının bilinmesi içindir.</p>
<p>2- Gebelik ve doğum yönünden daha başlangıçta anne sıkı muayenelerden geçer. Doğum yeteneği araştırılır ve buna göre doğum için gerekli önlemler alınır. Tedavi edilebilecek bozukluk­ların iyileştirilmesi yoluna gidilir.</p>
<p>3- Gebelerde tansiyon yüksekliğine bağlı preeklampsi ve eklampsi denen hastalığın ortaya çıkmasına engel olunabilmek için her seferde tansiyon kontrolları yapılır ve gerektiğinde ilaç ve­rilir, rejim önerilir. Vücuttaki şişler dikkatle izlenir.</p>
<p>4- Her aylık muayenede idrar tahlilleri ile bir yandan preek­lampsi gibi hastalıkların belirtisi olan albüminin idrarda varolup ol­madığı kontrol edilirken, öte yandan böbreklerin çalışması izlen­miş olur. İdrar muayenesinin bir başka yararı da, daha önce olan ya da gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığının saptanmasına ola­nak tanımasıdır.</p>
<p>Doktorunuza ilk muayeneyi olduktan sonra, eğer başka bir şekilde önerilmezse yedinci aya kadar dört haftada bir, bundan sonraki sürede yirmi günde bir ve daha sonra da yine doktorunu­zun seçeceği aralıklarla onu ziyaret etmelisiniz.</p>
<p>Doktorunuzun belirlediği tahmini doğum tarihi üstünden yedi gün geçmesi halinde kesinlikle doktorunuza gözükünüz. Bu tarih­ten on beş gün geçerse, çocuğun hayatının tehlikeye girebilece­ğini düşünerek işi ciddiye alınız. Yukarda verdiğimiz ziyaret prog­ramı birçoklarınız tarafından yadırganabilir. Bizde alışılan şey, gebeliğin başında bir muayene, ortasında bir ve belki de doğuma yakın tarihte muayenedir. Birçok Batılı ülkede ise yukarda verilen programdan çok daha sık doktor ziyareti önerilmektedir. Sık sık yapılan bu ziyaretlerin yararı en ufak bir noktanın bile atlanmasına engel olmak, ayrıca gebe ile doktor arasındaki ilişkiyi kuvvetlen­dirmek içindir. Bir kere görmekle ve 3-5 dakika konuşmakla hasta doktoruna tam anlamıyla güvenemez ve tabii ki, doktor hastası üzerinde etkili olamaz.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/28/gebelikte-bakim-gebelik-doneminde-annenin-bakimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Kanserini Tanıyalım?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/13/meme-kanserini-taniyalim.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=meme-kanserini-taniyalim</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/13/meme-kanserini-taniyalim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 17:48:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=903</guid>
		<description><![CDATA[

Meme Kanseri
Memesinde kitlesi olan veya kitle olduğundan şüphe edilen bir hastanın incelenmesi, birinci basamak sağlık hizmetleri veren kuruluş ve muayenehanelerde sık karşılaşılan bir sorundur. Her vakanın, meme kanserini de atlamadan kapsamlı olarak incelenmesi gerekir. Meme kanserinde erken tanı, kanser nedeni ile ölümleri azaltmak açısından en önemli faktör olduğundan; kitlenin kanser olabileceği ihtimalinin de göz önünde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><strong>Meme Kanseri</strong></p>
<p>Memesinde kitlesi olan veya kitle olduğundan şüphe edilen bir hastanın incelenmesi, birinci basamak sağlık hizmetleri veren kuruluş ve muayenehanelerde sık karşılaşılan bir sorundur. Her vakanın, meme kanserini de atlamadan kapsamlı olarak incelenmesi gerekir. Meme kanserinde erken tanı, kanser nedeni ile ölümleri azaltmak açısından en önemli faktör olduğundan; kitlenin kanser olabileceği ihtimalinin de göz önünde tutulduğu kapsamlı bir incelemenin ne kadar önemli olduğu tartışılmaz.<br />
<img class="alignleft size-full wp-image-904" style="margin: 1px;" title="breast_cancer" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/breast_cancer.jpg" alt="breast_cancer" width="520" height="345" /><br />
<strong>Memede Görülen Kitlelerin Tipleri </strong></p>
<p><strong>Kist:</strong> Çoğunlukla menopoz öncesi kadınlarda görülür. Yüzeyi düz ve hareketli meme kitlelerinin % 15 ini oluştururlar. Ultrasonda içleri sıvı dolu olarak görülür.</p>
<p><strong>Fibroadenom: </strong>Meme kitlelerinin % 34 ünü oluştururlar, yüzeyi düz olarak hissedilen lastik kıvamında yapılardır. 30 yaş civarı daha sık rastlanır. Ultrasonografik incelemede büyük kalsifikasyonlara rastlanır.</p>
<p><strong>Karsinom:</strong> Görülme sıklığı yaşın ilerlemesiyle birlikte artar, ailesel kanserler daha erken yaşlarda ortaya çıkar. Yüzeyleri düzensiz, çıkıntılı, ultrasonografik incelemede küçük kalsifikasyonlar gösteren kitlelerdir.</p>
<p>Genel olarak, memede tespit edilen kitlenin üçlü değerlendirme ile kapsamlı olarak incelenmesi gerekir.</p>
<p><strong> Klinik muayene<br />
Radyolojik inceleme<br />
Patolojik inceleme </strong><br />
<strong><br />
Klinik Değerlendirme</strong><br />
Genel özelliklerin yanında aşağıdaki özellikleri de kapsayan bir öykü alınmalı ve değerlendirme ona göre yapılmalıdır.</p>
<p><strong> Kitlenin süresi ve özellikleri</strong><br />
Kitlenin büyüklüğünde ya da özelliklerinde menstrüasyonla ilişkili değişiklikler var mı ? Örn. Kitlenin daha hassas ya da daha sert olduğunu hissetme<br />
Hastada ya da ailesinde daha önce geçirilmiş meme kanseri ve diğer kanserlere ( özellikle over ) ilişkin öykü; annesinde meme kanseri ortaya çıkmış 30 yaşındaki bir kadında oluşan bir kitle çok daha fazla kuşku uyandırıcıdır.<br />
Meme ucundan akıntı gelmesi ya da memenin şeklinde bozulma.</p>
<p><strong>Muayene</strong><br />
Klinik muayene ile, meme kanseri vakalarının % 85 i ve meme kanseri olmayan vakaların % 80 i belirlenir.Muayenede yalnızca başvuru nedeni olan kitle değil, başka kitleler de araştırılarak, memenin görünüm ve kıvamı özellikle incelenir. Koltuk altı ve köprücük kemiğinin hemen üst kısmındaki çukur, ele gelen lenf bezi olup olmadığı açısından incelenmelidir. Diğer meme ve koltuk altı da dikkatle muayene edilmelidir.</p>
<p>Bir hasta genellikle menopoz öncesi dönemde yumrulu yapıda memelerle başvurduğunda, muayene zor olabilir, yumrulu yapı asimetrik olabilir ve aynı zamanda farklı karekterde diğer bir kitle de bulunabilir. Kuşku olduğunda, daha kapsamlı inceleme yapılmalıdır. Daha genç hastalarda bile, tek başına klinik değerlendirme, bir kitlenin iyi huylu ya da kötü huylu olduğuna karar vermek için yeterli değildir. Bu nedenle, görüntüleme incelemeleri ve sitolojik (hücresel) değerlendirme yapılması gerekir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/13/meme-kanserini-taniyalim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her kadının mutlaka yaptırması gereken 10 test</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/her-kadinin-mutlaka-yaptirmasi-gereken-10-test.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=her-kadinin-mutlaka-yaptirmasi-gereken-10-test</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/her-kadinin-mutlaka-yaptirmasi-gereken-10-test.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2009 16:47:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[check-up]]></category>
		<category><![CDATA[cilt muayenesi]]></category>
		<category><![CDATA[her kadının yaptırması gerekli olan 10 test]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Cinsel Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kan tahlili]]></category>
		<category><![CDATA[mamografi]]></category>
		<category><![CDATA[rahim]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[rahim kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[test]]></category>
		<category><![CDATA[ultrason]]></category>
		<category><![CDATA[vajinal ultrason]]></category>
		<category><![CDATA[vajinismus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=819</guid>
		<description><![CDATA[


Günümüz toplumunda kadınların çok büyük saygın bir yeri ve konumu vardır.Kadınlar gerek iş yaşamları gerekse ev yaşamları boyunca erkeklere her konuda yardımcı olmaya devam etmektedirler.Bu yardımları bazen onları sağlıklarını bile riske atacak pozisyona getirmektedir.Kadınların görmezden gelemeyeceği ve onlar için büyük önem taşıyan mutlaka yaptırması gerekli oldukları testleri biz sizler için sıraladık;
1-Yılda 2 kez Mamografi muayenesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-840" title="WomensHealthGraphic" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/WomensHealthGraphic.jpg" alt="WomensHealthGraphic" width="520" height="260" /></p>
<p>Günümüz toplumunda kadınların çok büyük saygın bir yeri ve konumu vardır.Kadınlar gerek iş yaşamları gerekse ev yaşamları boyunca erkeklere her konuda yardımcı olmaya devam etmektedirler.Bu yardımları bazen onları sağlıklarını bile riske atacak pozisyona getirmektedir.Kadınların görmezden gelemeyeceği ve onlar için büyük önem taşıyan mutlaka yaptırması gerekli oldukları testleri biz sizler için sıraladık;</p>
<p><strong>1-Yılda 2 kez Mamografi muayenesi şart</strong></p>
<p>Özellikle meme kanseri, erken tanı ile ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Bunun için kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez kontrol etmesi ve 2 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi gerekli. Meme muayenesinin olmazsa olmazı mamografi&#8230; 40 yaşından itibaren her yıl mamografi çektirmeli.</p>
<p><strong>2-Kan tahlilleri sağlığı ele veriyor </strong></p>
<p>Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. Herhangi bir yakınma olmasa da kişilerin 35 yaşından itibaren 2 yılda bir kan tahlili yaptırmasında yarar var. Testlerden alınan sonuçlara bakılarak vücutta enfeksiyon ve alerjik bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi ediniliyor.<br />
<strong><br />
3-Tonometre ile körlük engelleniyor </strong></p>
<p>Glokom, halk arasındaki adıyla &#8220;göz tansiyonu&#8221;, yaptığı sinir hasarı ile körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı. İlaç tedavisi ve lazer ile körlüğün önüne geçiliyor, ancak erken teşhis ile mümkün.</p>
<p><strong>4-Kardiyolojik check-up yılda bir kez yapılmalı </strong></p>
<p>40 yaşını geçmiş her kadın senede bir kez kardiyolojik checkup&#8221;tan geçmeli.<br />
<strong><br />
5-Rahim ağzı kanserine son</strong></p>
<p>18 yaşını aşmış ve aktif cinsel yaşamı olan her kadın yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırmalı.<br />
<strong><br />
6-Vajinal ultrason önemli </strong></p>
<p>Kadın hastalılarında erken tanı için gerekli en önemli yöntemlerden biri de vajinal ultrason. Yakınması olsun veya olmasın her kadın yılda bir kez ultrason muayenesinden geçmeli.</p>
<p><strong>7- Yılda bir kez cilt muayenesi kanseri önlüyor </strong></p>
<p>Her yıl düzenli olarak dermatoloji uzmanının kapısını çalmak da, sağlık için yaptırılması gereken testlerin bir parçası. Özellikle vücutta bulunan çok sayıda ben ve ailedeki cilt kanseri hikayeleri, muayenenin önemini daha da artırıyor.<br />
<strong><br />
8-Kemik yoğunluğu </strong></p>
<p>Menopoz ile kendini gösteren kemik kırılmaları riski, osteoporoz tanısı ile konuyor. Özellikle ailede osteoporoz hastasının varlığı, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemini artırıyor.<br />
<strong><br />
9-Ağız ve diş sağlığı </strong></p>
<p>Dişlerde ciddi bir sorunla karşılaşmamak için her yıl düzenli olarak diş hekimi ziyaret edilmeli.</p>
<p><strong>10-Kolon kanseri önlenebiliyor </strong></p>
<p>50 yaşından sonra 2 ila 5 yılda bir düzenli olarak kolonoskopi yönteminden yararlanılmalı. Kolonoskopiyle kalın bağırsağın tümü incelenebiliyor.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/12/09/her-kadinin-mutlaka-yaptirmasi-gereken-10-test.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meme Kanseri Nedir?  Meme Kanseri Hakkında Bilgiler</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2009/11/29/meme-kanseri-nedir-meme-kanseri-hakkinda-bilgiler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=meme-kanseri-nedir-meme-kanseri-hakkinda-bilgiler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2009/11/29/meme-kanseri-nedir-meme-kanseri-hakkinda-bilgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 17:10:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri hakkında bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=772</guid>
		<description><![CDATA[


Meme kanseri kadınlarda görülen kanserler ara­sında % 22 ile ilk sıradadır ve sıklığı özellikle İskan­dinav ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde giderek artma eğilimindedir. Bir yandan 40-44 yaş grubu kadınlarda birinci ölüm nedeni iken, mortalitede artış görülmemesi erken tanı ve teda­videki başarılara bağlı olmaktadır. Bu nedenle risk grubunu oluşturan kadınlarda tarama protokolleri­nin titizlikle uygulanması ve bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-773" style="margin: 2px;" title="meme-kanseri" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/meme-kanseri.jpg" alt="meme-kanseri" width="515" height="283" /><br />
Meme kanseri kadınlarda görülen kanserler ara­sında % 22 ile ilk sıradadır ve sıklığı özellikle İskan­dinav ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde giderek artma eğilimindedir. Bir yandan 40-44 yaş grubu kadınlarda birinci ölüm nedeni iken, mortalitede artış görülmemesi erken tanı ve teda­videki başarılara bağlı olmaktadır. Bu nedenle risk grubunu oluşturan kadınlarda tarama protokolleri­nin titizlikle uygulanması ve bu konunun bütün he­kimler tarafından bilinmesi gerekmektedir.<br />
<strong><br />
Etyoloji ve Memede Kanser Risk Faktörleri</strong></p>
<p>Kanser türlerinin pek çoğu için olduğu gibi, meme kanserinin de nedeni bilinmemektedir. An­cak bazı net bulgular risk faktörlerini belirlemede yararlıdır.<br />
<strong><br />
Yaş: </strong>Bir kadın ne kadar uzun yaşarsa meme kanserine yakalanma riski o kadar yüksektir. Nite­kim gelişmiş ülkelerde 55-59 yaş grubunda 100.000 de 257 olan sıklık, 80-84 yaş grubunda 477&#8242;ye yük­selmektedir. 20 yaşından önce çok ender olan me­me kanserinin sıklığı 30 yaşından sonra giderek ar­tar, bu artış 40 yaş dolaylarında hızlanır, 60&#8242;lı yaş­larda en yüksek düzeyine ulaştıktan sonra daha ya­vaş, ancak sürekli artmaya devam eder.<br />
<strong><br />
Genetik faktörler:</strong> Hastaların yaklaşık % 25&#8242;inde sorumlu tutulmaktadır. Son yıllarda 17.kromozom üzerinde yer alan BRCA1 ve 13.kromozom üzerin­de yer alan BRCA2 genleri üzerinde durulmakta­dır. Ailede bir veya birden fazla birinci veya ikinci derece kan akrabasında meme kanseri bulunması familial, kanserin 20-30 gibi çok genç yaşta görül­mesi ve özellikle birlikte over kanserinin de bulun­ması herediter meme kanserini düşündürür. An­nede veya kız kardeşte meme kanseri bulunması ciddi bir risk faktörü kabul edilir. Bir kadının bir memesinde kanser gelişmiş olması ileride diğer memesinde de kanser gelişmesi riskini arttırır.<br />
<strong><br />
Östrojen hormonu:</strong> Meme kanseri ile yakın ilişki­si olduğuna dair çeşitli gözlemler vardır. Bir kadın ne kadar erken ilk adetini, ne kadar geç son adetini görürse, meme kanserine yakalanma riski o kadar artmaktadır. Bir diğer deyişle kadının yaşamındaki bu &#8220;östrojen penceresi&#8221; açıklığı meme kanseri geli­şimi ile parallellik gösterir. Bunun aksine, 30 yaşın­dan önce herhangi bir nedenle bilateral ooforektomi geçirmiş kadınlarda meme kanserinin görülme­diği saptanmıştır. Menopozdaki kadınlara östrojen hormonu verilmesinin (hormon replasman tedavisi) meme kanseri riskini, anlamlı olmasa da arttırdığı bilindiğinden, yılda bir kez mamografi çekilmesi önerilir. Keza ilk doğumundan önce uzun süre infertilite tedavisi görenler veya doğum kontrol hapı kul­lananlar da risk grubu içinde sayılır.</p>
<p><strong>İlk doğum yaşı:</strong> İlk doğumun 30 ve özellikle 35 yaşından sonraya bırakılması da meme kanseri ris­kini 4 kat arttırmaktadır. Hiç doğum yapmama, emzirmeme de risk faktörü olarak bilinir.<br />
Işınlamalar: Çocukluk çağında timus ışınlaması, Hodgkin tanısıyla mediasten ışınlaması geçirenler­de görülme sıklığı artmaktadır. Beslenme ve çevre faktörleri incelendiğinde ise me­nopoz sonrası kilo alımının olumsuz etkisi gösteril­miştir. Alkol kullanımı riski arttırırken, sigara içimi etkilememektedir.</p>
<p>Meme kanseri riskini arttıran en somut göster­geler ise bazı &#8220;patolojik anatomik değişikliklerdir&#8221;. Sklerozan adenozis, papillomatosis, atipik duktal ve lobüler hiperplaziler riski 2-4 kat arttırmaktadır. Özellikle aile anamnezi pozitif olan kadınlarda ati­pik duktal hiperplazi varsa kanser 9 kat daha sık görülür. İn situ lobüler ve duktal kanserler de önemli risk faktörüdür.</p>
<p>Tüm bu risk faktörleri meme kanserli kadınların ancak % 20&#8217;sinde söz konusudur. Amaç bu gruba giren kadınlarda meme kanserini erken dönemde saptamaktır. Kadının kendini muayene ile memesi­ni tanıması ve yılda bir kez mamografi / ultrasonografi yaptırarak hekim kontroluna girmesi ge­rekli ve yeterlidir.</p>
<p><strong>İnvaziv Kanserler, İnvaziv Tümör</strong></p>
<p>Büyük çoğunluğu adenokanserdir. % 90&#8242;ı duk­tal, % 10&#8242;u lobüler olarak sınıflandırılır. Bunun dı­şında müsinöz, medüller, papiller, tubuler, Paget kanseri ve inflamatuar kanserler de vardır. İnvaziv duktal kanserler, tüm meme kanserlerinin % 75 kadarını oluşturur. İnvaziv lobüler kanserler ise çoğu kez net bir kitle ile değil, lokal yoğunluk artışı ile kendini gösterir. Mamografide net bir görüntü vermez, mikrokalsifikasyon içermez. Aynı memede, aynı kadranda birkaç odak (multifokal) veya başka kadranlarda başka odaklar (multisentrik) buluna­bilir. Diğer memede de aynı anda kanser bulunma (senkron) veya sonradan gelişme (metakron) ihti­mali % 50 dolayındadır. Tubuler kanserler ender olarak aksiller metastaz yapar, prognozları çok iyi­dir. Medüller kanserler ise sıklıkla fibroadenomun radyolojik ve klinik bulgularını taklit eder. Müsinöz kanserlerin prognozu invaziv duktal kansere göre daha iyidir. Paget kanseri tüm meme kanser­lerinin ancak % 1-2&#8217;sini oluşturur. ISDK ile birlikte­dir. Inflamatuar kanser meme kanserleri içinde en kötü prognoza sahip olanıdır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2009/11/29/meme-kanseri-nedir-meme-kanseri-hakkinda-bilgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
