Nisan, 2011 Arşivi

dogalguc.net Haftanın ürünü

vitragold geciktirici

VitraGold Geciktirici Hap

Kimyasal geciktirici Krem ve Geciktirici Sprey kullanmak istemeyen kişilerin güvenle kullanabileceği %100 Doğal Bitkisel içerikler ile hazırlanmış cinsel ilişki sürenizi uzatmaya yarayan son derece kaliteli geciktirici ve performans artırıcı etkiye sahip kapsül.

Erkeklerin %30 ile %60 arasında erken boşalma sorunu gözlemlenmektedir. Bu sorun belli bir dönemde her erkeği etkileyebilir ve bazen oldukça utanç verici olabilir.

Erken boşalma tahmin edilenin aksine daha sık karşılaşılan bir problemdir ve erkeklerde özgüven sorununun yanı sıra duygusal ve psikolojik strese de neden olabilir. Vitragold ile artık erkeklerin mucize bitkisel karışımı ile bunlara son vermektedir.

Formülündeki bitkiler, erken boşalmayı engellenmesine yardımcı olmaktadır, ve cinsel yaşantınızı düzene sokacaktır. Üreme organları için tonik işlevi gören cinsel libidoyu güçlendirmeye ve iktidarsızlığın tedavisinde yardımcıda olacaktır.

%100 Doğal Bitkisel Kapsül Cinsel ilişkiye girmeden 45 dk önce SADECE 1 ADET içerek erken boşalma sorununuzu gidererek ilişki sürenizi uzatmaktadır. Doğal ve bitkisel ürün olduğu için bir yan etkisi yoktur.

Tüm erkeklerin geciktiricisi olarak begeni kazanmıştır. Her kişi tarafından rahatlıkla kullanılmaktadır.

Çoğu Erkeğin problemi olan erken boşalma kişide kendine güvensizlik partnerinde de hayal kırıklığı yaratır.

Cinsel yaşantınıza en etkili şekilde yeniden Vitragold ile kavuşabileceksiniz. ” Vitragold ile artık erken boşalmaya son ! ”

VitraGold Delay Capsule nasıl kullanılmalı ?

30 Kullanımlık üründür.

Herhangibir yan etkisi bulunmamaktadır.

Normal performans için kullanacak olan kişi bol su ile tok karnına 1 kapsül alması yeterlidir.
Performansınızda bir gelişme olmaması durumunda 2.ci kapsül kullanılabilir.

Alındıktan sonra tam etkisini yaklaşık 30 – 45 dakika sonra göstermektedir.

Yemeklerde 2 saat önce veya 1 saat sonra alındığı zaman etkisini daha fazla göstermektedir.

Vitragold’la Partnerinizle Uzun Zevkli Dakikalara Yelken Açmanın Tam Sırası.

Vitragold’la Geç Kalmanın Zevkine Varın Partnerinize Unutulmaz Anlar Yasatın.

Sivilce Yüzü Yıkayarak Geçer mi?

Sivilce pislikten oluşan bir hastalık değil. Sivilceli kişilerin ciltlerinde aşırı bir yağlanma sözkonusudur. Bu yağlanmayı gidermek için hastalar yüzlerini çok fazla yıkarlar. Bu yanlış bir uygulamadır.

Sivilceli hastalar yüzlerini günde en fazla iki kere yıkamalıdırlar.

Yıkama esnasında sabun cildi kuruttuğu için sabun benzeri jellerden faydalanılabilir.

Tonik kullanımı cildi rahatlatan bir uygulamadır ancak olmazsa olmaz değildir. Sivilce hastalarının dikkat etmesi gereken en önemli şeylerden biri de üzerinde “yağsız, sivilce yapmaz, oil free” gibi ibareleri bulunan ürünleri kullanmaları gerekir. Bayanlar makyaj yaparken fondoten, pudra kullanmamalıdırlar.

İlla ki kullanılması gerekiyorsa sivilce yapmayan oil free ürünleri tercih etmeliler.

Kısaca sivilce tedavisinde bölgenin temiz tutulması faydalıdır ancak tek başına yeterli olmamaktadır.
Sivilce İzleri ve Tedavisi

Sivilce izleri sivilcenin şiddeti ve tipiyle alakalıdır.

Çok büyük sivilce çıkaranlarda iz kalma ihtimali daha yüksektir.

Ayrıca aynı bölgede sürekli olarak çıkan sivilceler de doku tahribatı nedeniyle iz bırakabilir. İz tedavisi süresince verilen ilaçlar sivilce tedavisi yaparken bir taraftan da iz tedavisi yapar.

Buna rağmen geçmeyen sivilce lekeleri varsa başka tedaviler de uygulanır.

Bu tedaviler sivilcenin cinsine göre farklı farklıdır.

Eğer sivilce izleri çok yüzeyel ise kimyasal ve bitkisel peelingler ile dışarıdan sürülerek uygulanan ilaçlarla tedavi edilebilir. Ancak çok derin ve çukur izler varsa lazer tedavileri ve soyma yöntemleri uygulanabilir. Çukur kalmış izlerde lazer tedavileri iki çeşittir;

-Soyarak tedavi eden lazerler (Kişinin sosyal yaşamından ve işinden 3 hafta geri kalmasına neden olabilir, kış aylarında yapılan bir tedavi yöntemidir.)

-Soymadan tedavi eden lazerler ise yeni bir yöntem ve teknolojidir.

Çukur olan bölgelere ışık atışı yapan lazer, kollajenin zenginleşmesini sağlayarak çukurlarda bir düzleşme meydana getiriyor.Şunu unutmamak gerekir ki, hiçbir tedavi yöntemi yüzde yüz bir başarı sağlamaz ancak bu yöntemlerle sivilce izlerini geriletmek mümkün.

Sivilce Neden Çıkar?

Sivilceli kişilerde yağ salınımının artması sonucu bir süre sonra yağ kanalında tıkanma başlar. Tıkanmadan sonra insan vücudunda bulunan bir çeşit mikrop yağ kanalı etrafında üremeye başlar ve yağları parçalayarak iltihaplı sivilceler oluşur.
Sivilce (Akne) Nedir?

Sivilceleriniz varsa ve kendinizi yanlız olarak görüyorsanız sakın böyle düşünmeyin. Yanlız değilsiniz. Ergenlik dönemindeki gençlerin yüzde doksanı sivilceden yakınmaktadır. Durum böyle olunca da sivilce şikayeti olan kişiler bazen yanlış yönlendirilmektedir. Oysa ki doğru yol izlendiği takdirde sivilce tedavisi mümkün bir hastalıktır.

Genel Olarak “sivilce” adıyla bilinen akne özellikle yüz, sırt ve göğüs bölgesini etkileyen, kıl yağ bezi biriminin en sık rastlanan hastalığıdır.

Ergenlik dönemi hastalığı olarak bilinen sivilce, erişkinlerde de görülebilmektedir.

Her yetişkin insanın, hayatında sivilceli olarak geçirdiği bir dönem olmuştur. Orana vurmak gerekirse yüzde doksanlık bir kısımda görülen sivilce, ergenliğe geçişin bir işareti olarak kabul edilmekte, geriye kalan yüzde onluk kısım ise hastalık olarak kabul edilen sivilcelerdir.

Sivilceler, hafif şiddetli sivilce, orta şiddetli sivilce veya şiddetli sivilce olarak kategorize edilebilir. Sivilce tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır ve mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Sivilceler kızlarda, erkeklere göre biraz daha erken yaşlarda görülürler. Kızlarda onbir yaşlarında, erkeklerde ise oniki yaşlarında görülmeye başlanır. Sivilcelerin maksimuma ulaştığı yaşlar ise kızlarda ondört ve erkeklerde onaltıdır

keci-gribi

Kuş gribi ve domuz gribinden sonra bu yılın grip virüsü keçi gribi. 2011 yılı salgın hastalığı keçi gribi virüsü, Avrupa ülkelerinde görülmeye başladı. Özellikle Hollanda ve Avustralya’da görülen keçi gribi can alıyor. İlk olarak Hollanda’da görülen hastalık 6 can aldı.

Uzmanlar, keçi gribinin en belirgin özelliğinin keçi gibi inatçı bir virüs olduğu ve uzun süre iyileşmediğini söylüyor. Normal gripten farklı olarak şidetli baş ağrısı ve halsizlik ile ortaya çıkıyor. Keçi gribi eğer daha çok ciğerleri etkilerse akciğer yetmezliği,kalbi etkilerse kalp yetmezliğine neden oluyor.

Özellikle kronik astım, bronşit ve nefes darlığı hastalıkları olanların dikkatli olması gerektiğini söyleyen uzmanlar, erken teşhisin önemli olduğunu vurguluyor. Eğer uzun süre geçmeyen bir grip ve halsizlik varsa doktora başvurmalı ve ayrıntılı tetkileri yaptırmalısınız. Geçen yılın gribi domuz gribinde olduğu gibi tehlikeli ve ölümcül bir hastalık olan keçi gribi için insanları dikkatli olamaya çağıran uzmanlar grip deyip geçmeyin mutlaka doktor kontrolünden geçin diyor.

Keçilerde bulaştığı düşünülen hastalık nedeniyle Avrupa ülkelerinde keçiler toplanmaya ve imha edilmeye başlandı. Solunum yolu ile insandan isana bulaştığı düşünülüyor. Yeni bir grip virüsü olan keçi gribi umarız ki ülkemizde görülmez. Fakat yine de dikkatli olmalı ve uzun süre geçmeyen baş ağrısı ve halsizlik şikayetlerimiz varsa mutlaka doktora gitmeliyiz.

Gripsiz Mutlu Sağlıklı Günler…

polenİlkbaharla birlikte artan polenler, alerjiye duyarlı kişilerde bahar nezlesini tetikliyor ve hayat kalitesini düşürüyor. Peki alerjinin kıskacından nasıl kurtulmak mümkün?

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, ilkbahar aylarıyla birlikte, ”çiçek tozları” olarak bilinen polenlerin, rüzgar ve böcekler sayesinde çevreye dağılmaya başladığını belirtti.

Çiçek polenlerinin mevsimsel alerji riskini yaygınlaştırdığını belirten Aydoğan, ”Polenlere duyarlı kişiler, tedbirli davranmalı, gerekmedikçe polenlerin çok olduğu ortamlarda bulunulmamalı” dedi.

Polen alerjisinin, ”bahar nezlesi” olarak da bilinen hapşırık, burunda akıntı ve kaşıntı, gözlerde kızarıklık gibi belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden Aydoğan, şöyle konuştu:

”Polenler alerjik rinit dediğimiz burun akıntısı, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, ağızdan nefes alıp verme gibi şikayetlere neden olur. Artan bu tür şikayetlerse kişinin yaşam kalitesini düşürür. Hatta gerekli tedbirler alınmazsa çok şiddetli hal alan bu nezle türü, astım, bronşit gibi alt solunum yolunu ilgilendiren hastalıklara da neden olur.”

Alerjilere karşı duyarlı kişilerin, daha önceden kullandığı ilaçları devam ettirmesi gerektiğini vurgulayan Aydoğan, alerjik tanısı yapılamamış kişilerin ise bahar nezlesi belirtisi durumunda mutlaka uzman doktora başvurması gerektiğini kaydetti.

Polenlerin genellikle sabah saatlerinde etkili olduğunu vurgulayan Aydoğan, duyarlı kişilerin bu saatlerde gerekmedikçe dış ortamlara çıkmamaları, tatillerini ise polenlerin az olduğu deniz kenarları gibi yerlerde yapması gerektiğine dikkati çekti.

HAVALARA ALDANMAYIN

Aydoğan, polenlerin yanı sıra mevsimsel geçiş dönemi olan bugünlerde sıcak-soğuk farklılıkları nedeniyle gribal enfeksiyon benzeri tabloların ortaya çıkmasının kolay olduğunu belirterek, ”Havalara aldanmayın” dedi. Vücutta sıcaklık farkları nedeniyle terleme-soğuma durumlarının fazla olduğuna dikkati çeken Aydoğan, şunaları kaydetti: ”İnsanlar kış ayları gibi kalın giyeceklerle dışarı çıkıyor, terlediği zaman da ter üzerinde soğuyor.

Sıcaklara aldananlar ise ince giyinip soğuk alıyor. Kış mevsimini tam olarak atlatmadığımız için tedbirli olmak gerek. Dışarı çıkarken üzerimize mutlaka hırka benzeri giyecekler almalıyız.

Toplu yaşam alanlarında ise gribal enfeksiyona yol açacak virüslere dikkat etmemiz gerekli.” Vücudun vitamin ihtiyacının her zaman göz önünde tutulması gerektiğini de vurgulayan Aydoğan, özellikle kış aylarında kullanımı artan C vitamininin bu aylarda da alınması gerektiğini kaydetti.

diş fırcalama

Dişlerinize çok önem veriyorsunuz & çürüklerin önüne geçmek için her yemek sonrası vakit kaybetmeden

Dişlerinize çok önem veriyorsunuz ve çürüklerin önüne geçmek için her yemek sonrası vakit kaybetmeden fırçalıyorsunuz. Bu durum ilk bakışta diş sağlığını korumak için mükemmel bir yöntem olarak görünebilir ancak …

Dt. Aslı Tapan

yemek sonrası hemen dişlerin fırçalanması diş yüzeyinden bir miktar maddenin kalkmasına sebep olarak diş sağlığınızı olumsuz etkiler.

Yemek sonrası fırçalama diş yüzeyinden bir miktar madde kaldırır

Ağız diş sağlığının korunmasının temelinde temizlik ve bakım yatmaktadır. Yemeklerden ve asitli içeceklerden hemen sonra dişleri fırçalamaktan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tür gıdalardan sonra yaklaşık bir saat diş minesi asit saldırısı altında olup minenin yumuşadığı ve hemen yapılan fırçalamanın diş yüzeyinden bir miktar madde kaldırdığı bilinmektedir. İngiltere’de yapılan bir araştırma neticesinde 5 yaşındaki çocukların %53’ünde diş erozyonu saptanmıştır. Gazlı içecekler dışında meyve suları da dişlerde erozyon riskini artırmaktadır.

Dişler aşındıkça renk bozulmaları ve hassasiyet artar

Asitli gıda denince akla narenciye, yeşil elma, turşu, şarap, enerji içecekleri ve şarap gelir. Ph ne kadar düşük ise ürün o kadar asidiktir. Ph’ın 5.5’ten küçük olması çürük oluşturmaktadır. Alkaliler yüksek ph’a sahiptir. Düşük ph’lı ürünlerden bazıları sirke, kırmızı şarap, greyfurt, turşu vs.dir. Sütün ph’ı 6.9, cheddar peynirinin ise 5.9’dur. Ayrıca kişilerde artan estetik beklentisi sebebiyle dişleri beyazlatmak için aşındırıcı diş macunu ve diş parlatma tozları talebi diş sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Dişin minesi aşındıkça alttaki dentin tabakasının açığa çıkmasıyla dişin rengi daha sarı gözükmekte, sıcak ve soğuk hassasiyeti de buna eklenmektedir. İlerlemiş dönemde artan duyarlılık, oluşan çatlaklar, giderek artan renk bozulmaları gözlenebilir.

Ara öğünleri şekeriz gıdalardan seçin ve yatmadan önce mutlaka dişlerinizi fırçalayın

Pek çok işlenmiş besinde şeker bulunur. “Şeker ilavesizdir” ibaresi her zaman o besinde şeker olmadığını göstermez. Ara öğünler şekersiz gıdalardan seçilmelidir. Kurutulmuş meyvelerin şeker miktarı daha fazladır ve dişe yapışabilir. Ara öğünde meyve yenirse arkasından peynir gibi alkali bir besin yemelidir. Su ve süt en iyi içeceklerdir. Meyve suları yemek sırasında içilebilir. Ara öğünde yalnız içmesi istenirse de suyla seyreltilmesi önerilir. Gece çürük riski artacağından yatmadan önce mutlaka özenle fırçalanmalıdır. Erozyonun şiddeti zaman, ph, asit tipi, ısı ve likit akış oranı gibi faktörlerle ilgilidir. Geleneksel çayın ph’ı 4.8, bitki çayının 3.2’dir. Dolayısıyla bitki çayları normal çaya oranla daha erozivdir.

Çürükten ve asit erozyonundan korumak için neler yapmalıyız?

Çocuklarımızda süt ve su gibi içeceklerin tüketimini arttırma yoluna gidilmelidir. Yoğurt düşük ph’ına rağmen erozyona yol açmayabilir. Çünkü içinde yüksek miktarda kalsiyum ve fosfat vardır. Meyve sularına asidik içeceklere kalsiyum eklenerek erozyon önlenebilir. Ancak iyi maskelenmezse ağza tebeşirimsi bir tat gelir. Asitli içeceklerin içine florür eklenmesi çok tüketimi halinde risk taşır. Daha konsantre bir içecek diş yüzeyine daha çok yapışır ve ağızda daha uzun süre kalır. Gece tükürük akışı azaldığında asitler dişte daha çok erozyona yol açar. Bu nedenle gece mutlak suretle dişlerimizi fırçalamalıyız.

Kaynak: Sağlık & Yaşam Dergisi

antibakteriyel

Son senelerde bir antibakteriyel sabun, dezefektan, el jelleri modası başladı ki sormayın. Zaten şu “antibakteriyel” sözü bile, temizlik hastası demeyelim ama, temizlik düşkünü anneleri cezbetmeye yeterli.  Antibakteriyel ürünlere bakterileri öldüren kimyasal maddeler eklenmiştir. Bunların virüsler üzerine bir etkisi yoktur. Bu amaçla en çok kullanılan madde de triclosandır. Yüzde 60-85 oranında alkol bulunan el antiseptikleri veya dezenfektanlarının bakterileri ve bazı virüsleri öldürücü etkileri olsa da doğru el yıkamaya belirgin bir üstünlükleri yoktur. Bunlar su olmayan ortamlarda tercih edilebilir.

Bunlara Dikkat edelim !

Eldeki mikropların öldürülmesi kulağa hoş gelse de şu üç husus mutlaka dikkate alınmadıdır;

  1. Antibakteriyel ürünler sadece hastalık yapan mikropları değil deride yaşayan ve hastalık yapmayan faydalı mikropları da öldürürler. Bu da derinin mikrop dengesinin bozulmasına ve antibiyotiklere dirençli mikropların ortaya çıkmasına yol açabilir.
  2. Hastalıkların önlenmesinde antibakteriyel sabunların kurallara uyularak yapılan el yıkamaya göre bir üstünlüğü olduğu gösterilmemiştir.
  3. Antibakteriyel kimyasalların insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu gibi tabiatın kirlenmesine de sebep olurlar.
  4. Bu ürünler normal sabunlara göre daha pahalıdır.

Daha sağlık bir yaşam ve hastalıklardan korunmak için unutulmamalıdır ki temizlik herşeyden önce gelir.

elleri yıkamak

El temizliğinde aşırı kaçmak kronik tahrişe bağlı dermatite yani bir tür deri iltihabına yol açabilir.

Deri kuru,çatlamış,iltihaplı ve bazen çok ağrılıdır.günde 10 defadan fazla el yıkayanlarda daha çok görülür.

Dermatit,derinin bütünlüğünü bozar;iltihaplı deri daha fazla bakteri barındırır ve böylece enfeksiyonlara ve bunların yayılmasına yol açar.

Derinin sürekli ıslanıp kuruması derideki koruyucu maddelerin kaybına sebep olur ve deri yumuşar,çatlaması kolaylaşır.

Sabun veya temizlik ürünleri derinin pH’sını değiştirerek ve koruyucu yağ tabakasını yok ederek tahrişi artırırlar.

El yıkama süresi ve suyun ısısı önemlidir.

Nemin azlığı ve soğuk havada dermatiti kötüleştirir.

Çocuklugunda egzaması olanların yatkınlığı daha fazladır.

Dermatit Nasıl Önlenir ?

Dermatitin önlenmesi, kaybolan nemliliği yerine getirmek,sabun ve temizlik ürünlerinin tahriş edici etkidırkallerini ortadan kaldırmakla mümkün olur. Sıcak su yerine ılık su ve en az tahriş yaratan sabun tercih edilmeli ve eller iyice kurutulmalıdır.Eller yıkandıktan sonra su bazlı nemlendiriciler kullanılmalıdır.

Mutlu Sağlıklı Günler.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta