Ocak, 2010 Arşivi

dogalguc.net Haftanın ürünü

tip_doktoru

Kadınların Yüzde Ellisinde İdrar Kaçırma Sorunu Var

Selçuk Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, her iki kadından birinde idrar kaçırma sorunu olduğu belirlendi. Aynı araştırmada idrar kaçırma sorunu olan kadınların bunun bir rahatsızlık olmadığı inancı veya ayıp olacağı düşüncesiyle doktora başvurmaktan çekindikleri ortaya çıktı.

Selçuk Üniversitesinde (SÜ) yapılan bir araştırmada, kadınların yüzde 50.2’sinde idrar kaçırma problemi olduğu ortaya çıktı.
Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Kulaksızoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, idrar kaçırma probleminin erkek ve kadınlarda sanıldığından daha çok rastlanan bir durum olduğunu belirtti.
Buna karşın insanların çekindikleri için veya ayıp olacağı düşüncesiyle tedavi için doktora başvurmadığını ifade eden Kulaksızoğlu, ”İdrar kaçırma problemi kadınlarda daha sık görülen bir rahatsızlık. Kadınlarda aşırı kilolar, hormonal değişiklikler, spor yapılmaması, kas yapısının gevşek olması gibi nedenlerden dolayı idrar torbaları zamanla sarkabiliyor. Bu durumda kadınlar öksürme, hapşırma, herhangi bir şeyi kaldırma, merdiven çıkma gibi durumlarda dahi idrar kaçırmaya başlıyor” dedi.
Kulaksızoğlu, kadınlarda idrar kaçırmanın diğer bir nedeninin de ”aşırı aktif mesane” olarak adlandırılan durum olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
”Bazı nedenlerle idrar torbasının duyarlılığı artıyor ve yarım litre idrar dahi birikmeden beyne sinyal gönderilmeye başlanıyor. Tuvalet ihtiyacı hissediliyor. İlerleyen dönemlerde idrar torbası kontrolden çıkıyor ve kendi kendine kasılarak idrar kaçırmalara neden oluyor. Biz de idrar kaçırma sıklıklarının belirlenmesi, hastalıkla ilgili bilinç düzeyi, kadınların hayatlarını nasıl etkilediği gibi soruların cevabını araştırmak için 424 kadın üzerinde bir anket çalışması yaptık. Ankete katılan 16-60 yaş arasındaki kadınlara bu sorunla ilgili 10 soru yönelttik.”

İdrar Kaçırma Yüzde 50.2

Yaptıkları çalışma sonunda ankete katılan kadınların yüzde 50.2’sinde idrar kaçırma sorununun olduğunu tespit ettiklerini dile getiren Kulaksızoğlu, ankete katılan kadınların büyük bölümünün kilolu olduğunu, bunun idrar kaçırmada önemli etken olabileceğini bildirdi.
Kulaksızoğlu, araştırmada küçük yaşlardaki kadınlarda bu sorunun daha az olduğunu belirlediklerini vurgulayarak, 45-50 yaş arasındaki kadınlarda idrar kaçırma sorunu görülme sıklığının yüzde 87′leri bulduğunu bildirdi.

Yaşam Kalitelerini Olumsuz Yönde Etkiliyor

Kadınlara yönelttikleri sorularla, idrar kaçırma probleminin kadınların yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediğini tespit ettiklerini anlatan Kulaksızoğlu, şöyle devam etti:
”Bu problemi olan kadınların yaklaşık yüzde 70′i, sorunun yaşam kalitelerini çok ciddi şekilde olumsuz yönde etkilediğini belirtti. Bunların yüzde 74′ü de hastalıkla ilgili bir doktordan yardım almak istediğini belirtti. Buna karşın idrar kaçırma sorunu olan kadınların, bunun bir rahatsızlık olmadığı inancı veya ayıp olacağı düşüncesiyle doktora başvurmaktan çekindikleri ortaya çıktı. Kadınların sadece yüzde 5′i bu rahatsızlıklarıyla ilgili doktora başvurmuş. Bunların da sadece yüzde 2’si tedavi olmuş. Burada kadınların bu rahatsızlıklarını utanma ve ayıp olacağı gibi düşüncelerle anlatamadıklarını, doktora gidemediklerini görüyoruz. Birçoğu, bu sorununu eşine dahi söylemiyor.”
İdrar kaçırma rahatsızlığının önlenebilmesi için egzersiz yapma, aşırı kilolardan kurtulmanın büyük önem taşıdığını anımsatan Kulaksızoğlu, bu çerçevede anket çalışmasına katılan bu kadınların bir kısmına egzersiz, genel kas sistemini kuvvetlendirilmesi ve kilo vermeye yönelik, bir kısmına da idrar torbasını taşıyan kasların kuvvetlendirmesine yönelik programlar hazırladıklarını bildirdi.
Bu sorunun 20 dakikada gerçekleştirilecek küçük bir cerrahi operasyonla giderilebileceğini ve hastanın 1 günde taburcu edilebileceğini ifade eden Kulaksızoğlu, ‘aşırı aktif mesane’ rahatsızlığı olan hastalar için de ilaç tedavisi uygulanarak rahatsızlığın giderilebildiğini bildirdi. (AA)

akciğer-kanseri

Akciğer Kanserinin Nedenleri

Akciğer kanserinin en önemli nedeni sigaradır. Bunu radon ve asbest (amyant) izler. Ancak, sigara, radon ve asbestten başka da kanser riskini artıran pek çok faktör vardır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, akciğer kanserine neden olan etkenleri anlattı.

Hava Kirliliği

Hava kirliliğinin de akciğer kanseri için bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Bunun en önemli kanıtlarından biri, akciğer kanserinin hava kirliliğinin yoğun olduğu ülkelerde ve şehirlerde daha fazla görülmesidir.

Çeşitli araştırmalarda, hava kirliliğine neden olan kükürt dioksit, azot dioksit gibi maddelerin sigara dumanındaki kanserojenik maddelerin etkilerini artırdıkları saptanmıştır. Dizel egzostuna ve petrol yanma ürünlerine maruz kalan kişilerde akciğer kanseri riski yüksektir.

Meslekler

Akciğer kanserinin bazı meslek sahiplerinde daha fazla görüldüğü eskiden beri bilinir. Meslekleri nedeniyle uranyum, arsenik, krom, nikel, kadmiyum, alüminyum, berilyum gibi maddelerle uğraşanlarda akciğer kanseri riski yüksektir.

Arsenik

Arsenik toprak doğal olarak bulunur ve buradan içme sularına karışabilir. Arsenikle kirlenmiş suların içilmesi de akciğer kanseri riskini artırır. Sigara da içilmesi riskin katlanarak artmasına neden olur.

Beslenme

Sigara içen ve az miktarda sebze ve meyve tüketenlerde akciğer kanseri daha sık görülmektedir.

Beta-karoten

Özellikle de beta karoten içeren besinlerin kansere karşı koruyuculuk özelliklerinin daha fazla olduğu saptanmıştır. Beta karoten vücutta A vitaminine dönüşerek etkili olur. Beta karoten içeren besinlerin başlıcaları, havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı olmak üzere tüm sarı ve kırmızı ile yeşil renkli meyve ve sebzeler, lahana, bezelye ve patatestir. Bu maddenin ısı ve ışığa karşı duyarlı olduğu ve mikrodalga fırın dışında her türlü pişirme yöntemiyle kayba uğrayacağı unutulmamalıdır.

Diğer besinler

Beta karoten dışında, kısaca antioksidanlar olarak bilinen E ve C vitamini, folik asit ve selenyumun da hem akciğer ve hem de diğer kanserlere karşı koruyucu etkileri olabileceği konusunda araştırmalar vardır.

Akciğer Hastalıkları

Akciğerde harabiyete ve bağ dokusu artışına neden olan hastalıklar da akciğer kanseri için risk oluşturur. Bunlar içinde en önemlileri eskiden geçirilmiş olan tüberküloz (verem), zatürree ve fibrozistir. Kronik bronşiti olanlarda da kanser riski fazladır.

Genetik Faktörler

Akciğer kanseri genetik bir hastalık olmamakla beraber, kansere yatkınlık sağlayan bazı özellikler vardır. Mesela, sigara içenlerin hepsi değil %1-15 i akciğer kanserine yakalanmaktadır.

Ayrıca, bazı ailelerde akciğer ve diğer kanserler daha sık görülebilmektedir. İzlanda da 1955-2002 yılları arasında akciğer kanseri olan 2756 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada akciğer kanserli kişilerin kardeşlerinde bu hastalığın görülme riski 3.5 misli, çocuklarında 3 misli, hala, dayı, amca, teyze, kuzen gibi yakınlarında ise 2 misli yüksek bulunmuştur.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, akciğer kanserinin ortaya çıkmasında genetik faktörlerin (onkogenler, tümör baskılayıcı genler ve DNA tamir genleri) çok önemli olabileceğini göstermektedir.

kalori6 Dakikada Nasıl Kalori Yakılır?

Araştırmalara göre, 6 dakikada enerjik egzersizler yaparak kalori yakabilirsiniz. Zayıflamak ve formda kalmak için bu kadar kısa süre ayırmanız yeterli.

İlk 1 dakika: Yer değiştirerek zıplayın. Çömelip doğrularak kanguru gibi zıplayın. Sağdan sola yer değiştirip, çömelip doğrulup zıplayarak hareket edin.

30 saniye: Olduğunuz yerde yavaş yavaş koşun.

1: 30 dakika: Zıplayıp koşturarak patenle kayıyor gibi sağdan sola hareket edin. Bu sırada bacaklarınızı ve kollarınızı hareketli bir şekilde sallayın.

30 saniye: Olduğunuz yerde yavaş yavaş koşun.

1 dakika: Kollarınız başınızın arkasında düz yere uzanın ve mekik çekin. Ayrıca el ve ayaklarınızı çapraz bir şekilde hareket ettirerek fotoğraftaki hareketi tekrarlayın. El ve ayaklarınızı 30 saniyede bir değiştirin.

30 saniye: Olduğunuz yerde yavaş yavaş koşun.

1 dakika: Çömelip atlayın. Zaman zaman elleriniz başınızın arkasında twist yapıyor gibi zıplayın. Gövdenizi sağa sola çevirin. Elleriniz başınızın üzerinde atlayın. Dizlerinizi yavaşça yere değdirerek oturup kalkabilirsiniz.

30 saniye: Olduğunuz yerde yavaş yavaş koşun.

6 dakika bu hareketleri yaparsanız, inanılmaz bir efor sarfetmiş ve kalori yakmış olacaksınız.

alerji

Üç Kişiden Birinin Alerjisi Var

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ DOÇ. DR. REİSLİ: ”ALERJİK HASTALIKLAR TOPLUMUN YAKLAŞIK 3′TE 1′İNİ ETKİLİYOR” -”ALERJİK HASTALIKLAR İÇERİSİNDE EN TEHLİKELİSİ ‘ÖLÜMCÜL ALERJİ’ DİYE TABİR EDİLEN ‘ANAFİLAKSİ’DİR” -”ÖLÜMCÜL ALERJİK HASTALIK RİSKİ BULUNANLAR, ALERJİLERİNİN TÜRÜNÜN YAZILI OLDUĞU BİR KÜNYE VEYA BİLEZİK TAKMALI”

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Alerji ve İmmünoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. İsmail Reisli, alerjik hastalıkların her geçen gün artış gösterdiğini ve 3 kişiden 1′inin alerjik rahatsızlığının bulunduğunu bildirdi.
Doç. Dr. Reisli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaşam koşullarının değişmesi, doğal yaşamdan uzaklaşıp şehir hayatına geçiş, hava kirliliği, sigara, egzoz dumanı ve endüstriyel atıkların alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını söyledi.
Ailesinde alerjik hastalığı olan bir kişinin bu hastalığa yakalanma riskinin diğer kişilere göre 3-4 kat fazla olduğunu ifade eden Reisli, ”Çocuklarda hastalığın görülme sıklığı yüzde 20-30 arasında değişiyor. Alerjik hastalıklar toplumun yaklaşık 3′te 1′ini etkiliyor” dedi.
Reisli, alerjik hastalıkların ortaya çıkışında genetik unsurların yanı sıra çevresel faktörlerin de önemli rol oynadığını anlatarak, genellikle 4-5 yaşından sonra hastalığın görülme sıklığının arttığını ve yetişkin çağda da ortaya çıkabildiğini bildirdi.
En sık deri alerjisine rastlandığını ifade eden Reisli, ”Ama bu fazla dikkati çekmez, önemsenmez. Klinik pratikte ise daha çok saman nezlesi ve astım rahatsızlığı en çok gördüğümüz hastalıklardır” diye konuştu.

Ölümcül Alerji

”Alerjik hastalıklar içerisinde en tehlikelisi ‘ölümcül alerji’ diye tabir edilen ‘anafilaksi’dir” diye konuşan Doç. Dr. Reisli, şunları söyledi:
”Özellikle ilaç alerjileri bu gruba giriyor. Penisilin, aspirin dahil tüm ilaçlar bu hastalığa neden olabilir. Anafilaksi riski toplumlarda 100 bin ile milyonda bir arasında değişmektedir. Sadece ilaçlar değil arı sokmaları besinler, balık ve fıstık, susam ile sağlık çalışanlarında lateks alerjisi de bu gruba girer. Herhangi bir ilaç ya da gıda ile temas sonrası bir saat içerisinde görülen ve hastanın solunum, kalp, beyin, deri, mide ve bağırsak sistemini etkileyen, tansiyonu hızla düşüren durumlara acil müdahale gerekmektedir. Aksi takdirde bu tip alerjik rahatsızlıklar ölümle sonuçlanabilir.”

Bilezik veya künye hayat kurtarabilir

Doç. Dr. İsmail Reisli, ölümcül alerjik hastalık riski bulunanların alerjilerinin türünün yazılı olduğu bir künye veya bilezik takmalarının çok önemli olduğunu vurgulayarak, ”Özellikle acil durumlarda ve hastanın şuurunun açık olmadığı hallerde, bileziğin veya künyenin iç kısmına bakılarak doğru ve zamanında müdahale yapılabilir. Böyle durumlarda doktor arkadaşlarımız mutlaka bilezik veya künyeleri kontrol etmelidirler” dedi.
Alerjik hastalığın etkilediği organa yönelik tedavi yapılabildiğini anlatan Reisli, astımı olan kişinin solunum yollarına, saman nezlesi olan kişinin ise burnuna yönelik ilaç tedavisi uygulandığını ifade etti.
Son yıllarda üretilen bazı ilaçlarla tedavide önemli aşama kaydedildiğini vurgulayan Reisli, ”Ancak alerjinin ilaçla tedavisi yerine alerji yapıcı maddeden uzaklaşması, temas etmemesi, yani hastanın eğitimi, tedavide başarının temelini oluşturur” diye sözlerini tamamladı.

Kaynak : (AA)

healthy-dietDünyanın En Popüler 8 Diyeti

ULAŞTIĞI KİŞİ SAYISI, SONUÇ ALMA ORANI VE HABER OLMA SIKLIĞI KRİTERLERİNE GÖRE YAPILAN DEĞERLENDİRMEDE, ZAMAN ZAMAN TARTIŞMALARA NEDEN OLAN ATKINS DİYETİ İLK SIRADA YER ALIYOR -ARAŞTIRMADA, AKDENİZ DİYETİNİN ÇEŞİTLİLİK BAKIMINDAN EN SAĞLIKLI VE BAŞARILI BESLENME ÖRNEKLERİNDEN OLDUĞU BELİRTİLİYOR

Latince kökeni ”günlük gıda tüketimi” anlamına gelmesine karşın, bugün daha çok ”formda kalmak ve sağlıklı olmak için beslenme” anlamına gelen ”diyet” kelimesi, günümüzde artık kadın ve erkek ayrımı olmaksızın herkesin yaşamının içinde yer alıyor.
Günümüzde ”kilo vermek, kilo korumak amaçlı, yaşam biçimi olarak kabul edilen gıda ve içecek tüketimi” olarak tanımlanan diyet, coğrafi bölgelere, tüketim alışkanlıklarına dayalı yüzlerce farklı seçenekte karşımıza çıkıyor.
ABD’de bulunan, internetten de yayın yapan Medicalnews Grubunun yaptığı ve yayımladığı araştırmaya göre, ulaştığı kişi sayısı, alınan olumlu geri bildirimler, basında yer alma sıklığı gibi kriterler göz önünde bulundurulduğunda, zaman zaman başta ABD olmak üzere farklı ülkelerde tartışmalara neden olan Atkins diyeti, hala en popüler diyet olma özelliğini koruyor.

-ATKINS DİYETİ-

ABD’li kardiyolog Robert Atkins tarafından geliştirilen Atkins diyeti, vücuttaki insülin oranının ani yükseliş ve düşüşlerini engelleme prensibine dayanıyor.
Atkins diyetinde rafine karbonhidratların vücutta ensülin seviyesinin hızla yükselmesine, sonra da hızla düşmesine neden olduğuna, bu döngünün de kişinin daha çok yeme isteğiyle sonuçlandığına işaret ediliyor.
Bugüne kadar çok sayıda kişinin beslenme düzenine öncülük eden Atkins diyeti, kişiyi normalde tükettiğinden daha fazla protein almasına teşvik ettiği gerekçesiyle kimi diyetisyenler ve beslenme uzmanları tarafından eleştiriliyor. Diyetin özellikle eleştirilen bir diğer yönü de, uygulayıcıları tarafından bir yaşam biçimi olarak benimsenmesinin zorluğu ve bir süre sonra bırakılması.

-ALAN DİYETİ-

Dr. Barry Spears tarafından geliştirilen Alan diyeti, beslenme düzeninde yüzde 40 oranda karbonhidrat, yüzde 30 yağ ve yüzde 30 protein tüketimi prensibine dayanıyor. Rafine edilmemiş karbonhidratlar ve yağların tüketimine ağırlık verilen Alan diyetinde, işlenmiş ürünler yerine karbonhidrat ihtiyacının meyvelerden ve lif bakımından zengin sebzelerden karşılanması tavsiye ediliyor.
Alan diyeti, diğer diyetlerden farklı olarak, alınan kalori miktarının azaltılmasını öngörmüyor, yiyeceklerin ”doğru şekilde bölüştürülmesini” öneriyor. Her öğün, bir porsiyon et, bunun iki katı oranında iyi karbonhidrat ve zeytinyağı, fındık, ceviz gibi ”iyi” yağlar tüketiyorsanız, sağlıklı bir alanda yaşamayı sürdürüyorsunuz demektir.

-VEJETARYAN BESLENME-

Vejetaryenliğin farklı türleri olmasına karşın, lakto ovo vejetaryenlik en sık görülen tür olarak biliniyor. Lakto ovo vejetaryenler, yumurta, süt ürünleri ve bal dışında hayvansal gıda tüketmiyorlar. Son yıllarda yapılan araştırmalar, vejetaryenlerin daha ince görünümlü olduklarını, metabolik hastalıklara daha nadir yakalandıklarını ve daha uzun yaşadıklarını ortaya koyuyor.

-VEGANLAR-

Vegan beslenme, bir diyet yönteminden daha çok, net bir yaşam biçimi, yaşam felsefesi olarak kabul ediliyor. Veganlar, bal, süt ürünleri ve yumurta dahil, hiçbir hayvansal gıdayı tüketmiyor, bu beslenme biçimini sağlıklı yaşamak kadar, çevresel ve etik gerekçelerle seçiyor.
Tüketilen gıdaların yeterince çeşitlendirilebilmesi durumunda, veganlar, lakto ovo vejetaryenler gibi, sağlık konusunda birçok avantaja sahip oluyorlar.

-KİLO AVCILARI-

ABD’de 1960′ların başında kilo veren ve tekrar almaktan korkan bir ev kadını tarafından başlatılan hareketin, 30′dan fazla ülkede taraftarları bulunuyor.
”Kilo avcıları”, internet ortamında, düzenlenen toplantılarda sık sık bir araya gelerek, hem birbirlerine destek oluyor, hem de diğerlerini denetliyor. ”Avcı”lar, diyet ve egzersiz yoluyla vücut kütle endeksini 20-25 aralığında tutma konusunda birbirine destek oluyor.

-SOUTH BEACH DİYETİ-

Bir kardiyolog ve bir beslenme uzmanı tarafından geliştirilen diyet de kandaki şeker oranının düşük tutulması ve özenle seçilmiş karbonhidrat tüketimi prensibine dayanıyor.
Diyet, sürekli çok az yağ tüketimi yerine, iyi yağlar olarak kabul edilenlerin tüketilmesini, aksi takdirde diyetin beslenme alışkanlığına dönemeyeceğini savunuyor.

-ÇİĞ GIDA TÜKETİMİ-

Çiğ beslenme yöntemini seçenler, çoğunluğu organik olmak üzere, tamamen bitkisel temelli ve hiçbir şekilde işlenmemiş gıdaları tüketiyorlar.
Bu beslenme biçiminde, tüketilen gıdaların en az üçte iki pişirilmeden alınıyor. Çiğ gıda tüketenlerin tamamına yakını hayvansal gıdayı diyetine dahil etmiyor.

-AKDENİZ DİYETİ-

Yapılan değerlendirmede, popüler diyetler arasında tüketilen ürün çeşidi, zenginliği bakımından en sağlıklı ve başarılı beslenme türleri arasında gösteriliyor.
Güney İtalya, özellikle de Yunanistan’ın Girit adasındaki beslenme biçiminin esas alındığı bu diyet, bol miktarda taze sebze ve meyve, tahıl, tohum, peynir, yoğurt, et olarak bol miktarda balık, az miktarda kırmızı et ve bolca zeytinyağı, makul oranda şarap tüketimine dayanıyor.

Kaynak: (AA)

duzenlispor

Vücudun Kışın Daha Çok Spora İhtiyacı Var

SÜ BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEK OKULU ÖĞRETİM ÜYESİ YRD. DOÇ. DR. KAYA: ”KIŞIN YAĞLANAN İNSAN VÜCUDU, DÜZENLİ VE BİLİNÇLİ EGZERSİZLE HEM SAĞLIĞINA HEM DE ESTETİK GÖRÜNÜME KAVUŞUR” -”SAĞLIKLI KALMAK İÇİN VÜCUT, KIŞ AYLARINDA DAHA FAZLA EGZERSİZE İHTİYAÇ DUYAR”

Selçuk Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yalçın Kaya, kışın yağlanan insan vücudunun, düzenli ve bilinçli egzersizle hem sağlığına hem de estetik görünüme kavuşacağını söyledi.
Yrd. Doç. Dr. Yalçın Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kış aylarında havaların soğumasıyla insan vücudunun doğal bir tepki göstererek yağlanma eğilimine girdiğini ifade etti.
Yağlanmanın sadece deri altında değil vücudun iç organlarında da oluştuğunu dile getiren Kaya, yağlanma aynı zamanda damar çeperinde de gerçekleştiği için bu dönemde kalp krizi ve beyin kanaması riskinin arttığını vurguladı.
Bu nedenle vücutta yağlanmanın en fazla olduğu kış aylarında, günlük hayatta mümkün olduğu kadar hareketli olunması gerektiğini anlatan Kaya, hareketli yaşamın, kilolarla gelen sağlık riskini bir ölçüde hafifletebileceğini dile getirdi.
Yrd. Doç. Dr. Kaya, vücudun düzenli ve bilinçli egzersizle hem sağlığına hem de estetik görünüme kavuşacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
”Sağlıklı kalmak için vücut, kış aylarında daha fazla egzersize ihtiyaç duyar. Kışın yağlanan insan vücudu, düzenli ve bilinçli egzersizle hem sağlığına hem de estetik görünüme kavuşur. Bunun için de aerobik standartlarda egzersiz yapılması gerekir. Egzersizleri yaparken dakikada kalp atım sayısı önemlidir. Egzersizin vücuda istenen yararı sağlayabilmesi için egzersiz sırasında dakikada kalp atım sayısının 120 civarında olması gerekiyor. Bu rakamın üzerinde yapılan egzersizlerde vücuttaki yağ depoları kullanılamaz. Yani aşırı efor sarf ederek yapılacak egzersizlerin pratikte bir yararı olmaz. Hatta aşırıya kaçan tempolarda yapılan egzersiz, bitkinlik oluşturacağı için kısa sürede aktivite bırakılmak zorunda kalınacaktır.”
Kaya, dakikada 120 nabızdan daha yüksek tempoda yapılan egzersizlerde riskli organlar için de tehlike oluşabileceğini, vücuttaki fazla yağ dokulardan kurtulabilmek için dakikada ortalama 120 nabız atışıyla spor yapılması gerektiğini vurguladı.
Daha estetik bir vücuda sahip olabilmek için bütün kasları aktif hale geçiren egzersizlerin yapılmasının yararlı olacağını anlatan Kaya, özellikle egzersiz yapıldığı dönemlerde besin kalitesi yüksek gıdaların alınmasına, düzenli uykuya ve aktivitenin temiz havada yapılmasına dikkat edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Kaynak : (AA)

yurumek

Yürüyüş yapmanın faydaları
Uzmanlara göre, her yürüyüş faydalı değil. Tempolu ve en az yarım saatten sonra devam ettirilen yürüyüşün daha faydalı olduğunu uzmanlar özellikle belirtiyor. Uzmanlar, yürüyüşün faydalarını şöyle sıralıyorlar…

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KURALLAR
Kilo vermek amacıyla naylon vb. gibi giysiler vücuda sarılmamalı.
Sağlık sorunları olanlar ve 40 yaşın üstündekiler doktora görünmeden, yürüyüş programına başlamamalı.
Diyabet, hipertansiyon ve diğer sistematik hastalığı bulunanlar sık sık doktor kontrolünden geçmeli.
Ciddi bir yemek sonrası hızlı ve ağır yürüyüşler yapılmamalı.
Yürüyüş öncesi ve sonrasında susuz kalmamaya dikkat etmeli.
İnce tabanlı ve makosen ayakkabılar ile yürüyüş yapılmamalı.
Çok sıcak havalarda ve saatlerde yürüyüşten kaçınmalı.
Bir sıkıntı hissedildiğinde yürüyüşe inatla devam etmemeli.

YÜRÜYÜŞÜN 23 FAYDASI
Yürüyüş, kan akımını ve kan damarlarının miktarını artırarak, dolaşımı iyileştirir, kalp-damar ve beynin damarsal hastalıkları riskini azaltır.
Kalp kası dâhil, vücut kaslarını kuvvetlendirerek, daha etkin çalışmalarını sağlar.
Her bir kasılmada kalbin pompaladığı kan miktarını artırarak, istirahattaki kalp atım sayısını (nabzı) azaltır.
Egzersiz ve stres durumunda arteriel kan basıncında (tansiyonda) oluşan yükselmeyi azaltır. 5-Kan basıncını düzenler.
Kalp kasının yan damarlardan da beslenmesini destekler. Böylece kalbin ana damarlarında oluşacak tıkanıklıkların vereceği zararı azaltır.
Şişmanlık riskini azaltır.
Sindirimi kolaylaştırır.
Beyine oksijen sağlanmasını artırarak, zihinsel keskinlik ve yaratıcı düşünce potansiyelini yükseltir.
Lenfatik dolaşıma yardımcı olur.
Egzersiz sırasında ve sonrasında metabolizmayı uyarır.
Solunumsal kapasiteyi ve aerobik gücü artırır.
Büyümeyi ve travma sonrası toparlanmayı olumlu etkiler.
Kan yağlarının (trigliserid) düzeyini düşürür.
HDL/LDL (iyi huylu-kötü huylu kolestrol) dengesini düzenler.
Koordinasyona olumlu etki yapar.
Eklem ve kasların esnekliğini artırarak, bel ve boyun ağrılarını hafifletir.
Kemiklerin sertleşmesini ve kuvvetlenmesini sağlar.
Dayanıklılığı artırır.
Yorgunluk duyumunu engeller.
Uykusuzluğu azaltır, rahatlamaya yardımcı olur.
Vücudun doğal keyif verici hormonu olan endorfinin salınımını artırır.
Yaşlanma sürecini geciktirerek, genç bir görünüm sağlar.
Moral, özgüven ve iyimserliği artırır.

maden_suyuMaden Suyunun Bilinmeyen Yönleri

ULUSLARARASI TIBBİ HİDROLOJİ VE KLİMATOLOJİ DERNEĞİ BAŞKANI PROF. DR. KARAGÜLLE: -”SPORDAN ÖNCE VE SONRA İÇİLEN MADEN SUYU, VÜCUDUN SU KAYBINI ÖNLEYECEKTİR” -”MADEN SUYU İÇİLDİĞİ SÜRECE CİLT PÖRSÜK, YORGUN VE SOLGUN GÖRÜNMEYECEKTİR”

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Uluslararası Tıbbi Hidroloji ve Klimatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle, spordan önce ve sonra içilen maden suyunun, vücudun su kaybını önlediğini bildirdi.
Prof. Dr. Karagülle, AA muhabirine yaptığı açıklamada, maden suyunun Avrupa ülkelerinde sofra suyu olarak kullanıldığını, bunun nedeninin yemeklerle alınamayan bazı minerallerin maden suyuyla alınabilmesi olduğunu söyledi.
Türkiye’de çıkarılan maden sularının, içerdikleri mineraller sayesinde yüzyıllardır insanlara şifa dağıttığını vurgulayan Karagülle, şöyle devam etti:
”Maden suyunun, minerallere bağlı etkilerin dışında, bazı hastalıklardaki terapotik yararları da söz konusudur. Maden suyu, böbreklerde ve idrar yollarındaki taş oluşumunu önler ve iltihabı geriletici etki gösterir. Safra kesesi tembelliğinde yararlıdır. Pankreas fonksiyonlarını da destekler. Kronik mide mukozası iltihabında veya mide asidi fazlalığında yüksek bikarbonat içeren maden suları faydalıdır. Maden suyu, sindirim sisteminde de önemli etkileri olmakla birlikte kabızlığa da iyi gelir.”madensuyu

-HER ALANDA VE HER YAŞTA MADEN SUYU-

Maden suyunun çocuk mamasında bile kullanılabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Karagülle, şunları kaydetti:
”Maden suyu bebeklikten yaşlılığa kadar her yaşta rahatlıkla kullanılabilir. Bebeklerde anne sütü vazgeçilmez besin ve sıvı kaynağıdır. Bunun yanında ek beslenmeye geçildiğinde, mamalar maden suyuyla hazırlanırsa ideal bir mama karışımı olacaktır.
Ayrıca spor yapan insanlarda görülen kilo kaybı, tamamen su kaybıyla orantılıdır. Bu nedenle spordan önce ve sonra içilen maden suyu, vücudun su kaybını önleyecektir. Bununla birlikte sıcak günlerde meydana gelebilecek su kaybı, maden suyuyla ideal şekilde önlenecektir.”
Özellikle çalışan kişilere, kahve ve çay yerine maden suyu içmeleri tavsiyesinde bulunan Karagülle, ”Sabah işe başlayan bir kişi, içinden kabarcıklar çıkan bir bardak soğuk maden suyuyla güne daha dinç ve enerjik başlayabilir” dedi.
Maden suyunun cilde de çok faydalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karagülle, ”Maden suyu içildiği sürece, cilt pörsük, yorgun ve solgun görünmeyecektir. Maden suyu sadece içildiğinde değil, sürüldüğünde de cildi canlandırır ve gençleştirir” diye konuştu.

Kaynak: (AA)

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta