Ağustos, 2010 Arşivi

dogalguc.net Haftanın ürünü

Vücudumuzu yeteri kadar tanıyormuyuz?

Vücut Ağırlığımızı Biliyormuyuz?

Birçok insanın vücut ağırlıkları zihinlerini meşgul eder. Bütün kadınların yarısından daha fazlası ve erkeklerin üçte birinden daha fazlası biçimleri, ölçüleri ya da beden ağırlıklarından memnun değildir. Bu takıntılar, genç nüfus arasında bile oldukça yaygındır. Birçok durumda, insanlar kendilerini diğerlerinin onları gördüklerinden çok daha kötü durumda görürler. Bu konuyla ilgili ne yapabiliriz?

Vücut ağırlığı yaşam boyu sabit midir?

Doktorun muayenehanesinin duvarında asılı bulunan ya da bir kitapta gösteri­len grafiğe dayalı sabit bir vücut ağırlığına odaklanan birçok insan vardır. Bazıları, bu sayıların sabit olduğuna ve bir yetişkinin kilosunun yaşamı boyunca değişmemesi gerektiğine inanır. Yirmili yaşlardaki vücut ağırlıklarının otuzlu, kırk­lı ve daha sonraki yaşlarda değişmeden kalması gerektiğini düşünürler.

Sabit bir sayıya odaklanmak, vücut ağırlığı ile ilgili yaşam boyu devam ede­bilecek olan takıntıları geliştirmenin ilk adımı olabilir. Çoğu kez insanlar, evlendik­leri zaman ya da çocuk sahibi olmadan önce hangi kiloda oldukları üzerinde dururlar. (Bu rakamları açık bir biçimde hatırlayabilmemiz tuhaf değil mi?) Bu takıntı, yaşamınızı ele geçirebilir, sağlıkla ilgili sorunlara ya da depresyona yol açabilir ve sizin genel sağlığınızı olumsuz etkileyebilir.

İdeal olana kim karar verir?

Bir kişinin “ideal” ağırlığını belirleyen eski ölçümler, bir sigorta şirketinin oluşturduğu boy/ağırlık şemasını temel alıyordu. Çizelgeler, en uzun ömürlü sigor­talı kişilerin boy ve ağırlık oranlarını temel alarak oluşturulmuştu. Genellikle biri, on dokuz yirmi dört yaş arasındakiler ve diğeri, otuz beş yaş ve daha yaşlı olanlar için iki şema kullanılırdı. İnsanlar, bu şemalardan boy ve yaşlarına bakarlardı. Şemalar, kişinin “ideal” olduğu otta noktaya düşmesi gereken aralığı verirdi.

Yıllar geçtikçe boy/ağırlık şema ölçümlerini belirleyen sağlık araştırmacıları ve beslenme uzmanları, bu ölçümlerin olması gerektiği gibi doğru olmadığını fark ettiler ve bu sayılar, yağ dağılımını içeren en uygun beden kompozisyonunu göz önünde bulundurmuyordu. Birçok insan, şemadaki sayılara çok güveniyordu ancak gerçekte bu sayılar her zaman bir bütün olarak nüfusumuzun en iyi ölçümü değildi.

Günlük yaşamda egzersizin faydaları

Günlük Yaşamda Egzersizin Faydaları

İş temposunda kendimize vakit ayıramamak, özellikle sürekli oturarak çalışmak, vücudumuz için son derece sakıncalı. Kısa aralıklarla egzersiz yapmak, yenilenmemizi ve kendimizi çok daha iyi hissetmemizi sağlıyor. İlla bir spor salonuna üye olmamız gerekmiyor. Kısa mesafeli yerlere araçla değil yürüyerek gitmek, asansör yerine merdiven kullanmak veya bahçeyle uğraşmak vücudumuz için birer egzersiz.

Uzmanlar, egzersizin, kişinin kendisini iyi hissetmesine yardımcı olduğunu ve hayata daha pozitif bakarak her anın keyfini çıkarmayı sağladığını belirtiyor. Egzersizin kolesterolü düşürdüğünü, kan şekerini dengelediğini ve sağlıklı bir kiloda kalmayı sağladığını vurgulayan uzmanlar, “Egzersiz yapan insanların kalbi daha yavaş atar, bu sebeple de daha az yorulur. Diyetle birlikte yapılan egzersiz tansiyonu düşürür. Egzersiz, vücutta kas oluşumuna sebep olur, dolayısıyla vücuttaki yağ oranının azalmasını sağlar. Böylece kolesterol de düşmüş olur. Sürekli yapılan egzersiz, şişmanlığa yol açan leptin hormonunun azalmasına yarar. Egzersiz, damarlara elastikiyet kazandırır. Böylece daha rahat kan dolaşımı olurken, damar tıkanıklığına yakalanma riski düşer. Stresi azaltır” bilgisini veriyorlar.

Uzmanlara göre, 15 dakikalık bir yürüyüş, kişinin kendisini iyi hissetmesi anlamında çikolata veya şekerden daha faydalı. Devamlı egzersiz yapan kişilerin daha dinamik ve işte daha üretken olduğunu ifade eden uzmanlar, egzersiz yapmayan kişilere öğleden sonraları uyku bastırırken, egzersiz yapanların ise bu problemle karşılaşmadıklarını bildiriyor. Uzmanlar, kalp krizi geçirme riskinin de egzersizle azaldığını kaydederek, haftada iki kere egzersiz yapan kişilerin kalp krizi geçirme risklerinin yüzde 70 oranında düştüğünü belirtiyor.

Uzmanlara göre, aktivitelere göre 10 dakikada kalori yakma miktarları şöyle:

“Vücut geliştirme: 45 kalori. Yüksek tempolu aerobik: 65 kalori. Düşük tempolu aerobik: 55 kalori. Tırmanış: 80 kalori. Yüzme: 100 kalori. Tenis: 70 kalori. Buz pateni: 50 kalori. Kayak: 65 kalori. Yürüyüş (yavaş): 40 kalori. Yürüyüş (hızlı): 60 kalori. Bisiklete binmek (saatte 10 km hızla): 65 kalori. Koşmak (saatte 6 km): 125 kalori.”

Göz iltihaplarına dikkat

“Göz İltihabı” Vakalarında Patlama

İstanbul’da, son bir hafta içinde bazı sağlık kuruluşlarına başvuran vaka sayısında önceki haftalara göre yaklaşık 3 kat artış olduğu bildirildi.

İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nce yapılan açıklamada, son bir hafta içinde bazı sağlık kuruluşlarına başvuran viral konjonktivit (göz iltihabı) vaka sayısında önceki haftalara göre yaklaşık 3 kat artış olduğu bildirildi.

Açıklamada, şu an için ciddi seyreden vaka bulunmadığı belirtilerek, hastanelere yapılan başvuru ve vakaların seyrinin izlendiği bildirildi.

Virüs, Sıcak ve Nemle Birlikte Küçük Salgınlara Yol Açabiliyor

Konjonktiviteye sebep olan virüslerin, özellikle yaz mevsiminde sıcağın ve nemin artmasıyla birlikte kolaylıkla insandan insana damlacık, solunum salgıları ve temasla bulaştığı ve küçük salgınlara yol açabildiğine dikkat çekilen açıklamada, viral konjonktivit için özel bir tedaviye gerek olmadığı, 1-2 hafta nadiren 3 hafta içinde kendiliğinden iyileştiği kaydedildi.

Kişisel Hijyene Dikkat

İstanbul’da son bir hafta içinde bazı sağlık kuruluşlarına başvuran viral konjonktivit vaka sayısında önceki haftalara göre yaklaşık 3 kat artış olduğu bildirilen açıklamada, bulaşmanın önlenmesi için vatandaşların özellikle kişisel hijyene dikkat etmesi istendi. Açıklamada, vatandaşlara şu önerilerde bulunuldu:

“Eller sık sık su ve sabunla yıkanmalı, eller göze dokundurulmamalı ve ovuşturulmamalıdır. Havlular ortak kullanılmamalı, kişiye özel olmalı, su ve deterjanla yıkanmalıdır. Kağıt havlular tek kullanımlık olmalı ve atılmalıdır. Yastık kılıfı, gözlük, makyaj malzemesi, göz damlası veya merhemi ortak kullanılmamalıdır.”

diz kireçlenmesi ve tedavi yöntemleri

Dizde Kireçlenme

kireçlenme veya artrit diz eklem kıkırdağının parlak ve pürüzsüz yapısının bozulması ve eklemin işlevlerinin bozulmasıdır. kireçlenmelerde kıkırdakla beraber menisküslerde yırtıklar, kemik çıkıntıların oluşumu da genellikle birlikte olur. kireçlenen dizde ağrı başlar. vakit içerisinde eklem hareketleri kısıtlanır ve kireçlenme ilerledikçe bacaklar eğrilmeye başlar.

kireçlenmede hastalar ilk olarak ağrıdan yakınırlar. ağrı başlangıçta uzun ayakta kalındığında, yürüyüş sonrası başlar, dinlenince ve basit ağrı kesicilerle geçer. zaman geçtikçe ağrı daha kısa aktivitelerle başlar ve daha uzun sürer. basit ağrı kesiciler etki etmemeye başlar. daha da ilerleyince ağrı devamlı bir hal alır ve hiçbir ilaç ile kontrol edilemez. ağrıyla birlikte hastaların hayat standartı düşmeye başlar. hastalar önce uzun yürüyüşler gibi aktivitelerini azaltır. zaman geçtikçe hastalar alışveriş, dost ziyaretlerini yaparken zorlanmaya başlar. en ileri dönemlerde hastalar zorunlu ihtiyaçlarını bile güçlükle giderirler.

dizde kireçlenme diz kapağı kemiğinin altına veya ana eklemde (uyluk kemiği ile kaval kemiği arasındaki eklem) veya her ikisinde de olabilir. diz kapağı altındaki kireçlenmeleri belirgin hastalar düz yolda yürürken yakınmalar nispeten daha az iken, merdivenlerde, oturup- çömelip kalkarken belirgindir. ana eklem sorunlarında ağrı ayakta kalındığında ve yürüyüş sırasında belirgindir.

kireçlenme ilerleyici bir hastalıktır. yakınmalar vakit zaman azalır veya geçerse de yıllar içerisinde sorunlar artacaktır.

kireçlenme tanısı doktorunuz tarafından anlattıklarınız, ayakta çekilen diz röntgenleri, diz kapağı röntgenleri ile konulur. başlangıç dönemlerindeki kireçlenmelerde mr incelemeler de faydalıdır. şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir; hastaların şikayetleriyle röntgen bulguları her vakit uyuşmayabilir. zaman zaman röntgenleri çok kötü olan hastaların ağrıları az iken, çok şiddetli ağrıları olan hastalarda röntgenler nispeten iyi olabilir.

Kireçlenmede Tedavi

kireçlenmede tedavi hastanın radyolojik bulgularına değil şikayetlerine yönelik planlanmalıdır. hastanın ağrısını geçiren ve hayat standartını düzelten en basit tedavi en doğru tedavidir denilebilir.

Başlıca uygulanan tedaviler;

1. Kilo verilmesi

hastaların uygun kilolarına inmesi dize binen yükleri azalttığından hem hastalığın ilerlemesini azaltır hem de uygulanan tedavi yöntemlerinin etkinliğini ve süresini arttırır. kilo verirken bir iyetisyen kontrolünde kilo verilmesi tavsiye edilir. uygulanan diyetlerde uzun sürede yavaş kilo verilmesi tavsiye edilmektedir. unutmayın ayda 1 kilo vererek 2 yılda 20 kilo zayıflayabilirsiniz. kireçlenme gibi uzun dönemli bir hastalıkta buna zamanınız vardır.

65 yaş üstünde rejim teorik olarak önerilmez. ancak sıkı bir tıbbi kontrol altında çok yavaş kilo verdirilen rejimler kullanılabilir.

2. Egzersiz ve yürüyüş;

kireçlenmesi olan hastalar yürüyüş yapabilir. bu konuda kimi hekimler yasak uygularken kimi hekimler yürüyüş önermekte ve hastaların kafaları karışmaktadır. burada en önemli ölçüt ağrıdır. yürüyüş sırasında ve sonrasında ağrı yapmayan uzaklıkları her gün yürüyebilirsiniz. ağrınız oluyorsa da mutlaka zorlamayın.

ağrı ölçütü tüm sportif aktivitelerde geçerlidir. örneğin klasörde kireçlenmesi olan kişiler ağrı yapmadığı sürece tenis, golf gibi sporları yapabilirler. ağrı yaptığı vakit etkinliklerinin süresini azaltarak yapmaya devam edebilirler.

eğer sportif bir etkinlik yapmak diliyorsanız ya da yürüyüş yapamayacak kadar ağrınız varsa salon bisikletleri çok etkili bir egzersiz aletidir. salon bisikletinizi seçerken klasik bisiklet modeli yerine pedalın oturma yerinin önünde olduğu modellerin seçilmesi hem daha ileri yaşlarda da kullanma olanağı verir hem de bel problemleri olasılığını azaltır.

3. Ağrı kesici ilaç tedavisi;

ilaç olarak ağrı kesiciler ilk tercihlerdir. parasetamol, aspirin gibi basit ağrı kesiciler başlangıçta son derece etkilidir. lezyon hızla ilerleyerek son derece komplike sorunlar gelişebilir.

2. 45-55 yaş arası – bu yaş grubu kireçlenmeler genellikle geçirilmiş kırıklar, diz operasyonları, romatizmal hastalıklara bağlıdır. işlevi ileri derecede bozan romatizmal hastalıklara bağlı kireçlenmelerde protez seçeneği kullanılabilir. diğer hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. yanıt elde edilmediği durumlarda artroskopik cerrahi ve/veya yönlendirme cerrahileri kullanılabilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir.

3. 55-65 yaş arası – hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. yanıt elde edilmediği durumlarda artroskopik cerrahi ve/veya yönlendirme cerrahileri kullanılabilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir.

4. 65 yaş üzeri – hastalarda ilaç, eklem içi enjeksiyonlar, glukosamin-kondroitin tabletleri, fizik tedavi gibi yöntemler ilk olarak denenebilir. bunlara yanıt vermeyen ve hayat standartını bozan hastalarda protez önerilebilir. bu yaş grubunda hafif kireçlenmelerde veya diz kapağı altı kireçlenmelerde artroskopik cerrahi tatbik edilebilir.

kaynak: istanbul ortopedi grubu

Sağlık Bakanlığının Ramazan Ayı Beslenme Önerisi

Sağlık Bakanlığı’ndan Ramazan’da Beslenme Önerileri

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, bu yıl ramazan ayının sıcak yaz günlerine rastlaması nedeni ile, oruç tutanların sağlıkları için iftar ve sahur menüleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiği belirtildi.

Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığı ve metabolizmanın bu yeni duruma uyum sağlamaya çalıştığı ifade edilen açıklamada, ”Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile birlikte yeterince sıvı alınmazsa, vücutta su ve mineral kaybı olmaktadır. Buna bağlı olarak da bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir” denildi.

‘GÜNDE EN AZ 2-2,5 LİTRE SU TÜKETİLMELİ’

Suyun yaşam için elzem olduğu ve vücuttaki su oranın yeterli düzeyde tutulmasının hayati önem taşıdığı kaydedilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

”Bunun için kaybolan miktarın mutlaka telafi edilmesi gerekmektedir. Günde ortalama, en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içilmelidir.

Bununla birlikte ramazanda sıvı ihtiyacını karşılamak için ayran, taze sıkılmış meyve suyu, soda, sebze suyu vb. sıvıları sık sık tüketmek gerekmektedir.

Sıcak havalarda aşırı beden hareketi yapılması durumunda, vücudun su ve tuz kaybı daha da artmaktadır.

Bu gibi durumlarda tuzlu ayran (tuz kullanımında herhangi bir tıbbi sakınca bulunmayan durumlarda) içilmesi önerilir.

Çocuklar sıvı-elektrolit dengesine daha duyarlıdır. Bu nedenle daha dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.

Çocukların su ihtiyaçlarını fark edemeyecekleri ve kendilerini ifade edemeyecekleri göz önünde bulundurularak, sık sık kaynatılıp soğutulmuş su içirilmesine özen gösterilmelidir.”

Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az üç öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerektiği bildirilen açıklamada, ”Sahura kalkılmaması ya da sahurda sadece su içilmesinin yaklaşık 15-16 saat olan açlık süresini 20 saate çıkardığı, bunun da açlık kan şekerinin daha erken düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olacağı” belirtildi.

‘SAHURDA AĞIR YEMEKLER YENMEMELİ’

Sahur öğününün ağır yemeklerden oluşmaması gerektiği kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

”Gece metabolizma hızı yavaşladığından vücudun yağlanma hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalı süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir.

Gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanlar ise açlıklarını geciktirmek için kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketme yolunu tercih edebilirler. Ancak aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile unlu gıdalardan uzak durulması gerekmektedir.”

”İFTARDA YEMEK HIZLI YENMEMELİ

İftar sofraların çeşitliliği ve bolluğunun ramazanın yemek kültürü açısından en belirgin özelliği olduğu kaydedilen açıklamada, ”İftarda kan şekeri çok düşük düzeye indiği için kısa sürede fazla miktarda besin tüketme isteği doğduğu” ifade edildi.

Yapılan önemli yanlışlardan birinin de çok hızlı bir şekilde ve yüksek miktarda besin tüketilmesi olduğu belirtilen açıklamada, ”Beyin, doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra vermektedir.

Dolayısıyla çok hızlı yemek yemek, kısa sürede yüksek miktarda besin tüketilmesine neden olmakta, bu da kilo alımına zemin hazırlamaktadır” bilgisine yer verildi.

BESİN ZEHİRLENMELERİNE DİKKAT

Sıcakların artmasıyla birlikte besin zehirlenmelerinde önemli artışlar gözlendiği aktarılan açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

”Çoğunlukla, kısa süreli ve hafif seyreden besin zehirlenmeleri, besinin cinsine ve kişiye bağlı olarak daha ağır seyredebilmekte hatta ölümlere yol açabilmektedir.

Özellikle sıcak yaz günlerinde dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden uzak durulmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, süt, yumurta, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir.

Yaz aylarında özellikle rota virüslerine bağlı olarak bebek ve çocuklarda yaygın olarak ishaller görülmektedir.

Buna bağlı ishallerin önlenmesi için ellerin iyice temizlenmesi, sebze ve meyvelerin yenilmeden önce yeterince yıkanması büyük önem arz etmektedir.

Bu tür ishal vakaları görüldüğünde, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiği unutulmamalıdır.”

Açıklamada, ayrıca zorunlu olmadıkça, güneş ışınlarının dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkılmaması, çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker gibi kronik hastalığı olanların özellikle bu durumda daha dikkatli olmaları gerektiği uyarısında bulunuldu.

DİĞER ÖNERİLER

Açıklamada, Bakanlığın ramazanda beslenme ile ilgili diğer önerileri ise şöyle sıralandı:

”Ramazan süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.

Ramazanda öğünler sahur ve iftarda iki ana öğün, iftardan sonra 1-1,5 saat arayla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir.

Oruç tutanların sağlıklarını korumaları için mutlak suretle sahur yapmaları gerekmektedir. Kafein içeren içecekler yerine de ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çayları ya da süt, meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir.

Susuzluk hissedilmese bile iftar ve sahur arasında sık sık su içilmelidir.

İftara, peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar ya da çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygun olacaktır. Yine, enerji veren ve kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.

İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine, sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.

Hızlı yemekten kaçınılmalı, yiyecekler yavaş yavaş ve iyice çiğnenerek yenilmelidir.

Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra belirli aralıklarla, her seferde küçük porsiyonlarla beslenilmelidir.

İftar yemeğinden hemen sonra televizyon karşısına geçilmemeli, koltukta dinlenmek yerine hareket edilmelidir. Yemekten sonra kısa mesafeli yürüyüş yapmak sindirime yardımcı olması açısından yararlı olacaktır.

Ramazan ayında yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle haşlama ve fırında yapılan yemekler tercih edilmeli, kavrulmuş, tütsülenmiş ve kızartılmış besinlerden uzak durulmalıdır.

Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı oluşabilecek kabızlıkları önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ile ara öğünlerde meyve ve kuru yemişler (ceviz, fındık, badem vb.) tercih edilmelidir.”

uyku_apnesiRamazanda Uyku Düzeni

Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, Ramazan’da uyku düzeninin bozulmaması için önerilerde bulundu. Bir beyin fonksiyonu olan uyku, her sağlıklı kişinin yaşadığı periyodik bir eylemdir. İnsan hayatının 1/3’i uyuyarak geçmektedir. Uyku süresi, sağlıklı kişilerde farklılıklar göstermekte ve 4-11 saat arasında değişmektedir. Bu süreyi genetik özellikler belirlemektedir. Türkiye’de yapılan çalışmalara göre insanların yüzde 75’i, 7-8 saat uyumaktadır. Uykuya dalma ve uyanma saatleri de kişiye özgü durumlardır.

Ramazan’da Uyku Düzeni Bozukluğu Hırçınlık Yapıyor

Ramazan ayında oruç tutan kişilerde uykunun zamanlaması ve süresi önemli değişikler gösterdiği için, bu ayda uyku sorunları daha çok ortaya çıkmaktadır. Sahur ve iftar saatleri yemek zamanlarını değiştirmesinin yanı sıra, uyku düzenlerini de etkilemektedir. Ramazan ayında kişilerin uykuya dalma süreleri uzamakta ve toplam uyku süresi azalmaktadır. Gece uykusunda olan bu değişiklikler, kişinin sabahları yorgun ve dinlenmemiş olarak uyanmasına neden olabilmektedir. Bu durum, gün içerisinde uyuklamalar, dikkat ve konsantrasyon bozuklukları gibi sorunlara yol açabilir. Ramazan’da uyku düzeni bozulan kişilerde sinirlilik, endişe ve hırçınlık gibi şikayetler de olabilir.

Çay ve Kahve Tüketimi Uyku Düzenini Bozuyor

Ramazan’da, iftar ve sahurda tıka basa yemek yemek, uyku düzenini etkileyen bir başka önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Sigara içen, “gündüz daha dinç tutar” olurum” düşüncesiyle yoğun bir şekilde kahve ve çay tüketen kişilerde, uyku bozuklukları ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle; sigara, çay ve kahveyi mümkün olduğunca az tüketmek; adaçayı, ıhlamur, rezene gibi bitki çaylarının tüketimine ağırlık vermek uyku düzeni üzerinde olumlu etki yapacaktır. Ramazan ayı süresince ortaya çıkan ve sağlığı etkileyebilecek uyku bozukluklarını ve onun yol açtığı yakınmaları en az düzeye indirmek için;

  • Toplam uyku süresini Ramazan öncesinde olduğu gibi tutmaya çalışın.
  • Sahurdan sonra uykuya dalma süresinin iki saati geçmemesine özen gösterin. Çünkü sahurdan sonra en az iki saat uyuyacağınız sağlıklı uyku, o günü dinç ve enerjik geçirmenize yardımcı olacaktır.
  • İftar ve sahurda hızlı yemek yemekten kaçının. Ramazan ayı özellikle sıcakların yoğun bir şekilde yaşandığı bu döneme denk geldiği için, sıvı tüketimine özen gösterin. İftar ve sahurda yeterli miktarda su için.
  • Şişkinlik ve gaz yapıcı gıdalardan kaçının. Mümkün olduğu kadar ağır,yağlı, acılı ve baharatlı yemekler tüketmemeye özen gösterin.
  • İftar sonrası hafif egzersiz ve yürüyüşler yapmanız, sağlıklı bir uyku uyumanıza yardımcı olacaktır.
  • Uyku öncesi olabildiğince sakin kalmaya çalışın. Heyecan ve sıkıntı verici televizyon programları izlemekten kaçının, gazete haberlerini okumamaya çalışın. Hararetli konuşma ve tartışmalar yapmamaya özen gösterin.
  • Uyku süresinin azalmasının ve uyku düzeninin bozulmasının, günlük fonksiyonları etkileyebileceğini unutmayın. Bu nedenle tehlike yaratabilecek araç-gereçle çalıştığınız bir işiniz varsa, özellikle uykunuza özen gösterin.
  • Akşama doğru yorgunluk, sinirlilik, dikkatsizlik ve unutkanlık hissediyorsanız, bunların uyku bozukluğu ve açlığın yol açtığı sorunlar olduğunu hatırlayın. Mümkünse kısa sürelerle vücudunuzu ve zihninizi dinlendirmeye çalışın.

Kaynak : Sagligimicinhersey.com

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta