Kadın Sağlığı

Kadın Sağlığı hakkında detaylı bilgileri bulabileceğiniz sayfamız

dogalguc.net Haftanın ürünü

diz kireçlenmesi ve tedavi yöntemleri

Dizde Kireçlenme

kireçlenme veya artrit diz eklem kıkırdağının parlak ve pürüzsüz yapısının bozulması ve eklemin işlevlerinin bozulmasıdır. kireçlenmelerde kıkırdakla beraber menisküslerde yırtıklar, kemik çıkıntıların oluşumu da genellikle birlikte olur. kireçlenen dizde ağrı başlar. vakit içerisinde eklem hareketleri kısıtlanır ve kireçlenme ilerledikçe bacaklar eğrilmeye başlar.

kireçlenmede hastalar ilk olarak ağrıdan yakınırlar. ağrı başlangıçta uzun ayakta kalındığında, yürüyüş sonrası başlar, dinlenince ve basit ağrı kesicilerle geçer. zaman geçtikçe ağrı daha kısa aktivitelerle başlar ve daha uzun sürer. basit ağrı kesiciler etki etmemeye başlar. daha da ilerleyince ağrı devamlı bir hal alır ve hiçbir ilaç ile kontrol edilemez. ağrıyla birlikte hastaların hayat standartı düşmeye başlar. hastalar önce uzun yürüyüşler gibi aktivitelerini azaltır. zaman geçtikçe hastalar alışveriş, dost ziyaretlerini yaparken zorlanmaya başlar. en ileri dönemlerde hastalar zorunlu ihtiyaçlarını bile güçlükle giderirler.

dizde kireçlenme diz kapağı kemiğinin altına veya ana eklemde (uyluk kemiği ile kaval kemiği arasındaki eklem) veya her ikisinde de olabilir. diz kapağı altındaki kireçlenmeleri belirgin hastalar düz yolda yürürken yakınmalar nispeten daha az iken, merdivenlerde, oturup- çömelip kalkarken belirgindir. ana eklem sorunlarında ağrı ayakta kalındığında ve yürüyüş sırasında belirgindir.

kireçlenme ilerleyici bir hastalıktır. yakınmalar vakit zaman azalır veya geçerse de yıllar içerisinde sorunlar artacaktır.

kireçlenme tanısı doktorunuz tarafından anlattıklarınız, ayakta çekilen diz röntgenleri, diz kapağı röntgenleri ile konulur. başlangıç dönemlerindeki kireçlenmelerde mr incelemeler de faydalıdır. şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir; hastaların şikayetleriyle röntgen bulguları her vakit uyuşmayabilir. zaman zaman röntgenleri çok kötü olan hastaların ağrıları az iken, çok şiddetli ağrıları olan hastalarda röntgenler nispeten iyi olabilir.

Kireçlenmede Tedavi

kireçlenmede tedavi hastanın radyolojik bulgularına değil şikayetlerine yönelik planlanmalıdır. hastanın ağrısını geçiren ve hayat standartını düzelten en basit tedavi en doğru tedavidir denilebilir.

Başlıca uygulanan tedaviler;

1. Kilo verilmesi

hastaların uygun kilolarına inmesi dize binen yükleri azalttığından hem hastalığın ilerlemesini azaltır hem de uygulanan tedavi yöntemlerinin etkinliğini ve süresini arttırır. kilo verirken bir iyetisyen kontrolünde kilo verilmesi tavsiye edilir. uygulanan diyetlerde uzun sürede yavaş kilo verilmesi tavsiye edilmektedir. unutmayın ayda 1 kilo vererek 2 yılda 20 kilo zayıflayabilirsiniz. kireçlenme gibi uzun dönemli bir hastalıkta buna zamanınız vardır.

65 yaş üstünde rejim teorik olarak önerilmez. ancak sıkı bir tıbbi kontrol altında çok yavaş kilo verdirilen rejimler kullanılabilir.

2. Egzersiz ve yürüyüş;

kireçlenmesi olan hastalar yürüyüş yapabilir. bu konuda kimi hekimler yasak uygularken kimi hekimler yürüyüş önermekte ve hastaların kafaları karışmaktadır. burada en önemli ölçüt ağrıdır. yürüyüş sırasında ve sonrasında ağrı yapmayan uzaklıkları her gün yürüyebilirsiniz. ağrınız oluyorsa da mutlaka zorlamayın.

ağrı ölçütü tüm sportif aktivitelerde geçerlidir. örneğin klasörde kireçlenmesi olan kişiler ağrı yapmadığı sürece tenis, golf gibi sporları yapabilirler. ağrı yaptığı vakit etkinliklerinin süresini azaltarak yapmaya devam edebilirler.

eğer sportif bir etkinlik yapmak diliyorsanız ya da yürüyüş yapamayacak kadar ağrınız varsa salon bisikletleri çok etkili bir egzersiz aletidir. salon bisikletinizi seçerken klasik bisiklet modeli yerine pedalın oturma yerinin önünde olduğu modellerin seçilmesi hem daha ileri yaşlarda da kullanma olanağı verir hem de bel problemleri olasılığını azaltır.

3. Ağrı kesici ilaç tedavisi;

ilaç olarak ağrı kesiciler ilk tercihlerdir. parasetamol, aspirin gibi basit ağrı kesiciler başlangıçta son derece etkilidir. lezyon hızla ilerleyerek son derece komplike sorunlar gelişebilir.

2. 45-55 yaş arası – bu yaş grubu kireçlenmeler genellikle geçirilmiş kırıklar, diz operasyonları, romatizmal hastalıklara bağlıdır. işlevi ileri derecede bozan romatizmal hastalıklara bağlı kireçlenmelerde protez seçeneği kullanılabilir. diğer hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. yanıt elde edilmediği durumlarda artroskopik cerrahi ve/veya yönlendirme cerrahileri kullanılabilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir.

3. 55-65 yaş arası – hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. yanıt elde edilmediği durumlarda artroskopik cerrahi ve/veya yönlendirme cerrahileri kullanılabilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir.

4. 65 yaş üzeri – hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir. bu yaş grubunda hafif kireçlenmelerde veya diz kapağı altı kireçlenmelerde artroskopik cerrahi tatbik edilebilir.

kaynak: istanbul ortopedi grubu

karınağrısıKarın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden gelen lifler ile aynı demet içinde taşınan iç organlardan gelen sinir lifleri gruplaşarak ilgili beyin kısmına giderler. Bu şekilde iç organlarda meydana gelen tıkanma, gerinme tarzı duyular yakın deri bölgesinde ağrı olarak belirti verir. Buda böbreklerimizin kapsülünde meydana gelen gerilme sonucu yan ağrısına, midemizde meydana gelen ülseratif erozyonlar sonucunda göbek üstü kısmında ağrılara neden olur.

Göbek deliğinin hemen üstünde yaygın olan ağrıların nedenleri sınırlıdır. Genel olarak mide kaynaklı olan ağrılarda şikâyetler burada belirti gösterir. Özellikle yanma, baskı hissi, sıkışma hissi tarzı ağrılar olabilir. Bazen göbek üzerinden yukarı doğru giden düzlemsel bir hat izleyen anma hissi eşlik edebilir. Bu durumda mide ile yemek borusu bileşkesinde bulunan sfinkter adı verilen kapıların yapısının bozulması nedeni olan Reflü dediğimiz bir hastalık söz konusudur. Aslında Reflü kaçak demektir. Vücudun bazı organlarında da olabilir.

Bazen Kalp Krizine bağlı sıkışma, yanma, göğüste bası hissi sadece göbek üstü kısımda da olabilir. Ancak kalp krizi ağrısı genel olarak göğüs üzerinde, sola kola, sırta bazen çeneye vuran, basit ağrı kesiciler ile geçmeyen ve sürekli olan, beraberinde ölüm korkusu, nefes darlığı, terleme olan durumdur. Ancak özellikle şeker hastalarında Kalp Krizi Ağrı yapmayabilir.

Karnın sağ tarafındaki ağrılar genel olarak Akciğer alt kısmı, Karaciğer, Safra Kesesi nedeni olan ağrılardır. Safra kesesinde taş, Karaciğer Siroz hastalığı en sık rastlanan durumlardır. Genel olarak böbrek ile ilgili rahatsızlıklar göbek yan kısmında ağrı yapabilir ancak daha çok göbek hizasında ancak yanlarda olan bazen yan taraftan sırta kadar vuran ağrı olarak belirti verir. Safra kesesi ile ilgili ağrılar genel olarak ağır, yağlı yemeklerden sonra belirginleşir. Böbrek hastalıklarından enfeksiyonları bir kenara bırakırsak böbreğin taş hastalığı bazılarına göre doğumdan beter ağrılara neden olur.

Taş hastalığının tedavisi geçici olarak Acilde rahatlama yapıldıktan sonra taş boyutuna göre taşın düşmesini beklemek, taş büyük ise kırılarak düşebilecek boyutlara küçültmek, ameliyat ile almak şeklinde özetlenebilir.

Göbek deliği üzerindeki ağrılara gelince, iç organların hepsinin ağrısı buraya vurabilir. Ancak genel olarak orta bölgedeki ağrılar barsak gazları ile meydana gelen ağrılardır. Aslında aşırı barsak gazları ile meydana gelen ağrılar tüm karında hissedilir. Bazen o kadar şiddetlidir ki Kalp Krizi geçiriyor sanırsınız.

Özellikle merak edilen konu sanırım Apandisit’tir. Apandisit barsak içindeki kör barsak diye bileceğimiz kısmın çeşitli nedenlerden dolayı tıkanması sonucu mikroplar ile enfeksiyon kapmasıdır. Apandisit ağrısı aslında çok tipiktir. Önce göbek üzerinde başlayan ağrı, ağrı kesici kullanılmamışsa hiç kesilmeden devam ederek zaman içinde göbek sol yan kısmına doğru yer değiştirir. Göbek deliğinin sol yan kısmında sabit kalır. Çok şiddetlidir, beraberinde ateş vardır. Ancak ne yazık ki her hastalık gibi bu hastalıkta farklılıklar gösterir. Bazen uzman doktorlar bile tanı koymakta zorlanabilirler.

Göbek alt kısımdaki ağrılar genel olarak üriner sistem ile ilgili hastalıklardır. Böbrekten aşağı kadar inmiş taşın yanı sıra, alt üriner sistem (idrar yolu hastalıkları demek istiyorum) hastalıklarında da göbek alt kısmında ve özellikle kasık kısımlarında ağrılar olabilir.
Bahsettiğim genel hastalıklar dışında Pelvik İnflamatuar Hastalık, Kanserler, Barsak Tıkanmaları, Over Hastalıkları (Yumurtalık Hastalıkları) gibi birçok hastalık kendilerine yakın bölgede ağrı yapar.

Ağrı korkulması gereken değil dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bir hastalığın belirtecidir. Dikkat edilmeli ancak her ağrı için telaşa kapılmamalıdır.

Sağlıklı ve mutlu günler

havuzsezonuMalum yaz ayı geldi ve sıcakların artmasıyla beraber havuz ve deniz sezonu açılmış oldu. Havuz ve denizlere giren bayanların bu aylarda  başlıca dikkat etmesi gereken hastalıklar mantar ve diğer enfeksiyon hastalıklarıdır. Denize ve havuza girildikten sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve genital temizliğin yapılması bizi bu hastalıklardan korumaya yetecek önlemlerin başında gelmektedir. Kadın hastalıkları ile ilgili yapılması gereken ilk önemli hareket vajinanın yapısının bilinmesidir. Vajina yapısının P.H 3,5 ile 4 arasında bir asit ortam olduğu unutulmamalı ve ortam bozulduğu zaman vajinanın enfeksiyon kapma olasılığının hemen reaksiyon gösterdiği bilinmesi gereken önemli bir bilgidir.

unutkanlık İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde de bulunabilir. Zamanını arkadaşlarıyla ve ailesiyle birlikte geçirme, iyi ve dengeli beslenme, egzersiz yapma kişinin daha uyanık ve sağlam kafalı olmasına yardımcı olur. Hafızamıza yardımcı etkenler şunlardır; Yeni beceriler öğrenmek, alkol almamak, dinlenme ve istirahata önem vermek, ajanda kullanmak, cüzdanınızı anahtarınızı ve cep telefonunuzu hep aynı yere koymak, mümkün olduğunca vaktinizi arkadaşlarınıza ve ailenize ayırmak. Unutkanlığı olan kişiler, durumlarını cevresindekilerle birlikte değerlendirip onun neticesinde bir doktora başvurmalıdırlar. Unutkanlığı tetikleyen unsurlar ise depresyon, stres, bazı ilaçların yan etkisi, vücutta yeterli sıvının olmayışı olarak sıralanabilir.

Daha bir saat öncesine kadar tıka basa yemek yemiştiniz fakat daha fazla zaman geçmeden yine midenizin kazındığını ve çok açıktığınızı hissettiniz. Peki neden doymadınız? Neden bu açıkmalar kısa sürelerde ve sıklıkla rastlanıyor? Bunun temelinde yanlış beslenme kötü alışkanlıklar ve bazı hastalıklar yatıyor olabilir. İşte neden devamlı açıkıyorsunuz bunun nedenleri ve çözümlerini görelim.

1-Safra azlığı : Lifli ve vitaminli besinlerden yoksun besleniyor olabilirsiniz. vitaminli ve lifli besinlerden yoksun bir beslenme alışkanlığınız varsa midenizde her zaman yemek yedikten sonra kocaman bir boşluk oluşur ve bu sizde açlık hissi uyandırır. Ayrıca lifli ve vitaminli besinler vücudun ihtiyacı olan birçok hayati maddeyi içerirler. Sıkı diyet yapan insanlarda bu fazlasıyla görülmektedir.

Önerimiz : Gün içerisinde çok fazla sebzeli yiyecekler tüketerek vitamin eksikliğimizi giderebiliriz. Ne kadar renkli sebze ve besin maddesi tüketirsek o kadar açlık hissinin yok olmasına sebep oluruz.

2-Hormon azlığı : Bilinçli olarak dengeli besleniyor; yediklerinize dikkat ediyor fakat buna rağmen kilo alıyorsunuz. Tiroid bezinizde bir sorun olabilir. Metabolizmanız bundan olumsuz şekilde etkilenerek size açlık hissi verebilir.

Önerimiz : Basit bir kan testi yaptırırsanız bu probleminiz ortaya çıkar ve önlem almanız daha da kolay olur.

resim3-Az sıvı almak : Bir gercek varsa oda az sıvı tüketmenin insanda açlık hissini tetiklediğidir. Günde en az bir kere su tüketen kişilerde açlık hissinin belirdiği ve ağızlarının kuruduğu görülmektedir.

Önerimiz : Her zaman elinizin altında bir şişe suyu bulundurarak gün içerisinde sıklıkla su içerseniz bu sorununuzu halledebilirsiniz.

4-Spor yapmamak : Gün içerisinde devamlı oturarak az gün ışığı almak insanı ve metabolizmasını olumsuz yönde etkiler ve vücudumuzun sos alarmı vermesine yol açar. Kendimizi mutlu hissetmek içinde tatlı, şekerli ve yağlı yiyeceklere yöneliriz. Bunlar bizim kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

Önerimiz : Gün ışığından faydalanmak için günde en az yarım saat yürüyebilirsiniz. Bu sizin kendinizi iyi hissetmenize yol açacaktır. Giysilerinizin renklerinin açık olmasıda size mutluluk hisse verecektir.  Spor yapmanız sizin açlık hissinizi ortadan kaldırmaya bire bir etkili bir unsurdur.

burun-kanamasiBurun kanaması

Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarınatıp dilindeepistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde,genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır.

Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolaydurdurulur ve korkulacak bir şey yoktur.Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarınıdurdurmak ise biraz zordur.

Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip,burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdannefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.

TANIM: Burun kanamaları çoğunlukla can sıkıcıdır. Ancak bazen korkutucu ve yaşamı tehdit edici boyuttadır. Uzmanlar burun kanamalarını iki gruba ayırmaktadırlar. Ön burun kanamaları burun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran yada oturan kişide burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir. Arka kanama: Burun arkasından olan kanamadır. Kanama genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir.

Arka burun kanamalarının tanınması oldukça önemlidir. Bu kanama tipi bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler yada travma geçirmiş kişilerdir. Burun kanamaları çocuk yaş grubunda genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya neden olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burun orta bölmesine parmak ucu ile sürmek faydalı olacaktır.

Bu amaçla vaselin gibi kremler kullanılabilir. Günde üç defa kullanılması önerilir. Ancak gece yatmadan önce sürülmesi yeterlidir.

Burun kanaması sık tekrarlıyorsa doktorunuza görünmenin faydası vardır.

Ön Kanamaların Durdurulması

Siz yada çocuğunuzda ön burun kanaması varsa şunları uygulayınız:

Burunun ucundaki yumuşak kısmını başparmağınızla diğer iki parmağınız arasına alınız. Burunu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırın. Beş dakika böyle bekleyiniz. (Saat tutunuz.) Başınızı kalbinizden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturmanız yada başınız daha yukarda uzanmanınız önerilir. Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz. (Bir plastik torba içine buz doldurarak. )

Kanama Durduktan Sonra Yeniden Kanamayı Önlemek

Sümkürmemeye dikkat ediniz. Yerden ağır bir şey kaldırmak yada buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız. Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarda tutmaya çalışınız.

Tekrar Kanama Olursa

Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürerek temizleyiniz. 3, 4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız. Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız. Doktorunuzu arayınız.

Ne Zaman Doktoru Arayalım Veya Acil Servise Başvuralım ?

Eğer kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa;

Eğer kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa.

Eğer kanamanız burun önüne kanamadan çok boğaz arkasına doğru oluyorsa.

pneumonia

Zatürre Nedir?

Zatürre veya tıptaki bilinen adıyla Pnömoni, vücudumuzdaki bir veya birden fazla akciğer lobunun iltihaplanması ile ortaya çıkan, daha çok küçük çocuklarda, yada ileri yaştaki kişilerde veyahut kronik bir hastalığı bulunan kişilerde daha ağır bir şekilde seyreden bazen de ölümle sonuçlanabilen ateşli bir hastalıktır. Genelde kış aylarında görülen bu hastalıkta akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihaplı bir sıvı ile dolar. Akciğerlerin görevi olan oksijen alış veriş işlevi de bu sıvı neticesinde işlevini tam ve sağlıklı olarak yapamaz işlevi bozulur, bu sebepten de ötürü kişinin kanda bululan oksijen düzeyi azalır.

Zatürre Nasıl Oluşur?

Akciğerdeki bu iltihaplanmaya herhangi virüs, bakteri veya mantar gibi mikroorganizmalar neden olur. Günümüzde zatürreye sebep olan otuzun üzerinde organizma tespit edilmiştir.

Zatürre Bulaşıcımıdır?

Evet zatürre bulaşıcıdır. Zatürre hastalığına neden olan mikroplar ve mikroorganizmalar kişiden kişiye yaklaşık olarak bir iki metre mesafelerden kişilerin birbirlerine yakın temas kurmaları sonucu bulaşır. Bu mikropların sebep olduğu hastalığın sağlıklı kişilere bulaşması, öksürük, aksırık ya da hasta kişilerin konuşması sırasında havaya yayılan damlacıkların doğrudan solunması yoluyla gerçekleşir. Aynı tabak, çatal yada kaşığı kullanmak ile de zatürreyi birbirimize bulaştırabiliriz, Ancak mikrobu alan herkes zatürre olmayabilir, bazıları hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak da geçirebilir bu evreyi.

Zatürreye Karşı Nasıl Önlem Alabiliriz?

Zatürreden korunma yöntemleri oldukça basittir alacağımız ufak tefek tedbirler ile hastalığın ortaya çıkmasını büyük ölçüde engelleyebiliriz.

Nedir bu önlemler?

Dengeli ve düzenli beslenmek, aşı yaptırmak, sigara içmemek, alkol alımından kaçınmak, vitamin ve minerallare düzenli olarak almak gibi basit önlemler ile büyük ölçüde bu hastalıktan korunabiliriz. Yaptırıcağımız tek bir doz aşı ile uzun süreli bir bağışıklık elde edebiliriz. Ortalama bir aşının 5 yıl süre ile bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğini ve her 5 yılda aşıyı tekrar etmemiz gerektiğini söyleyebiliriz.

Zatürrenin Tedavi Şekli

  • Antibiyotikler
  • Yatak istirahati
  • Ateş düşürücüler
  • Öksürük kesici ilaçlar
  • Oksijen alınması
  • Pulmoner Fizyoterapi
  • Su kaybını karşılayacak ölçüde gerekli sıvının alınması
  • Bol vitaminli ve yüksek kalorili diyet uygulanması
  • Hastanın çok iyi beslenmesi
  • Her Şeyden de önemlisi çok iyi bir doktor tarafından tanı konulup gerekli testlerin yapılması gerekmektedir.

Zatürrenin Belirtileri Nelerdir?

  • Ateş, titreme, üşüme, terleme
  • Öksürük, balgam
  • Göğüs ağrısı
  • Sırt ağrısı
  • Hızlı bir şekilde nefes alıp verme
  • Göğsümüzde hırıltı
  • Nefes alıp verirken göğüs duvarında içe çekilmeler
  • Kusma
  • Başağrısı
  • Kas ağrısı
  • Halsizlik, iştahsızlık
  • Bebeklerde ise emmeyi reddetme gibi belirtiler görülebilir.

meme-kanseri

Kadınlarda çok sık görülen meme kanserine erken teşhisin yapılması ve kanserin önlenmesi için 20 yaşından itibaren evde kendi kendinize kontrol yapmaya başlamalısınız.

Göğüsleriniz çıplak şekilde ayna karşısına geçin. Her iki kolunuzu yanlara doğru serbest bırakın, omuzlar dik olacak durun. Önden ve her iki yana dönerek memelerin büyüklüğüne, simetrisine, derinin rengine, şekline, meme başlarına meme altı bölgelere, koltuk altlarına bakın. Meme büyüklüğünün aynı olmaması normaldir.

Aynı gözlemi kollarınızı yukarı kaldırdıktan sonra veya her iki kolunuz başınızın arkasındayken tekrarlayın. Bu sırada memeler, meme başları ve koltuk altı bölgelerine bakın. Kabarıklık olup olmadığına dikkat edin. Ellerinizi belinize, leğen kemiklerinin üzerine kuvvetle bastırın.

Omuzlarınızı hafifçe çıkararak öne doğru eğilin. Önden ve her iki yandan göğüslerinize bakın. Deride, çekinti, çökme olup olmadığına dikkat edin. Meme derisinde çekinti, deride portakal kabuğu görünümü, kızarıklık, memelerden birinde büyüme, meme başlarında çökme ve kepekli lezyonlar olup olmadığına dikkat edin.

Elinizin üç orta parmağının yastık bölümleriyle, küçük dairesel hareketler çizerek baskı şiddetini hafiften kuvvetliye doğru artırarak muayeneye başlayın. Sağ meme için sol, sol meme için sağ elinizi kullanın. Göğsünüzün tümünü yoklayarak muayene edin.

Aynı muayeneleri diğer göğsünüzde tekrarlayın. Parmaklarınıza vücut losyonu veya sabun sürerek kayganlığı artırarak, daha rahat muayene edebilirsiniz. Köprücük kemiğinin altından başlayarak, tüm meme bölgesini muayene edin.

Elinizi kaldırmadan kaydırarak birbirine paralel dikey çizgiler çizerek veya köprücük kemiğinin altından başlayarak saat ibresi yönünde giderek iç içe geçen daireler çizerek veya meme başında sonlanan şekilde tüm memenizi muayene edin. Elinizin başparmak ve işaret parmakları arasında meme başlarını sıkarak akıntı olup olmadığını kontrol edin.

Yatarak muayene edeceğiniz taraftaki omuz altına küçük bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirin. Aynı taraftaki kolunuzu başınızın üstüne koyun. Diğer elinizin 3 orta parmağın yastık bölümleriyle dairesel hareketler çizerek ve baskı şiddetini hafiften kuvvetliye doğru arttırarak muayeneye başlayın.

Kolunuzu yana koyun, diğer elinizle koltukaltı bölgesini muayene edin. Diğer elinizin baş ve işaret parmakları arasında meme başını sıkarak akıntı olup olmadığını kontrol edin. Diğer göğsünüzü de aynı şekilde muayene edin.

Muayene için en uygun dönemler adet gören kadınlarda âdetin bitimini takiben 5. ve 7. gün arası, menopozdaki kadınlarda her ayın aynı günü, emziren kadınlarda emzirmeyi takiben, göğüslerdeki sütü boşalttıktan sonra, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, her yeni ilaç kutusuna başlamadan önceki gün yapılmalıdır.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta