Ocak, 2010 Arşivi

dogalguc.net Haftanın ürünü

obez

Amerikalıların sağlıksız beslenme nedeniyle uzun süredir karşı karşıya kaldıkları obezite sorunu, Türkiye’de de ortaya çıkmaya başladı. Uzmanlar, risk altındaki kesimin daha çok ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocukları olduğunu belirterek, zengin çocuklarının yarısının obez olduğu uyarısında bulunuyor.

Özellikle büyükşehirlerde yaşayan ve obezite riski altında bulunan çocukların sayısının genel çocuk nüfusu oranının yüzde 25′ ini oluşturduğunu ifade eden Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü öğretim üyesi Çocuk Gastroentolojisi ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, ‘Ekonomik özgürlük, birlikte geniş bir yelpazeye sahip gıda sektörüne yönelik tüketimi de artırıyor. Ancak bu tüketim maddelerinde zararlı yağlar, doymuş yağ asitlerinin kullanılması nedeniyle son derece sağlıksız bir beslenme profili çiziliyor’ diye konuştu.

Yüksek kalori

Fast- food ve saklanabilir gıda maddelerinde ayrıca katkı maddelerinin de bulunduğunun altını çizen Prof. Dr. Yağcı, bu gıdaların vücutta yağ birikimini ve giderek obeziteye yol açtığını belirtti.

Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, “Fast- food ürünlerinin içerdiği yoğun yağ ve karbonhidrat nedeniyle de yüksek kalorili olma özelliğine sahip oluyor. Özellikle günümüz çocuklarının bilgisayar başından kalkmadığı göz önünde alınırsa, bunun getirdiği hareket kısıtlılığı riski daha da arttırıyor. Obezitenin yanında ileriki yaşlarda, damarlarda biriken yağ nedeniyle damar tıkanıklıkları, kalp hastalıkları, hipertansiyon ve felç riskini de üst seviyeye çıkartıyor. Kişinin bünyesinin yatkın olması halinde bu risk kaçınılmaz oluyor” dedi.

Eğitimin önemi

Özellikle ekonomik gelir düzeyi yüksek ailelerin çocuklarında görülen bu sorunun, yasakçı bir yaklaşımla çözülemeyeceğinin de altını çizen Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aileler, çocuklarının sağlığı için sağlıklı beslenmeyi ön planda tutmalı ve bu konuda çocuklarını da küçük yaşlardan itibaren eğitmeli. Günde üç öğün yemek kesinlikle ihmal edilmemeli ve mönü sağlıklı beslenmeye yönelik tespit edilmeli. En basitinden, hamburger yemek isteyen bir çocuk yanında cola yerine ayran veya meyve suyunu, cola içmek isteyen bir çocuk ise yanında salata, kaşarlı veya balıklı tost tercih etmesinin daha sağlıklı olacağını bilmeli. Protein, vitamin ve karbonhidrat dengesi iyi kurulmalı. Bunun yanında kemik gelişiminin önemi de düşünülerek, günde en az 500 gram süt tüketilmeli.”

Bunun yanında hareketin önemine de değinen Prof. Dr. Yağcı, ‘Olabildiğince D vitamininden yararlanmak için güneşli havalardan faydalanmak, spor yapmak alışkanlık haline getirilmeli’ dedi.

yas-farki

Her ilişkide zaman zaman problemler yaşanabiliyor ama yaş farkının büyük olduğu beraberliklerde durum biraz daha farklı. Uzmanlar, yaş farkı kaynaklı sorunların eşler arasında karşılıklı anlayış ile çözülebileceğini ifade ediyor.

Uzmanlar, eşler arasında büyük bir aşkın ve ortak noktaların olduğu müddetçe yaş farkının çok da büyütülmesi gereken bir sorun olmadığını belirtiyor ve bir ilişkinin yürümesi için derinliğinin önemine dikkat çekiyor.

Özellikle cinsel çekimin yoğun olduğu birlikteliklerde yaş farkının pek önemi kalmıyor ve diğer ilişkiler gibi mutlu bir şekilde devam edebiliyor.

Erkeğin korkusu cinsel yetersizlik

Uzmanlar genelde kadınların kendilerinden yaşça küçük erkeklerle birlikte olmaktan çekindiklerini belirtiyor. Kadınlar, genç erkek tarafından terkedilme korkusunu daha yoğun yaşadıkları için, böyle bir ilişkiden uzak duruyor.

Erkekler ise bu endişeyi pek taşımıyor. Onların en büyük korkusu; cinsel yetersizlik. Yaşça küçük kadın tarafından artık çekici bulunmama endişesi birçok erkeği korkuya ve bunalıma sürükleyebiliyor. Aslında uzmanlar, eşler arasında en fazla 10 yaş fark olmasının doğru olduğunu belirtiyor. Daha büyük bir yaş farkı, ilişkinin bir noktasında tehlike çanlarının çalmasına yol açabiliyor.

İlişkilerde yaş farkının olumsuz yanları

Aralarında 15 – 20 yaş fark olan çiftler, genelde ayrı kültürlerde yetişiyor. Yetiştirilme tarzları başka olduğundan, dolayısıyla hayat görüşleri de farklı oluyor. Birbirlerini çok etkilemese de, çocuk olduktan sonra ilişki çıkmaza girebiliyor.

Bir diğer önemli konu; yaş farkından dolayı ikisinin de düşünce tarzlarının genelde ayrı olması. Bu aslında çok normal. 70 yaşındaki bir erkek belki yavaş yavaş ölümü düşünmeye başlarken, 55 yaşındaki bir kadın, kendini henüz hayatının baharında hissedebiliyor. Bu da çiftler arasında iplerin kopmasına yol açabiliyor.

Cinsel sorunları yok

Araştırmayı yapan uzmanlara göre; bu çiftler cinsel açıdan çok büyük sorunlar yaşamıyor. Çünkü birçok kadın, sürekli seks isteyen bir erkeğin etraflarında bulunmamasından hoşnut iken, erkekler de genç kadınlarla yeni tecrübeler yaşamaktan oldukça zevk alabiliyor.

BEYNIN-1

Beyine Zarar Veren Alışkanlıklarımız Hangileri Biliyormuyuz?

1- Kahvaltı Etmemek

Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonundna beyin dejenarasyonuna yol açabilir.

2- Aşırı Yeme

Beyin Arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar.

3- Sigara İçmek

Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açar. Kesinlikle öldürücüdür

4- Yüksek Şeker tüketimi

Çok fazla şeker proteinlerin ve besinlerin emilmesini durdurur ve dengesiz beslenmeye neden olur ayrıca beynin gelişmesine de engel olur yüksek şeker tüketimi

5- Hava Kirlenmesi

Beyin vücudumuzda en çok oksijen tüketen organdır. Kirli havanın teneffüs edilmesi, beyne giden oksijeni azaltır ve beynin veriminde düşüş yaratır.

6- Uyku Yetersizliği

Uyku beynimizin dinlenmesini sağlar. Uykunuzdan uzun vadeli yoksunluk beyin hücrelerinin ölmesini hızlandırır.

7- Uyurken kafayı örtmek

Kafayı örterek uyumak, karbondioksit konsantrasyonunu artırır ve beyne hasar veren etkilere yol açabilir.

8- Hastalık sırasında beyni çalıştırmak

Hasta iken çok çalışmak ve öğrenmek beyin etkenliğinin azalmasına yol açabilir ve ayrıca beyne hasar verebilir.

9- Uyarıcı düşüncelerde eksiklik

Düşünmek beyin jimnastiği için en iyi yoldur, beyni uyaran düşüncelerin eksikliği beyin daralmasına yol açabilir. Çapraz bulmaca ve sudoku iyi egzersiz sağlar.

10- Az Konuşmak

Zihinsel sohbetler beynin etkinliğini geliştirir.

Karaciğer Hasarının Ana Nedenleri

1- Çok geç uyuma ve çok geç kalkma

2- Sabahları çiş yapmamak

3- Çok fazla yemek

4- Kahvaltıyı atlamak

5- Çok fazla ilaç tüketmek

6- Çok fazla koruyucu, gıda katkısı, gıda boyası ve yapay tatlandırıcı tüketmek

7- Sağlıksız pişirme yağı tüketmek, İçinde en iyi pişirme yağı olan zeytinyağı bile olsa, kızartma yaparken mümkün olduğunca pişirme yağını azaltın. Yorgun olduğunuzda, eğer vücudunuz formda (zinde) değilse kızarmış gıdaları tüketmekten kaçının.

8- Çiğ veya fazla pişmiş gıdaların da tüketilmesi karaciğere ağır yük olur. Sebzeler çiğ veya 3-5 kısım pişirilerek yenmelidir. Kızarmış sebzeler bir öğünde bitirilmeli, saklanmamalıdır.

Kansere En Çok Neden Olan 5 Gıda

1- Sosisli Sandviç

Ziura içinde çok fazla nitrat vardır. Kanser koruma koalisyonu, çocukların ayda 12 adetten fazla sosisli sandviç yememelerini önermektedir. Sosisli sandviçsiz yapamıyorsanız, sodyum nitratsız yapılan cinsini satın alın.

2- İşlenmiş et ve domuz pastırması

Sosisli sandviçte, domuz pastırmasında ve diğer işlenmiş etlerde bulunan aynı yüksek sodyum nitrat aynı şekilde kalp hastalığı riskini yükseltir. Domuz pastırmasında doymuş yağın aynı şekilde kanserde payı olur.

3- Yağda kızarmış şekerli çörek veya lokma

Lokmalar kansere yol açan çiftli dertlerdir. Birincisi, bunlar beyaz undan, şekerden ve hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar, belki de kanser riskini artırmak için yiyebileceğiniz en kötü yiyecektir.

4- Kızarmış patates

Lokmalar gibi, kızarmış patates de hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar ayrıca, kızarma işlemi sırasında ortaya çıkan ve kansere neden olan akrilamid maddesini de içerir. Bunlara “French fries” değil, “Kanser fries” olarak çağrılmalıdır.

5- Cips, Kraker ve kurabiye, bisküi

Tümü genellikle beyaz un ve şekerden yapılır. Etiketinde “Trans yağlar içermez” yazılı olsa bile az miktarda trans yağ vardır.

korkuO, çekici, yakışıklı ve güçlü. Her kızı peşinden koşturabilecek kadar da başarılı. “Böyle bir erkeğin hayatta korkabileceği ne olabilir ki?” diye düşünebilirsiniz! İnanın öyle çok ki duyduğunuzda çok şaşıracaksınız.

Bazı zamanlar kilonuzdan şikayetçi oldunuz mu? Veya eskisi kadar güzel olmadığınızı ve bu nedenle de erkeğinizin başkalarına baktığını düşündünüz mü? Eğer böyle endişeleriniz varsa size güzel bir haberimiz var. En az sizin endişeleriniz kadar erkeğinizin de bazı endişeleri var. Artık o da en az sizin kadar nasıl göründüğüne önem veriyor. Giyimine, saçına dikkat ediyor. Kilo alınca üzülüyor, kel kalmaktan ise, ödü patlıyor. İşte size erkeklerin korktuğu 7 şey…

Küçüklük korkusu
Tüm kadınların bildiği gibi erkekler cinsel organlarının boyutlarına çok önem verirler. Çoğu erkek için beraber olduğu kadınların cinsel organlarının büyüklüğü de önemlidir. Bu nedenle erkeğinizin kendini iyi hissetmesi için onunla beraberken onun sizi mutlu ettiğini vurgulayın. Ona “Harika bir vücudun var veya seni çok beğeniyorum” gibi şeyler söyleyebilirsiniz. Ona asla öyle olmadığı halde “Tanrım çok büyük” gibi şeyler söylemeyin. O, bu söylediğinizin gerçek olmadığını bildiği için, bu konuda kendine olan güvensizliği daha da artacaktır.

Para kazanamama korkusu
Her kadın, erkeğinin başarılı, karakterli ve yakışıklı olmasını ister. Ayrıca erkeklerinin iç güzelliğe de önem vermesine dikkat ederler. Tabii siz de daha az yiyerek 38 bedene ulaşsanız hiç fena olmaz. Burada önemli olan erkeğin kendine hangi konularda ne kadar güvenli olduğunu hissetmek. Özellikle para konularında bazı erkekler her zaman için kadınlardan üstün olmak isterler. Eşlerinin kendilerinden çok para kazanmalarından rahatsızlık duyarlar. Siz de çalışıyorsanız ve ondan çok kazanıyorsanız, emin olun bu onu çok fazla rahatsız ediyordur. Hatta bir gün eve çok büyük miktarda bir çekle gelmeniz onun en büyük kabusu olabilir. Ondaki bu korkuyu yenmeniz için size bazı tavsiyelerimiz var. Öncelikle paranın hayatınızda o kadar önemli bir yeri olmadığını ona hissettirin. Onu parasız olsaydı bile çok seveceğinizi, sizin için onun karakterinin ön planda olduğunu söyleyin.

Reddedilme korkusu
Erkekler çok değişik yaratıklardır. Çoğu erkek sırf reddedilme korkusundan dolayı hoşlandığı kişiye yaklaşamaz. Kendinde eksiklik hisseden erkekler genellikle karşı cinse yaklaşmakta zorlanırlar. Sizinle birlikte olduklarında ise, her zaman size ne kadar duygusal ve de istekli olduklarının sinyallerini vermeye çalışırlar. Sizinle ortak noktaları olduğuna inanmanızı sağlarlar. Bu nedenle sizin böyle durumlarda ona yardımcı olmanız gerekir. Eğer siz de ondan hoşlandıysanız bunu ona bir şekilde belli etmelisiniz. En ufak bir jestle ya da sözle ona “Ben de senden hoşlandım, yarın çıkabiliriz”in sinyalini verebilirsiniz. Bu şekilde onun kendine olan güvenini yeniden kazandırmış olursunuz.

Kel kalma korkusu
Bruce Willis ve Sean Connery, birçok kadın tarafından çok seksi ve yakışıklı bulunuyor. İkisinin ortak noktası ise, kel olmaları. Doktorlar erkeklerin çoğunun yirmili yaşlardan itibaren saçlarının dökülmesini kaçınılmaz olarak nitelendiriyor. Ayrıca yine araştırmalar, erkeklerin kel kalmalarıyla yüksek testesteron seviyeleri arasında bir bağlantı olduğunu da gösteriyor. Etrafınızdaki erkeklere dikkat edin çoğunun kel ya da kel olmak üzere olduğunu görebilirsiniz. Eğer sevgilinizin de böyle bir problemi varsa ona sürekli olarak bu haliyle çok seksi göründüğünü söyleyin.

Fazla kıl korkusu
Tatildesiniz ve birkaç gündür gördüğünüz çok yakışıklı bir erkekle ilk defa plajda karşılaştınız. Ama tişörtünü çıkarttığı anda görüyorsunuz ki o ufak çaplı bir goril. Artık ona takılmaya devam edip etmemek size kalmış. Bazı kadınlar böyle çok kıllı erkeklerden hoşlanırlarken, bazıları da nefret eder. Ama erkekler çok kıllı olmaktan pek de hoşnut değiller. Bu durumda sizin onu rahatlatmanız gerekir. Eğer onun bu halinden rahatsız değilseniz, onu bu haliyle çok beğendiğinizi ona söyleyin. Eğer rahatsızsanız, ona kibarca tüylerden kurtulmanın bazı yolları olduğunu söyleyebilirsiniz.

Ailenizle tanışma korkusu
Size göre aileniz sıradan bir şehirde, sıradan bir hayat yaşayan, sıradan bir çift. Ama erkek arkadaşınıza göre aileniz sizin hakkınızda karar verme yetkisi olan, hakim konumunda olan kişilerdir. Bu nedenle ailenizle tanışma konusu her açıldığında sizi bir şekilde atlatırlar. Bir şekilde onu ikna edip, ailenizle tanışmak için yola çıktığınızda yapmanız gereken bazı şeyler var. Öncelikle ona ailenizle tanışmak için geldiğine çok mutlu olduğunuzu ve ona olan güveninin daha da arttığını söyleyebilirsiniz. Hatta ailenizden korkuyorsa ona ailenizin eski arkadaşlarınızla da tanıştığını ve onları çok sevdiğini söyleyin.

Bağlanma korkusu
Bir erkek için kendi kendini kontrol edebilmesi çok önemlidir. Ve bu oto-kontrolün hayatta mutlu olabilmek için tek anahtar olduğuna inanırlar. Bir erkek tamamıyle aşık olduğunda içinden “Tanrım, tüm kontrolümü kaybettim. Güçsüz bir kılıbık oldum” diye düşünür. Duyguları öyle çoşkun olur ki hayatının tek amacı sizi mutlu etmek olur. Sizi kaybetmekten de çok korkar. Böyle durumlarda erkek arkadaşınız size “Sana olan aşkım beni korkutmaya başladı.” gibi sözler söyleyebilir. Sizin cevaplarınız önemlidir. Örneğin ona “Hayatım bu hislerin çok normal. Bana korkularını itiraf ettiğin için çok cesursun” gibi sözler söyleyebilirsiniz.

mutsuzO güzel duyguyu zehir etmek için eczane kapılarını aşındırmaya, aşk kitaplarına gömülüp kalmaya hiç gerek yok. Çünkü onu olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecek tek güçlü madde sizsiniz…

- Mutlu olduğunuzu hissettiğiniz her güzel anda, keyfini çıkarmak yerine o an sizi üzen mutsuz eden olayları düşünün ve bunu sevgilinize de anlatıp, onun canını sıkın.

- Gayet güzel ve hoş bir ilişki yaşarken, bunun gün gelip biteceği korkusuna kapılın, acı çekin, ağlayın…

- Ona aslında aşkın olmadığını söyleyin. Ve aşkın gerçekte olmadığını anlatan kitaplar hediye edin.

- Onunla olduğunuz her anı sorunlu, stresli ve sıkıcı geçmesi için elinizden geleni ardınıza koymayın.

- Size söyleyeceği her güzel sözü, iltifatı, ‘Aaaa sahi mi, yok canım sana öyle geliyor’ gibi sözlerle geri çevirin.

- El ele tutuştuğunuzda, size her sarıldığında ya da öptüğünde onu geri itin ve ‘Kim bilir daha önce kimlerle böyle şeyler yaşadı’ diye düşünün.

- Size ‘Seni seviyorum’ dediği zaman ‘Yalan söylüyorsun… Şimdi böyle düşünüyorsun ama aynı şeyleri ileride de söyleyecek misin bakalım?’ diyerek onu söylediklerine bin pişman edin.

- Ona sakın kendisiyle ilgili hiç bir olumlu sözden bahsetmeyin. Onu hep eleştirin, hor görün, küçümseyin ve yapmış olduğu hiç bir şeyi beğenmeyin.

- Onunlayken ‘Nasıl olsa bana aşık, benim görüntüme değil’ diye düşünün ve kendinize bakmayın, bakımsız olun.

- Ona aşık olduğunuzu sakın itiraf etmeyin… ‘Âşık gibiyim de, olmayabilirim de’ gibi yuvarlak cümleler kurun.

- ‘Aşkta özel hayat olmaz’ diye düşünün… Onun özel hayatına girmeye çalışın. Nefes aldırmayın, arkadaşlarıyla buluşmasını, hobilerine zaman ayırmasını, ailesiyle görüşmesini engelleyin.

- Buluşacağınız zamanlarda mekan olarak en gürültülü, en berbat servis yapılan yerleri seçin.

- Onunla geçirdiğiniz en güzel anları, eski sevgilinizle yaptıklarınızı anlatarak berbat edin. Onun da eski sevgililerini kötülemeye dikkat edin.

- Sürekli kıskançlık yapın. Ona sürekli nereye gittiğini, kiminle gittiğini, telefonda arayanın kim olduğunu sorun.

- Gece yarısı evine bir baskın düzenleyin ve evin bütün odalarını, yatak altlarını, dolapları arayın. Bu davranışınızın sebebini soran sevgilinize ‘Seni rüyamda başka bir kadınla gördüm’ şeklinde bir sebep uydurun.

- Başkalarına karşı daha fazla ilgi gösterin. Bu şekilde yolda yürürken bile gözlerinin sadece sizin üzerinde olmasını sağlayın.

- Sürekli ona karşı kaprisler yapın. Kendisini asla memnun edemediğinizden falan bahsedin.

- Size getirdiği güllere burun kıvırın. Kırmızı gül getirdiyse, ‘Ben sarı severim’ deyin.

- Gereksiz yere bol bol konuşun ve onun anlattıklarını hiç dinlemeyin.

- Onu devamlı iş yerinden arayın. Toplantıda olsa bile odaya apar-topar dalın.

- Onu çok özleseniz bile tersini söyleyin.

NOT: Bütün bunların tersini yaparak da mutluluğun doruklarına ulaşabilir, aşktan alabileceğiniz hazzı maksimuma çıkarabilirsiniz.

divorceUzmanlar, son yıllarda boşanmaların hızla arttığını belirterek, bunun da en büyük nedenini aile içi iletişimsizlik olarak gördüğünü açıkladı.

Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, Özel Nilüfer Yıldırım İlköğretim Öğretim Okulu velilerine yönelik düzenlenen ‘Aile İçi İletişim’ seminerine katıldı.

Kalabalık bir veli topluluğuna konuşan Mehmet Emin Ay, son yıllarda boşanmaların hızla arttığı belirterek, bu gidişatın aileleri ve toplumu tehdit ettiğini dile getirdi.

Boşanmalardaki en büyük nedenin aile içi iletişimde yaşanan sıkıntılardan kaynaklandığını ifade eden Ay, çözüm önerisi olarak ise; eşler arasında daha sağlıklı ve mutlu bir aile için çözüm önerisi olarak, eşlerin birbirlerini yaptıkları işlerden ötürü takdir etmesinin önemli olduğunu ifade etti.

“Muhabbet için fedakârlık, fedakârlık için ise takdir gerekir” diyen Mehmet Emin Ay, “Aile içi iletişimde ikinci önemli husus ise kişilik haklarına önem vermektir. Sevmek, saygıyı barındırıyorsa değer ifade eder. Verdiği sözde durmama ve bekletme gibi hususlar dahi birer kişilik hakkı ihlalidir. Başkalarına gösterdiğimiz inceliği yakınlarımıza da göstermeliyiz.” dedi.

Hediyeleşmenin önemine işaret eden Ay, “Birbirinize hediye veriniz ki aranızda sevgi oluşsun. Aile içi iletişimde diğer bir husus ise birlikte geçirilen zamandır. Yakın temas ve bir şeyleri paylaşmak stresi azaltır. Bu yalnızca eşlere faydalı değil, aynı zamanda çocuklara da olumlu yönde yansıyacaktır. Çünkü stressiz bir ortamda büyüyen çocuklarda daha mutlu yetişecektir.” şeklinde konuştu.

Organizasyonu gerçekleştiren Okul Müdürü İshak Göğebakan ise öğrenci veli ve ailelerini eğitmeye yönelik bu tarz programları arttırarak sürdürmeyi amaçladıklarını ifade etti.

evlilikUzmanlar, 30 yaşını geçtikten sonra evlenmeye karar veren kadınların çok dikkat etmesi gereken bazı noktaların olduğunu belirtiyor. Biyolojik saat ve yalıtılmış yaşam ise bu noktalardan sadece birkaçı…

Bazı kadınlar evlilik zamanını 30 yaş sonrası olarak belirlerler. Ancak 30 yaşından sonra kadınlar için evlenecekleri kişiyi bulmak zorlaşır. Peki, 30′undan sonra evlenmek isteyen kadınlar nelere dikkat etmelidir?

Amerikalı yazar Rachel Greenwald, “30′undan Sonra Koca Bulmanın Yolları” isimli kitabında Harward’ta öğrendiği pazarlama teknikleriyle nasıl koca bulunacağını anlatıyor.

Sorular bunaltabilir

Harward Business School’da yüksek lisans yaparak pazarlama konusunda uzmanlaşan ABD’li yazar Rachel Greenwald, öğrendiği pazarlama tekniklerini kadınların koca bulmaları için hazırladığı bir programa uyguluyor ve büyük şöhret kazanıyor. Bakın Greenwald kadınlara hangi tavsiyelerde bulunuyor…

30 yaşından sonra koca aramak gerçekten farklıdır. Artık dikkate almanız gereken altı önemli fark vardır…

Aciliyet

30 yaşını geçtiniz ve biran önce evlenmek istiyorsunuz. Çocuk istiyorsanız biyolojik saatiniz de tıklıyor olabilir. Arkadaşlarınız ve aileniz “Neden evlenmedin?” sorularıyla sizi bunaltıyor olabilirler. Ve bunun ötesinde siz de evli çiftler denizinde yalnız dolanmaktan ölesiye bunalmış olabilirsiniz. Acil durumlar eylem gerektirir. Oturup kendiniz için üzülemezsiniz ya da kaderin kapınızı çalmasını bekleyemezsiniz. Meseleyi hemen kendi ellerinize alıp çözümlemeniz gerekir.

Değişen bedenler

Bir başka acı gerçek. Çiftleşen gıdılar ve selülitler ortak düşmanlarımız. Arkadaşlarınız botoks yaptırmaktan ve estetik ameliyatlardan söz ediyor. Bir koca bulmanız için zayıf ya da güzel olmanız gerekmez ama genel olarak görünüşünüzü düzeltmek için harekete geçseniz sizin için çok iyi olur.

Daha az bekâr erkek

30 yaşın üzerindeki bekâr kadınlar kadar bekar erkeklerin de olması gerekir değil mi? Oysa, 2000 yılındaki bir sayıma göre 30 yaşın üzerinde 18 milyon bekar erkek varken, bu yaşlardaki kadınların sayısı 28 milyon! Farkın birçok nedeni var. Bunlardan biri de birçok erkeğin kendilerinden genç kadınlarla evlenmesi. Siz de bu gerçeği kabullenin ve onlara en iyi ulaşma yolunun ne olduğunu bulun.

Yükleriniz

30 yaşını geçtikten sonra büyük olasılıkla 20 ve 25′inizde sahip olduğundan daha fazla yükünüz vardır. Sizden çok fazla şey bekleyen bir işiniz, tüm enerjinizi alan kardeşleriniz, sizi suçluluk hisleriyle sömüren anne ya da babanız olabilir. Belki kilo, çekingenlik ya da özsaygı eksikliği gibi kişisel sorunlara sahipsiniz. Evlenmeden önce bunları da göz önünde bulundurun.

Yalıtılmış yaşam

30′dan sonra, yaşamınız daha yalıtılmıştır. Artık binlerce bekâr erkeğin dolaştığı bir üniversite kampüsünde ya da partilerde değilsiniz. Bu nedenle sizin gibi kendisini dünyasına hapseden erkeklerin bulunduğu ortamlara girin. Örneğin sabah sakin bir yerde yürüyüş yapın.

Alışkanlıklar

Yaşınız ilerledikçe eski alışkanlıkları yıkmak güçleşir. Büyük olasılıkla kendi yolunuzu çizmişsinizdir. Yıllar içinde oluşan ve koca bulmanızı engelleyen bu alışkanlıkları gerçekten kırmak için sisteminize şok vermek gerekir.

mutlu-evlilik

Mutlu bir evliliğe sahip olmak hiç te zor değil, Boşanma davalarının tüm hızıyla arttığı günümüzde, evliliklerinde mutluluğu yakalayanlar da var. Peki, ömür boyu mutlu evliliğin sırrı ne? İşte mutlu ve huzurlu bir evlilik için 10 altın kural…

Büyük bir aşkla evlenip 2 ay sonra ayrılanlar, artık bizi şaşırtmıyor. Asıl bizi, evliliklerinin 50′nci yılını kutlayan ve bunca zamana rağmen hala birbirleri için deli olan çiftleri görmek şaşırtıyor. Evet, bunun bir sırrı olmalı… Eğer mutlu ve uzun bir evlilik istiyorsanız, bu 10 altın kuralı mutlaka uygulayın.

Aynı anda sinir olmaz
Çiftlerin arasında bazı anlaşmazlıklar olabilir. Ancak önemli olan, tarafların aynı zamanlarda çok sinirli hareket etmemeleri. Eğer eşiniz sinirliyse siz alttan alın. Haklı olsanız bile ortamın sakinleşmesini bekleyin. Hem böylece istediklerinizi yaptırma şansınız da artacaktır. Unutmayın ki “Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkartır” diye boşuna söylememişler…

Birbirinize bağırmayın
Bir tartışma esnasında o sesini yükseltti diye siz de sakın bağırmaya başlamayın. Bağırmak hiçbir şeyi çözmeyecektir. Hiçbir koşulda, eşinize karşı sesinizi yükseltmeyin. Sevgiden önce aranızdaki saygıyı koruyabilirseniz, uzun yıllar süren mutlu bir evliliğiniz olur.

Yumuşak eleştiri

Tabii ki eşinizin birtakım hareketlerini beğenmeyebilirsiniz. Bu konudaki düşüncelerinizi dile getirmekte de özgürsünüz. Ancak önemli olan, bunu nasıl yaptığınız… “Şu hareketinden nefret ediyorum” yerine, “Hayatım bence böyle davranmak sana hiç yakışmıyor” diyebilirsiniz.

İktidar savaşı
Eğer tartışmayı mutlaka birinin kazanması gerekiyorsa, bırakın eşiniz kazansın. Aşkın bir iktidar savaşı olmadığını bilerek hareket edin. Evlilik bu durumu daha da hassaslaştırır üstelik. Tartışmayı kimin kazandığı ya da kaybettiği ne kadar önemli sizin için?

Geçmişi bırakın
Hiçbir zaman geçmişte yapılan hataları eşinize hatırlatmayın. Bir tartışmada, birdenbire konuyla ilgili ya da ilgisiz, eşinizin eskiden yaptığı bir hatayı gündeme taşımayın.

İhmal etmeyin
Birbirinizden farklı hayatlarınız olabilir, eşiniz maça giderken siz de eski kız arkadaşlarınızla dışarı çıkabilirsiniz. Ama bir plan yaparken eşinizin fikrini almıyorsanız, yanlış yoldasınız. Eşinizi her şeyden önde tutmalısınız.

Yatağa küs girmeyin
Şiddetli bir kavga etmiş olsanız da yatak odanıza, dolayısıyla yatağa asla dargın girmeyin. Yatmadan önce mutlaka tüm sorunlarınızı halledin. Yatak odanız, sizin için özel bir dünya. O odaya sorunlarınızı taşımayın.

İltifat önemli

Gün içinde en azından bir kere hayat arkadaşınıza güzel bir söz söyleyin. Dünyadaki birçok kişinin onu çekici bulması bir yana, asıl önemli olan sizin ne düşündüğünüzdür.

Özür dilemeyi bilin
Eğer yanlış bir şey yaptıysanız, bunu itiraf edin ve özür dileyin. Ancak tabii ki bunu alışkanlık haline getirmeyin. “Nasılsa özür diliyorum, konu kapanıyor” diye düşünmeyin.

Bir tartışma için iki kişi gerektiğini unutmayın

Bir düşünün bakalım tartışmalarınız neden çıkıyor? Acaba sadece karşı tarafı suçlamak ne kadar gerçekçi? Sizin hiç mi payınız yok tartışmalarda. Elbette ki vardır. İşe ilk olarak, bunu itiraf etmekle başlayın isterseniz. Kendinizi eleştirmekten korkmayın.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta