<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dogalguc.net &#124; Sağlık konulu güncel blog &#187; Genel Sağlık</title>
	<atom:link href="http://blog.dogalguc.net/category/genel-saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blog.dogalguc.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Jul 2010 12:22:22 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Karın Ağrıları Hakkında Bilmeniz Gerekenler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 12:14:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrıları]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[karın ağrısı hakkında bilmeniz gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[karın kasılmaları]]></category>
		<category><![CDATA[karındaki kasılmalar]]></category>
		<category><![CDATA[sancılar]]></category>
		<category><![CDATA[sancılı karın ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1257</guid>
		<description><![CDATA[

Karın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1258" title="karınağrısı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/karınağrısı.jpg" alt="karınağrısı" width="520" height="390" />Karın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden gelen lifler ile aynı demet içinde taşınan iç organlardan gelen sinir lifleri gruplaşarak ilgili beyin kısmına giderler. Bu şekilde iç organlarda meydana gelen tıkanma, gerinme tarzı duyular yakın deri bölgesinde ağrı olarak belirti verir. Buda böbreklerimizin kapsülünde meydana gelen gerilme sonucu yan ağrısına, midemizde meydana gelen ülseratif erozyonlar sonucunda göbek üstü kısmında ağrılara neden olur.</p>
<p>Göbek deliğinin hemen üstünde yaygın olan ağrıların nedenleri sınırlıdır. Genel olarak mide kaynaklı olan ağrılarda şikâyetler burada belirti gösterir. Özellikle yanma, baskı hissi, sıkışma hissi tarzı ağrılar olabilir. Bazen göbek üzerinden yukarı doğru giden düzlemsel bir hat izleyen anma hissi eşlik edebilir. Bu durumda mide ile yemek borusu bileşkesinde bulunan sfinkter adı verilen kapıların yapısının bozulması nedeni olan Reflü dediğimiz bir hastalık söz konusudur. Aslında Reflü kaçak demektir. Vücudun bazı organlarında da olabilir.</p>
<p>Bazen Kalp Krizine bağlı sıkışma, yanma, göğüste bası hissi sadece göbek üstü kısımda da olabilir. Ancak kalp krizi ağrısı genel olarak göğüs üzerinde, sola kola, sırta bazen çeneye vuran, basit ağrı kesiciler ile geçmeyen ve sürekli olan, beraberinde ölüm korkusu, nefes darlığı, terleme olan durumdur. Ancak özellikle şeker hastalarında Kalp Krizi Ağrı yapmayabilir.</p>
<p>Karnın sağ tarafındaki ağrılar genel olarak Akciğer alt kısmı, Karaciğer, Safra Kesesi nedeni olan ağrılardır. Safra kesesinde taş, Karaciğer Siroz hastalığı en sık rastlanan durumlardır. Genel olarak böbrek ile ilgili rahatsızlıklar göbek yan kısmında ağrı yapabilir ancak daha çok göbek hizasında ancak yanlarda olan bazen yan taraftan sırta kadar vuran ağrı olarak belirti verir. Safra kesesi ile ilgili ağrılar genel olarak ağır, yağlı yemeklerden sonra belirginleşir. Böbrek hastalıklarından enfeksiyonları bir kenara bırakırsak böbreğin taş hastalığı bazılarına göre doğumdan beter ağrılara neden olur.</p>
<p>Taş hastalığının tedavisi geçici olarak Acilde rahatlama yapıldıktan sonra taş boyutuna göre taşın düşmesini beklemek, taş büyük ise kırılarak düşebilecek boyutlara küçültmek, ameliyat ile almak şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>Göbek deliği üzerindeki ağrılara gelince, iç organların hepsinin ağrısı buraya vurabilir. Ancak genel olarak orta bölgedeki ağrılar barsak gazları ile meydana gelen ağrılardır. Aslında aşırı barsak gazları ile meydana gelen ağrılar tüm karında hissedilir. Bazen o kadar şiddetlidir ki Kalp Krizi geçiriyor sanırsınız.</p>
<p>Özellikle merak edilen konu sanırım Apandisit&#8217;tir. Apandisit barsak içindeki kör barsak diye bileceğimiz kısmın çeşitli nedenlerden dolayı tıkanması sonucu mikroplar ile enfeksiyon kapmasıdır. Apandisit ağrısı aslında çok tipiktir. Önce göbek üzerinde başlayan ağrı, ağrı kesici kullanılmamışsa hiç kesilmeden devam ederek zaman içinde göbek sol yan kısmına doğru yer değiştirir. Göbek deliğinin sol yan kısmında sabit kalır. Çok şiddetlidir, beraberinde ateş vardır. Ancak ne yazık ki her hastalık gibi bu hastalıkta farklılıklar gösterir. Bazen uzman doktorlar bile tanı koymakta zorlanabilirler.</p>
<p>Göbek alt kısımdaki ağrılar genel olarak üriner sistem ile ilgili hastalıklardır. Böbrekten aşağı kadar inmiş taşın yanı sıra, alt üriner sistem (idrar yolu hastalıkları demek istiyorum) hastalıklarında da göbek alt kısmında ve özellikle kasık kısımlarında ağrılar olabilir.<br />
Bahsettiğim genel hastalıklar dışında Pelvik İnflamatuar Hastalık, Kanserler, Barsak Tıkanmaları, Over Hastalıkları (Yumurtalık Hastalıkları) gibi birçok hastalık kendilerine yakın bölgede ağrı yapar.</p>
<p>Ağrı korkulması gereken değil dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bir hastalığın belirtecidir. Dikkat edilmeli ancak her ağrı için telaşa kapılmamalıdır.</p>
<p>Sağlıklı ve mutlu günler</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/karin-agrilari-hakkinda-bilmeniz-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yakın Görmenin Düzeltilmesi&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yakin-gormenin-duzeltilmesi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 11:03:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[göz hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[göz kaşınması]]></category>
		<category><![CDATA[göz sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[gözde cerrahi yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[gözlük]]></category>
		<category><![CDATA[hipermetrop]]></category>
		<category><![CDATA[presbiyopi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1254</guid>
		<description><![CDATA[

45 yaş civarında başlayan yakın görme bozukluğu presbiyopi olarak adlandırılır. Presbiyopinin düzeltilmesi hipermetrop hastalarında olduğu gibi + camlar ile yapılır. Bu camlar bir cins büyüteç vazifesi görürler.
Son zamanlarda presbiyopinin cerrahi yöntemler ile düzeltildiği yönünde yayınlar göze çarpmaktadır. Hâlbuki cerrahi yöntemler, presbiyopi için ancak geçici çözüm oluşturabilirler.
Her dokumuz gibi, gözümüz de seneler içinde ihtiyarlayan bir uzvumuzdur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1255" title="gözsağlığı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/gözsağlığı.jpg" alt="gözsağlığı" width="520" height="302" />45 yaş civarında başlayan yakın görme bozukluğu presbiyopi olarak adlandırılır. Presbiyopinin düzeltilmesi hipermetrop hastalarında olduğu gibi + camlar ile yapılır. Bu camlar bir cins büyüteç vazifesi görürler.</p>
<p>Son zamanlarda presbiyopinin cerrahi yöntemler ile düzeltildiği yönünde yayınlar göze çarpmaktadır. Hâlbuki cerrahi yöntemler, presbiyopi için ancak geçici çözüm oluşturabilirler.</p>
<p>Her dokumuz gibi, gözümüz de seneler içinde ihtiyarlayan bir uzvumuzdur. Hatta yaşlanmaya 14 yaşında başladığına göre, belki de en erken ihtiyarlayan organımızdır.</p>
<p>Kişi 40 yaşına gelince, gözümüzün içindeki lens esnekliğini kaybettiği için yakında görme zorluğu başlar. Bu nedenle desteğe ihtiyaç duyar, göz doktorları da sizlere yardımcı olmak amacı ile yaşınızla orantılı olarak artan hipermetrop camlar verirler.</p>
<p>Yani uzağı görmede hiçbir problemi olmayan kişiye, 45 yaşında + 1.50 olan desteğimiz 50 yaşında +2.00, 55 yaşında +2.50, 60 yaşında +3.00, 65 yaşında +3.50 olarak artar. Tabi bu yazdıklarım kişiden kişiye küçük değişiklikler gösterir, astigmat veya başka bozukluğu var ise onların da düzeltilmesi için ayrı hesaplamalar gerektirir.</p>
<p>Yukarıdaki paragrafta gördüğünüz üzere eğer 45 yaşında yakın görmeniz düzeltilmiş ise, birkaç sene sonra gene bozulacaktır. Yine düzeltildiği zaman, ileride tekrar destek gerekecektir. Demek ki ilerleyen bir numara karşısında cerrahi müdahale ancak geçici bir süre çözüm olacaktır !</p>
<p>Bazı doktorlar, hastanın bir gözünü uzağa, bir gözünü yakına odaklamayı önermektedirler. Bu son derece yanlış bir yöntemdir. Çünkü iki göz arasındaki derece farkı sizin derinlik hissinizi yok edecektir. Bu nedenle, örneğin araba kullanırken önünüzdeki arabanın mesafesini doğru algılayamayacaksınız ve kaza yapma riskiniz artacaktır. Veya masadan bardak alırken mesafesini tam ölçemeyeceğiniz için istemeden bardağı devirebileceksiniz. Benzer hatalar yaşamak istemiyorsanız, yakın görmenizi hele bu yöntem ile hiç düzelttirmeyin.</p>
<p>Bazı cerrahi yöntemler gözün içine mercek koymayı gerektirmektedir. Fakat gözünüzün içinde zaten kendi merceğiniz olduğuna göre, 2. yapay mercek doğal olmayan bir ortama, kendi merceğinizin önüne yerleştirilmek zorundadır. Bu durumda katarakt gelişmesi hızlanabilir, göz tansiyonunuz yükselerek gözünüz kör olabilir. Bu tür cerrahi yaptıracak kişiler, lütfen doktorunuza göz içine konan yakın görme merceklerinin nelere yol açabileceğini sorunuz.</p>
<p>İleride katarakt ameliyatı olacak kişilerde göz içi merceğinin derecesi ayarlanarak uzak görme düzeltilebilinir. Katarakt ameliyatında yerleştirilen hem uzak, hem yakın görmeyi sağlayan merceklerin vazifelerini yapmalarına rağmen, görme kalitesi yalnız uzağı düzelten mercekler kadar başarılı olamamaktadır; bu cins mercekleri tercih edeceklerin bir süre daha beklemelerini önerilmektedir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yakin-gormenin-duzeltilmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarımızın Fizyolojik İştahsızlıklarına Ne Kadar Saygılıyız?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/cocuklarimizin-fizyolojik-istahsizliklarina-ne-kadar-saygiliyiz.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=cocuklarimizin-fizyolojik-istahsizliklarina-ne-kadar-saygiliyiz</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/cocuklarimizin-fizyolojik-istahsizliklarina-ne-kadar-saygiliyiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 08:17:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[fizyolojik iştahsızlık]]></category>
		<category><![CDATA[saygı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1248</guid>
		<description><![CDATA[

Ek gıdaların başlanmasından okul çağına kadar çocuklarının iştahsızlığından şikayet etmeyen anne baba hemen hemen yok gibidir. Özellikle anneler kendilerinin uygun gördüğü miktarda yiyecek tüketmeyen çocukarı için çok kolay iştahsız kararını verebiliyorlar. Ilk bir yıl sürekli çocuğunun kilosunda artış izlemeye alışan anne ve baba aşağı yukarı 15.  ayda başlayan iştahsızlığı ile birlikte kilo alımında ilk yıla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1249" title="ÇOCUKLAR" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/ÇOCUKLAR.jpg" alt="ÇOCUKLAR" width="700" height="442" />Ek gıdaların başlanmasından okul çağına kadar çocuklarının iştahsızlığından şikayet etmeyen anne baba hemen hemen yok gibidir. Özellikle anneler kendilerinin uygun gördüğü miktarda yiyecek tüketmeyen çocukarı için çok kolay iştahsız kararını verebiliyorlar. Ilk bir yıl sürekli çocuğunun kilosunda artış izlemeye alışan anne ve baba aşağı yukarı 15.  ayda başlayan iştahsızlığı ile birlikte kilo alımında ilk yıla göre artış göremeyince buna anlam veremiyor.</p>
<p>Çocukların büyüme ve gelişmeleri dönemsel farklılıklar gösterir. Hayatın ilk bir yılı büyümenin en hızlı olduğu dönemdir ve tabii ki kalori ihtiyacı da fazladır. Bir yaşından sonra bu hızlı büyüme artık yavaşlar buna paralel olarak kalori gereksinimi de azalır dolayısı ile eskiye oranla belirgin iştahsızlık gözlenir. Özellikle 15-20. aylar iştahsızlığın en belirgin olduğu dönemdir.<br />
Büyümenin beslenmenin dışında yaş cins metabolizma hızı aktivite durumu genetik psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilendiğini ve her çocukta farklı olabileceğini unutmamak gerekir. En sık karşılaşılan durum anne Ve babalar çocukları ne kadar yerse yesin aldıkları gıdaları yetersiz bulmakta ve çocuklarının yediklerini başka çocukların aldıkları gıdalarla kıyaslamaktadırlar. Bilinmelidir ki çocukların aldıkları gıdaların en az miktarı kadar içeriği de önemlidir. Yüksek kalorili biskuvi çikolata gibi besinler, düzensiz atıştırmalar fast food türü beslenme tarzı öğünlerdeki yemek miktarını etkiler ve yeterli kalori aldığı halde iştahsız görüntüye neden olabilir. Yaşına uygun büyüme gösteren çocuk size iştahsız gibi gelsede o ihtiyacı olan gıdaları alıyor demektir. Ancak iştahsızlıkla beraber kilo alımında duraklama yetersiz gelişme gösteren çocukta sebebin ortaya çıkarılması için doktor kontrolünden geçirilerek gerekli tetkilerin yapılması gerekmektedir. Muayene ile çocuğun büyüme ve gelişme ölçülerinin yaşına uygun olup olmadığı değerlendirilmeli kan sayımı, idrar tetkiki, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri batın ultrasonu gibi basit tetkiklerle organik bir neden bulunmazsa, boy uzaması ve kilo alışı yeterli ise yani çocuğunuz sağlıklı çocuklar için belirlenmiş olan normal boy ve vücut ağırlığı dağılımı içinde ise endişe etmemeli. Her çocuk her şeyi yemeyebilir. Onların da sofrada hazırlanan yemekler arasından seçme özgürlükleri olmalıdır. Süt içmiyor ama yoğurt peynir tüketiyorsa sorun yoktur.Ya da meyveleri seviyor sebze sevmiyorsa bu da kabul edilebilir. Hatta öğün atlaması bile normal kabul edilmelidir. Anne ve babaya iştahsız gibi gelen çocuklar aslında yanlış beslenme alışkanığı olan çocuklardır.<br />
Çocukların iç dünyalarında yaşadıkları duygularda iştahlarını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bilinç altına yerleşmis herhangibir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlığın baskısı onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız çocukta organik nedenler araştırılırken mutlaka<br />
çocuğun ruhsal durumu da değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>SORUNU NASIL ÇÖZEBİLİRİZ?</strong></p>
<p>Öncelikle çocuk sofraya aile ile birlikte oturmalı.Aile çocuğun yemek alışkanlıklarının geliştirilmesinde en etkili ortamdır. Çocuklarda ilk öğrenme yakın çevresindeki bireyleri taklit etme biçimindedir. Anne baba ve kardeşler onlar için en iyi modellerdir. Yemek yeme alışkanlıkları aile sofrasında edinilir. Anne ve babanın sevdiği yiyeceklere karşı istek oluşurken onların sevmediği yiyeceklere tepki gelişebilir. Besinler taze mevsimine gore çeşitlerine özen gösterilerek hazırlanmalı ve çocuğa her besinin yararları anlatılarak onunla birlikte tüketilmelidir.<br />
Düzenli saatlerde öğüne alışması sağlanmalıdır. Öğün aralarında ve yemek öncesinde düzensiz olarak gıdaların alınması, ne yerse kar düşüncesi ile çocuğun arkasında gezerek kaşık kaşık bir şeyler yedirme ve midede sürekli besin bulunması acıkma duygusunun gelişmesini engeller. Sofrada yemediğinde ikinci öğüne kadar aç kalacağını bilen çocukta beslenme düzeni daha çabuk yerleşecektir.<br />
Yemeğin sofrada yenmesini alışkanlık haline getirin.<br />
Besin değeri yüksek, çocuğun severek yediği gıdalar tercih edilmeli, kesinlikle miktar yönünde zorlama yapılmamalıdır.<br />
Kardeşin bitirdi sen hala yemedin gibi kıyaslamalar yapmayın.<br />
Yemesi karsılığında takdir edin fakat ödüle alıştırmayın.<br />
Fazla miktarda inek sutu veya meyve suyu alan çocuklar tok olduklarından diğer gıdalara direnç gösterirler. Ayrıca aşırı süt tüketiminin sonunda oluşabilen anemide yine iştahsızlık nedeni olabilir.<br />
Tabağına yiyebileceği kadar yemek koyun hatta azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğini bitirdikçe onu takdir edin.Çocuğun bireysel gelişimini destekleyin onu sofrada özgür bırakarak kendi kaşığı ile beslenmesine fırsat verin.<br />
Açık havada gezinti yapın ve yemeklerini buralarda yemelerini sağlayın.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/cocuklarimizin-fizyolojik-istahsizliklarina-ne-kadar-saygiliyiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoganın Yararları&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yoganin-yararlari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 08:08:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[yoga]]></category>
		<category><![CDATA[yoga yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[yoganın etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[yoganın faydaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1244</guid>
		<description><![CDATA[

Genellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fi­ziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de dü­şük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. An­cak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağ­lıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1245" title="yoga" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/yoga.jpg" alt="yoga" width="520" height="570" />Genellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fi­ziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de dü­şük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. An­cak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağ­lıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye ve esnek­liğini artırmaya başlayabilir. Duruş pozisyonlannı kişisel gereksinimlerinize ve formunuza uyarlayarak hamileliğiniz boyunca yoga yapa­bilirsiniz. Bu durum kişiden kişiye değişecektir. Bu yüzden bedeninizle uyum içinde olmanız, ortaya çıkan rahatsızlık verici duruşları belirleyerek onları kendinize uygun bil ha­le getirmeniz gerekir.</p>
<p>Yoganın hamile kadınlara kazandıracağı fiziksel yararlar şunlardır: gücün, kasların, duruşun ve dengenin gelişmesi; kas sisteminin tamamının daha elastik ve esnek olması: hormon üretimini sağlayan salgı bezlerinin uyarılması; kan akışının hızlanması ve dolaşımın iyileşmesi: ve mükemmel nefes kontrolünün sağlanması. Yoga uygulaması sırasında iç organlara da masaj yapılmış olur. Ayrıca mide egzersiz­leri de (bkz sayfa 82-84′e) doğum yaptıktan sonra eski for­munuza kolaylıkla kavuşmanıza yardımcı olacaktır. Yoga­nın uyku bozukluklarını azalttığı ve uykusuzluk hastalığı­na iyi geldiği bilinmektedir. Yaşama pozitif gözlerle bak­manın ve genel anlamda sağlıklı olduğunuz hissinin oluş­masını destekler. Avın zamanda yoga kişisel gözlem yap­mayı öğretir. Yoga yaptıkça sezgisel olarak bedeninizle ve duygularınızla yakın temas halinde olursunuz.<br />
Ancak mükemmel geçen bir hamilelik süreci ve doğum için yoganın tek çare olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Yoga, bu heyecanlı dönem boyunca size yardımcı olabile­cek ve yaşadığınız deneyimin toplam değerini artıracağını umduğumuz bir araçtır. “Doğum” zor bir iştir ve birçok ka­dının doğum yapmakla ilgili yaklaşımları biraz korku ve en­dişe içerir. Bu, oldukça normal bir durumdur ama yoganın hamilelik ve doğum sürecinizi biraz daha kolaylaştırmaya ve bu dönemle ilgili sakin ve kontrollü bir yaklaşım benim­semenize yardımcı olabileceğini umuyorum.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/08/yoganin-yararlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Etin Zararları Nelerdir?</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kirmizi-etin-zararlari-nelerdir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 15:38:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[dengeli beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı Et]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı et sakıncaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kırmızı etin zararları]]></category>
		<category><![CDATA[sağlıklı beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1232</guid>
		<description><![CDATA[

Kırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1241" title="kırmızı-et" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/kırmızı-et2.jpg" alt="kırmızı-et" width="520" height="443" />Kırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden olur.</p>
<p>Kırmızı etin yenmesi tamamen zararlı değildir. Haftada bir kez mutlaka yenmeli. Ancak yağları atıldıktan sonra haşlama veya fırında pişirilerek yenmelidir. Kolesterol korkusu nedeniyle hiç kırmızı et yemeyen kişilerde bu defa demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Et yemeği yerken yanında pirinç pilavı veya patates kızartması değil, bulgur pilavı, sebze ve salata yenmelidir.</p>
<p>Kebap yaparken de etin yağlarını tamamen temizlemek, pişirirken de eti yakmamak gerekir. Ateş veya alevle etin temas etmesi zararlıdır. Pişirirken yanmış veya kapkara kalmış et veya döner yemeyiniz. Kebap veya dönerin üzerine tereyağı ilave etmenin de sağlığınız açısından zararlı olduğunu unutmayın.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/06/07/kirmizi-etin-zararlari-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlar; Kendinizi Yaz Enfeksiyonundan Koruyun&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 May 2010 14:56:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[vajinal rahatsızlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1229</guid>
		<description><![CDATA[

Malum yaz ayı geldi ve sıcakların artmasıyla beraber havuz ve deniz sezonu açılmış oldu. Havuz ve denizlere giren bayanların bu aylarda  başlıca dikkat etmesi gereken hastalıklar mantar ve diğer enfeksiyon hastalıklarıdır. Denize ve havuza girildikten sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve genital temizliğin yapılması bizi bu hastalıklardan korumaya yetecek önlemlerin başında gelmektedir. Kadın hastalıkları ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1230" title="havuzsezonu" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/havuzsezonu.jpg" alt="havuzsezonu" width="520" height="349" />Malum yaz ayı geldi ve sıcakların artmasıyla beraber havuz ve deniz sezonu açılmış oldu. Havuz ve denizlere giren bayanların bu aylarda  başlıca dikkat etmesi gereken hastalıklar mantar ve diğer enfeksiyon hastalıklarıdır. Denize ve havuza girildikten sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve genital temizliğin yapılması bizi bu hastalıklardan korumaya yetecek önlemlerin başında gelmektedir. Kadın hastalıkları ile ilgili yapılması gereken ilk önemli hareket vajinanın yapısının bilinmesidir. Vajina yapısının P.H 3,5 ile 4 arasında bir asit ortam olduğu unutulmamalı ve ortam bozulduğu zaman vajinanın enfeksiyon kapma olasılığının hemen reaksiyon gösterdiği bilinmesi gereken önemli bir bilgidir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/19/kadinlar-kendinizi-yaz-enfeksiyonundan-koruyun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlış Diyet Verem Nedeni&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=yanlis-diyet-verem-nedeni</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 09:50:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[diyet]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tiberkiloz]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış diyet programı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1226</guid>
		<description><![CDATA[

Çoğu insan gibi bizde kendimizde olan fazla kilolardan şikayet ederek kendimizi diyet programlarına adarız. Amacımız fazla kilolardan kurtularak form tutmak ve sağlıklı günlerin sahibi olmaktır. Fakat bilinçsizce yapılan uzun süreli şok diyetler vereme davetiye çıkarmaktadır. Verem en çok şoförler, üniversite öğrencileri ve ev hanımlarında görülmektedir.  Vücut direncini düşüren stres, uykusuzluk ve beslenme eksikliğinin verem hastalığının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1227" title="verem" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/verem.jpg" alt="verem" width="520" height="390" />Çoğu insan gibi bizde kendimizde olan fazla kilolardan şikayet ederek kendimizi diyet programlarına adarız. Amacımız fazla kilolardan kurtularak form tutmak ve sağlıklı günlerin sahibi olmaktır. Fakat bilinçsizce yapılan uzun süreli şok diyetler vereme davetiye çıkarmaktadır. Verem en çok şoförler, üniversite öğrencileri ve ev hanımlarında görülmektedir.  Vücut direncini düşüren stres, uykusuzluk ve beslenme eksikliğinin verem hastalığının en büyük nedenleri olduğu bilinmektedir. Diyetlerinde sebze, meyve ve etten yoksun bir diyet programı uygulayanların vereme davetiye çıkarttıkları söylenmektedir. Sosyal taşıma araçlarında özellikle kış aylarında camların ve havalandırmaların kapalı olduğu zamanlarda öksürük,  aksırık ile verem mikrobu kolaylıkla vücuda girebilmekte ve en ufak bir rahatsızlıkta kendini göstermektedir. Bu nedenle sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Sağlığımız bizim için çok ama çok önemli&#8230;</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/yanlis-diyet-verem-nedeni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklara Ek Besin Verilirken Nelere Dikkat Edilmelidir&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/cocuklara-ek-besin-verilirken-nelere-dikkat-edilmelidir.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=cocuklara-ek-besin-verilirken-nelere-dikkat-edilmelidir</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/cocuklara-ek-besin-verilirken-nelere-dikkat-edilmelidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 08:52:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bebek ve Çocuk Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[ek besin]]></category>
		<category><![CDATA[taze besinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1222</guid>
		<description><![CDATA[

Öncelikle çocuklara ek besin verilirken anne sütü varsa emzirmeye mutlaka devam edilmelidir. Beslenme sırasında çocuğun boğazına birşey kaçmaması için başının altına yastık konulmalıdır. Böylelikle beslenme esnasında doğabilecek aksaklıklar bir nebze giderilmiş olacaktır. Besinler çocuğa tatlı kaşığı veya kahve fincanı ile verilmeli biberon kullanılmamalıdır. Ek beslenmeye her zaman tek gıda ile başlanmalıdır. Çocuk yeni başlanılan ek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1224" title="çocuksağlığı" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/çocuksağlığı1.jpg" alt="çocuksağlığı" width="520" height="408" />Öncelikle çocuklara ek besin verilirken anne sütü varsa emzirmeye mutlaka devam edilmelidir. Beslenme sırasında çocuğun boğazına birşey kaçmaması için başının altına yastık konulmalıdır. Böylelikle beslenme esnasında doğabilecek aksaklıklar bir nebze giderilmiş olacaktır. Besinler çocuğa tatlı kaşığı veya kahve fincanı ile verilmeli biberon kullanılmamalıdır. Ek beslenmeye her zaman tek gıda ile başlanmalıdır. Çocuk yeni başlanılan ek gıdayı almazsa sevdiği başka bir ek gıda ile karıştırılarak verilmelidir. Çocuğa verilecek ek gıdalar hijen şartlarına uygun şekilde hazırlanmalı, ek besin hazırlanırken muhakkak eller yıkanmalı ve kullanılan aletler temiz ve sağlıklı olmalıdır. 1 yaşından önce yemeklere tuz ve şeker ilave edilmemelidir. Yeni başlanılacak besinler çocuk açken verilmelidir. Böylelikle çocuğun yeni besini istememe durumu en aza indirgenmiş olacaktır. Çocuk ek besini aldığı zaman alerjik reaksiyon gösterirse besin hemen kesilmeli ve tekrar başlanılması için uzman hekime danışılmalıdır. Yemeklerin sadece suyundan değil taneli kısımlarından da verilmelidir. Çocuklara verilen su 1 yaşından önce kaynatılmalı ve soğutularak verilmelidir.  Ek besinler hazırlanırken taze ve doğal ürünler kullanılmalıdır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/18/cocuklara-ek-besin-verilirken-nelere-dikkat-edilmelidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30 Yaşından Sonra Unutkanlık Artıyor&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 14:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Pratik Bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[ilaçların yan etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[unutkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[unutma]]></category>
		<category><![CDATA[unutulmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1218</guid>
		<description><![CDATA[

 İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1219" title="unutkanlık" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/unutkanlık.jpg" alt="unutkanlık" width="518" height="735" /> İnsanın yaşı ilerledikçe daha çok unutkan olduğu bir gerçektir. Yeni şeyleri öğrenmek için ve kişisel eşyalarımızı bulmak için daha çok zaman harcarız. Bunlar ciddi bellek kusurlarının değil; ılımlı bir unutkanlığın bulgularıdır. Ancak basit önlemlerle unutkanlığın önüne geçebiliriz. Bir kişi unutkanlığı hakkında endişeleniyorsa doktora gitmelidir. Ayrıca belleği canlı tutacak unutkanlığının önüne geçecek davranışlarda ve aktivitelerde de bulunabilir. Zamanını arkadaşlarıyla ve ailesiyle birlikte geçirme, iyi ve dengeli beslenme, egzersiz yapma kişinin daha uyanık ve sağlam kafalı olmasına yardımcı olur. Hafızamıza yardımcı etkenler şunlardır; Yeni beceriler öğrenmek, alkol almamak, dinlenme ve istirahata önem vermek, ajanda kullanmak, cüzdanınızı anahtarınızı ve cep telefonunuzu hep aynı yere koymak, mümkün olduğunca vaktinizi arkadaşlarınıza ve ailenize ayırmak. Unutkanlığı olan kişiler, durumlarını cevresindekilerle birlikte değerlendirip onun neticesinde bir doktora başvurmalıdırlar. Unutkanlığı tetikleyen unsurlar ise depresyon, stres, bazı ilaçların yan etkisi, vücutta yeterli sıvının olmayışı olarak sıralanabilir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/30-yasindan-sonra-unutkanlik-artiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahim Ağzı Kanserinden Korunmak Bu Kadar Kolay&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/rahim-agzi-kanserinden-korunmak-bu-kadar-kolay.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=rahim-agzi-kanserinden-korunmak-bu-kadar-kolay</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/rahim-agzi-kanserinden-korunmak-bu-kadar-kolay.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 14:10:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cinsel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Cinsel Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel birleşme]]></category>
		<category><![CDATA[erken cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[HPV]]></category>
		<category><![CDATA[rahim ağzı kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[servikal kanser]]></category>
		<category><![CDATA[smear]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1215</guid>
		<description><![CDATA[

Rahim ağzı kanseri dünyada kadınlar arasında görülen en büyük 2.kanser türüdür. Her yıl tahmini olarak dünyada 490.000 kadın rahim ağzı kanserine yakalanmakta ve bunların 240.000&#8242; i bu hastalık yüzünden ölmektedir. Rahim ağzı kanserinin diğer bir adı servikal kanserdir. Dünyada rastlanılan rahim ağzı kanserinin neredeyse tümünün HPV adlı bir virüsün yüksek riskli tiplerinden kaynaklandığı görülmektedir. Rahim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1216" title="rahimağzıkanseri" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/rahimağzıkanseri.jpg" alt="rahimağzıkanseri" width="510" height="317" />Rahim ağzı kanseri dünyada kadınlar arasında görülen en büyük 2.kanser türüdür. Her yıl tahmini olarak dünyada 490.000 kadın rahim ağzı kanserine yakalanmakta ve bunların 240.000&#8242; i bu hastalık yüzünden ölmektedir. Rahim ağzı kanserinin diğer bir adı servikal kanserdir. Dünyada rastlanılan rahim ağzı kanserinin neredeyse tümünün HPV adlı bir virüsün yüksek riskli tiplerinden kaynaklandığı görülmektedir. Rahim ağzı kanseri her yaştan kadını etkileyen önemli bir hastalıktır. Uterusun yani rahimin vajinaya açıldığı alt bölümde oluşur. Kalıtsal değildir. HPV aynı zamanda genital siğiller ve rahim ağzında hücresel düzeyde anormalliklere de neden olur. Bu anormallikler ancak smear dediğimiz rahim ağzından alınan sürüntü testiyle ortaya çıkmaktadır. Ergen kızlar ve evli bayanlar yaşam hayatları boyunca rahim ağzı kanserinden bu virüse karşı geliştirilmiş aşı sayesinde korunurlar. HPV deri temasıyla kolayca geçmektedir. Cinsel birleşme olmayan cinsel etkinlik durumlarında da örneğin el ve ağzın genital bölgeye temasıyla da bulaşabilmektedir. Kondom HPV bulaşmasından koruyabilir ancak % 100 bir etkinlik gösterdiği söylenemez. Kadınlarda HPV enfeksiyonu için risk oluşturan durumlar aşağıdaki gibi sıralanmaktadır.</p>
<p>- Erkek eşin sünnetsiz olması</p>
<p>-Cinsel birleşmenin erken yaşta olması</p>
<p>-Genç yaş grubunda olmak</p>
<p>-Yaşam boyu cinsel eş sayısı</p>
<p>-Erkeğin cinsel davranışı</p>
<p>-Sigara kullanımı</p>
<p>Rahim ağzı kanserinde erken teşhis ve smear ve diğer tetkiklerin önceden yapılması ve aşının önceden yapılması rahim ağzı kanserini %66 oranında azalttığı tespit edilmiştir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/rahim-agzi-kanserinden-korunmak-bu-kadar-kolay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tırnak Batması Hakkında Bilinmesi&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/tirnak-batmasi-hakkinda-bilinmesi.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=tirnak-batmasi-hakkinda-bilinmesi</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/tirnak-batmasi-hakkinda-bilinmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 11:21:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Bakım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1211</guid>
		<description><![CDATA[

Tırnak batması, ayak parmağındaki tırnağın keskin ucunun ayak parmağı etinin içine doğru büyümesi neticesinde oluşan bir vakadır. Genellikle ayak baş parmaklarında rastlanılan bu olumsuz durum insanın yürümesini çok güç duruma getirmekle beraber dayanılmaz bir acı ve ızdırabı da beraberinde getirmektedir. Kadın ve erkekte herkeste görülebilen bu durum kısa sürede tedavi edilmemesi durumunda parmakta iltihaplanma gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1212" title="tırnakbatması" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/tırnakbatması.jpg" alt="tırnakbatması" width="520" height="311" />Tırnak batması, ayak parmağındaki tırnağın keskin ucunun ayak parmağı etinin içine doğru büyümesi neticesinde oluşan bir vakadır. Genellikle ayak baş parmaklarında rastlanılan bu olumsuz durum insanın yürümesini çok güç duruma getirmekle beraber dayanılmaz bir acı ve ızdırabı da beraberinde getirmektedir. Kadın ve erkekte herkeste görülebilen bu durum kısa sürede tedavi edilmemesi durumunda parmakta iltihaplanma gibi hastalıkları da tetiklemektedir. Tırnak batmasına sebep olan faktörler ; dar ayakkabı giyinilmesi, tırnakların çok kısa kesilmesi yada düz kesilmemesi, ayak tırnaklarında zedelenme gösterilebilir. Ayak sağlığına ve bakımına önem vermek böyle rahatsız edici durumlardan kurtulmamıza yardımcı olacaktır. Ayak parmağınızın ön kısmına uyduracağız diye tırnağınızı yuvarlatmayın. Eğer ayaklarınızda dolaşım sorunu varsa profesyonel bir yardım almak için podiyatriste 3 ayda bir bakım yaptırın. Ayaklarınıza tam olan ayakkabılar giyinmeniz hem sağlığınız için hem ayak parmaklarınız için son derece iyi bir tercih olacaktır. Ayaklarınızda sinir rahatsızlığı varsa ayakkabınızın ayağınızı sıktığını ve rahatsız ettiğini anlamayabilirsiniz. Böyle olumsuz durumlar ile karşılaşmamak için özel ayakkabı satan dükkanlardan ayakkabı tercihinizi yapmanız sizi rahata erdirecektir.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/17/tirnak-batmasi-hakkinda-bilinmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Böbrek Taşlarında Tedavi Yöntemleri&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/05/12/bobrek-taslarinda-tedavi-yontemleri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bobrek-taslarinda-tedavi-yontemleri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/05/12/bobrek-taslarinda-tedavi-yontemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 08:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek taşı]]></category>
		<category><![CDATA[taş]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi yöntemleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1208</guid>
		<description><![CDATA[

Böbrek Taşları günümüzde çoğu insanda görülen rahatsızlıklardan bir tanesidir. Çok ağrılı bir rahatsızlık olmasıyla birlikte böbrekteki taşın büyüklüğüne göre yapılan operasyonda değişiklik göstermektedir. Böbrek taşlarının çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. 4mm.&#8217;nin altındaki taşlar idrar yoluyla düşmesi beklenirken 6mm.&#8217;nin üzerindeki taşlarda cerrahi operasyon yapılmaktadır.ESWL (Şok dalgasıyla taşları kırmak ) çok kullanılan bir yöntem olmasıyla birlikte hastanın acı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1209" title="bobrek_tasi_1" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/bobrek_tasi_1.jpg" alt="bobrek_tasi_1" width="632" height="500" />Böbrek Taşları günümüzde çoğu insanda görülen rahatsızlıklardan bir tanesidir. Çok ağrılı bir rahatsızlık olmasıyla birlikte böbrekteki taşın büyüklüğüne göre yapılan operasyonda değişiklik göstermektedir. Böbrek taşlarının çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. 4mm.&#8217;nin altındaki taşlar idrar yoluyla düşmesi beklenirken 6mm.&#8217;nin üzerindeki taşlarda cerrahi operasyon yapılmaktadır.ESWL (Şok dalgasıyla taşları kırmak ) çok kullanılan bir yöntem olmasıyla birlikte hastanın acı çekmesini azaltan bir yöntem olarak göze çarpmaktadır. Taşın büyüklüğüne göre açık ameliyatlar devreye girmektedir yada uzman doktorun vereceği ilaçlar neticesinde de bu böbrek taşlarından kurtulabilirsiniz. Bu yöntemlerden hangisinin belirleneceği taşın idrar yollarına vereceği zararın ve taşın cinsine göre belirlenmektedir. Ameliyat oldunuz ve operasyon sonucunda bu böbrek taşı rahatsızlığından kurtuldunuz. Bir daha oluşmaması için yapmanız gereken en önemli yöntem vücudunuza bol miktarda sıvı olmak olacaktır. Bunun neticesinde böbrek taşı oluşumunu büyük ölçüde engellemiş olursunuz.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/05/12/bobrek-taslarinda-tedavi-yontemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürekli Açıkmanın Nedenleri&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/surekli-acikmanin-nedenleri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=surekli-acikmanin-nedenleri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/surekli-acikmanin-nedenleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 09:21:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[açıkma hissi]]></category>
		<category><![CDATA[Açıkmanın nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli açıkmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1204</guid>
		<description><![CDATA[

Daha bir saat öncesine kadar tıka basa yemek yemiştiniz fakat daha fazla zaman geçmeden yine midenizin kazındığını ve çok açıktığınızı hissettiniz. Peki neden doymadınız? Neden bu açıkmalar kısa sürelerde ve sıklıkla rastlanıyor? Bunun temelinde yanlış beslenme kötü alışkanlıklar ve bazı hastalıklar yatıyor olabilir. İşte neden devamlı açıkıyorsunuz bunun nedenleri ve çözümlerini görelim.
1-Safra azlığı : Lifli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p>Daha bir saat öncesine kadar tıka basa yemek yemiştiniz fakat daha fazla zaman geçmeden yine midenizin kazındığını ve çok açıktığınızı hissettiniz. Peki neden doymadınız? Neden bu açıkmalar kısa sürelerde ve sıklıkla rastlanıyor? Bunun temelinde yanlış beslenme kötü alışkanlıklar ve bazı hastalıklar yatıyor olabilir. İşte neden devamlı açıkıyorsunuz bunun nedenleri ve çözümlerini görelim.</p>
<p>1-Safra azlığı : Lifli ve vitaminli besinlerden yoksun besleniyor olabilirsiniz. vitaminli ve lifli besinlerden yoksun bir beslenme alışkanlığınız varsa midenizde her zaman yemek yedikten sonra kocaman bir boşluk oluşur ve bu sizde açlık hissi uyandırır. Ayrıca lifli ve vitaminli besinler vücudun ihtiyacı olan birçok hayati maddeyi içerirler. Sıkı diyet yapan insanlarda bu fazlasıyla görülmektedir.</p>
<p>Önerimiz : Gün içerisinde çok fazla sebzeli yiyecekler tüketerek vitamin eksikliğimizi giderebiliriz. Ne kadar renkli sebze ve besin maddesi tüketirsek o kadar açlık hissinin yok olmasına sebep oluruz.</p>
<p>2-Hormon azlığı : Bilinçli olarak dengeli besleniyor; yediklerinize dikkat ediyor fakat buna rağmen kilo alıyorsunuz. Tiroid bezinizde bir sorun olabilir. Metabolizmanız bundan olumsuz şekilde etkilenerek size açlık hissi verebilir.</p>
<p>Önerimiz : Basit bir kan testi yaptırırsanız bu probleminiz ortaya çıkar ve önlem almanız daha da kolay olur.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1205" title="resim" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/resim.jpg" alt="resim" width="520" height="240" />3-Az sıvı almak : Bir gercek varsa oda az sıvı tüketmenin insanda açlık hissini tetiklediğidir. Günde en az bir kere su tüketen kişilerde açlık hissinin belirdiği ve ağızlarının kuruduğu görülmektedir.</p>
<p>Önerimiz : Her zaman elinizin altında bir şişe suyu bulundurarak gün içerisinde sıklıkla su içerseniz bu sorununuzu halledebilirsiniz.</p>
<p>4-Spor yapmamak : Gün içerisinde devamlı oturarak az gün ışığı almak insanı ve metabolizmasını olumsuz yönde etkiler ve vücudumuzun sos alarmı vermesine yol açar. Kendimizi mutlu hissetmek içinde tatlı, şekerli ve yağlı yiyeceklere yöneliriz. Bunlar bizim kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.</p>
<p>Önerimiz : Gün ışığından faydalanmak için günde en az yarım saat yürüyebilirsiniz. Bu sizin kendinizi iyi hissetmenize yol açacaktır. Giysilerinizin renklerinin açık olmasıda size mutluluk hisse verecektir.  Spor yapmanız sizin açlık hissinizi ortadan kaldırmaya bire bir etkili bir unsurdur.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/surekli-acikmanin-nedenleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıl Dönmesi Nedir? Kıl Dönmesinin Olumuşu ve Belirtileri&#8230;.</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/kil-donmesi-nedir-kil-donmesinin-olumusu-ve-belirtileri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kil-donmesi-nedir-kil-donmesinin-olumusu-ve-belirtileri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/kil-donmesi-nedir-kil-donmesinin-olumusu-ve-belirtileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 08:38:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kıl dönmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kıl dönmesi belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[kıl dönmesinin oluşumu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1194</guid>
		<description><![CDATA[


Kıl dönmesi; kelime anlamı olarak derinin alt kısmında oluşan kılın vücudun dış yüzeyine çıkamayarak derinin altında birikmesi anlamına gelir. Bu tür kıl dönmesi vücudumuzun her bölgesinde görülebilir ve kökünden çekilen kıl yollarında genellikle oluşum gösterir. Kıl dönmesi hastalığı genellikle erkeklerde görülmektedir. Erkeklerin daha kıllı olması bu hastalığın baş göstermesinde büyük önem taşımaktadır. Toplumumuzda bu hastalığa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1199 aligncenter" title="vi1gl2s5" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/vi1gl2s51.jpg" alt="vi1gl2s5" width="520" height="240" /></p>
<p>Kıl dönmesi; kelime anlamı olarak derinin alt kısmında oluşan kılın vücudun dış yüzeyine çıkamayarak derinin altında birikmesi anlamına gelir. Bu tür kıl dönmesi vücudumuzun her bölgesinde görülebilir ve kökünden çekilen kıl yollarında genellikle oluşum gösterir. Kıl dönmesi hastalığı genellikle erkeklerde görülmektedir. Erkeklerin daha kıllı olması bu hastalığın baş göstermesinde büyük önem taşımaktadır. Toplumumuzda bu hastalığa yakalananların oranı oldukça düşüktür. %1 olarak açıklanan bu oran genellikle 18-30 yaş arasındaki genç bireylerde görülür. Kıl dönmesi genellikle kuyruk sokumu bölgesinde daha fazla rastlanan bir oluşumdur. Araştırmalar sırt, ense ve baş bölgesinden dökülen kılların kalçanın arasına sıkışarak yürürken sürtünme yoluyla deriyi jilet gibi keserek derinin içerisine girmesidir. Bu yaş aralıklarında görülmesinin sebebide derinin bu yaş aralıklarında daha zayıf ve hassas olmasıdır. Kilolu insanlarda daha fazla görülen bu hastalık uygun tedavi yönteminin uygulanması ile kısa sürede tedavi edilip sağlığınıza kavuşmanıza neden olur.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/04/12/kil-donmesi-nedir-kil-donmesinin-olumusu-ve-belirtileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyin Tümörleri&#8230;.</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/12/beyin-tumorleri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=beyin-tumorleri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/12/beyin-tumorleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 13:09:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin tümörü]]></category>
		<category><![CDATA[cerrahi yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[radyoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[tümör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1186</guid>
		<description><![CDATA[

Baş ağrısı çekenlerin %60&#8242; ında görülen bu hastalık, yeni doğan bebeklerde dahil tüm yaş aralıklarında görülebilir.Orta yaş sonrası özellikle kanserli hastaların büyük çoğunluğunda kanserin yayılması sonrası beyin tümörü oluştuğu saplanmıştır.Beyin Tümörünün başlıca belirtilerini söyle sıralayabilirim.Baş ağrısı,kusma, bütün herşeyi çift görme ve görme bulanıklığı, görmenin azalması beyin tümörlerinin ilk belirtileridir.Vücut direncinin azalması ve insanın kol ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1192" title="tumor" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/tumor.jpg" alt="tumor" width="527" height="394" />Baş ağrısı çekenlerin %60&#8242; ında görülen bu hastalık, yeni doğan bebeklerde dahil tüm yaş aralıklarında görülebilir.Orta yaş sonrası özellikle kanserli hastaların büyük çoğunluğunda kanserin yayılması sonrası beyin tümörü oluştuğu saplanmıştır.Beyin Tümörünün başlıca belirtilerini söyle sıralayabilirim.Baş ağrısı,kusma, bütün herşeyi çift görme ve görme bulanıklığı, görmenin azalması beyin tümörlerinin ilk belirtileridir.Vücut direncinin azalması ve insanın kol ve bacaklarını oynatacak gücü kendinde bulamaması,yürürken zorluk çekmek ve sarhoşvari yürümek yine beyin tümörlerinin belirtileri arasında görülebilir.</p>
<p>Beyin tümörlerinin hala neden oluştuğu tam olarak bilinememekle beraber uzman hekimler tarafından doğadaki ve cevresel kirlenmelerden oluştuğu düşünülmektedir.Beyin tümörlerinin erken teşhisi çoğu zaman hastanın hayatını ve hastanın yaşam kalitesini etkilemektedir.Bunun için yapılacak ilk hareket ve oluşum yine hastanın kendisinden gelmelidirki bir an önce tedaviye başlanabilrsin.Eğer hasta kendi vücudunda oluşan değişimleri farkedip bir an önce doktor kontrolünden geçerse hastanın hastalığının tanısı konulacak ve bir an önce tedaviye başlanabilecektir.Küçük boyutlarda ve erken teşhis edilmiş tümörlerde hastanın kurtulma ve iyileşme ihtimali çok daha yüksekken büyük boyutta ve teşhisi geç olan tümörlerin tedavisinde ve hastanın hayati durumunun gözetimi çok daha zordur.Biraz önce bahsettiğim gibi erken tanı ve teşhis çoğu hastalıkta olduğu gibi beyin tümörlerindede çok büyük başarılara neden olmuştur.Beyin tümörlerinin çok çeşitli yöntemleri vardır fakat en etkili ve sık kullanılan iyi yöntem cerrahi ve radyoterapi yöntemleridir.Beyindeki tümör cerrahi operasyon ile vücuttan alınarak yok edilir ve en etkili yöntem budur.Radyoterapi yöntemi ise cerrahi yöntem uygulanışından sonra ek yöntem olarak uygulanır.bir başka yöntem ise kemoterapi yöntemidir.habis beyin tümörlerinde cerrahi yöntemden sonra radyoterabi yöntemiyle birlikte yapılan bir yöntem çeşitidir.Herşeyin başının sağlık olduğunu unutmamak dileğiyle herkese mutlu ve sağlıklı bir yaşam diliyorum&#8230;.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/12/beyin-tumorleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Panik Atak Nedir?Bilinmesi gereken herşey&#8230;.</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/12/panik-atak-nedirbilinmesi-gereken-hersey.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=panik-atak-nedirbilinmesi-gereken-hersey</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/12/panik-atak-nedirbilinmesi-gereken-hersey.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 12:31:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[panik atak]]></category>
		<category><![CDATA[panik atak nedir]]></category>
		<category><![CDATA[panik atak nöbeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1184</guid>
		<description><![CDATA[

Günlük yaşantınızda birden bire bir durumun içinden çıkamadınız soğuk terler dökerek donakaldınız,sinirleriniz bozuldu,heyecandan kalbiniz yerinden çıkacakmış gibi oldu ve işi çözemediğiniz için üstlerinizden veya amirinizden azar işitmeninde korkusu saldı içinizi ve tedirgin davranışlarla olayları izlemeyi bırakın, içinizi acayip bir his kapladı.Bu durumun ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorsanız ben size söyleyeyim.Bir panik atak nöbeti geçirmiş bulunuyorsunuz.
Panik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1189" title="B7E26C505DCED24C893D4A07r" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/B7E26C505DCED24C893D4A07r.jpg" alt="B7E26C505DCED24C893D4A07r" width="531" height="258" />Günlük yaşantınızda birden bire bir durumun içinden çıkamadınız soğuk terler dökerek donakaldınız,sinirleriniz bozuldu,heyecandan kalbiniz yerinden çıkacakmış gibi oldu ve işi çözemediğiniz için üstlerinizden veya amirinizden azar işitmeninde korkusu saldı içinizi ve tedirgin davranışlarla olayları izlemeyi bırakın, içinizi acayip bir his kapladı.Bu durumun ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyorsanız ben size söyleyeyim.Bir panik atak nöbeti geçirmiş bulunuyorsunuz.</p>
<p>Panik atak insanlarda sıkca görülen bir rahatsızlıktır.Panik atak geçiren kişi bu durumun geçmeyeceğini ve kalp krizi geçirip öleceğini felan düşünmektedir ve o kadar rahatsız olmuşturki bu durumdan ve hemen bir hastaneye giderek bu sorunun bir an önce çözüme kavuşması arzulamaktadır.Hastaneye gitmesiyle bu sorun zaten kendinden çözülmüş olur ve kişi kendini iyi hisseder.İşte bahsetmek istediğim konuda zaten panik atağın oluştuğu ortamdan uzaklaştıktan sonra kendiliğindende tedavi olmasıdır.Panik atak nöbeti geçiren bir insanda aşağıda sıralayacağım maddelerden bazıları sıkca görülmektedir.</p>
<p>- Terleme</p>
<p>-Nefes Darlığı</p>
<p>-Boğuluyor gibi olma</p>
<p>-Ölüm Korkusu</p>
<p>-Titreme</p>
<p>-Gögüs Ağrısı</p>
<p>-Bulantı ve Kusma</p>
<p>-Üşüme, Ürperme ve Ateş Basması</p>
<p>-Çarpıntı ve Kalp Atımlarını Duyma</p>
<p>Yukarıda saydığım maddelerden birkaç tanesini yaşıyorsanız panik yapmayarak kısa süreli bir panik atak nöbeti geçirdiğinizi bilmenizde fayda var.Eğer birisi yanınızda panik atak nöbeti geçiriyorsa yapmanız gereken ilk hareket hastayı bulunduğu ortamdan bir an önce çıkararak kimsenin olmadığı sakin bir alana götürmektir.Hastayı telkin etmek soğukkanlı olmak, bu durumun geçici bir durum olduğunu ve 10-15 dk sonra normal yaşam aktivitesine döneceğini hastaya iletmek onu rahatlatıcı moral verici konuşmalar yapmak son derece etkili olacaktır.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/12/panik-atak-nedirbilinmesi-gereken-hersey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güne Zinde ve Dinamik Başlamanın Püf Noktaları&#8230;.</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/11/gune-zinde-ve-dinamik-baslamanin-puf-noktalari.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=gune-zinde-ve-dinamik-baslamanin-puf-noktalari</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/11/gune-zinde-ve-dinamik-baslamanin-puf-noktalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 10:57:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dinamik nasıl olunur]]></category>
		<category><![CDATA[güne dinamik başlama]]></category>
		<category><![CDATA[sabah egzersizleri]]></category>
		<category><![CDATA[zinde olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1180</guid>
		<description><![CDATA[

Sabah yataktan kalktınız.Hala uyuma planları yapıyorsunuz ama bir yandanda gözünüz saatinizde.İşe gitmenin can sıkıcı olacağını düşünüyorsunuz çünkü güne iyi başlayamadınız.Sıkı durun işte size güne zinde ve dinamik başlamanın püf noktalarını sıralayacağım.Güzel bir güne zinde ve formda başlamanın olmazsa olmazlarındandır egzersizler.Peki nedir bu egzersizler? Öncelikle kalkar kalkmaz ilk yapılması gereken bulunduğunuz odanın camını açarak odada bulunan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1181" title="gune-enerjik-mkle" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/gune-enerjik-mkle.jpg" alt="gune-enerjik-mkle" width="610" height="345" />Sabah yataktan kalktınız.Hala uyuma planları yapıyorsunuz ama bir yandanda gözünüz saatinizde.İşe gitmenin can sıkıcı olacağını düşünüyorsunuz çünkü güne iyi başlayamadınız.Sıkı durun işte size güne zinde ve dinamik başlamanın püf noktalarını sıralayacağım.Güzel bir güne zinde ve formda başlamanın olmazsa olmazlarındandır egzersizler.Peki nedir bu egzersizler? Öncelikle kalkar kalkmaz ilk yapılması gereken bulunduğunuz odanın camını açarak odada bulunan kötü havanın dışarı çıkmasını sağlamak yerine ise dışardan bol oksijenli temiz havanın içeriye girmesine vesile olmaktır.bunun sayesinde geceden vücudunuzda oluşan dirençsizlik gidecek güne daha zinde ve formda bir vücutla girmiş olacaksınız.Temiz oksijen sayesinde vücudunuzun kan dolaşımı hızlanacak ve daha ilk dakikalardan kendinizi daha mutlu ve dinamik hissedeceksiniz.</p>
<p>Daha sonra ayakta dik bir pozisyonda durarak sağ dirseğinizi sol dize, sol dirseğinizi de sağ dize değdirmeye çalışın. Yaklaşık bir iki dakika bu hareket kombinasyonunun uygulayarak egzersize çok iyi bir başlangıç yapmış olursunuz.Yapmış olduğunuz bu basit hareket sayesinde metabolizmanızın dengelenmesi sağlanacaktır.Uyurken insanların ağzında gece toksinler oluşmaktadır ve sabah kalktığınızda bu kötü koku sayesinde kendinizi mutsuz hissedebilirsiniz.Ağzınızı 2-3 kere çalkaladığınız zaman hem geceden oluşan bu toksinlerin giderilmesini sağlamış, hemde daha iyi bir tat ve  daha iyi bir his kazanmış olursunuz.Nefes yollarınızın açılması için körük nefes uygulamasını yapmalısınız.3-4 kere seri bir şekilde içinize nefes çekip aynı şekilde dışarı nefesi vererek bu sayede zihninizin açılmasına yardımcı olmuş olursunuz.Gördüğünüz gibi sabah yapacağınız 2-3 basit egzersiz hareket sayesinde kendinizi mutlu hissetmeniz hiçte zor değil.Bence herkesin yapması gereken son derece yararlı hareketler&#8230;.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/11/gune-zinde-ve-dinamik-baslamanin-puf-noktalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Epilepsi ( SARA ) Hastalığı Hakkında Bilmemiz Gerekenler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/11/epilepsi-sara-hastaligi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=epilepsi-sara-hastaligi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/11/epilepsi-sara-hastaligi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 10:01:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Epilepsi]]></category>
		<category><![CDATA[Epileptik nöbetler]]></category>
		<category><![CDATA[Nöbetler]]></category>
		<category><![CDATA[Sara]]></category>
		<category><![CDATA[Sara hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1175</guid>
		<description><![CDATA[

Tıbbi ismi Epilepsi günümüzde ise sıkca kullanılan sara hastalığı gecici bilinç kaybı yaşanmasına yol açan bir durumun belirmesidir.Beslenme bozuklukları veya herhangi bir cerrahi operasyon sonunda ve insanın doğuşundan itibaren oluşan bozukluklar neticesinde epilepsi hastalığı  insan vücudunda baş göstermektedir.Epilepsi hastalığı bilinç kaybı sonucunda beyni giden damarlarda yeteri kadar oksijenin bulunmaması sonucu beyinin tam olarak işlevini yerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1176" title="epilepsi_vital" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/epilepsi_vital.jpg" alt="epilepsi_vital" width="422" height="513" />Tıbbi ismi Epilepsi günümüzde ise sıkca kullanılan sara hastalığı gecici bilinç kaybı yaşanmasına yol açan bir durumun belirmesidir.Beslenme bozuklukları veya herhangi bir cerrahi operasyon sonunda ve insanın doğuşundan itibaren oluşan bozukluklar neticesinde epilepsi hastalığı  insan vücudunda baş göstermektedir.Epilepsi hastalığı bilinç kaybı sonucunda beyni giden damarlarda yeteri kadar oksijenin bulunmaması sonucu beyinin tam olarak işlevini yerine getirememesidir ve bu durum baş gösterdiğinde birey sara krizi geçirir.</p>
<p>Bir insanın epilepsi hastalığına yakalanıp yakalanmadığı ancak uzman kişiler tarafından anlaşılır.Kriz anında hastanın yanında olan doktor krizin Epilepsidenmi yoksa başka bir rahatsızlıktanmı olduğunu kesin anlayabilmektedir.Sara krizini epileptik nöbetler adında adlandırabiliriz.Kişi epileptik nöbetler sonucunda olayı hatırlamayabilir.Buna kısa süreli epileptik nöbetler denilmektedir.Uzun süren epileptik nöbetlerde iyileşme oranı azdır.Fakat kısa süreli epileptik nöbetlerin tedavisi sonucu bu rahatsızlığın tekrar baş göstermesi az rastlanan bir durumdur.Araştırmalar 1000 kişiden 4-12 kişinin kronik epilepsi hastalığına yakalandığını göstermektedir.Epilepsinin yarıya yakını 4-5 yaş arasında bu hastalığa yakalanmaktadır.Epilepsinin tedavisi ilaçla mümkündür ve uzman bir hekim tarafından kontrolden geçirildikten sonra bu hastalığa yakalandığına karar verilen hastaya ilaç tedavisi uygulanır.Eğer nöbetler 1 kaç yıl arka arkaya görülmezse doktor kontrolünde ilaçların azaltımı ve kesimi denenebilir.Nöbetler tekrarlamazsa ilaç kullanımına son verilir,tekrarlarsa tedaviye yeniden başlanır.Epilepsi hastalığına yakalanan bir insan her ne kadar normal yaşantısına almış olduğu ilaçların sayesinde devam etsede yakınları tarafından geceleri tek bırakılmamalı ve her zaman göz önündü bulundurulmalıdırlar.Keza yakın bir zamanda bu hastalık yüzünden çok genç yaşta bir akrabamı kaybetmiş bulunmanın üzüntüsünü yaşamaktayım.Tek başına evde bırakılan bu akrabam gece uyurken geçirmiş olduğu nöbet sonrası bayılmış ve beyine giden damarların oksijensiz kalması sonucunda da şuurunu ve bilinçini kaybederek yere düşmüştü.Dilinin soluk borusuna kaçması sonucu ise yaşamını kaybetmişti.Çok genç yaşta kaybettiğim bu akrabanın üzüntüsünü hala yaşamaktayken böyle durumların yaşanmaması için umarım bu yazının faydalı olacağını ve ailesinde veya çevresinde böyle bir hastalığa yakalanan birisi olan her bireyin artık önlemini alacağını ümit ediyorum.</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/11/epilepsi-sara-hastaligi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bel Ağrısı Hakkında Bilmemiz Gerekenler&#8230;</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/09/bel-agrisi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=bel-agrisi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/09/bel-agrisi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 11:11:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fuat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bel ağrısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1162</guid>
		<description><![CDATA[

 Bel ağrısı günlük yaşantımızda çok sıkca görülen ve toplumumuzda %65 oranlarında boy gösteren bir sendrom haline gelmiştir.Bel ağrısının türlü nedenleri vardır.bel kayması  bel fıtığı bunlara     ilk örnek olarak gösterilebilir.insanların sağlığına dikkat etmemesi ve stres,bedeni yoracak ağır cisimlerin taşınması,ters ve yanlış hareketlerin yapılması,oturuş biçimlerinin sağlığımıza elverişsiz şekilde olması bu bel ağrısını tetikleyen en önemli nedenlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: left;"><img class="alignleft size-full wp-image-1171" title="bel-agrisi1-4675" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/bel-agrisi1-46751.jpg" alt="bel-agrisi1-4675" width="385" height="519" /> Bel ağrısı günlük yaşantımızda çok sıkca görülen ve toplumumuzda %65 oranlarında boy gösteren bir sendrom haline gelmiştir.Bel ağrısının türlü nedenleri vardır.bel kayması  bel fıtığı bunlara     ilk örnek olarak gösterilebilir.insanların sağlığına dikkat etmemesi ve stres,bedeni yoracak ağır cisimlerin taşınması,ters ve yanlış hareketlerin yapılması,oturuş biçimlerinin sağlığımıza elverişsiz şekilde olması bu bel ağrısını tetikleyen en önemli nedenlerden sayılabilir.Bel ağrısı her an ve herkeste baş gösterebilir.Yani bel ağrısının herhangi bir yaş ortalaması veya sınırlaması yoktur.Günümüzde bel rahatsızlığından 15 yaşındaki bir gencin bile ameliyat olduğunu duymamız bu hastalığın ister istemez yaygın bir hastalık olduğunu kabul etmemizi sağlamaktadır.Halbuki sağlığımız hakkında biraz bilinçli davransak belkide istenmeyen bu bel ağrılarına çözüm bulmakta hiçte geç kalmamış olacağız.Bel ağrısı dediğimiz olay gerçekte sırtımızda bulunan omurgaların yıpranması ve zorlanmalara karşı kasılması sonucu  oluşan rahatsızlıkların bedenimizce hissedilmesidir.Otururken dik oturmayışımız,yürürken dik yürümeyişimiz,bir ağırlık veya yük taşırken yükü eşit parçalara bölmeden güç gösterisi yapar misali tek tarafa yüklenmemiz,yatarken yatış pozisyonumuzun sağlığımıza ters bir şekilde olması,belimize fazla yüklenerek ani yapılan dönüşler,eğilirken diz kapaklarımızı kırmadan belimizden eğilmemiz&#8230;vs.birçok neden belimizin ve sırtımızda bulunan omurgalarımızın kasılmasına neden olmakta ve bunun sonuçunda sırt ağrısı vel ağrısı dediğimiz sağlık vakalarını doğurmaktadır.Bir kişinin belinde ağrılar söz konusu olduğunda olayın ciddiyetine varılmalı ve hemen uzman bir doktorun kontrolünden geçirilmelidir.Umursamadığımız bir bel ağrısı tedavisi son derece basit iken bizim ihmalkarlığımız sonucunda ameliyat olmamıza kadar varacak sorunları beraberinde getirebilir.Zamanında müdahale söz konusu olduğunda ağrılarımızın nedeni araştırılarak bize en uygun tedavi yöntemi uzman doktorlar tarafından seçilir.Örneğin belimizdeki kasların kasılması sonucu rahatsızlık yaşadığımız anlaşılırsa kas gevşetici kremler önerilerek istirahat etmemiz istenebilir.Bu sayede rahatsızlığımızdan en kısa sürede kurtulabilir günlük yaşantımıza bir an önce başlayabiliriz.Ancak kullandığımız kremlerin mide ve bağırsak üzerindeki yan etkileri iyice araştırılmalı ve bir sağlık sorununu çözelim derken diğer yandan bir başka sağlığımızın bozulmasına neden olmamalıyız.Eğer bel ağrımızın omurgalarımızda bulunan disklerde meydana gelen bir zedelenmeden kaynaklandığı tespit edilirse ameliyat söz konusu olabilir.Böyle durumlarda doktorlar eskisi gibi hastaların uzun süreli yatak tedavisi yapmaları yerine daha çok ayakta kalmalarını ve yürüyüş ve eğzersizlerle vücudun drencini sağlamayı belimizin her geçen gün dahada iyiyi gitmesini istemektedirler.Belimizdeki Ağrılarda ameliyatlık bir durum söz konusu değilse doktorlar tarafından fizik tedavi yöntemide önerilebilir.Bu yöntem ile uzman kişiler tarafından verilen eğzersiz hareketlerinin yapılması sonucu sağlığımıza en kısa sürede kavuşmamız içten bile değildir.Bu eğzersizler sayesinde belimiz her geçen gün kuvvetlenmekte ve ağrılar gün geçtikce azalmaktadır.Bende bel ağrısı çeken mağdurlardan birisi olarak bu sağlık sorununun üstünde durulması gerektiğini yoksa ağrılarımızdan kurtulmanın başka hiçbir yöntemi olmadığını size duyurmak isterim.sağlığımız elimizdeki en büyük hazinemiz ve ona biz sahip çıkacağız.Sağlığımızın kıymetini bilelim.Birşeyler için zaman geçmeden önlemlerimizi alalımki çok geç olmasın.Herkese mutlu sağlıklı güzel günler&#8230;..</p>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/09/bel-agrisi-hakkinda-bilmemiz-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalp krizinin ilk belirtileri</title>
		<link>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/kalp-krizinin-ilk-belirtileri.html?utm_source=rss&amp;utm_medium=rss&amp;utm_campaign=kalp-krizinin-ilk-belirtileri</link>
		<comments>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/kalp-krizinin-ilk-belirtileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 10:18:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nht</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blog.dogalguc.net/?p=1142</guid>
		<description><![CDATA[

Prof. Dr. Sertaç Çiçek, sizin veya sevdiklerinizden birinin kalp krizi geçirmesi halinde hazırlıklı olmanıza yardımcı olacak pratik önerilerde bulunuyor. Kalp krizi birçok insanda kademeli şekilde başlar. Kriz başlangıçta biraz ağrı veya rahatsızlık hissettirir. Gerçekte, kalp krizi belirtisi olup olmadığını dahi fark edemeyeceğiniz kadar hafif ve algılanması güç düzeyde olabilir. Prof. Dr. Çiçek bu nedenle kalp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<!-- google_ad_section_start -->
<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1147 aligncenter" title="Kalp Krizi" src="http://blog.dogalguc.net/wp-content/kalpkrizi5.jpg" alt="Kalp Krizi" width="520" height="240" /><strong>Prof. Dr. Sertaç Çiçek</strong>, sizin veya sevdiklerinizden birinin kalp krizi geçirmesi halinde hazırlıklı olmanıza yardımcı olacak pratik önerilerde bulunuyor. Kalp krizi birçok insanda kademeli şekilde başlar. Kriz başlangıçta biraz ağrı veya rahatsızlık hissettirir. Gerçekte, kalp krizi belirtisi olup olmadığını dahi fark edemeyeceğiniz kadar hafif ve algılanması güç düzeyde olabilir. <strong>Prof. Dr. Çiçek </strong>bu nedenle kalp krizini işaret edebilen belirtilere dikkat çekiyor:</p>
<p>Birkaç dakikadan daha uzun süren veya başlayıp sona eren ardından yeniden başlayan ve özellikle göğüs kafesinin ortasında oluşan bir rahatsızlık. Bu huzur-suzluk rahatsız edici bir baskı, ağırlık veya sıkışma şeklinde hissedilebilir.</p>
<ul>
<li>Tek veya her iki kolda, sırtta, midede ağrı ya da rahatsızlık. Muhtemelen çene ağrısı.</li>
<li>Nefes darlığı.</li>
<li>Diğer muhtemel kalp krizi belirtileri içerisinde soğuk terleme, bulantı ve baş dönmesi yer alır.</li>
</ul>
<p><strong>LİSTE OLUŞTURUN</strong></p>
<p>Kalp krizi yaşanması halinde, olaya biraz hazırlıklı olmak kalp krizi geçiren kişinin yaşamının kurtarılmasına yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Çiçek</strong>’’in böyle bir duruma karşı önlem olarak hazırlanmasını önerdiği telefon listesi şöyle:</p>
<ul>
<li>Aile hekiminiz</li>
<li>En yakın hastane,</li>
<li>Ambulans hizmetleri</li>
<li>Liste evinizde telefona yakın bir yerde bulundurulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Belirtileri meydana gelmeden önce yapılabilecekler ve yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ise kalp krizine karşı alınabilecek önlemlerin en önemli adımıdır. Kalp krizini önlemek için yaşam tarzında yapılacak değişiklikler;</p>
<ul>
<li>Sigara içmeyin.</li>
<li>Yağ, kolesterol ve tuz içeriği düşük yemekler yiyin.</li>
<li>Kan basıncı ve kolesterol takibi için doktorunuzu düzenli aralıklarla ziyaret edin.</li>
<li>Orta şiddette ve düzenli aerobik egzersizi yapın. Durağan yaşam tarzı süren, 50 yaşının üzerindeki insanlar egzersiz programına başlamadan önce doktor kontrolünden geçmelilerdir.</li>
<li>Aşırı kilolu iseniz kilo verin.</li>
<li>Doktorunuz düzenli şekilde düşük doz aspirin almanızı önerebilir. Aspirin kanın pıhtılaşma eğilimini azaltarak kalp krizi riskini de azaltır.</li>
</ul>
<p><strong>Sigorta bilgileriniz hazır mı?</strong></p>
<p>Kalp krizi hiç beklenmedik bir anda gelse de, hastaneye giderken yanınızda götüreceklerinizi bilmek işinizi de kolaylaştıracak. İşte hastaneye giderken götüreceklerinizin listesi:</p>
<ul>
<li>Kullandığınız tüm ilaçlar ve dozları</li>
<li>Bilinen tüm allerjileriniz</li>
<li>Sigorta bilgileri</li>
<li>Acil durumda irtibata geçilecek aile fertleri</li>
<li>Acil personelinin faydalı bulacağı diğer her tür bilgi (geçirmiş veya geçirmekte olduğunuz diğer hastalıklar gibi.</li>
</ul>
<blockquote><p>Alıntı: http://saglik.haber.pro/haber-Kalp-krizinin-ilk-belirtileri-nelerdir-22412.html</p></blockquote>
<!-- google_ad_section_end -->
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blog.dogalguc.net/2010/03/01/kalp-krizinin-ilk-belirtileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
