Haziran, 2010 Arşivi

dogalguc.net Haftanın ürünü

yüztemizliği Her  sabah yataktan kalkıldığında su ile yüzün yıkanması gerekmektedir. Gece uykudan önce, yüzün sabunla yıkanarak temizlenmesi yüz derisi üzerindeki günün kirini arındırır. Cildin doğal kimyasal yapısına uygun sabunlar yüz temizliği için tercih edilmelidir. Çoğu zaman görme keskinliğinin kaybedildiği farkedilmeyebilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılmalıdır. Görme bozukluğu olanların gözlük yerine kontakt lens kullanması oldukça yaygındır. Bazı kişiler sadece göz rengini değiştirmek için estetik amaçlı kontakt lens kullanırlar. Kontakt lens kullanımında temizlik çok büyük önem taşımaktadır. Bu temizliğe ilk gün nasıl uyuluyorsa kontakt lens kullanıldığı sürece de aynı titizlikle uyulması gerekmektedir. Bazen güzelliği daha belirgin hale getirmek için başta göz çevresi ve kirpikler olmak üzere makyaj amacıyla yüze sürülen çeşitli maddeler kullanmaktadır. Öncelikle bu maddelerin kaliteli olması çok önemlidir. Buna rağmen göz çevresinde ve yüzde mikrobik ya da allerjik sorunlarla karşılaşılabilir. Makyaj yapılıyorsa her akşam yatmadan önce muhakkak göz çevresinde ve yüzde kullanılan makyaj artıkları uygun krem ve solüsyonlar kullanılarak ya da su ve sabunla temizlenmelidir. Makyaj temizliğinde kullanılan malzemelerin niteliği de en az makyaj malzemeleri kadar önemlidir.

Bu tür malzemeler yeterince kaliteli olmadığında cildin yıpranmasına, sivilce ve siyah noktaların oluşmasına hatta lekelenmelere yol açabilir. Kulak temizliğinde kulak arkasının temizliği unutulmamalıdır. Kulak içine herhangi bir cisim sokulmamalıdır. Dış kulak yolunun zedelenmesi tehlikeli iltihaplanmalara neden olabilir. Kulağa küpe takarken bunun kulakta allerji yapabileceği bilinmelidir. Bu nedenle kullanılacak küpelerin allerji yapma özelliği çok az olan altın ya da gümüşten yapılanları tercih edilmelidir. Klipsi olmayan küpe kullananlar kulak memesinde delik açtırmaktadırlar. Bu deliği açarken kullanılan delici aracın ve peşi sıra takılan ip ya da halkanın mutlaka mikropsuz olması gerekir. Aksi takdirde kulak memesinde çok tehlikeli durumlara yol açabilecek iltihaplanmalar görülebilir. Ayrıca kulak memesine delik açılırken tek kullanımlık aletler kullanılmadığı taktirde bugün için çok yaygın hale gelmiş kan yolu ile bulaşabilen sarılık (hepatit B), AIDS (HIV) gibi, mikropların yol açtığı hastalıklara yakalanma tehlikesi vardır. Doğal olarak bu riskler kulak gibi vücudun başka yerlerine de takılan cildi delici takıların ve işlemlerin (dövme gibi) tümü için geçerlidir.

karınağrısıKarın ağrıları doktorları, hastaları, hasta yakınlarını, anne babaları en çok korkutan ve canları en çok sıkan sağlık konularındandır. Normalde midem ağrıyor, böbreğim ağrıyor gibilerden ifadeler her ne kadar şikâyetleri doğru yansıtıyor olsa da yanıltıcıdır. Ağrılar sinirler denilen hücreler tarafından taşınırlar. İç organlardan gelen sinir lifleri aynı zamanda yakın derilerin ağrı liflerini de taşırlar. Deri bölgelerinden gelen lifler ile aynı demet içinde taşınan iç organlardan gelen sinir lifleri gruplaşarak ilgili beyin kısmına giderler. Bu şekilde iç organlarda meydana gelen tıkanma, gerinme tarzı duyular yakın deri bölgesinde ağrı olarak belirti verir. Buda böbreklerimizin kapsülünde meydana gelen gerilme sonucu yan ağrısına, midemizde meydana gelen ülseratif erozyonlar sonucunda göbek üstü kısmında ağrılara neden olur.

Göbek deliğinin hemen üstünde yaygın olan ağrıların nedenleri sınırlıdır. Genel olarak mide kaynaklı olan ağrılarda şikâyetler burada belirti gösterir. Özellikle yanma, baskı hissi, sıkışma hissi tarzı ağrılar olabilir. Bazen göbek üzerinden yukarı doğru giden düzlemsel bir hat izleyen anma hissi eşlik edebilir. Bu durumda mide ile yemek borusu bileşkesinde bulunan sfinkter adı verilen kapıların yapısının bozulması nedeni olan Reflü dediğimiz bir hastalık söz konusudur. Aslında Reflü kaçak demektir. Vücudun bazı organlarında da olabilir.

Bazen Kalp Krizine bağlı sıkışma, yanma, göğüste bası hissi sadece göbek üstü kısımda da olabilir. Ancak kalp krizi ağrısı genel olarak göğüs üzerinde, sola kola, sırta bazen çeneye vuran, basit ağrı kesiciler ile geçmeyen ve sürekli olan, beraberinde ölüm korkusu, nefes darlığı, terleme olan durumdur. Ancak özellikle şeker hastalarında Kalp Krizi Ağrı yapmayabilir.

Karnın sağ tarafındaki ağrılar genel olarak Akciğer alt kısmı, Karaciğer, Safra Kesesi nedeni olan ağrılardır. Safra kesesinde taş, Karaciğer Siroz hastalığı en sık rastlanan durumlardır. Genel olarak böbrek ile ilgili rahatsızlıklar göbek yan kısmında ağrı yapabilir ancak daha çok göbek hizasında ancak yanlarda olan bazen yan taraftan sırta kadar vuran ağrı olarak belirti verir. Safra kesesi ile ilgili ağrılar genel olarak ağır, yağlı yemeklerden sonra belirginleşir. Böbrek hastalıklarından enfeksiyonları bir kenara bırakırsak böbreğin taş hastalığı bazılarına göre doğumdan beter ağrılara neden olur.

Taş hastalığının tedavisi geçici olarak Acilde rahatlama yapıldıktan sonra taş boyutuna göre taşın düşmesini beklemek, taş büyük ise kırılarak düşebilecek boyutlara küçültmek, ameliyat ile almak şeklinde özetlenebilir.

Göbek deliği üzerindeki ağrılara gelince, iç organların hepsinin ağrısı buraya vurabilir. Ancak genel olarak orta bölgedeki ağrılar barsak gazları ile meydana gelen ağrılardır. Aslında aşırı barsak gazları ile meydana gelen ağrılar tüm karında hissedilir. Bazen o kadar şiddetlidir ki Kalp Krizi geçiriyor sanırsınız.

Özellikle merak edilen konu sanırım Apandisit’tir. Apandisit barsak içindeki kör barsak diye bileceğimiz kısmın çeşitli nedenlerden dolayı tıkanması sonucu mikroplar ile enfeksiyon kapmasıdır. Apandisit ağrısı aslında çok tipiktir. Önce göbek üzerinde başlayan ağrı, ağrı kesici kullanılmamışsa hiç kesilmeden devam ederek zaman içinde göbek sol yan kısmına doğru yer değiştirir. Göbek deliğinin sol yan kısmında sabit kalır. Çok şiddetlidir, beraberinde ateş vardır. Ancak ne yazık ki her hastalık gibi bu hastalıkta farklılıklar gösterir. Bazen uzman doktorlar bile tanı koymakta zorlanabilirler.

Göbek alt kısımdaki ağrılar genel olarak üriner sistem ile ilgili hastalıklardır. Böbrekten aşağı kadar inmiş taşın yanı sıra, alt üriner sistem (idrar yolu hastalıkları demek istiyorum) hastalıklarında da göbek alt kısmında ve özellikle kasık kısımlarında ağrılar olabilir.
Bahsettiğim genel hastalıklar dışında Pelvik İnflamatuar Hastalık, Kanserler, Barsak Tıkanmaları, Over Hastalıkları (Yumurtalık Hastalıkları) gibi birçok hastalık kendilerine yakın bölgede ağrı yapar.

Ağrı korkulması gereken değil dikkat edilmesi gereken bir konudur. Bir hastalığın belirtecidir. Dikkat edilmeli ancak her ağrı için telaşa kapılmamalıdır.

Sağlıklı ve mutlu günler

gözsağlığı45 yaş civarında başlayan yakın görme bozukluğu presbiyopi olarak adlandırılır. Presbiyopinin düzeltilmesi hipermetrop hastalarında olduğu gibi + camlar ile yapılır. Bu camlar bir cins büyüteç vazifesi görürler.

Son zamanlarda presbiyopinin cerrahi yöntemler ile düzeltildiği yönünde yayınlar göze çarpmaktadır. Hâlbuki cerrahi yöntemler, presbiyopi için ancak geçici çözüm oluşturabilirler.

Her dokumuz gibi, gözümüz de seneler içinde ihtiyarlayan bir uzvumuzdur. Hatta yaşlanmaya 14 yaşında başladığına göre, belki de en erken ihtiyarlayan organımızdır.

Kişi 40 yaşına gelince, gözümüzün içindeki lens esnekliğini kaybettiği için yakında görme zorluğu başlar. Bu nedenle desteğe ihtiyaç duyar, göz doktorları da sizlere yardımcı olmak amacı ile yaşınızla orantılı olarak artan hipermetrop camlar verirler.

Yani uzağı görmede hiçbir problemi olmayan kişiye, 45 yaşında + 1.50 olan desteğimiz 50 yaşında +2.00, 55 yaşında +2.50, 60 yaşında +3.00, 65 yaşında +3.50 olarak artar. Tabi bu yazdıklarım kişiden kişiye küçük değişiklikler gösterir, astigmat veya başka bozukluğu var ise onların da düzeltilmesi için ayrı hesaplamalar gerektirir.

Yukarıdaki paragrafta gördüğünüz üzere eğer 45 yaşında yakın görmeniz düzeltilmiş ise, birkaç sene sonra gene bozulacaktır. Yine düzeltildiği zaman, ileride tekrar destek gerekecektir. Demek ki ilerleyen bir numara karşısında cerrahi müdahale ancak geçici bir süre çözüm olacaktır !

Bazı doktorlar, hastanın bir gözünü uzağa, bir gözünü yakına odaklamayı önermektedirler. Bu son derece yanlış bir yöntemdir. Çünkü iki göz arasındaki derece farkı sizin derinlik hissinizi yok edecektir. Bu nedenle, örneğin araba kullanırken önünüzdeki arabanın mesafesini doğru algılayamayacaksınız ve kaza yapma riskiniz artacaktır. Veya masadan bardak alırken mesafesini tam ölçemeyeceğiniz için istemeden bardağı devirebileceksiniz. Benzer hatalar yaşamak istemiyorsanız, yakın görmenizi hele bu yöntem ile hiç düzelttirmeyin.

Bazı cerrahi yöntemler gözün içine mercek koymayı gerektirmektedir. Fakat gözünüzün içinde zaten kendi merceğiniz olduğuna göre, 2. yapay mercek doğal olmayan bir ortama, kendi merceğinizin önüne yerleştirilmek zorundadır. Bu durumda katarakt gelişmesi hızlanabilir, göz tansiyonunuz yükselerek gözünüz kör olabilir. Bu tür cerrahi yaptıracak kişiler, lütfen doktorunuza göz içine konan yakın görme merceklerinin nelere yol açabileceğini sorunuz.

İleride katarakt ameliyatı olacak kişilerde göz içi merceğinin derecesi ayarlanarak uzak görme düzeltilebilinir. Katarakt ameliyatında yerleştirilen hem uzak, hem yakın görmeyi sağlayan merceklerin vazifelerini yapmalarına rağmen, görme kalitesi yalnız uzağı düzelten mercekler kadar başarılı olamamaktadır; bu cins mercekleri tercih edeceklerin bir süre daha beklemelerini önerilmektedir.

doğumAğrılarınız başladıktan sonra sıvı gıdaları tercih edin. Bağırsaklarınızın boş olması doğumu kolaylaştıracaktır. Hastaneye gitmeden önce ılık bir duş alarak rahatlayın. Sularınız geldiyse ayakta durmayın, en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Korkmayın. Korku ve endişe ağrılarınızın düzenini bozarak doğumun geçikmesine ve uzamasına sebep olur. İki ağrı arasında derin nefes alarak hem kendinizi hemde bebeğinizi rahatlatın. Derin derin nefes alın. Sancı geldiğinde ağzınızı kapatın, çenenizi gögsünüze dayayıp ellerinizle bir yerden ( doğum masası veya yatağın kenarından ) destek alarak bütün gücünüzle aşağıya doğru ıkının. Bebeğinizin başı doğuncaya kadar ıkınmaya devam edin. Bebeğinizin doğum olayıyla doğum olayı henüz bitmemiştir. Sıra plasentanın ( eşin ) doğumuna gelmiştir. Bu safhada fazla ağrı hissedilmez. Karnınıza yapılacak masajla eşin ayrılması kolaylaşır. Derin derin nefes alın. İlk yarım saat içinde bebeğin eşi ayrılacaktır. Böylece doğum olayı sizinde yardımınızla kolay bir şekilde tamamlanmış olacaktır.

ÇOCUKLAREk gıdaların başlanmasından okul çağına kadar çocuklarının iştahsızlığından şikayet etmeyen anne baba hemen hemen yok gibidir. Özellikle anneler kendilerinin uygun gördüğü miktarda yiyecek tüketmeyen çocukarı için çok kolay iştahsız kararını verebiliyorlar. Ilk bir yıl sürekli çocuğunun kilosunda artış izlemeye alışan anne ve baba aşağı yukarı 15.  ayda başlayan iştahsızlığı ile birlikte kilo alımında ilk yıla göre artış göremeyince buna anlam veremiyor.

Çocukların büyüme ve gelişmeleri dönemsel farklılıklar gösterir. Hayatın ilk bir yılı büyümenin en hızlı olduğu dönemdir ve tabii ki kalori ihtiyacı da fazladır. Bir yaşından sonra bu hızlı büyüme artık yavaşlar buna paralel olarak kalori gereksinimi de azalır dolayısı ile eskiye oranla belirgin iştahsızlık gözlenir. Özellikle 15-20. aylar iştahsızlığın en belirgin olduğu dönemdir.
Büyümenin beslenmenin dışında yaş cins metabolizma hızı aktivite durumu genetik psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilendiğini ve her çocukta farklı olabileceğini unutmamak gerekir. En sık karşılaşılan durum anne Ve babalar çocukları ne kadar yerse yesin aldıkları gıdaları yetersiz bulmakta ve çocuklarının yediklerini başka çocukların aldıkları gıdalarla kıyaslamaktadırlar. Bilinmelidir ki çocukların aldıkları gıdaların en az miktarı kadar içeriği de önemlidir. Yüksek kalorili biskuvi çikolata gibi besinler, düzensiz atıştırmalar fast food türü beslenme tarzı öğünlerdeki yemek miktarını etkiler ve yeterli kalori aldığı halde iştahsız görüntüye neden olabilir. Yaşına uygun büyüme gösteren çocuk size iştahsız gibi gelsede o ihtiyacı olan gıdaları alıyor demektir. Ancak iştahsızlıkla beraber kilo alımında duraklama yetersiz gelişme gösteren çocukta sebebin ortaya çıkarılması için doktor kontrolünden geçirilerek gerekli tetkilerin yapılması gerekmektedir. Muayene ile çocuğun büyüme ve gelişme ölçülerinin yaşına uygun olup olmadığı değerlendirilmeli kan sayımı, idrar tetkiki, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri batın ultrasonu gibi basit tetkiklerle organik bir neden bulunmazsa, boy uzaması ve kilo alışı yeterli ise yani çocuğunuz sağlıklı çocuklar için belirlenmiş olan normal boy ve vücut ağırlığı dağılımı içinde ise endişe etmemeli. Her çocuk her şeyi yemeyebilir. Onların da sofrada hazırlanan yemekler arasından seçme özgürlükleri olmalıdır. Süt içmiyor ama yoğurt peynir tüketiyorsa sorun yoktur.Ya da meyveleri seviyor sebze sevmiyorsa bu da kabul edilebilir. Hatta öğün atlaması bile normal kabul edilmelidir. Anne ve babaya iştahsız gibi gelen çocuklar aslında yanlış beslenme alışkanığı olan çocuklardır.
Çocukların iç dünyalarında yaşadıkları duygularda iştahlarını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bilinç altına yerleşmis herhangibir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlığın baskısı onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız çocukta organik nedenler araştırılırken mutlaka
çocuğun ruhsal durumu da değerlendirilmelidir.

SORUNU NASIL ÇÖZEBİLİRİZ?

Öncelikle çocuk sofraya aile ile birlikte oturmalı.Aile çocuğun yemek alışkanlıklarının geliştirilmesinde en etkili ortamdır. Çocuklarda ilk öğrenme yakın çevresindeki bireyleri taklit etme biçimindedir. Anne baba ve kardeşler onlar için en iyi modellerdir. Yemek yeme alışkanlıkları aile sofrasında edinilir. Anne ve babanın sevdiği yiyeceklere karşı istek oluşurken onların sevmediği yiyeceklere tepki gelişebilir. Besinler taze mevsimine gore çeşitlerine özen gösterilerek hazırlanmalı ve çocuğa her besinin yararları anlatılarak onunla birlikte tüketilmelidir.
Düzenli saatlerde öğüne alışması sağlanmalıdır. Öğün aralarında ve yemek öncesinde düzensiz olarak gıdaların alınması, ne yerse kar düşüncesi ile çocuğun arkasında gezerek kaşık kaşık bir şeyler yedirme ve midede sürekli besin bulunması acıkma duygusunun gelişmesini engeller. Sofrada yemediğinde ikinci öğüne kadar aç kalacağını bilen çocukta beslenme düzeni daha çabuk yerleşecektir.
Yemeğin sofrada yenmesini alışkanlık haline getirin.
Besin değeri yüksek, çocuğun severek yediği gıdalar tercih edilmeli, kesinlikle miktar yönünde zorlama yapılmamalıdır.
Kardeşin bitirdi sen hala yemedin gibi kıyaslamalar yapmayın.
Yemesi karsılığında takdir edin fakat ödüle alıştırmayın.
Fazla miktarda inek sutu veya meyve suyu alan çocuklar tok olduklarından diğer gıdalara direnç gösterirler. Ayrıca aşırı süt tüketiminin sonunda oluşabilen anemide yine iştahsızlık nedeni olabilir.
Tabağına yiyebileceği kadar yemek koyun hatta azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğini bitirdikçe onu takdir edin.Çocuğun bireysel gelişimini destekleyin onu sofrada özgür bırakarak kendi kaşığı ile beslenmesine fırsat verin.
Açık havada gezinti yapın ve yemeklerini buralarda yemelerini sağlayın.

yogaGenellikle ilk üç aylık dönemde hamile kadınların yoğun fi­ziksel egzersiz yapmaları tavsiye edilmez. Özellikle de dü­şük olasılığının olduğu durumlarda bu geçerlidir. Bu yüzden hamileliğin dördüncü ayından itibaren bir egzersiz programının uygulanması önerilir. An­cak daha önce düşük yapmamış, aktif ve sağ­lıklı bir anne adayı kendisini hazır hissel ligi andan itibaren kendini zorlamadan bedenini güçlendirmeye, kaslarını geliştirmeye ve esnek­liğini artırmaya başlayabilir. Duruş pozisyonlannı kişisel gereksinimlerinize ve formunuza uyarlayarak hamileliğiniz boyunca yoga yapa­bilirsiniz. Bu durum kişiden kişiye değişecektir. Bu yüzden bedeninizle uyum içinde olmanız, ortaya çıkan rahatsızlık verici duruşları belirleyerek onları kendinize uygun bil ha­le getirmeniz gerekir.

Yoganın hamile kadınlara kazandıracağı fiziksel yararlar şunlardır: gücün, kasların, duruşun ve dengenin gelişmesi; kas sisteminin tamamının daha elastik ve esnek olması: hormon üretimini sağlayan salgı bezlerinin uyarılması; kan akışının hızlanması ve dolaşımın iyileşmesi: ve mükemmel nefes kontrolünün sağlanması. Yoga uygulaması sırasında iç organlara da masaj yapılmış olur. Ayrıca mide egzersiz­leri de (bkz sayfa 82-84′e) doğum yaptıktan sonra eski for­munuza kolaylıkla kavuşmanıza yardımcı olacaktır. Yoga­nın uyku bozukluklarını azalttığı ve uykusuzluk hastalığı­na iyi geldiği bilinmektedir. Yaşama pozitif gözlerle bak­manın ve genel anlamda sağlıklı olduğunuz hissinin oluş­masını destekler. Avın zamanda yoga kişisel gözlem yap­mayı öğretir. Yoga yaptıkça sezgisel olarak bedeninizle ve duygularınızla yakın temas halinde olursunuz.
Ancak mükemmel geçen bir hamilelik süreci ve doğum için yoganın tek çare olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Yoga, bu heyecanlı dönem boyunca size yardımcı olabile­cek ve yaşadığınız deneyimin toplam değerini artıracağını umduğumuz bir araçtır. “Doğum” zor bir iştir ve birçok ka­dının doğum yapmakla ilgili yaklaşımları biraz korku ve en­dişe içerir. Bu, oldukça normal bir durumdur ama yoganın hamilelik ve doğum sürecinizi biraz daha kolaylaştırmaya ve bu dönemle ilgili sakin ve kontrollü bir yaklaşım benim­semenize yardımcı olabileceğini umuyorum.

kırmızı-etKırmızı et fazla yiyenlerde kalp hastalığı ve kalınbağırsak kanseri daha sık görülür. Bunun nedeni kırmızı ette bulunan doymuş yağ nedeniyle kolesterolün artmasının damar sertliği yapması ve etin yüksek ateş ve kızgın kömürde kızartılması sonucu içindeki proteinlerin kanser yapıcı hale gelmesidir. Yine kırmızı etle yapılan sucuk, sosis ve salamın içinde bulunan nitrit de kolon kanserine neden olur.

Kırmızı etin yenmesi tamamen zararlı değildir. Haftada bir kez mutlaka yenmeli. Ancak yağları atıldıktan sonra haşlama veya fırında pişirilerek yenmelidir. Kolesterol korkusu nedeniyle hiç kırmızı et yemeyen kişilerde bu defa demir eksikliğine bağlı kansızlık ortaya çıkmaktadır.

Et yemeği yerken yanında pirinç pilavı veya patates kızartması değil, bulgur pilavı, sebze ve salata yenmelidir.

Kebap yaparken de etin yağlarını tamamen temizlemek, pişirirken de eti yakmamak gerekir. Ateş veya alevle etin temas etmesi zararlıdır. Pişirirken yanmış veya kapkara kalmış et veya döner yemeyiniz. Kebap veya dönerin üzerine tereyağı ilave etmenin de sağlığınız açısından zararlı olduğunu unutmayın.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta