Genel Sağlık

Genel Sağlık Konuları Hakkında Detaylı Bilgiler

dogalguc.net Haftanın ürünü

Vücudumuzu yeteri kadar tanıyormuyuz?

Vücut Ağırlığımızı Biliyormuyuz?

Birçok insanın vücut ağırlıkları zihinlerini meşgul eder. Bütün kadınların yarısından daha fazlası ve erkeklerin üçte birinden daha fazlası biçimleri, ölçüleri ya da beden ağırlıklarından memnun değildir. Bu takıntılar, genç nüfus arasında bile oldukça yaygındır. Birçok durumda, insanlar kendilerini diğerlerinin onları gördüklerinden çok daha kötü durumda görürler. Bu konuyla ilgili ne yapabiliriz?

Vücut ağırlığı yaşam boyu sabit midir?

Doktorun muayenehanesinin duvarında asılı bulunan ya da bir kitapta gösteri­len grafiğe dayalı sabit bir vücut ağırlığına odaklanan birçok insan vardır. Bazıları, bu sayıların sabit olduğuna ve bir yetişkinin kilosunun yaşamı boyunca değişmemesi gerektiğine inanır. Yirmili yaşlardaki vücut ağırlıklarının otuzlu, kırk­lı ve daha sonraki yaşlarda değişmeden kalması gerektiğini düşünürler.

Sabit bir sayıya odaklanmak, vücut ağırlığı ile ilgili yaşam boyu devam ede­bilecek olan takıntıları geliştirmenin ilk adımı olabilir. Çoğu kez insanlar, evlendik­leri zaman ya da çocuk sahibi olmadan önce hangi kiloda oldukları üzerinde dururlar. (Bu rakamları açık bir biçimde hatırlayabilmemiz tuhaf değil mi?) Bu takıntı, yaşamınızı ele geçirebilir, sağlıkla ilgili sorunlara ya da depresyona yol açabilir ve sizin genel sağlığınızı olumsuz etkileyebilir.

İdeal olana kim karar verir?

Bir kişinin “ideal” ağırlığını belirleyen eski ölçümler, bir sigorta şirketinin oluşturduğu boy/ağırlık şemasını temel alıyordu. Çizelgeler, en uzun ömürlü sigor­talı kişilerin boy ve ağırlık oranlarını temel alarak oluşturulmuştu. Genellikle biri, on dokuz yirmi dört yaş arasındakiler ve diğeri, otuz beş yaş ve daha yaşlı olanlar için iki şema kullanılırdı. İnsanlar, bu şemalardan boy ve yaşlarına bakarlardı. Şemalar, kişinin “ideal” olduğu otta noktaya düşmesi gereken aralığı verirdi.

Yıllar geçtikçe boy/ağırlık şema ölçümlerini belirleyen sağlık araştırmacıları ve beslenme uzmanları, bu ölçümlerin olması gerektiği gibi doğru olmadığını fark ettiler ve bu sayılar, yağ dağılımını içeren en uygun beden kompozisyonunu göz önünde bulundurmuyordu. Birçok insan, şemadaki sayılara çok güveniyordu ancak gerçekte bu sayılar her zaman bir bütün olarak nüfusumuzun en iyi ölçümü değildi.

diz kireçlenmesi ve tedavi yöntemleri

Dizde Kireçlenme

kireçlenme veya artrit diz eklem kıkırdağının parlak ve pürüzsüz yapısının bozulması ve eklemin işlevlerinin bozulmasıdır. kireçlenmelerde kıkırdakla beraber menisküslerde yırtıklar, kemik çıkıntıların oluşumu da genellikle birlikte olur. kireçlenen dizde ağrı başlar. vakit içerisinde eklem hareketleri kısıtlanır ve kireçlenme ilerledikçe bacaklar eğrilmeye başlar.

kireçlenmede hastalar ilk olarak ağrıdan yakınırlar. ağrı başlangıçta uzun ayakta kalındığında, yürüyüş sonrası başlar, dinlenince ve basit ağrı kesicilerle geçer. zaman geçtikçe ağrı daha kısa aktivitelerle başlar ve daha uzun sürer. basit ağrı kesiciler etki etmemeye başlar. daha da ilerleyince ağrı devamlı bir hal alır ve hiçbir ilaç ile kontrol edilemez. ağrıyla birlikte hastaların hayat standartı düşmeye başlar. hastalar önce uzun yürüyüşler gibi aktivitelerini azaltır. zaman geçtikçe hastalar alışveriş, dost ziyaretlerini yaparken zorlanmaya başlar. en ileri dönemlerde hastalar zorunlu ihtiyaçlarını bile güçlükle giderirler.

dizde kireçlenme diz kapağı kemiğinin altına veya ana eklemde (uyluk kemiği ile kaval kemiği arasındaki eklem) veya her ikisinde de olabilir. diz kapağı altındaki kireçlenmeleri belirgin hastalar düz yolda yürürken yakınmalar nispeten daha az iken, merdivenlerde, oturup- çömelip kalkarken belirgindir. ana eklem sorunlarında ağrı ayakta kalındığında ve yürüyüş sırasında belirgindir.

kireçlenme ilerleyici bir hastalıktır. yakınmalar vakit zaman azalır veya geçerse de yıllar içerisinde sorunlar artacaktır.

kireçlenme tanısı doktorunuz tarafından anlattıklarınız, ayakta çekilen diz röntgenleri, diz kapağı röntgenleri ile konulur. başlangıç dönemlerindeki kireçlenmelerde mr incelemeler de faydalıdır. şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir; hastaların şikayetleriyle röntgen bulguları her vakit uyuşmayabilir. zaman zaman röntgenleri çok kötü olan hastaların ağrıları az iken, çok şiddetli ağrıları olan hastalarda röntgenler nispeten iyi olabilir.

Kireçlenmede Tedavi

kireçlenmede tedavi hastanın radyolojik bulgularına değil şikayetlerine yönelik planlanmalıdır. hastanın ağrısını geçiren ve hayat standartını düzelten en basit tedavi en doğru tedavidir denilebilir.

Başlıca uygulanan tedaviler;

1. Kilo verilmesi

hastaların uygun kilolarına inmesi dize binen yükleri azalttığından hem hastalığın ilerlemesini azaltır hem de uygulanan tedavi yöntemlerinin etkinliğini ve süresini arttırır. kilo verirken bir iyetisyen kontrolünde kilo verilmesi tavsiye edilir. uygulanan diyetlerde uzun sürede yavaş kilo verilmesi tavsiye edilmektedir. unutmayın ayda 1 kilo vererek 2 yılda 20 kilo zayıflayabilirsiniz. kireçlenme gibi uzun dönemli bir hastalıkta buna zamanınız vardır.

65 yaş üstünde rejim teorik olarak önerilmez. ancak sıkı bir tıbbi kontrol altında çok yavaş kilo verdirilen rejimler kullanılabilir.

2. Egzersiz ve yürüyüş;

kireçlenmesi olan hastalar yürüyüş yapabilir. bu konuda kimi hekimler yasak uygularken kimi hekimler yürüyüş önermekte ve hastaların kafaları karışmaktadır. burada en önemli ölçüt ağrıdır. yürüyüş sırasında ve sonrasında ağrı yapmayan uzaklıkları her gün yürüyebilirsiniz. ağrınız oluyorsa da mutlaka zorlamayın.

ağrı ölçütü tüm sportif aktivitelerde geçerlidir. örneğin klasörde kireçlenmesi olan kişiler ağrı yapmadığı sürece tenis, golf gibi sporları yapabilirler. ağrı yaptığı vakit etkinliklerinin süresini azaltarak yapmaya devam edebilirler.

eğer sportif bir etkinlik yapmak diliyorsanız ya da yürüyüş yapamayacak kadar ağrınız varsa salon bisikletleri çok etkili bir egzersiz aletidir. salon bisikletinizi seçerken klasik bisiklet modeli yerine pedalın oturma yerinin önünde olduğu modellerin seçilmesi hem daha ileri yaşlarda da kullanma olanağı verir hem de bel problemleri olasılığını azaltır.

3. Ağrı kesici ilaç tedavisi;

ilaç olarak ağrı kesiciler ilk tercihlerdir. parasetamol, aspirin gibi basit ağrı kesiciler başlangıçta son derece etkilidir. lezyon hızla ilerleyerek son derece komplike sorunlar gelişebilir.

2. 45-55 yaş arası – bu yaş grubu kireçlenmeler genellikle geçirilmiş kırıklar, diz operasyonları, romatizmal hastalıklara bağlıdır. işlevi ileri derecede bozan romatizmal hastalıklara bağlı kireçlenmelerde protez seçeneği kullanılabilir. diğer hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. yanıt elde edilmediği durumlarda artroskopik cerrahi ve/veya yönlendirme cerrahileri kullanılabilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir.

3. 55-65 yaş arası – hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. yanıt elde edilmediği durumlarda artroskopik cerrahi ve/veya yönlendirme cerrahileri kullanılabilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir.

4. 65 yaş üzeri – hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir. bu yaş grubunda hafif kireçlenmelerde veya diz kapağı altı kireçlenmelerde artroskopik cerrahi tatbik edilebilir.

kaynak: istanbul ortopedi grubu

uyku_apnesiRamazanda Uyku Düzeni

Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, Ramazan’da uyku düzeninin bozulmaması için önerilerde bulundu. Bir beyin fonksiyonu olan uyku, her sağlıklı kişinin yaşadığı periyodik bir eylemdir. İnsan hayatının 1/3’i uyuyarak geçmektedir. Uyku süresi, sağlıklı kişilerde farklılıklar göstermekte ve 4-11 saat arasında değişmektedir. Bu süreyi genetik özellikler belirlemektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalara göre insanların yüzde 75’i, 7-8 saat uyumaktadır. Uykuya dalma ve uyanma saatleri de kişiye özgü durumlardır.

Ramazan’da Uyku Düzeni Bozukluğu Hırçınlık Yapıyor

Ramazan ayında oruç tutan kişilerde uykunun zamanlaması ve süresi önemli değişikler gösterdiği için, bu ayda uyku sorunları daha çok ortaya çıkmaktadır. Sahur ve iftar saatleri yemek zamanlarını değiştirmesinin yanı sıra, uyku düzenlerini de etkilemektedir. Ramazan ayında kişilerin uykuya dalma süreleri uzamakta ve toplam uyku süresi azalmaktadır. Gece uykusunda olan bu değişiklikler, kişinin sabahları yorgun ve dinlenmemiş olarak uyanmasına neden olabilmektedir. Bu durum, gün içerisinde uyuklamalar, dikkat ve konsantrasyon bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir. Ramazan’da uyku düzeni bozulan kişilerde sinirlilik, endişe ve hırçınlık gibi şikayetler de olabilir.

Çay ve Kahve Tüketimi Uyku Düzenini Bozuyor

Ramazan’da, iftar ve sahurda tıka basa yemek yemek, uyku düzenini etkileyen bir başka önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Sigara içen, “gündüz daha dinç tutar” olurum” düşüncesiyle yoğun bir şekilde kahve ve çay tüketen kişilerde, uyku bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle; sigara, çay ve kahveyi mümkün olduğunca az tüketmek; adaçayı, ıhlamur, rezene gibi bitki çaylarının tüketimine ağırlık vermek uyku düzeni üzerinde olumlu etki yapacaktır. Ramazan ayı süresince ortaya çıkan ve sağlığı etkileyebilecek uyku bozukluklarını ve onun yol açtığı yakınmaları en az düzeye indirmek için;

  • Toplam uyku süresini Ramazan öncesinde olduğu gibi tutmaya çalışın.
  • Sahurdan sonra uykuya dalma süresinin iki saati geçmemesine özen gösterin. Çünkü sahurdan sonra en az iki saat uyuyacağınız sağlıklı uyku, o günü dinç ve enerjik geçirmenize yardımcı olacaktır.
  • İftar ve sahurda hızlı yemek yemekten kaçının. Ramazan ayı özellikle sıcakların yoğun bir şekilde yaşandığı bu döneme denk geldiği için, sıvı tüketimine özen gösterin. İftar ve sahurda yeterli miktarda su için.
  • Şişkinlik ve gaz yapıcı gıdalardan kaçının. Mümkün olduğu kadar ağır,yağlı, acılı ve baharatlı yemekler tüketmemeye özen gösterin.
  • İftar sonrası hafif egzersiz ve yürüyüşler yapmanız, sağlıklı bir uyku uyumanıza yardımcı olacaktır.
  • Uyku öncesi olabildiğince sakin kalmaya çalışın. Heyecan ve sıkıntı verici televizyon programları izlemekten kaçının, gazete haberlerini okumamaya çalışın. Hararetli konuşma ve tartışmalar yapmamaya özen gösterin.
  • Uyku süresinin azalmasının ve uyku düzeninin bozulmasının, günlük fonksiyonları etkileyebileceğini unutmayın. Bu nedenle tehlike yaratabilecek araç-gereçle çalıştığınız bir işiniz varsa, özellikle uykunuza özen gösterin.
  • Akşama doğru yorgunluk, sinirlilik, dikkatsizlik ve unutkanlık hissediyorsanız, bunların uyku bozukluğu ve açlığın yol açtığı sorunlar olduğunu hatırlayın. Mümkünse kısa sürelerle vücudunuzu ve zihninizi dinlendirmeye çalışın.

Kaynak : Sagligimicinhersey.com

karınağrısıKarın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden gelen lifler ile aynı demet içinde taşınan iç organlardan gelen sinir lifleri gruplaşarak ilgili beyin kısmına giderler. Bu şekilde iç organlarda meydana gelen tıkanma, gerinme tarzı duyular yakın deri bölgesinde ağrı olarak belirti verir. Buda böbreklerimizin kapsülünde meydana gelen gerilme sonucu yan ağrısına, midemizde meydana gelen ülseratif erozyonlar sonucunda göbek üstü kısmında ağrılara neden olur.

Göbek deliğinin hemen üstünde yaygın olan ağrıların nedenleri sınırlıdır. Genel olarak mide kaynaklı olan ağrılarda şikâyetler burada belirti gösterir. Özellikle yanma, baskı hissi, sıkışma hissi tarzı ağrılar olabilir. Bazen göbek üzerinden yukarı doğru giden düzlemsel bir hat izleyen anma hissi eşlik edebilir. Bu durumda mide ile yemek borusu bileşkesinde bulunan sfinkter adı verilen kapıların yapısının bozulması nedeni olan Reflü dediğimiz bir hastalık söz konusudur. Aslında Reflü kaçak demektir. Vücudun bazı organlarında da olabilir.

Bazen Kalp Krizine bağlı sıkışma, yanma, göğüste bası hissi sadece göbek üstü kısımda da olabilir. Ancak kalp krizi ağrısı genel olarak göğüs üzerinde, sola kola, sırta bazen çeneye vuran, basit ağrı kesiciler ile geçmeyen ve sürekli olan, beraberinde ölüm korkusu, nefes darlığı, terleme olan durumdur. Ancak özellikle şeker hastalarında Kalp Krizi Ağrı yapmayabilir.

Karnın sağ tarafındaki ağrılar genel olarak Akciğer alt kısmı, Karaciğer, Safra Kesesi nedeni olan ağrılardır. Safra kesesinde taş, Karaciğer Siroz hastalığı en sık rastlanan durumlardır. Genel olarak böbrek ile ilgili rahatsızlıklar göbek yan kısmında ağrı yapabilir ancak daha çok göbek hizasında ancak yanlarda olan bazen yan taraftan sırta kadar vuran ağrı olarak belirti verir. Safra kesesi ile ilgili ağrılar genel olarak ağır, yağlı yemeklerden sonra belirginleşir. Böbrek hastalıklarından enfeksiyonları bir kenara bırakırsak böbreğin taş hastalığı bazılarına göre doğumdan beter ağrılara neden olur.

Taş hastalığının tedavisi geçici olarak Acilde rahatlama yapıldıktan sonra taş boyutuna göre taşın düşmesini beklemek, taş büyük ise kırılarak düşebilecek boyutlara küçültmek, ameliyat ile almak şeklinde özetlenebilir.

Göbek deliği üzerindeki ağrılara gelince, iç organların hepsinin ağrısı buraya vurabilir. Ancak genel olarak orta bölgedeki ağrılar barsak gazları ile meydana gelen ağrılardır. Aslında aşırı barsak gazları ile meydana gelen ağrılar tüm karında hissedilir. Bazen o kadar şiddetlidir ki Kalp Krizi geçiriyor sanırsınız.

Özellikle merak edilen konu sanırım Apandisit’tir. Apandisit barsak içindeki kör barsak diye bileceğimiz kısmın çeşitli nedenlerden dolayı tıkanması sonucu mikroplar ile enfeksiyon kapmasıdır. Apandisit ağrısı aslında çok tipiktir. Önce göbek üzerinde başlayan ağrı, ağrı kesici kullanılmamışsa hiç kesilmeden devam ederek zaman içinde göbek sol yan kısmına doğru yer değiştirir. Göbek deliğinin sol yan kısmında sabit kalır. Çok şiddetlidir, beraberinde ateş vardır. Ancak ne yazık ki her hastalık gibi bu hastalıkta farklılıklar gösterir. Bazen uzman doktorlar bile tanı koymakta zorlanabilirler.

Göbek alt kısımdaki ağrılar genel olarak üriner sistem ile ilgili hastalıklardır. Böbrekten aşağı kadar inmiş taşın yanı sıra, alt üriner sistem (idrar yolu hastalıkları demek istiyorum) hastalıklarında da göbek alt kısmında ve özellikle kasık kısımlarında ağrılar olabilir.
Bahsettiğim genel hastalıklar dışında Pelvik İnflamatuar Hastalık, Kanserler, Barsak Tıkanmaları, Over Hastalıkları (Yumurtalık Hastalıkları) gibi birçok hastalık kendilerine yakın bölgede ağrı yapar.

Ağrı korkulması gereken değil dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bir hastalığın belirtecidir. Dikkat edilmeli ancak her ağrı için telaşa kapılmamalıdır.

Sağlıklı ve mutlu günler

gözsağlığı45 yaş civarında başlayan yakın görme bozukluğu presbiyopi olarak adlandırılır. Presbiyopinin düzeltilmesi hipermetrop hastalarında olduğu gibi + camlar ile yapılır. Bu camlar bir cins büyüteç vazifesi görürler.

Son zamanlarda presbiyopinin cerrahi yöntemler ile düzeltildiği yönünde yayınlar göze çarpmaktadır. Hâlbuki cerrahi yöntemler, presbiyopi için ancak geçici çözüm oluşturabilirler.

Her dokumuz gibi, gözümüz de seneler içinde ihtiyarlayan bir uzvumuzdur. Hatta yaşlanmaya 14 yaşında başladığına göre, belki de en erken ihtiyarlayan organımızdır.

Kişi 40 yaşına gelince, gözümüzün içindeki lens esnekliğini kaybettiği için yakında görme zorluğu başlar. Bu nedenle desteğe ihtiyaç duyar, göz doktorları da sizlere yardımcı olmak amacı ile yaşınızla orantılı olarak artan hipermetrop camlar verirler.

Yani uzağı görmede hiçbir problemi olmayan kişiye, 45 yaşında + 1.50 olan desteğimiz 50 yaşında +2.00, 55 yaşında +2.50, 60 yaşında +3.00, 65 yaşında +3.50 olarak artar. Tabi bu yazdıklarım kişiden kişiye küçük değişiklikler gösterir, astigmat veya başka bozukluğu var ise onların da düzeltilmesi için ayrı hesaplamalar gerektirir.

Yukarıdaki paragrafta gördüğünüz üzere eğer 45 yaşında yakın görmeniz düzeltilmiş ise, birkaç sene sonra gene bozulacaktır. Yine düzeltildiği zaman, ileride tekrar destek gerekecektir. Demek ki ilerleyen bir numara karşısında cerrahi müdahale ancak geçici bir süre çözüm olacaktır !

Bazı doktorlar, hastanın bir gözünü uzağa, bir gözünü yakına odaklamayı önermektedirler. Bu son derece yanlış bir yöntemdir. Çünkü iki göz arasındaki derece farkı sizin derinlik hissinizi yok edecektir. Bu nedenle, örneğin araba kullanırken önünüzdeki arabanın mesafesini doğru algılayamayacaksınız ve kaza yapma riskiniz artacaktır. Veya masadan bardak alırken mesafesini tam ölçemeyeceğiniz için istemeden bardağı devirebileceksiniz. Benzer hatalar yaşamak istemiyorsanız, yakın görmenizi hele bu yöntem ile hiç düzelttirmeyin.

Bazı cerrahi yöntemler gözün içine mercek koymayı gerektirmektedir. Fakat gözünüzün içinde zaten kendi merceğiniz olduğuna göre, 2. yapay mercek doğal olmayan bir ortama, kendi merceğinizin önüne yerleştirilmek zorundadır. Bu durumda katarakt gelişmesi hızlanabilir, göz tansiyonunuz yükselerek gözünüz kör olabilir. Bu tür cerrahi yaptıracak kişiler, lütfen doktorunuza göz içine konan yakın görme merceklerinin nelere yol açabileceğini sorunuz.

İleride katarakt ameliyatı olacak kişilerde göz içi merceğinin derecesi ayarlanarak uzak görme düzeltilebilinir. Katarakt ameliyatında yerleştirilen hem uzak, hem yakın görmeyi sağlayan merceklerin vazifelerini yapmalarına rağmen, görme kalitesi yalnız uzağı düzelten mercekler kadar başarılı olamamaktadır; bu cins mercekleri tercih edeceklerin bir süre daha beklemelerini önerilmektedir.

ÇOCUKLAREk gıdaların başlanmasından okul çağına kadar çocuklarının iştahsızlığından şikayet etmeyen anne baba hemen hemen yok gibidir. Özellikle anneler kendilerinin uygun gördüğü miktarda yiyecek tüketmeyen çocukarı için çok kolay iştahsız kararını verebiliyorlar. Ilk bir yıl sürekli çocuğunun kilosunda artış izlemeye alışan anne ve baba aşağı yukarı 15.  ayda başlayan iştahsızlığı ile birlikte kilo alımında ilk yıla göre artış göremeyince buna anlam veremiyor.

Çocukların büyüme ve gelişmeleri dönemsel farklılıklar gösterir. Hayatın ilk bir yılı büyümenin en hızlı olduğu dönemdir ve tabii ki kalori ihtiyacı da fazladır. Bir yaşından sonra bu hızlı büyüme artık yavaşlar buna paralel olarak kalori gereksinimi de azalır dolayısı ile eskiye oranla belirgin iştahsızlık gözlenir. Özellikle 15-20. aylar iştahsızlığın en belirgin olduğu dönemdir.
Büyümenin beslenmenin dışında yaş cins metabolizma hızı aktivite durumu genetik psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilendiğini ve her çocukta farklı olabileceğini unutmamak gerekir. En sık karşılaşılan durum anne Ve babalar çocukları ne kadar yerse yesin aldıkları gıdaları yetersiz bulmakta ve çocuklarının yediklerini başka çocukların aldıkları gıdalarla kıyaslamaktadırlar. Bilinmelidir ki çocukların aldıkları gıdaların en az miktarı kadar içeriği de önemlidir. Yüksek kalorili biskuvi çikolata gibi besinler, düzensiz atıştırmalar fast food türü beslenme tarzı öğünlerdeki yemek miktarını etkiler ve yeterli kalori aldığı halde iştahsız görüntüye neden olabilir. Yaşına uygun büyüme gösteren çocuk size iştahsız gibi gelsede o ihtiyacı olan gıdaları alıyor demektir. Ancak iştahsızlıkla beraber kilo alımında duraklama yetersiz gelişme gösteren çocukta sebebin ortaya çıkarılması için doktor kontrolünden geçirilerek gerekli tetkilerin yapılması gerekmektedir. Muayene ile çocuğun büyüme ve gelişme ölçülerinin yaşına uygun olup olmadığı değerlendirilmeli kan sayımı, idrar tetkiki, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri batın ultrasonu gibi basit tetkiklerle organik bir neden bulunmazsa, boy uzaması ve kilo alışı yeterli ise yani çocuğunuz sağlıklı çocuklar için belirlenmiş olan normal boy ve vücut ağırlığı dağılımı içinde ise endişe etmemeli. Her çocuk her şeyi yemeyebilir. Onların da sofrada hazırlanan yemekler arasından seçme özgürlükleri olmalıdır. Süt içmiyor ama yoğurt peynir tüketiyorsa sorun yoktur.Ya da meyveleri seviyor sebze sevmiyorsa bu da kabul edilebilir. Hatta öğün atlaması bile normal kabul edilmelidir. Anne ve babaya iştahsız gibi gelen çocuklar aslında yanlış beslenme alışkanığı olan çocuklardır.
Çocukların iç dünyalarında yaşadıkları duygularda iştahlarını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bilinç altına yerleşmis herhangibir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlığın baskısı onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız çocukta organik nedenler araştırılırken mutlaka
çocuğun ruhsal durumu da değerlendirilmelidir.

SORUNU NASIL ÇÖZEBİLİRİZ?

Öncelikle çocuk sofraya aile ile birlikte oturmalı.Aile çocuğun yemek alışkanlıklarının geliştirilmesinde en etkili ortamdır. Çocuklarda ilk öğrenme yakın çevresindeki bireyleri taklit etme biçimindedir. Anne baba ve kardeşler onlar için en iyi modellerdir. Yemek yeme alışkanlıkları aile sofrasında edinilir. Anne ve babanın sevdiği yiyeceklere karşı istek oluşurken onların sevmediği yiyeceklere tepki gelişebilir. Besinler taze mevsimine gore çeşitlerine özen gösterilerek hazırlanmalı ve çocuğa her besinin yararları anlatılarak onunla birlikte tüketilmelidir.
Düzenli saatlerde öğüne alışması sağlanmalıdır. Öğün aralarında ve yemek öncesinde düzensiz olarak gıdaların alınması, ne yerse kar düşüncesi ile çocuğun arkasında gezerek kaşık kaşık bir şeyler yedirme ve midede sürekli besin bulunması acıkma duygusunun gelişmesini engeller. Sofrada yemediğinde ikinci öğüne kadar aç kalacağını bilen çocukta beslenme düzeni daha çabuk yerleşecektir.
Yemeğin sofrada yenmesini alışkanlık haline getirin.
Besin değeri yüksek, çocuğun severek yediği gıdalar tercih edilmeli, kesinlikle miktar yönünde zorlama yapılmamalıdır.
Kardeşin bitirdi sen hala yemedin gibi kıyaslamalar yapmayın.
Yemesi karsılığında takdir edin fakat ödüle alıştırmayın.
Fazla miktarda inek sutu veya meyve suyu alan çocuklar tok olduklarından diğer gıdalara direnç gösterirler. Ayrıca aşırı süt tüketiminin sonunda oluşabilen anemide yine iştahsızlık nedeni olabilir.
Tabağına yiyebileceği kadar yemek koyun hatta azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğini bitirdikçe onu takdir edin.Çocuğun bireysel gelişimini destekleyin onu sofrada özgür bırakarak kendi kaşığı ile beslenmesine fırsat verin.
Açık havada gezinti yapın ve yemeklerini buralarda yemelerini sağlayın.

yogaGenellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fi­ziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de dü­şük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. An­cak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağ­lıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye ve esnek­liğini artırmaya başlayabilir. Duruş pozisyonlannı kişisel gereksinimlerinize ve formunuza uyarlayarak hamileliğiniz boyunca yoga yapa­bilirsiniz. Bu durum kişiden kişiye değişecektir. Bu yüzden bedeninizle uyum içinde olmanız, ortaya çıkan rahatsızlık verici duruşları belirleyerek onları kendinize uygun bil ha­le getirmeniz gerekir.

Yoganın hamile kadınlara kazandıracağı fiziksel yararlar şunlardır: gücün, kasların, duruşun ve dengenin gelişmesi; kas sisteminin tamamının daha elastik ve esnek olması: hormon üretimini sağlayan salgı bezlerinin uyarılması; kan akışının hızlanması ve dolaşımın iyileşmesi: ve mükemmel nefes kontrolünün sağlanması. Yoga uygulaması sırasında iç organlara da masaj yapılmış olur. Ayrıca mide egzersiz­leri de (bkz sayfa 82-84′e) doğum yaptıktan sonra eski for­munuza kolaylıkla kavuşmanıza yardımcı olacaktır. Yoga­nın uyku bozukluklarını azalttığı ve uykusuzluk hastalığı­na iyi geldiği bilinmektedir. Yaşama pozitif gözlerle bak­manın ve genel anlamda sağlıklı olduğunuz hissinin oluş­masını destekler. Avın zamanda yoga kişisel gözlem yap­mayı öğretir. Yoga yaptıkça sezgisel olarak bedeninizle ve duygularınızla yakın temas halinde olursunuz.
Ancak mükemmel geçen bir hamilelik süreci ve doğum için yoganın tek çare olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Yoga, bu heyecanlı dönem boyunca size yardımcı olabile­cek ve yaşadığınız deneyimin toplam değerini artıracağını umduğumuz bir araçtır. “Doğum” zor bir iştir ve birçok ka­dının doğum yapmakla ilgili yaklaşımları biraz korku ve en­dişe içerir. Bu, oldukça normal bir durumdur ama yoganın hamilelik ve doğum sürecinizi biraz daha kolaylaştırmaya ve bu dönemle ilgili sakin ve kontrollü bir yaklaşım benim­semenize yardımcı olabileceğini umuyorum.

kırmızı-etKırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden olur.

Kırmızı etin yenmesi tamamen zararlı değildir. Haftada bir kez mutlaka yenmeli. Ancak yağları atıldıktan sonra haşlama veya fırında pişirilerek yenmelidir. Kolesterol korkusu nedeniyle hiç kırmızı et yemeyen kişilerde bu defa demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkmaktadır.

Et yemeği yerken yanında pirinç pilavı veya patates kızartması değil, bulgur pilavı, sebze ve salata yenmelidir.

Kebap yaparken de etin yağlarını tamamen temizlemek, pişirirken de eti yakmamak gerekir. Ateş veya alevle etin temas etmesi zararlıdır. Pişirirken yanmış veya kapkara kalmış et veya döner yemeyiniz. Kebap veya dönerin üzerine tereyağı ilave etmenin de sağlığınız açısından zararlı olduğunu unutmayın.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta