Cinsel Sağlık

Cinsellik insan hayatında açlıktan sonra en önemli dürtüdür, sağlıklı bir şekilde yaşanamayan cinsellik kişinin gerek beden ve ruh yapısını, gerekse sosyal yaşamını olumsuz yönde etkilemekte ve bu birçok sorunu beraberinde getirmektedir.

dogalguc.net Haftanın ürünü

hamilelikte_baba2
Genç babanın da hem karısının gebeliği süresince, hem de doğumdan sonra önemli görevleri vardır. Bu görevleri şöylece özetleyebiliriz:

Eşinizi sanki evliliğinizin ilk günlerindeki ince ve zarif haliyle görüyormuş gibi davranın

Sık sık onu sevdiğinizi, gebeliğin kendisine çok yakıştığını belirtin

Karınız bir gün ben herhalde gebeyim derse baba olmayı hiç düşünmüyorsanız bile çok sevinmiş görünüp doktora ilk gidişinizde kesinlikle onunla birlikte olun

Onun karnının şişmesiyle yada göğüslerinin büyümesiyle alay etmeyiniz

Sinirli olduğu ne olursa olsun evden dışarı çıkarıp onun sevdiği şeyleri yapmaya çalışın

Erkek yada kız çocuk istediğinizi hiçbir zaman söylemeyin. Her fırsatta sağlam doğsun yeter, benim için önemli olan senin ve bebeğin sağlığıdır deyin.

Hiçbir zaman keşke bu çocuk birkaç yıl sonra olsaydı gibi sözler etmeyin

Karınızın doğum ve çocuk bakımı gibi kaygılarıyla ne olursa olsun alay etmeyin

Karınızın gebeliği süresince parasal olanaklarınız oranında bebek için bazı şeyler almayı unutmayın.

Erken Boşalma Nedenleri

Erken boşalma nedenleri biyolojik ve psikolojiktir. Er­ken boşalmanın bir çok nedeni vardır, kullandığımız ilacın yan etkisinden, strese kadar fiziksel ve psikolojik bir çok nedeni vardır. Erken boşalmanın nedeni bir veya daha fazla etkenden olabilir.

İlk cinsel deneyimler çoğunlukla erken boşalmayla so­nuçlanır. Bunun nedeni ise tecrübesizlik ve cinsel konular­da bilgisizliktir. Uzun süren cinsel perhiz ve düzensiz cinsel ilişki de erken boşalmaya neden olabilir.

Erken boşalma sağlıklı bireylerde en sık görülen cinsel işlev bozukluğudur. Erken boşalma yaşayan erkeklerin %90-95′inde hiçbir sağlık problemi olmadığı saptanmıştır.

Erken Boşalmanın Sebeplerierken_boşalma_2

1- Fiziksel durumlar erken boşalmaya neden olabilir.
Yorgunluk, Hastalık, İlaç kullanımı (ilaçların yan etkisi), Beslenme (fazla şeker ve şeker türevleri tüketimi), Aşırı uyarılma, Alkolizm ve madde bağımlılığı, İlk cinsel deneyimler, Genç olmak,

2- Psikolojik durumlar erken boşalmaya neden olabi­lir.
Heyecan, Cinsel açıdan baskı altında yetiştirilmek, Pişmanlık, Suçluluk hissi, Partnere aşırı sevgi ve alaka, Stres ve endişe (İktidarsızlık ve performans endişesi), Hastalık kapma korkusu, Gebe bırakma korkusu, Cinsel isteksizlik, Travmatik cinsel deneyimler (cinsel istismara maruz kalma)
Para karşılığı kurulan ilişkiler, Sorunlu giden evlilikler

3- Bazı rahatsızlık ve hastalıklar erken boşalmaya ne­den olabilir
Sempatik sinir sitemi hasarı (abdominal ameliyat sonrası), Pelvik kırıklar, Prostat hipertrofisi, üretrit, polisitemi, Şeker hastalığı, Kalp ve damar hastalıkları, İdrar yolu hastalıkları

Yukarıda saydığımız nedenlerin biri veya bir kaçı erken boşalmanın nedeni olabilir. Erken boşalmanın nedenleri kişiden kişiye faklılık gösterir. Bu nedenler için farklı çö­züm yolları mevcuttur.

Erken Boşalmayı Nasıl Önleyebilirim?

İleri derecede erken boşalma yaşayanlar için uygulana­bilecek yöntemleri aşağıda maddeler halinde bulacaksınız. Cinsel her sorunun bir çözümü olduğunu unutmayın.

1-Çift prezervatif takarak, penisin uyarılmasını azalta­bilirsiniz. Bu da daha geç boşalmanızı sağlar.

2-Penisin yavaşça vajinaya girişini sağlayın. Yavaş ha­reketlerde bulunun. Penis içerdeyken heyecanınızın yatış­masını bekleyin, bu şekilde durabildiğiniz kadar durun. Burada ki amaç penisin hiçte alışık olmadığı ortama ve sı­caklığa alıştırılmasıdır.

3-Penis yumuşak bir kağıt mendil ile bir veya birkaç kat sarılır prezervatif penisin üzerine geçirilir. Bu, penisin uyarıları hissetmesini azaltarak erken boşalmayı geciktirir.

4- Erkek penisini, yavaş bir şekilde vajinaya girişini sağlar, 5-10 saniye orada bekler ve geri çeker, bunu yapa­bildiği kadar tekrarlar. Bu egzersiz erkeğe boşalma üzerin­de kontrol sağlama yeteneği kazandırır. Penisin vajina için­de bekleme süresi, sizin durumunuza göre kısaltılabilir
veya uzatılabilir.

5- Uzun Sevişme Prezervatifi (Long Love Condoms)

Alman bilim adamları tarafından geliştirilmiştir. Pre­zervatifin içinde lokal uyuşturucu madde olan anestezik benzocaine vardır. Kullanan bir çok kişi geç boşaldığını bildirmiştir. Geciktiricin prezervatif olarak da bilinir. Anestezik benzocaine vajinayla temas etmediği için her hangi bir sorun oluşturmaz.
İleri derecede erken boşalma sorunu yaşayan erkek, va-jinaya çok yavaş girmelidir. Penis vajina içindeyken beklenir. Benzeri yavaş ve aralıklı egzersizler uygulanırken, sertleş­menin kaybolmaması gerekir. Bunun için erkek özel çaba harcayacak ve partnerinin yardımına ihtiyaç duyacaktır.

İleri derecede erken boşalanların, dur-başlat tekniğini ve The Masters and Johnson egzersizlerini çift prezervatif kul­lanarak uygulamaları daha iyi sonuç almalarını sağlar. Ge­ciktiricin prezervatif uygun egzersizlerin yapılmasında da kullanılabilir. Bunlarla birlikte, erkek heyecanı kontrol altın­da tutmalıdır. Aşırı heyecan boşalmayı hızlandırır. Bunun için erkek tantrik seks yöntemlerinden faydalanabilir.erken_boşalma

Erken Boşalmayı Önlemenin Yolları

İlginç yöntemleri anlatmadaki amacımız: sizlere bu eg­zersizleri öğretmekten çok sizin de bireysel yaratıcılığınızı kullanarak değişik çözümler bulabileceğinizi göstermektir.

1-Rahat edemediğiniz veya sevmediğiniz bir pozis­yonda cinsel ilişkiye girmek boşalmayı geciktirir. Rahat edemeyeceğiniz bir pozisyonu sırtınızın veya belinizin altı­na yastık koyarak oluşturabilirsiniz.

2-Hindistanlı bir yoga uzmanı erken boşalmayla baş etmede, yere çıplak ayakla basarak cinsel ilişkiye girilmesi­ni tavsiye eder. Vücudumuzdaki fazla elektriği çıplak ayak­la yere basarak atarız. Buda boşalmayı geciktirir.

3-Bilindiği gibi soğuğun etkisi ile boşalma isteği zayıf­lar. Erkek boşalma anı yaklaştığında durur ve soğuk bir cismi (buz, soğuk bez parçası veya benzeri bir cisim) göbe­ğinin alt kısmına dokundurur. Bu şekilde erkek boşalma hissini hızlıca geri döndürebilir.

4-Jerry Kennard “erkek sağlığı” kitabında, cinsel ilişki sırasında gürültü çıkarılmasını, yani gürültü çıkarılarak sevişmeye devam edilmesinin, boşalmayı geciktireceğini söylüyor. Dikkatinizi gürültüyle dağıtarak boşalmayı gecik­tirmeniz mümkün.

5- Çok eski bir Hindistan kitabında erken boşalmayla nasıl başa çıkılacağı şu şekilde anlatılıyor. Boşalmasını ge­ciktirmek isteyen kişi, sevişme esnasında ufuklara uzanan yeşillikleri düşünsün. Yemyeşil bahçeler ve güzellikler ha­yal etsin. Bu hayal insana yaşam enerjisi verir. Yaşam ener­jisini kullanarak boşalmayı geciktirmek mümkündür. Bu egzersizi uygulayabilmek için tantrik seks hakkında bilgi ve tecrübe kazanmanız gereklidir.

frigidity

Sanal günlükler, bazı internet siteleri ve forumların en popüler konularından bir tanesi kadınların cinselliğe bakışlarıdır. Sonuç genellikle kadınların eskiye nazaran daha az istekli oldukları gerçeğidir. Bu gerçeğin en kuvvetli on nedeni aşağıdadır;
1. Koruyucu hapların kullanımı; doğum kontrolünün hormonlar yolu ile yapılması (doğum kontrol hapları, deri yamaları, iğne vs.) bazı kadınlarda cinsel isteği azaltmaktadır. Bu etki hem hormonal dengedeki bozukluktan dolayı fiziksel hem de ilaç kullanmanın getirdiği psikolojik nedenlerden ortaya çıkar.

2. Antidepresan ilaçların kullanımı; günümüzde depresyon hastası olmadığı halde bu tür ilaçların kullanımı son derece yaygındır. Modern insan hayatın doğal akışından kaynaklanan sıkıntı ve sorunlar ile dahi başetmek istememekte ve bu tür yollara başvurmaktadır. Pekçok kadında antidepresanlar cinsel isteği ve zevki azaltabilir.

3. Süt verilmesi; çocuğunu emziren annelerde süt salgısını düzenleyen prolaktin hormonu yüksek düzeydedir ve cinsel isteği azaltır. Bu dönemdeki istek azaltaması tamamen doğaldır ve eşler buna saygı göstermelidir.

4. Uykusuzluk veya kalitesiz uyku; pekçok kadın için uyku cinsellikten daha caziptir. Bunun nedeni özellikle iş hayatındaki kadınların yeterli zamanlarının olmaması, kronik yorgunluk hissetmeleri ve uykularının kalitesiz olmasıdır. Bu nedenle uykuya meyil cinsel arzuların kolaylıkla önüne geçer.

5. Stres; her iki cinsin strese bakış açısı ve çözüm yaklaşımları farklıdır. Genel olarak kadınlar çok daha erken streslenir ve daha fazla stres kaynağına sahiptir (makyaj, giyim, kilo, diyet, iş hayatında kabullenilme zorluğu vs.). Bunun yanında erkekler streslerini cinsellik, futbol vb. yaklaşımlarla daha kolay çözerler. Oysa stresten kurtulmak için çok az kadın cinselliği tercih eder.

6. Duygusallık; kadınlar cinselliği tamamen duygusal bir ritüel olarak algılamaya eğilimlidir. Oysa erkekler bu konuda daha mekanik düşüncelere sahiptir. Bunun farkında olan kadınlar cinsellikten uzak durmaya çalışırlar.

7. Başka bir konuda anlaşmazlık; erkekler bu durumda cinselliği sorundan ayrı tutabilir; ancak kadınlar genel olarak bu anlaşmazlığı cinselliğin önünde bir engel olarak algılarlar.

8. Kan testosteron düzeylerinin düşüklüğü;
testosteron her ne kadar erkeklik hormonu olarak bilinse de kadında da vardır ve cinsel istekte önemlidir. Kadınlarda bu oran erkeklere göre düşüktür. Bunun yanında hormonu kanda bağlayan ve onun etkisini azaltan bir başka madde (seks hormonu bağlayan globulin) ise kadınlarda fazladır. Bu durum cinsel isteği ve zevki erkeklere göre azaltır.

9. Başarısızlık hissi; her toplumda aynı olmamakla birlikte, erkeğin baskın olduğu toplumlarda bu duygu kadınların başının belasıdır. Genel olarak erkeğini memnun edememe hissi kadınları cinsellikten soğutur.

10. Vücutlarının beğenilmemesi; bu his kadının eşinde olabilir ve kadın bunu hisseder. Şişmanlık, yaşın ilerlemesi, doğumlar ve vücudun tazeliğini yitirmesi kadının bu fikrini destekler. Ancak daha büyük bir sorun kadınların kendi fiziklerini beğenmemeleri ve saklamalarıdır. Eşler bu konuda ne kadar uğraşırsa uğraşsın kadınların zihinlerinden bu duyguyu atmak zordur.

11. Yakınlaşma korkusu; Batılı toplumlarının cinselliğe bakış açısından dolayı farklı bir sorun daha ortaya çıkar. Kontrol edilemeyen yakınlaşma ve uzun süreli ilişki eğilimi…gerçekte istenen cinsel deneyimleri yaşayıp bitirmektir ve özellikle kadınlar uzun süreli duygusal ilişki istemezler.

Sorunların bir kısmı tamamen kadınların algılamaları ile ilgilidir. Bunun için biraz okumak ve araştırmak, ruhunuzu dinlemek ve benzer sıkıntıları yaşayıp aşmış çiftlerin tecrübelerinden yararlanmaktır. Ancak bazıları, tıp doktorları ve özellikle psikiyatristler, aile hekimliği uzmanları tarafından ele alınmalı ve laboratuvar tahlilleri ile desteklenmelidir.

cinsel_sağlık

Cinsellik yaşamın ayrılmaz bir parçası. Cinsel ilişki iki insanın kurdukları en yakın ve dostça ilişkidir.

Cinsellikte neyin normal, neyin yetersizlik olduğu cinsel iletişimdeki iki kişinin beklentisine bağlıdır. İnsanlar cinsel dürtü, güç ve tercih ettikleri ifade biçimi ve doyum açısından farklılıklar gösterir. Bireyin toplumdaki ilişkileri, yaşam koşulları, içinde bulunduğu kültürel ortam, kadın veya erkek oluşu, yaşı, cinsel deneyimleri bu farklılıkları belirler. Bir kimsede tedavi gerektirecek bir cinsel sorun olup olmadığı kişinin kendisinde bu tarz bir sorunun varlığının algılanması veya eşinin/partnerinin öyle düşünmesine bağlıdır.

Cinsel sağlığı “kişinin doyum alacağı biçimde cinsel ilişkide bulunması” olarak tanımlayabiliriz.

Cinsel ilişki 4 aşamadan oluşur :

- İlgi ve istek (heyecanlanma)

- Uyarılma (plato)

- Doyum (orgazm)

- Rahatlama (çözülme)

Bu aşamalardan bir veya bir kaçında ortaya çıkan bir sorun cinsel sağlığı bozar, çeşitli cinsel işlev bozukluklarına yol açar. Ortaya çıkan sorunlar şu şekilde sınıflandırılabilir.

KADIN ERKEK
Cinsel İstek Bozukluğu
Cinsel isteğin azalması veya olmaması Cinsel isteğin azalması veya olmaması
Cinsel Uyarılma Bozukluğu
Cinsel uyarılmanın azalması

veya olmaması

Ereksiyon (sertleşme) olmaması
Orgazm Bozukluğu
Orgazmın gecikmesi

veya olmaması

Erken boşalma

Boşalmanın olmaması

Cinsel Ağrı Bozukluğu
Disparoni

Vajinismus

Disparoni

İnsanın tüm diğer davranışları gibi cinsel davranışlar da öğrenilmiş davranışlardır. Cinsel fonksiyon bozukluğu olan kişiler çeşitli nedenlerden dolayı uygun olmayan tepkiler vermeyi öğrenmişlerdir. Sağlıklı bir cinsel yaşam için gereken uygun tepkilerin verilmesi de öğrenilebilir. Cinsel sorunların tedavisinde cinsel eğitime, eşler arasındaki iletişim biçimlerine, işlev bozukluğunun ortaya çıkmasında ve sürdürülmesinde rol oynayan hatalı davranışların değiştirilmesine ağırlık verilmektedir.

Tedavide amaç; yanlış öğrenilmiş tepkilerin yerine yeni ve doğru tepkilerin öğrenilmesine olanak sağlamaktır. Tabi ki öncelikle nelerin yanlış öğrenildiğinin bilinmesi gerekir. Bu nedenle çok yönlü ve detaylı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Cinsel sorunları “hazırlayan”, “ortaya çıkaran”, ve “sürdüren, kronikleştiren” bir takım faktörler var. Cinsel problemler bu faktörlere ve bunların birbiriyle ilişkisine bağlıdır.

aids
AIDS, ölümle sonuçlanan mikrobik bir hastalıktır. Bu mikrop bulaştıktan sonra, bağışıklık sistemini bozarak, insanın birçok hastalığa karşı kendini koruyamamasına sebep olur. Ancak, hastalık belirtileri hemen ortaya çıkmaz. Zamanla vücudun savunma sistemi yavaş yavaş ortadan kalkar ve ortalama 10 yıl sonra , çeşitli hastalık belirtileri görülmeye başlar. AIDS hastalığı ortaya çıksın, çıkmasın, mikrobu taşıyan kişiler başkalarına bulaştırabilirler.

Bir insanda AIDS mikrobu olduğunu belli edecek net bir işaret yoktur. Kişinin kendi kendine tanı koyması mümkün değildir. Kesin tanı ancak kan muayenesi ile konulur. AIDS’in kesin tedavisi yoktur ve henüz koruyucu bir aşı bulunamamıştır. Mikrop, kişiden kişiye 3 yol ile geçebilmektedir: cinsel ilişki yoluyla, kan yoluyla ve anneden bebeğine.

HIV

AIDS’ten korunmak için şu önlemler alınmalıdır:

Mikrobu taşıyıp, taşımadığı bilinmeyen kişi ile girilen cinsel ilişkilerde kondom kullanılmalıdır.

Kontrol edilmemiş kan ve kan ürünleri kesinlikle kullanılmamalıdır.
Şırınga, iğne, jilet gibi her türlü delici ve kesici alet, başkaları ile paylaşılmamalıdır.
Çiftler evlilik ve hamilelik öncesinde AIDS testi yaptırmalıdır.

AIDS mikrobu vücut dışında yaşayamayan çok dayanıksız bir virüstür ve dış ortamda kısa sürede ölür. Bu yüzden el sıkışma, sarılma, dokunma, aynı tabaktan yemek yeme ile, tuvalet ve banyolardan geçme tehlikesi yoktur. Bu nedenle AIDS’e yakalananları gereksiz yere dışlamayınız, onlara destek olunuz.

Daha fazla bilgi edinmek için sağlık kuruluşlarına başvurunuz.

aids_2

CİNSEL İLİŞKİ İLE BULAŞMA HAKKINDA BİLGİ

AIDS insandan insana en fazla kadın-erkek arasındaki cinsel ilişki yoluyla bulaşmaktadır. Bunun yanısıra, iki erkek arasındaki eşcinsel ilişkiler de AIDS’in bulaşması açısından önemli yollardandır. Cinsel ilişki sırasında kadın ve erkek cinsel organlarındaki, makattaki zedelenmeler mikrobun sağlam kişinin vücuduna girmesine yol açar. Cinsel organlarda herhangi bir hasar olmaksızın da geçiş olabilir. Cinsel ilişki sayısı ile bulaşma riski artmaktadır. Bununla birlikte tek bir cinsel ilişkiyle de bulaşma olabilmektedir.

Cinsel ilişkide, kadın cinsel organının daha geniş bir doku yüzeyine sahip olmaları ve ilaveten meninin daha yüksek yoğunlukta mikrop içermesine bağlı olarak, kadınlar daha fazla risk altındadırlar. Sosyal yönden riskli davranışlar; birden fazla kişi ile korunmasız cinsel ilişkide bulunmak, eşcinsellik, hayatını fuhuşla kazanan kişilerle korunmasız cinsel ilişkiye girmek olarak sıralanabilir.

Günümüzde AIDS’in dünyadaki yayılımında bir numaralı bulaşma yolu cinsel ilişkidir. Aynı şekilde ülkemizde de AIDS vaka ve taşıyıcılarının büyük bir çoğunluğunda mikrobun cinsel ilişki yoluyla bulaştığı kesin olarak belirlenmiştir. Bu yolla bulaşmanın engellenmesinde tek çözüm; herkesin “Güvenli Cinsel Davranışlar”ı benimsemesidir. Bunun için her iki eş karşılıklı tek eşlilik davranışı içerisinde olmalıdır. Bunun yanında cinsel ilişki ile bulaşmanın önlenmesinde bugün için bilinen yolun, ilişkilerde kondom kullanılması olduğu daima akılda tutulmalıdır. Kucaklama, okşama, sarılma, zedeleyici olmayan öpüşmeler ile AIDS bulaşmaz.

UNUTMAYINIZ!

AIDS’ten korunmanın en güvenli yolu tek eşliliktir.

İnsanların dış görünüşlerinden HIV ile enfekte olup olmadıklarını anlayamazsınız. Güvenli bir cinsel ilişki için kondom kullanınız.

KAN YOLUYLA BULAŞMA HAKKINDA BİLGİ

Mikrobu almış kişiden alınan; kan, kan ürünleri, organ, doku ve spermin başkasına verilmesiyle virüs bulaşabilir. Buna bağlı olarak, kan nakline yoğun olarak ihtiyaç gösteren kişiler normal nüfusa kıyasla daha fazla risk altında kabul edilirler.

Kan yoluyla bulaşmanın diğer bir biçimi de, sterilize edilmemiş yani mikroptan arındırılmamış, iğne, enjektör, makas, jilet gibi diğer delici-kesici aletlerin kullanılması ile olan bulaşmalardır. Damardan uyuşturucu kullananlar kendi aralarında ortak iğne, enjektör kullanmalarına bağlı olarak, en fazla risk altındaki gruplar arasında yer almaktadır.

Kan yoluyla bulaşmanın önlenmesi için, öncelikle tüm kan ve kan ürünleri ile organ, doku, sperm vs. veren kişilerin uygun testlerle taranması gerekir. Mikropla bulaşmış veya kontrolü yapılmamış kan ve kan ürünleri hiçbir şekilde kullanılmaz. Bu tedbirler hükümet tarafından alınmıştır.

Bugün için dünyada ve ülkemizde kan ve kan ürünleri nakli yoluyla olan bulaşmalar düzenli tarama çalışmaları neticesinde büyük ölçüde kontrol altına alınmış durumdadır.Kan ve kan ürünlerinin kontrolü ve tek kullanımlık enjektör uygulamasının yaygınlaştırılması ile yıllar içinde bu yolla olan bulaşmalar giderek azalmıştır.

Ancak kan yolu ile bulaşmanın tamamen önlenebilmesi için, mikrop taşıyan iğne, şırınga ve kesici aletlerle bulaşmaların da önlenmesi gerekir. Uyuşturucu bağımlılığı olan ve ortak enjektör kullanımı nedeniyle mikrobu alan kişiler ise hem Avrupa ülkelerinde hem de ülkemizde artmaktadır.

Tıbbi uygulamalarda tek kullanımlık iğne, şırınga ve malzeme kullanılmalı ya da bunlar sterilize veya dezenfekte edilmeden kullanılmamalıdır. Kişiler AIDS’ten korunmak için ortak jilet kullanımından kaçınmalı, makas, kesici delici tırnak bakım malzemelerinin steril olduğundan emin olmadan kullanılmalarına izin vermemelidirler. Bu aletlerin 20 dakika kaynatılması veya çamaşır suyunda bekletilmeleri ile AIDS mikrobunun etkisiz hale getirilmesi kolayca mümkün olabilmektedir.

ANNEDEN BEBEĞE BULAŞMA HAKKINDA BİLGİ

Mikrobu almış olan anne, bebeğine bulaştırabilir. AIDS mikrobu, hamilelik esnasında, doğum sırasında veya anne sütü ile bebeğe geçebilir. Anneden bebeğe bulaşma oranı kesin olarak bilinmemekte, % 30 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Annneden bebeğine bulaşmayı en erken devrede tanımlamak ve gerekli önlemleri alabilmek için gebelik öncesi AIDS tarama testleri yaptırılmalıdır.

Mikrobu aldığı bilinen kadın için önerilebilecek tek yol hamilelikten kaçınmaktır. Çünkü doğacak bebeğin AIDS’e yakalanma olasılığının yanısıra , öksüz ve yetim kalma olasılığı da gözönüne alınmalıdır. Gebelik oluştuktan sonra nihai karar aileye ait olmak üzere gebelik sonlandırılabilir.

Son yıllarda ülkemizde de AIDS’li bebek doğumlarında artış olmuştur. Bugüne kadar annesinden AIDS mikrobu alan 6 bebek bildirilmiştir.

AIDS TANISI VE TESTLER HAKKINDA BİLGİ

AIDS’in kesin tanısı laboratuvar tetkikleri ile konulur. En fazla kullanılan tanı yöntemi; tarama testleri ile kanda antikor tayinidir. Antikor, mikroba karşı vücudun geliştirdiği maddelere denilir ve bunlar mikrop girdikten ortalama 3 ay sonra oluşurlar. Bu süre 6 haftadan 1 yıla kadar değişebilmektedir. Dolayısı ile maruziyetten hemen sonra yapılan testler doğru sonuç vermeyebilir. Bu nedenle riskli davranışta bulunan kişinin durumu en erken 3 ay sonra belli olabilir.

İlk tarama testleri ile pozitif bulunan tüm örnekler mutlaka daha ileri teknik gerektiren doğrulama testi ile incelenir. Çünkü başka nedenlere bağlı olarak hatalı pozitiflik görülebilmektedir. Doğrulama testi ile tekrar pozitif bulunan kişi AIDS mikrobu ile karşılaşmış demektir.

Tarama testleri devlet hastanelerinde, halk sağlığı laboratuvarlarında, özel hastane ve laboratuvarlarda, kızılay kan merkezlerinde, üniversite hastanelerinde yapılmakta olan kolay ve ucuz testlerdir.

Test başvurusunda adınızı kodlayarak verebilir, kimliğinizi saklayabilirsiniz. Yasal olarak, kimlik bilgileriniz bilinse bile sağlık kuruluşunda gizli tutulmak zorundadır ve izniniz dışında açıklanamaz.

Mikrobu aldığınızdan herhangi bir şüpheniz varsa, hem bir an önce gerekli tıbbi yardımı almak, hem de sevdiklerinizi korumak için test yaptırınız.

AIDS TEDAVİSİ VE RUHSAL DESTEK HAKKINDA BİLGİ

AIDS tedavisinde iki yaklaşım vardır. Birincisi AIDS mikrobunun kendisine yönelik yaklaşımlar, ikincisi AIDS’e bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkların tedavisi.

AIDS mikrobuna karşı bugüne kadar kesin etkili bir yöntem bulunamamıştır. Ancak, son yıllarda kaydedilen gelişmeler umut vermektedir. Hastalığın mümkün olduğunca erken tanımlanması ve sonra birden fazla ilacın birarada kullanıldığı tedavi şemaları ile hastalık belirtilerinin ortaya çıkışı geciktirilebilmekte ve hastanın yaşam süresi uzatılabilmektedir. Bunlar hatalı kullanıldıklarında zehir etkisi olabilecek ilaçlardır ve yalnız hekim kontrolünde kullanılmalıdır.

İkinci yaklaşım ise, AIDS mikrobunun vücudun bağışıklık sistemini hasara uğratması neticesinde ortaya çıkan verem, mantar ve benzeri diğer hastalıkları bilinen yollarla tedavi etmektir. Kişide gelişen hastalık tablosuna göre, antibiyotikler, antifungal ajanlar, radyoterapi, kemoterapi ve cerrahi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.

Hastanın diğer bir bulaşıcı hastalığı yoksa ve kendi sağlığı gerektirmedikçe, ayrı bölümlerde bulundurulmasına gerek yoktur.

Genel bir kural olarak, hastalığı ne olursa olsun, her hastaya mümkün olduğunca cesaret ve umut vermek gerekir. Buna özellikle ihtiyacı olan AIDS hastaları, doktoruna, yakınlarına ve arkadaşlarına güven duygusunu kaybetmemeli ve olabildiği ölçüde normal yaşantı ve ilişkilerini sürdürmelidirler. AIDS’e yakalananlarda başlangıçta kabullenememe ve isyan duyguları ortaya çıkabilir, bunu yalnızlık, toplum tarafından dışlanma hissi, umutsuzluk ve çaresizlik duyguları izler. Kişi ruhsal olarak çökkünlüğe girebilir. Uykusuzluk, iştah bozukluğu, zayıflama, unutkanlık, çabuk yorulma, halsizlik, umutsuzluk, çaresizlik duyguları ruhsal çöküntü belirtisi olabilir. Bu durum tedavi edilebilir ancak kişi bu duyguları kaderi olarak değerlendirip, yardım istemeyebilir. Oysa, ruhsal destek ve tedaviler, hastanın yaşama daha umutla sarılmasını ve mücadele için kendini daha güçlü hissetmesini sağlayacaktır. AIDS’e yakalananlar çekinmeden psikiyatriste başvurmalı ve duygularını paylaşmalıdırlar. Böylelikle kendisine gerek kendi sağlığını koruması, gerekse başkalarına bulaştırmaması için nasıl davranması gerektiği konusunda da bilgi verilecektir. Gerekiyorsa ailesine de danışmanlık hizmeti sağlanacaktır.

AIDS UYUŞTURUCU İLİŞKİSİ HAKKINDA BİLGİ

Uyuşturucu madde bağımlılığı AIDS için çok ciddi bir risk faktörüdür. Damar yolu ile uyuşturucu kullananlarda AIDS’e sık rastlanılmaktadır. Uyuşturucu bağımlıları, damar yolu ile uyuşturucu kullanırken sıklıkla başkası tarafından da kullanılmış, kirli enjektörleri defalarca kullanmaktadırlar. Kirli ve kullanılmış enjektörler AIDS mikrobunun bağımlılar arasında hızla yayılmasına neden olmaktadır. Buna ilaveten uyuşturucu kullananlar arasında kontrolsüz ve korunmasız cinsel ilişkiler yaygın olarak görülmektedir. Bu ilişkiler de AIDS’in yayılımına neden olmaktadır.

Uyuşturucu bağımlılığı olan ve ortak enjektör kullanımı nedeniyle mikrobu alan kişi sayısı hem Avrupa ülkelerinde hem de ülkemizde artmaktadır.

Sağlığınızı korumak için uyuşturucu kullanmaktan kaçınınız. Uyuşturucuların yarattığı manevi ve maddi yıkım sonunda, ya doğrudan uyuşturucudan yada AIDS’ten ölüm riski olduğunu unutmayınız.

cinsel_yaşam

Cinsel Yaşama Olumsuz Etkiyen Faktörleri Sıralayalım Sizlere !
Sigara, içki, stres ve kötü beslenme… Bunlar yalnızca sağlığı bozmakla kalmıyor, cinsel hayatı da öldürüyor.

Düzenli olarak doktora gidiyoruz. Bekar olsak da, tekeşli kalmaya çalışıyoruz, partnerimizi iyi tanımak istiyoruz. Fakat bunlar yeterli değil. Sağlıklı bir cinsel hayat için önce kötü alışkanlıklardan kurtulmak gerekiyor.

Sigara: Sigara zaman zaman erotizm nesnesi olarak kullanılsa da cinsel yaşam açısından hiç de olumlu değildir. Kötü kokusu bir yana, sigara dumanındaki birçok kimyasal madde damarlarda kasılmaya ve kan akımının azalmasına neden olur. Kan akımı bozulan cinsel organlar daha az duyarlı hale gelir. Aynı şekilde sigara içen erkeklerin sperm kalitelerinin bozulduğu ve seks isteklerinin azaldığı araştırmalarla kanıtlanmış.

Alkol: Alkol normal miktarda alındığında cinsel bakımdan uyarıcı, çok miktarda alındığında ise cinsel isteği azaltıcı rol oynar. Seksten önce bizi gevşettiği, rahatlattığı, cesaret verdiği için içtiğimiz içki, dozunu kaçırdığımızda cinsel istekte düşüşe yol açar. Bedensel tepkileri geriletir, uyku verir.

Shakespeare Macbeth isimli oyununda şöyle der: içki arzuyu kamçılar, fakat beceriyi götürür. Bu durum özellikle erkekler için geçerlidir. Aşın alkol tüketimi, ereksiyon sağlama ve sürdürme yetisini azaltır ve erkeğin boşalmasında bozukluklar görülür. Dolayısıyla içki içerken çok dikkatli olmak ve aşırıya kaçmamak büyük önem taşır.

Stres: İşte cinsel mutluluğumuzu en fazla etkileyen unsurlardan biri. Üstelik sigara ve alkolden farklı olarak, hiç ummadığımız bir zamanda ve irademiz dışında da onun etkisi altında kalabiliyoruz. Çünkü stres durumunda kandaki DHEA ve testosteron seviyesi düşer, stresli bir günün sonunda cinsel istek azalır. Vücuttaki stres hormonlarının artması, kan damarlarının daralmasına ve kan akımının azalmasına neden olur. Kısacası stres ve gerginlik durumunda cinsel istek ve cinsellikten zevk alma oranı azalır.

Testosteron

Testosteron, erkeklerde testisler ve adrenal korteksten salgılanır ve erkek seks hormonu olarak spermatogenez, gonadotropin salgısı ve sekonder seks karakterlerinin gelişmesinde rol oynar.

Kadınlarda ise testosteron erkeklere göre 3-4 kat daha düşük düzeylerdedir, az miktarda adrenal bezlerden ve yumurtalıklardan salgılanır. Büyük çoğunluğu ise androstendion ve dihidroepiandrosteron hormonların periferdeki metabolizması sonucu oluşur.

Testosteron ölçümü erkeklerde testis faaliyet noksanlığının ( hipogonadal ), kadınlarda kıllanma ve ikincil erkeklik seks karakterlerinin bulunmasının değerlendirilmesinde çok yardımcı olmaktadır.

Erkeklerde, yüksek testosteron düzeyleri androjen rezistansında ( testiküler feminizasyon ), azalan testosteron düzeyleri ise testis faaliyet noksanliğında ( hipogonadizm ), orşiyektomi’de ( bir veya iki testisin ameliyat ile çıkarılması ), estrojen terapisinde, Kleinfelter’s sendromunda, azalmış hipofiz bezi faaliyetinde ve karaciğer sirozu varlığında görülmektedir.

Testosterone_2

Kadınlarda testosteron düzeyleri hafifçe yükselmeye başladığında kıllanma açığa çıkabilir. Kadınlardaki kıllanma, androjenlerin verilmesi veya testosteronun aşırı üretimi ile ilgilidir. Serum testosteron düzeyleri ve kıllanmanın derecesi arasında bir korrelasyon gözükmekte ise de değişik düzeylerde kıllanma gösteren kadınların %25′inde testosteron düzeyleri kadın referans aralığında bulunmaktadır.

Adet düzensizlikleri ( oligomenorrhea, amenorrhea ), Stein-Levanthal sendromu ( Polikistik over sendromu ), akne, yumurtalık tümörleri, adrenal tümörler ve adrenal hyperplasia testosteronun yükseldiği diğer durumlardır. Androjenin hafif artışı; Cushing sendromlu, postmenapozal ile hamile kadınlarda ve androjen tedavisi gören hastalarda gözlenebilir.

Testosteron bir kez salgılanınca hemen hemen tümü taşıyıcı proteinlere bağlanır. Dolayısıyla periferal kanda testosteron üç formda bulunur:

1. Serbest ( bağlı olmayan ).

2. Albumin veya kortizol bağlayıcı globuline zayıfça bağlı olanlar.

3. Seks hormon bağlayıcı globuline ( SHBG )’e sıkıca bağlı olanlar.

Serbest testosteron biyolojik olarak aktif olan formdur. Albumine bağlı olan kısım da kolayca serbestleşebilir. Bu nedenle serbest ve zayıf bağlı olan testosterona “bioavailable” ya da “SHBG”‘e bağlı olmayan testosteron ( NSBT ) olarak adlandırılır.

ANDROJEN TAŞIYICI PROTEİN TOTAL’ İN %
Serbest testosteron Yok %0.01-3.0(kadınlarda)

%0.16-0.68(erkeklerde)

Zayıf bağlı testosteron Albumin %25-65(kadınlarda)

%45-85(erkeklerde)

Kuvvetli bağlı testesteron SHBG %35-75(kadınlarda)

%14-50(erkeklerde)

Serbest testosteron konsantrasyonunu sabit bir düzeyde korumak için total testosteron düzeyleri SHBG seviyeleri ile birlikte değişir. SHBG düzeyleri azaldığında, Total testosteron aynı düzeyde veya hafifçe yükseldiğinde, serbest testosteron fraksiyonu ( aktif olan fraksiyon ) yükselir.

SERBEST ANDROJEN İNDEKSİ:

( Free Androgen İndex ) Serbest androjen indeksi serbest testosteronun doğrudan ölçümüyle veya total testosteronun SHBG’e olan oranının hesabıyla tespit edilir. Bu indeks molar / molar esasına dayanarak hesaplanır ve faktör” 10, 100, 1000″ ile çarpılır:

SAİ veya FAI = (total test nmol / L / SHBG nmol / L )x10 veya x100 veya x1000

SAİ çoğunlukla, ciddi aknelerde, androjenik saç dökülmesinde, aşırı kıllanmada vs… yüksek bulunabilir.

Şişman ve hirşutizmi olmayan kadınlarda, folliküler fazın erken dönemlerinde ölçülen yüksek SAİ oranı polikistik over sendromu tanısı için değerli bir belirteç olduğu rapor edilmiştir.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta