Malum yaz ayı geldi ve sıcakların artmasıyla beraber havuz ve deniz sezonu açılmış oldu. Havuz ve denizlere giren bayanların bu aylarda başlıca dikkat etmesi gereken hastalıklar mantar ve diğer enfeksiyon hastalıklarıdır. Denize ve havuza girildikten sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi ve genital temizliğin yapılması bizi bu hastalıklardan korumaya yetecek önlemlerin başında gelmektedir. Kadın hastalıkları ile ilgili yapılması gereken ilk önemli hareket vajinanın yapısının bilinmesidir. Vajina yapısının P.H 3,5 ile 4 arasında bir asit ortam olduğu unutulmamalı ve ortam bozulduğu zaman vajinanın enfeksiyon kapma olasılığının hemen reaksiyon gösterdiği bilinmesi gereken önemli bir bilgidir.
Kadınlar; Kendinizi Yaz Enfeksiyonundan Koruyun…
Rahim Ağzı Kanserinden Korunmak Bu Kadar Kolay…
Rahim ağzı kanseri dünyada kadınlar arasında görülen en büyük 2.kanser türüdür. Her yıl tahmini olarak dünyada 490.000 kadın rahim ağzı kanserine yakalanmakta ve bunların 240.000′ i bu hastalık yüzünden ölmektedir. Rahim ağzı kanserinin diğer bir adı servikal kanserdir. Dünyada rastlanılan rahim ağzı kanserinin neredeyse tümünün HPV adlı bir virüsün yüksek riskli tiplerinden kaynaklandığı görülmektedir. Rahim ağzı kanseri her yaştan kadını etkileyen önemli bir hastalıktır. Uterusun yani rahimin vajinaya açıldığı alt bölümde oluşur. Kalıtsal değildir. HPV aynı zamanda genital siğiller ve rahim ağzında hücresel düzeyde anormalliklere de neden olur. Bu anormallikler ancak smear dediğimiz rahim ağzından alınan sürüntü testiyle ortaya çıkmaktadır. Ergen kızlar ve evli bayanlar yaşam hayatları boyunca rahim ağzı kanserinden bu virüse karşı geliştirilmiş aşı sayesinde korunurlar. HPV deri temasıyla kolayca geçmektedir. Cinsel birleşme olmayan cinsel etkinlik durumlarında da örneğin el ve ağzın genital bölgeye temasıyla da bulaşabilmektedir. Kondom HPV bulaşmasından koruyabilir ancak % 100 bir etkinlik gösterdiği söylenemez. Kadınlarda HPV enfeksiyonu için risk oluşturan durumlar aşağıdaki gibi sıralanmaktadır.
- Erkek eşin sünnetsiz olması
-Cinsel birleşmenin erken yaşta olması
-Genç yaş grubunda olmak
-Yaşam boyu cinsel eş sayısı
-Erkeğin cinsel davranışı
-Sigara kullanımı
Rahim ağzı kanserinde erken teşhis ve smear ve diğer tetkiklerin önceden yapılması ve aşının önceden yapılması rahim ağzı kanserini %66 oranında azalttığı tespit edilmiştir.
Genital Bölge Hijyeni İçin Pratik İpuçları

Kadınların cinsel hastalıklara ve enfeksiyonlara yakalandıkları bölge olan genital bölgenin temizliği yapılırken mutlaka uyulması gereken kurallar vardır. Bu kurallara uyulmadığında oluşabilecek enfeksiyonlar cinsel hastalıklara ve hatta kısırlığa neden olabilir.
İşte genital bölge temizliğini sağlamanın ve o bölgenin hijyenini sürekli olarak korumanın 10 altın kuralı…
Genital bölgenin sık sık yıkanarak hijyen sağlanmaya çalışılması, bilinenin aksine vajinanın asit ortamının zarar görmesine neden olur. Ayrıca mantar gibi enfeksiyonlara karşı ıslak kalmamalıdır.
Doktorunuz aksini önermedikçe vajinanın içini yıkamaya yönelik üretilen hijyen ürünlerini kullanmamalısınız. Vajina, kendini sürekli yenileyen bir organdır. Bu nedenle vajinanın içine bu maddelerin sokularak “temizlik” yapılmaya çalışılması anlamsızdır ve vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine neden olabilir. Bu ürünlerle dış genital bölgenizi temizlemenizde bir sakınca yoktur. Genital bölgenin gereğinden fazla yıkanarak hijyen sağlanmaya çalışılması vajinanın laktobasil/asit ortamının zarar görmesine katkıda bulunabilir.
Tuvalet sonrası temizlikte temizliğin önden arkaya (vajinadan anüse doğru yapılması) çok önemlidir. Temizliği anüsten vajinaya doğru yaptığınızda dışkıdaki kalınbağırsak bakterileri vajinaya ve buradan da idrar borusu yoluyla mesaneye bulaşabilir.
Genital bölge kuru olmalı
Mantar ve diğer bakterilerin nemli ve sıcak ortamlarda daha kolay üremesi nedeniyle genital bölgenin kuru kalması önemlidir. İç çamaşırınızı günlük değiştirmek, naylon yerine pamuklu iç çamaşırları tercih etmek, dar pantolon, çorap ve iç çamaşırı kullanmamakla bunu sağlayabilirsiniz.
İlişki sonrasında ve diğer tüm zamanlarda idrar yapma ihtiyacı ortaya çıktığında ertelenmemelidir. İdrar ihtiyacı ertelendiğinde mesanedeki bakteriler enfeksiyon yapmak için “zaman” bulurlar. Halbuki idrar yapılması bakterilerin idrarla birlikte vücuttan atılmasını sağlar.
Tam hazır olunmadan (yeterli kayganlık oluşmadan) ilişkiye başlanmamalıdır. Bu önlem mekanik tahrişe meydan vermemek açısından çok önemlidir. Gerekirse doktor önerisine göre kayganlaştırıcı ilaçlar kullanabilirsiniz.
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) açısından risk altında olan biriyle cinsel ilişkiye girdiğinizde eşinizin prezervatif kullanmasını istemek sizin en doğal hakkınızdır. Bunu sağlayamayacağınızı düşündüğünüzde kadın prezervatifinden faydalanabilirsiniz.
Unutmayın, Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) erkekten kadına daha kolay bulaşırlar.
Genital temizlikte dikkat edilmesi gerekenler
Ağda ve jilet genital kılların giderilmesinde oldukça etkilidir. Lakin bu iki yöntem kıl köklerinin enfeksiyonunu kolaylaştırır ve genital bölgenin daha kolay tahriş olmasına neden olur. Genital bölge için geliştirilmiş aletlerden faydalanmak veya makas kullanmak özellikle genital bölgeleri, enfeksiyona ve tahrişe duyarlı kadınlarda daha iyi bir seçenek olabilir.
Tuvalette alınması gereken önlemler
Klozet kapağının üzerine serilen tek kullanımlık kâğıtlar ülkemizde de giderek yaygınlaşmakta ve hatta büyük marketlerde bu kâğıtlar herkesin cebinde taşıması için uygun bir şekilde paketlenmiş olarak satılmaktadır. Bu kâğıtları mutlaka kullanmalısınız.
Tuvaletlerde diğer bir sorun da tuvaletin içindeki kirli suyun sıçrayarak genital bölgeye değmesidir. Bunu önlemek için kirli suyun üzerini tuvalet kâğıdıyla kaplayabilirsiniz. Bunu yapmak mümkün olmadığında dezenfektan madde içeren “mavi su verici tabletlerden” faydalanabilirsiniz.
Her kadın düzenli olarak jinekolojik muayeneden geçmeli ve belirti ve bulgulara duyarlı olmalıdır. Kadınlar hiçbir sorunları olmasa dahi yıllık jinekolojik muayene için başvurmalıdırlar. Bu, belirti vermeyen veya geç belirti veren hastalıkların tanı ve tedavisi açısından çok önemlidir.
Genital sistem enfeksiyonları erken tanı konduğunda başarılı bir şekilde tedavi edilebilirken, tanının gecikmesi Fallop tüplerinin tıkanmasına neden olabilir.
Kadınlarda Üreme Organı

Kadın Üreme Organları, Kadınlarda Üreme Organı
Kadın üreme organı, çoğalma yoluyla cinsin sürmesini sağlar, yaşamın durmayan akışına yön verir. Erkek ve kadın cinsleri arasında, genel olarak organlarda bir ayrım görülmezse de, üreme organları ayrım gösterir. Kadınlarda üreme organları dış ve iç olmak üzere ikiye ayrılır. Dış üreme organları büyük ve küçük dudaklar, doğum kanalı ya da vajen, kızlık zarı (Himen) ve erektil organ ya da klitoristir. İç üreme organları rahim, yumurtalıklar ve fallop borularıdır.
Yumurtalıklar (Overler)
Yaklaşık 4 cm. boyunda, badem biçiminde, rahimin sağında ve solunda, yumurtalık kanallarının (fallop boruları) ağızları yakınında bulunan dişi seks bezleridir. Yumurtalıklar doğurganlık dönemi boyunca, germ hücrelerinin gelişimini izleyen, dönümlü bir çalışma yaparlar. Görevi her 28 günde bir içinde tek yumurta bulunan bir folikül geliştirmektir. Yumurtalığın çalışması menopoz (âdetten kesilme dönemi) dönemine kadar sürer. Yumurtalıklarda yaklaşık olarak dört yüz bini aşkın yumurta bulunmaktadır.
Folikül Nedir, Folikül Kist, Folikül Sayısı
Yumurtlama devresini hipotalamus ve etkilediği hipofiz bezi düzenler. Hipofiz bezinin salgıladığı folikülü harekete geçiren hornıan (FSH) etkisiyle her 28 günde bir 400 bin yumurtanın bir tanesinden yumurta yumağı gelişmeye başlar ve içi bir sıvıyla dolarak 5-8 mm. çapında bir baloncuk oluşturur. Bu baloncuğun adı folikül’dür. Gelişmekte olan folikül bu yumurtayı korur ve östrojen hormonu salgısını yapar. Östrojen hormonu rahim dokusunun yumuşamasını, kan yönünden zenginleşmesini ve yumurtanın yerleşeceği bir ortamın hazırlanmasını sağlar. Gelişiminin on dördüncü günü folikül patlar ve yumurtasını dışarı verir. Folikül tarafından atılan yumurta fallop boruları tarafından emilerek rahime kadar ulaştırılır. Yumurtanın atılmasından sonra folikül, «sarı cisim» adı verilen bir oluşum yapar ve bu oluşum on gün süreyle projesteron hormonu salgılar. Sarı cisimciğin oluşması, kandaki östrojen hormonunun artması üzerine hipotalamus bezinin uyardığı hipofiz bezinin sarı cisimcik yapımına olanak sağlayan hormon (LH) salgısıyla olur. Sarı cisimciğin salgıladığı hormonlar rahim iç dokusunu yeniler ve yumurtanın yerleşmesine olanak sağlayacak olan süngersi bir doku oluşturur. Yumurtanın döllenmemesi halinde sarı cisim bozulur ve yerine beyaz bir kist oluşur. Bu oluşum üzerine hormon salgıları kesilir. Kandaki östrojen ve projesteron düzeyi azalınca da hipofiz bezinin yaptığı FSH ve LH hormon salgıları da azalır. Bunun üzerine rahim duvarı üzerinde oluşan süngersi doku (Plasenta) âdet kanamasıyla dışarı atılır. Bu devre tam 28 gün sürer.
Fallop boruları, Fallop Tüpleri
Rahimin üst köşelerinden başlayarak yumurtalıklara kadar uzanan fallop borularının uzunluğu 10-20 santim, çapı 2-10 mm. kadardır. Fallop borularının yumurtalıklara açılan uçları serbesttir, ama parmaksı uzantılar yumurtalıklarla bağıntıyı sağlar. Boruların iç yüzeyleri, yumurtanın borulara girmesini ve rahime ulaştırılmasını sağlayan kirpiksi epitel dokuyla kaplıdır. Folikül patlayıp yumurtayı dışarı attığı zaman yumurta kirpiksi epitel doku vasıtasıyla rahime kadar ulaşır. Genellikle yumurtanın döllenmesi fallop tüpü içinde olur. Döllenen yumurtanın rahime inmesi 14 gün sürer. Döllenen yumurta kimi zaman fallop borusunun duvarında yuvalanır ve burada gelişerek fallop borusunun yırtılmasına neden olur (dış gebelik ya da tuba gebeliği). Yırtılma sonucu karın boşluğu içine olan şiddetli bir kanama görülür. Tedavi mutlaka ameliyattır.
Kadın Hastalıkları, Kadın Sağlığı Hakkında Genel Bilgiler

Kadın Hastalıkları, Kadın Sağlığı Hakkında Genel Bilgiler
Sağlık bilgisinin en eski dalı, doğum olayıdır. 17. Yüzyıla kadar doğum işleri yalnızca kadınların elindeydi. Doktorlar yavaş yavaş bu konuya girebildiler. Bu işe önce kadın vücudunu ve doğum olayını inceleyerek, aynı zamanda doğum olayı üzerine dersler vererek başladılar. Daha sonra doğum uzmanları ameliyatları da programlarına aldılar. 1751 yılında ilk kez Göttingen Üniversitesi doğum kliniği açıldı ve doğum olayı bir tıp dalı olarak geliştirildi. Macar asıllı doktor İgnaz Philipp Semmelweis (1818-1865) ilk kez elle rahim muayenesini yaptı ve bu olay büyük bir aşama olarak nitelendirildi. Daha sonra Sezaryen ameliyatı geliştirildi ve 170 doğum olayı başarıyla gerçekleştirildi. Böylece, kadın hastalıklarını inceleyen jinekoloji dalı, cerrahinin en yeni dalı oldu. Her şeyden önce kadın hastalıkları her ne kadar doğum alanına girmemekteyse de, kadın üreme organları hastalıkları, hormon bozuklukları ve düzensizlikleri, üreme organlarında oluşan kanserler genellikle jinekoloji dalında incelenmektedir.
Penis Boyu ve Büyüklüğü
Penis boyu ve büyüklüğü
Kadında doğurganlığın, döllenmenin olabilmesi için erkeğin spermlerinin kadın vajinasının (haznesinin) arkasına ulaşabilmesi gerekmektedir, bunun için de 10 cm ve üzerindeki penis boyu yeterlidir.
Ergenliğe ulaşmış bir erkeğin penisinin ortalama uzunluğu sertleşme olmayan durumda 5 – 9 cm, sertleşme halinde ise ortalama 16 cm boyundadır. Bununla birlikte penisin büyüklüğü kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Penis boyu ortalama 16 cm olmakla beraber 11-18 cm normal kabul edilir.
Normalden daha uzun bir penis cinsel ilişki sırasında genelde kadına zevk yerine acı vermektedir. Bu nedenle sanılanın aksine uzun (büyük) penis, iyi bir cinsel ilişki için ideal değildir. Ancak normalden daha küçük penisler de cinsel ilişki sırasında sorunlara yol açarlar, dahası sahibine psikolojik olarak sorun olurlar.
Penis boyunu ve kalınlığını arttıran çeşitli ameliyatlar bulunmakta ve ülkemizde de yapılmaktadır. Ancak bu ameliyatların herkesde başarıyla sonuçlanmadığı da bir gerçektir. Ameliyat öncesi erkeğin hormonlarının ölçümü yapılır ve penisin ereksiyon halindeki boyu saptanır (kökü ile uzu arası). Genellikle 8 cm?lik uzunluğa sahip bir penis işlevsel olarak kabul edilir. Fakat kişinin daha uzun penis isteği de dikkate alınarak penis uzatılabilir. Bu uygulama için kişinin diğer yönlerden tam olarak sağlıklı olması gerekir. Cerrahi yöntem penisin üst başlangıç bölümündeki derinin ve penisi kalça kemiğine bağlı tutan bağların uzatılarak ek penis boyu kazanma prensibine dayanır. Bu şekilde ek 3 ile 5 cm arasında değişen ölçülerde ek penis boyu kazanılır. Ameliyat sonrası 2 ay kadar süre hasta, kontrollere çağrılır.
Son olarak penisin boyundan ziyade işlevinin önemli olduğunu hatırlatmakda yarar var.
Cinsel İşlev Bozuklukları
Cinsel İşlev Bozukluklarında Tedavi
90′larda cinsel işlev bozukluklarının Tedavisi Masters ve Johnson’un (1970) çalışmalarından sonraki 25 yılda cinsel işlev bozukluklarının ele alınması ve tedavisinde önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. Masters ve Johnson, kadın ve erkek cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde üç temele dayandırdıkları bir model önermektedirler:
(a) Her iki cinste de paralel, dört-evreli ardışık fizyolojik ve öznel uyarılmanın olması (cinsel yanıt döngüsü);
(b) cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda ve sürmesinde yanlış bilgilenme ve performans kaygısı başta olmak üzere psikojenik faktörlerin önde gelmesi;
(c) Cinsel işlev bozukluklarının çoğunun kısa, sorun-odaklı tedavi yaklaşımlarına (sensate focus yani duyumsal keşif gibi) iyi yanıt vermesi.
Son yıllarda model Azalmış cinsel istek bozukluğu ve cinsel travma veya istismar sonucu ortaya çıkan sorunların tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Öte yandan 1980′lerin başından beri cinsel terapilerde giderek organik ve biyomedikal faktörlerin rolü üzerinde durulmaya başlanmıştır. Her ne kadar bu durum en çok erektil bozukluk tanı ve tedavisi için geçerli ise de azalmış cinsel istek bozukluğu, erken boşalma ve cinsel ağrı bozukluklarında da önem kazanmaya başlamıştır. Ayrıca yaşlılarda ve kronik hastalığı olanlarda cinsel işlev bozuklukları üzerinde daha fazla durulmaya başlanmıştır. Psikolojik faktörler açısından da cinsel sorunların başlamasında ve sürmesinde kaygıdan çok bilişsel süreçlerin-algılama ve dikkatle ilgili süreçler-rolü üzerinde tartışılmaktadır. Buradan yola çıkılarak çoğu zaman cinsel istek ve uyarılma bozukluklarının altında yatan sebepler olan performansla ilgili zorlukların veya “seksi olma isteği”nin elenmesi tedavideki odak noktaları olmalıdır. İlişki ile ilgili faktörler halen cinsel işlev bozukluklarının oluşumunda odaklanılan bir diğer alanı oluşturur. İletişim sorunları, güven ya da yakınlığın olmaması ve güç çatışmaları cinsel sorunlara en sık eşlik eden sorunlardır. Kültürel ve toplumsal etmenler de önemlidir. Erkeğe ve kadına biçilen roller de cinsel sorunların sıklığını etkiler gibi görünmektedir.
Cinsel işlev bozukluklarının tedavisini genel olarak ele alırsak;
A. Tedavide genel ilkeler:
1) Hasta olan cinsel ilişkidir.
2) İletişim yoluyla cinsel öykünün yeniden ele alınır
3) tedavide öğrenme becerileri vurgulanır.
4) Eğitim, destek, öneri ve içgörü üzerinden çalışılır.
5) Eşler için kaygı omaksızın yakınlık ve zevk sağlamak hedeflenir.
B. Davranışçı cinsel terapi teknikleri:
1) Eğitim: cinsel yanıtı anlamak
2) Duyumsal keşif: performans kaygısını azaltmak, partnerin cinselliğini öğrenmek, cinsel birleşme dışındaki cinselliğe odaklanmak, iletişimi artırmak
3) Kendini uyarma: kendi cinselliğini öğrenmek, kaygıyı azaltmak
4) Gevşeme eğitimi: kaygının azaltılması
5) Dur/Başla tekniği: özellikle erken boşalmada uygulanır.
6) Daha ileri davranışçı yöntemler
C. Bilişsel Tedavi: Zihni meşgul eden düşünceleri uzaklaştırmak, cinsel haz ve yakınlığa odaklanmak
1) Duyumsal keşif: zihinsel odaklanma
2) Anksiyetenin azaltılması: düşünce durdurulması, dikkati başka yöne çevirme
3) Cinsel tutumların yeniden uyarlanması
4) Öykü terapisi
D. Çift terapisi:Duygusal ilişkilerde altta yatan işlevsizliği tanımak, çiftlerin iletişimine yardım etmek
1) Çatışma çözümü
2) Yakınlığın artırılması
3) İletişimin artırılması
4) İlişkideki diğer konuların çözümü
E. Bireysel terapi:
1) Cinsellik ve/veya yakınlık ile ilgili ikili duyguların çözülmesi
2) Eşle ilgili ikili duyguların anlaşılması
3) Depresyon veya anksiyetenin tedavisi
4) Cinsellikle ilgili kendilik imajının değişimi
Erektil bozukluğun tedavisi: Erektil bozukluktaki tıbbi nedenleri gözönüne aldığımızda son yıllarda tedavide tıbbi ve cerrahi yaklaşımlar çoğalmıştır. Bunlardan bazıları
(a) cerrahi protezler ve penil implantlar,
(b) penis içine (intracorporal) vazoaktif ilaçların enjekte edilmesi,
(c) sıkma (konstriksiyon) halkası ve vakum pompası,
(d) ağızdan uygulanan ilaçlardır.
Ayrıca kan akımı yetersizliği ya da venöz kaçağın düzeltilmesine yönelik cerrahi girişimler de yapılmaktadır. Son yıllarda penil protezlerin yerleştirilmesi konusunda önemli ilerlemeler vardır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan penil protezler arasında yarı-sert, silikon tipte olanlar ve şişirilebilir veya hidrolik protezler sayılabilir. Bu cihazlar cinsel ilişkiye girileceği zaman şişirilmekte, ilişki sonrasında da önceki halini alabilmektedir. Şişirilebilen protezler çok daha pahalıdır ve operasyon sonrası komplikasyonlar-enfeksiyon gibi- daha fazla olabilir. Öte yandan cinsel eş daha fazla tatmin olmaktadır.
Cerrahi olarak protez yerleştirilmesi organik sebebe dayanan (diyabet, hipertansiyon gibi) ve şiddetli (önceden tıbbi tedavi, penise vazoaktif ilaç enjeksiyonu, vakum cihazı denenip sonuç alınamayan hastalar) erektil bozukluklar için önerilmektedir. Penis içine papaverin, prostaglandin E1, fentolamin gibi vazoaktif maddelerin enjekte edilmesi arteriyel kan akımının artırılması ve kan basıncının artmasıyla sertleşmenin oluşması amacına yöneliktir. Başlangıçta etkinliği %75 gibi yüksek olabilir.
Cinsel eşin memnuniyeti de yüksektir. Uzun süreli sertleşme, penis ve testislerde ağrı, peniste doku sertleşmesi, karaciğer işlevlerinde bozukluklar ve genel enfeksiyon gibi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Vakum cihazları ve sıkma halkaları penise vakum oluşturarak kanın penise dolmasını sağlar. Sıkma halkası en fazla otuz dakika tutulmalıdır. Cinsel eş tarafından kabulü diğer yöntemlerden farklı olmasa da bazen hastaların kabul etmede ve uygulamada zorlandığı belirtilmiştir. Peniste soğukluk, ağrı, hissizlik, boşalmanın olmaması ya da ağrılı olması, morarma gibi yan etkiler görülebilir. İlaç tedavileri yaygın olarak uygulanmaktadır. Etkisini merkezi sinir sistemi üzerinden gösteren bir ilaç olan yohimbin hem organik hem de psikojenik kökenli erektil bozukluklarda kullanılır. Sürekli kullanımda uykusuzluk, başağrısı, çarpıntı, kan basıncında hafif yükselme görülebilir.Trazodon depresyon tedavisinde kullanılan serotonerjik bir ilaçtır. Uzun süre kullanımı gerekir. Yan etki olarak uyku hali, bulantı, kusma, başdönmesi, idrar tutukluğu ve priapizm yapabilir. Sildenafil penisteki düz kasları gevşetip penise kan akımını artırarak etki eder. Bu ilacın etki edebilmesi için cinsel uyarılma gerekmektedir. Erkeklerde cinsel isteği artırmaz. Cinsel aktiviteden 1 saat önce alınmalıdır. Hem organik hem de psikojenik kökenli olgularda etkilidir. Başağrısı, yüzde kızarma, hazımsızlık, burun akıntısı, görme bozukluğu (mavinin algılanmasında bozukluk, parlak ışığa hassasiyet) ve diyare görülebilir. Nitrat grubu ilaçlarla birlikte kullanıldığında ani kan basıncı düşmesi ve buna bağlı ölüme yolaçabilir. Eğer eksikliği saptanırsa erkek cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde testosteron da kullanılabilir. Lipid ve kilo kontrolü yapılarak kullanılmalıdır. Azalmış libidoya etkili olabilir. Gingko Bilobanın antidepresanlara bağlı cinsel yan etkileri düzelttiği bildirilmiştir. Etkisinin genital bölgedeki kan akımı artışına bağlı olduğu düşünülmektedir.
Cinsel tedaviler: Sertleşme bozukluğu bireyin yalnızca partnerli etkinliklerinde görülüyorsa, diğer durumlarda (sabah uyanınca, gün içinde kendiliğinden ya da mastürbasyonda) tam sertleşme varsa, bu sorunun psikolojik olduğu yönünde önemli bir ipucudur. Tedavini başarısında uygulanan yöntemin ve terapistin profesyonel becerisi kadar çiftin tedaviye uygunluğunun, düzelme isteği ve çabasının da rolü vardır. Cinsel terapilerde genelde tedavi oturumları çiftle birlikte düzenlenir. Ancak düzenli bir cinsel eş yoksa bazen bireysel tedaviler de düzenlenebilir. Tedavide bilişsel ve eğitime dayanan girişimler önemlidir. Bu konuda sorunu olan bireylerin sıklıkla cinsel uyarılmanın doğası, cinsel beceriler ve partnerlerinin cinsel tatmin beklentileri konusunda yanlış düşünceleri vardır. Ayrıca çiftlerin iletişim becerileri ve cinselliğe ilgileri de oldukça belirleyicidir.
Terapist ilk görüşmeden itibaren çiftin yanlış cinsel bilgilerini düzelterek, yeri geldikçe doğru cinsel bilgiler vererek, cinsel mitleri tartışıp açıklayarak, cinsel teknikler öğreterek eğitimci rolü oynar. Hem bilişsel hem de kişilerarası süreçlere odaklanan beş basamaklı bir tedavi modelinde; bilişsel yeniden yapılanma, performans kaygısının azaltılması, cinsel beklentilerin düzenlenmesi, çiftin iletişim açısından eğitimi ve yinelemenin önlenmesi yer almaktadır. Her eşin cinsellik hakkında ve cinsel duyguları hakkında konuşması önemlidir. Cinsel ilişkinin birleşmeden ibaret olmadığı, sertleşmenin zevk almak için mutlaka gerekli olmadığı, sertleşme için yeterli cinsel istek ve uyarılma gerektiği ancak kaygının bunu kolayca etkileyebileceği bilinmelidir. Bekar erkeklere yönelik tedavi girişimleri arasında cinsel tutum değişikliği, masturbasyon egzersizleri ve sosyal beceri eğitimi vardır. Genelde özsaygı ve cinsel doyumda artış olduğunda sertleşmede de düzelme olmaktadır. Sonuçta çoğu kişi için tıbbi/cerrahi çözümler zaman gerektiren ve sonucu belirgin olmayan psikolojik tedavi yöntemleri ile kıyaslandığında çabuk çözüm vadeder görünmektedir. Ancak son çalışmalar bilişsel ve kişilerarası faktörlerin önemine işaret etmektedir. Önemli olan birey/çifti iyi değerlendirmek, hangi yaklaşımdan yarar göreceğini bütüncül bir yaklaşımla ele alabilmektir. Erken Boşalma: Boşalma denetiminin öğrenilmesi idrar tutma üzerinde denetim kazanılmasına benzer. Erkekler ergenlik çağlarından başlayarak masturbasyon ya da cinsel ilişki ile genellikle kendiliğinden boşalma denetimini öğrenirler. Ancak seyrek masturbasyon, düzenli cinsel ilişki olanağı olmaması, sınırlı süre içinde para karşılığı ilişki gibi durumlar boşalma refleksi üzerinde denetim sağlamayı öğrenememe olasılığını artırır.
Düzenli bir cinsel yaşamı ve sürekli bir cinsel eşi olmayan erkeklerde erken boşalma tanısı koymakta acele edilmemelidir. Boşalma denetiminin öğrenilmesi için düzenli cinsel deneyim gerekir. Tedavi yaklaşımları arasında geleneksel Dur/Başla ya da Sıkma teknikleri, bilişsel-davranışçı yöntemler ve ilaç tedavileri yer almaktadır. Dur/Başla ya da sıkma teknikleri ile başlangıçta olduça yüksek tedavi oranları bildirilse de sonraki izlemlerde geriye dönüşler de sık görülmüştür. Son yıllarda fluoksetin, klomipramin gibi serotonerjik antidepresanlar tedavide sıklıkla önerilmektedir. Ancak bu ilaçların cinsel isteği veya uyarılmayı azaltabileceği de göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca ağız kuruluğu, uyku hali, kabızlık gibi yan etkileri de ortaya çıkabilir. Azalmış cinsel istek bozukluğunun tedavisi: Öncelikle tıbbi (hormon dengesizliği, ilaç kullanımı ve diyabet gibi) ve psikiyatrik durumlar (depresyon gibi) dışlanmalıdır.
Cinsel istek bozukluğunun psikojenik yönleri bilişsel-davranışçı ve psikodinamik yaklaşımların bütünleştirilmesi ile tedavi edilebilir. Hastalara o esnadaki cinsel sorunlarına yönelik davranışçı ev ödevleri verilir. Daha derindeki duygusal sorunlar ve tedaviye direnç de ele alınmalıdır. Orgazm ve uyarılma ile ilgili bozukluklarda etkin olan bilişsel davranışçı girişimler cinsel istek bozukluklarında daha az etkindir. Cinsel istek bozuklukları tedaviye daha dirençlidir ve tedavi daha uzun sürelidir. Hastaların tedaviye direnci de daha belirgindir. Terapist hastanın olumsuzdan çok olumluya odaklanmasını sağlamaya çalışır. Gevşeme teknikleri yararlıdır. Duygular ya da ilgiler üzerine konuşarak iletişimi artırmak yapıcıdır. Zaman zaman anksiyete giderici ilaç tedavisi önermek gerekli olabilir. Eşler eğer uyarılmış değillerse cinsel ilişkiden kaçınmalıdırlar. Çift birbirleri ile fantezilerini paylaşabilir. Erotik video ve dergiler yararlı olabilir. Eşle birlikte masturbasyon da önerilir. Partner uyarılma dönemine dek cinsel isteği azalmış eşin cinsel organlarını uyarır, ardından kişi kendini uyararak orgazma ulaşır. Masturbasyon becerileri iyi olmayan çiftlerde eğitim önemlidir. Ayrıca masaj, erotik bölgelerin (göğüs, kaba etler, boyun, kulak vb) öpülmesi gibi fiziksel uyarının da önemi vurgulanır.
Sonuçta; vererek ve alarak uyarılmayı öğrenmek, vibratörler, kayganlaştırıcılar ve diğer cinsel araçlar, tutkuyu beslemek ve yatak odası dışında da hoş, nazik veya flörtöz olabilmek önemlidir. Erkekte orgazm Bozukluğu ya da Geç Boşalma: Göreceli olarak daha nadirdir. Bazı cerrahi ya da tıbbi durumlarda (multipl skleroz, omurilik yaralanması, prostat ameliyatı vb) veya ilaç kullanımına bağlı olarak görülebilir. Performans kaygısı, gebe bırakma korkusu, cinsel istek azlığı ve koşullanmalara bağlı olarak da görülebilir. Tedavi müdahaleleri arasında performans kaygısını azaltmak, genital uyarılmayı artırmak sayılabilir. Erkekte ağrılı cinsel birleşme oldukça nadirdir. Tedavisi konusunda bilgiler oldukça sınırlıdır.
Sonuç:
1) Masters ve johnson tedavi sonunda başarı oranını %80 ve 5 yıl içinde tekrarlama oranını %5 olarak vermektedir.
2) Son çalışmalar başarı oranlarının sorunların zorluğuna, tekniklerin farklı uygulanmasına bağlı olarak daha düşük olduğunu göstermektedir.
3) Kadın orgazmik bozukluğu, vajinismus ve erkek erektil bozukluğunun tedaviye cevabı çok iyidir. Erken boşalma için de sonuçlar oldukça iyidir. Ancak özellikle erkeklerdeki cinsel istek azlığının tedaviye yanıtı pek iyi değildir.
Hazırlayan: Dr. Verda Bitlis Tüzer
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Psikiyatri Kliniği
Frengi (Sifilis Hastalığı)
Frengi Nedir (Sifilis Hastalığı), Frengi Hastalığı Etkeni Bakteri
Frengi çeşitli dönemlerde değişik belirtiler gösteren ya da yıllarca gizli kalabilen bulaşıcı bir hastalıktır. Frenginin etkeni olan spiroket, Treponema pallidum olarak tanınır. Hastalık teşhisi kan tahlili ve yara oluşumunda akıntının mikroskopik muayenesi ile belirlenir. Genellikle insandan insana cinsel birleşim sonucu bulaşır.
Kuluçka devresi: 3 hafta.
Frengi Hastalığının Belirtileri: Mikroplu bölgede, yani dış üreme organları, dudak, parmak gibi yerlerde şankr diye tanımlanan sert yara ile başlar.
Frengi Süreci, Frengi Nasıl Bulaşır
Frenginin seyri üç evrede incelenir: Birinci evre hastalığın kuluçka devresinden sonra başlar. Mikroplu bölgede görülen sert yaralar oluşur ve ilgili bölgede bulunan lenf bezleri şişer. Yaralarda ve şişmiş lenf bezlerinde ağrı yoktur. İkinci evre şankr belirmesinden yaklaşık dört hafta sonra başlar. Bu evrede tüm vücutta, ayak tabanlarında, avuçlarda, alında bakırımsı renkli ve bir iki hafta içinde oluşan döküntüler belirir. Ağızda ve boğazda sümüklüböceğin geçtikten sonra bıraktığı izleri andırır yaralar oluşur. Boğazda bu kez ağrı vardır. Bu belirtiler bir süre sonra kaybolup tekrar ortaya çıkabilir. Kan tahlili kesinlikle pozitif sonuçlar verir. Hastalık üçüncü evrede bulaşıcılık niteliğini kaybeder. Üçüncü evrenin en tipik özelliği yumruların (granülasyon doku, granülom) oluşmasıdır. Yumruların en sık görüldüğü bölge aorttur. Yumru oluşumu sonucu aort iltihabı, aort kapağı bozukluğu, kalp atardamarlarının ağızlarında daralma ve damar çeperlerinde keseciklerin oluşumu gibi yan etkiler görülür. Ayrıca, beyin zarında da yumrular oluşabilir. Merkez sinir sisteminin en tipik frengi belirtisi erken bunama, menenjit, motor sinirlerinin uyumsuzluğu, omurilik büzülmesi sonucu genel felç (Erb hastalığı), beyin ya da omurilikte yumru oluşumu, görme bozukluğu, sağırlık, frengi sarası, sinir sistemi frengisi ve beyin zarı frengisidir.
Frengi Tedavisi
Sifilis, yani frengi tüm vücuda yayıldığı için bazı hastalıkları taklit edebilir. Bu nedenle kesin teşhisin yapılması gerekmektedir. Hastalığın tedavisi için en etkin ilaç penisilindir. Penisiline duyarlı olan hastalara organik arsenik ve bizmut bileşikleri kullanılır. Genellikle, frengi tedavisi belirtilere göre uygulanmalıdır. Uygulanacak penisilin tedavisinin dozu hastalığın evresine ve seyrine göre değişim gösterir.
Frengi (Sifiliz) Korunma Yolları
Herhangi bir başka zührevi hastalık geçiren kişide mutlaka frengi aranmalıdır. Çünkü hastalık pek fark edilmeden gizlice sürme eğilimindedir. Frengili olan kişilerle cinsel birleşimden kesinlikle kaçınılmalıdır. 60 yaşını aşkın ya da 30 yıldan aşırı bir süre gizli frengisi olan kişilerle; üremi, ağır kalp yetmezliği bulunan ve ameliyat edilemeyen kanserli hastalara hiçbir tedavi uygulanamaz.





