Aralık, 2009 Arşivi

dogalguc.net Haftanın ürünü

turk-tabipleri-birligi

Türk Tabipleri Birliği, domuz gribi ile ilgili güncel gelişmeler doğrultusunda, Prof. Dr. Murat Akova ve Doç. Dr. Alpay Azap’ın katılımıyla bir basın toplantısı düzenledi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), kış mevsiminin gelmesiyle birlikte Kuzey yarı kürede yayılmaya başlayan Domuz Gribi (H1N1 Virüsü) ile ilgili olarak, TTB Merkez Konseyi Binası’nda basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısına TTB Genel Sekreteri Dr. Eriş Bilaloğlu, Hacettepe Üniversitesi (HÜ) İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova ile Ankara Üniversitesi (AÜ) Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alpay Azap katıldı.

Doç. Dr. Alpay Azap, domuz gribinin şu aşamada mevsimsel influenzadan daha ağır seyretmediğini söyledi. İçinde bulunduğumuz dönemde Kuzey yarı kürede bu salgının görüleceğini belirten Azap, hastalığın bugüne kadarki seyri incelendiğinde gençlerin daha çok hastalığının görüldüğünü ve atak hızının da yüksek olduğunu belirtti. Endişelerin influenza virusunun çok kolay yapı değiştirmesinden kaynaklandığını belirten Azap, bu bağlamda ilerleyen süreçte hastalığın seyrinin daha ağır olup olmayacağı hakkında kesin bir şey söylenemediğini kaydetti.
Gençler aşılanmalı

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı İnfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Akova da, “H1N1’in mevsimsel influenzadan en önemli farkı toplumun büyük kesiminin daha önceden bu ve benzeri olan viruslerle karşılaşmamış olmasıdır” diye konuştu. Hastalığın 65 yaş üzerindeki seyrinin düşük olduğunu belirten Akova, bunun 1918’de meydana gelen büyük salgın ile ilintili olduğu üzerinde durdu. Akova, 1918’de meydana gelen grip salgınındaki virusun bugünkü viruse çok benzediğine işaret ederek, “O virus 1950’lere kadar çok dolaşmış. 65 yaş üzerindeki grubunun kısmi bağışıklık geliştirdiği kabul ediliyor” diye konuştu.

Özellikle daha önceden hastalıkla karşılaşmamış olan 6 ay ile 24 yaş grubunda ölüm görülebildiğine işaret eden Dr. Akova, tedirginliğin bundan kaynaklandığını ifade etti. Akova, H1N1’in öldürme hızının binde 3-5 arasında olduğunu belirtirken, bunun normal influenzadan daha düşük bir oran olduğunun altını çizdi. Ancak, hastalığa yakalananlar arasında belli gruplarda ölüm oranının normal influenzaya göre daha yüksek olduğunu ifade eden Akova, “Hastalık hafif seyrediyor ama ağır etkilediği öncelikli bir grup var” diyerek, çocuk-genç grubuna dikkat edilmesi gerektiğini bir kez daha vurguladı.

Alpay Azap da, 65 yaş altı tüm nüfusun belli bir öncelik sırasına göre aşılanması gerektiğini belirtti. Sıranın başında hastalığa en açık kesim olarak nitelenen 6 ay ve 24 yaş grubu çocuklar ve gençler, hamileler, hastalıkla öncelikli karşılaşabilecek hizmet grupları; sağlık çalışanları, itfaiye, güvenlik görevlileri vs. yer alıyor.

Öneriler

Azap ve Akova, panik yaratılmaması gerektiğinin altını çizerken, önümüzdeki dönemde bu tür olaylarla sık karşılaşılabileceği uyarısında bulundular. Basın toplantısında, hasta olduğu düşünülen kişilerle temas etmiş olanların rutin olarak bu virusun varlığı yönünden taranmasına gerek olmadığı, hastanın ancak grip semptomları yönünden takip edilmesi gerektiği, grip semptomları çıktığı takdirde doktora başvurulması gerektiği vurgulandı. Hastalarla temas etmiş kişilerin ilaçla korunmasına kesinlikle gerek olmadığının belirtildiği basın toplantısında, ancak semptom çıkması durumunda hastanın tedavi yönünden değerlendirilmesi gerektiği, bunun büyük kısmında da tedaviye ihtiyaç duyulmayacağı vurgulandı. Basın toplantısında, uluslararası bilimsel kurumların hastalığa yakalanan herkesin tedavi edilmesine yönelik önerisinin olmadığı, belli bir takım risk faktörü taşıyan kişilerin tedaviye alınmasını önerdiği hatırlatıldı.
Azap ve Akova’nın önerileri şöyle:

1. Hastalanan çocuklar okula gönderilmemeli, veliler bu konuda uyarılmalı.
2. Okullarda hijyene, özellikle el hijyenine maksimum önem verilmeli. Eller sık sık yıkanmalı. Küçük yaş gruplarında eğer çocukların sık sık ellerini yıkamaları sağlanamıyorsa alkollü el dezenfektanları kullanılmalı.
3. Okullarda, çocukların bir arada bulunmalarının zorunlu olmadığı sınıf dışı faaliyetler sınırlanmalı. Ne kadar çok farklı gruptan çocuk bir araya getirilirse risk o kadar artar.
4. Okul gezileri sınırlanmalı.
5. Hastalanan çocuklar hastalık tamamen iyileşene kadar -ki bu süre genellikle 7 gündür- evde tutulmalı, hastalığın daha uzadığı durumlarda ise ateş düştükten en erken 24 saat sonra okula gönderilmeli.
6. Hastalanan çocukların iyi beslenmesi ve bol sıvı alması sağlanmalı.
7. Aşı yapılmalı.

Aşı hakkında bilgiler

Bir gazetecinin aşının etkinliğin ne kadar olacağı yönündeki sorusu üzerine de Murat Akova, domuz gribi için geliştirilen aşının şu anda ABD ve Macaristan’da kullanıldığını, şu an Türkiye’de var olduğu söylenen aşının bir yıl öncesinin influenza virusüne karşı geliştirilen aşı olduğunu söyledi. Domuz gribi aşısının Temmuz ayı başında üretilmeye başlandığını belirten Akova, yaklaşık 5 bin civarında çocuk ve erişkinde denendiğini ve belirgin bir yan etkisinin izlenmediğini kaydetti.

Alpay Azap da, grip aşısının dünyada 50 yıldan daha uzun süredir üretilen bir aşı olduğunu belirtti. Lokal yan etkiler görülebileceğini ifade eden Azap, ciddi yan etkiler çıkması olasılığının son derece düşük olduğunu söyledi. Azap, mevsimsel grip aşısında beklenen yan etki oranından daha fazla olmayacağını kaydetti. Ancak dünyada ilk kez böyle büyük bir kitlesel aşılama faaliyeti olacağına işaret eden Azap, milyonda bir ya da daha nadir görülen yan etkilerin de ortaya çıkma olasılığı bulunabileceğinden söz etti. Azap, Dünya Sağlık Örgütü’nün bunları takip ettiğini söyledi.
Aşının kanser yaptığına dair söylencelerin kesinlikle doğru olmadığını belirten uzmanlar, aşının vereceği faydanın olası yan etkiden çok daha fazla olduğunu belirterek, aşı yapılmamasının hata olacağı uyarısında bulundular.

diyet

Her pazartesi başladığınız diyetlerin bir türlü sonu gelmiyorsa ya da yılın yarısını aç gezdiğiniz halde etrafta dolaşan incecik kadınlara kıskanç gözlerle bakmaya devam ediyorsanız bu işin içinde sadece yanlışlık değil aynı zamanda diyetinizi sabote edici etkenler var demektir.

Hayatınızın yarısı çikolatalara imrenerek bakmakla mı geçti ya da her tatlı yediğiniz bir gün için üç gün pişmanlık duyduğunuz halde yine de değil bir kilo bir gram bile vermiyorsanız bu duruma bir son vermenin vakti geldi demektir. Diyetlerinizin işe yaramadığını düşünerek beslenme düzeninizi değiştirmeden önce derinlemesine bir araştırma yapmalı yanlışın nerede olduğunu öğrenmelisiniz.

1. Hızlı yemek
Hızlı yemek yemek kilo almanıza neden olur bu nedenle yavaş yemelisiniz. Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına geliyor. Bu şekilde tat alma duyusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor.

2. Teknoloji
Diyetlerinizin bir işe yaramamasının en büyük etkenlerinden biri hareketsiz yaşamdır. Eskiden bir arkadaşınızla görüşmek için belki de 10 ya da 15 dakika yürürken şimdi sadece mailleşerek görüşmüş kadar oluyor ya da internet üzerinden sohbet edebiliyorsunuz. Böyle olunca da hareket yerine oturmayı seçiyorsunuz.

3. Tatlandırıcılar
Kilo almamak için sürekli şeker yerine tatlandırıcı kullanıyor olabilirsiniz. Fakat yapılan araştırmalar yapay tatlandırıcıların alınan doğal kalori alımı konusunda vücudu kandırdığını ve bu nedenle de daha fazla şeker kullanma isteğini ortaya çıkardığını gösteriyor.

4. Sebzeler
Sebzelerinizi ve salata malzemelerinizi iyi yıkadığınızdan emin olmalı ve organik olarak yetiştirilmiş olanları seçmelisiniz. Hormonlu sebze ve meyvelerden uzak durmalısınız.

5. Yağ oranı düşük yiyecekler
Yağ oranı yüksek ve düşük yiyecekler arasında aslında sanıldığı kadar çok fark yoktur. Yoğurt, süt ya da peynirde bu oran önemliyken yağ oranı düşük bir kek yemekle yağ oranı yüksek olanı yemek arasında hiçbir fark yoktur.

6. Stres
Beyin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmemize yol açan kimyasal maddeler salgılar. Bu kimyasal maddeleri salgılayan kısmı, aynı zamanda duyguları da kontrol eder ve sıkıldığımız veya kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi de budur.

7. Öğün atlamak
Her yemek yediğinizde metabolik hızınız iki saat içinde yüzde 20 – 30 artar fakat öğünleri atlarsanız metabolizmanız yavaşlar. Özellikle de kahvaltı yapmamak en büyük problemdir ve gece boyunca yüzde 5 yavaşlayan metabolik hızınız bir daha yemek yiyene kadar aynı hızda kalır.

8. Meyve suları
Früktoz seviyesi yüksek olan meyve suları iştahınızı açar. Bu nedenle taze meyve suyu içmek ya da meyve yemek çok daha yararlıdır.

9. Toksinler
Karaciğer vücudun yağ yakan organıdır ve eğer alkol gibi toksinlerle doluysa yakma işlemi için daha yoğun çalışarak çok enerji harcar ve yorulur. Bu nedenle içki içerken yağ ya da şekeri çok fazla tüketmemeye dikkat etmelisiniz.

10. Salata
Diyet yaptığınız için salata yemeyi tercih edebilirsiniz fakat salatayı dışarıda yiyecekseniz soslu bir salata yememelisiniz. Çünkü özel soslarla yapılan bu salataların kalori bakımında bir hamburgerden çok da farkı yoktur.

11. Doğumgününüz
Kış mevsiminde doğduysanız baştan kaybetmiş olma ihtimaliniz yüksek çünkü yapılan araştırmalar kış bebeklerinin obeziteye daha yatkın olduklarını gösteriyor. Bunun sebebi ise daha yavaş çalışan bir metabolizmaya sahip olmaları.

12. Doğum kontrol
Kadınların en büyük sorunlarından biri de doğum kontrol yöntemleri nedeniyle alınan kilolardır. Özellikle doğum kontrol hapları bazı kadınlarda iştah açarlar.

13. Uyku düzeni
Yapılan araştırmalara göre geceleri dört saatten az uyuyan kişiler daha çok uyuyanlara oranla daha fazla kilo alırlar. Çünkü yorgun bir vücut, normal günde yakılan enerjiyi yakamaz ve metabolizması yavaşlar. Bunun için her gün uykunuzu düzenli almaya dikkat etmelisiniz.

14. Evlilik
Yeni evli çiftler hep evlendikten sonra kilo aldıklarından şikâyet ederler. Bunun nedeni ise birlikte bir yaşam paylaşma sonucu herşeyi aynı anda yapma isteğidir. Fakat sözkonusu yemek olunca bu yanlıştır eşinizle aynı miktarda ya da aynı şeyleri yemeden de mutlu bir evliliğe sahip olabilirsiniz.

15. Tiroid sorunu
Sürekli yorgun hissediyorsanız, kilo almaya başladıysanız ve sürekli üşüyorsanız tiroidiniz tembelleşmiş olabilir. Bu da metabolizmanızın daha yavaş çalışmasına neden olur. Bunun için bir uzmana başvurun ve balık, fındık gibi yararlı besinler almaya dikkat etmelisiniz.

bebek_resmiYenidoğan bebeğinizi kucağınıza aldığınızda, cildinde bazı lekeler, renk değişiklikleri dikkatinizi çekebilir. Doğum lekeleri diye adlandırsak ta, bunların bazıları doğumdan kısa bir süre sonra da ortaya çıkabilir. Doğum lekeleri; kan damarları veya cilde rengini veren pigment hücreleri gibi, normalde ciltte bulunan yapıların aşırı büyümesi, oluşumunda bir sorun olması sonucu ortaya çıkarlar. Damarlar ya çok sayıdadır, ya da yapıları normalden farklıdır. Pigmente lekelerde ise, pigment hücreleri fazla sayıdadır.

Bu lekelerin büyüklükleri değişkendir, düz veya ciltten kabarık olabilirler. Vücudun farklı yerlerinde yer alabilirler. Farklı renklerde ( pembe, kırmızı, kahverengi, siyah… ) olabilirler.

Doğum lekeleri önlenemez. Neden oluştuğu bilinmemektedir. Yaygın inanışların aksine, hamilelikte annenin yaptığı veya yapmadığı birşey ya da yediği birşey bebekte doğum lekesine yol açmaz.

Doğum lekeleri genellikle zararsızdır, bebek için bir sorun yaratmaz ve tedavi gerektirmezler. Zamanla kaybolabilirler. Ancak bazı doğum lekeleri, başka sağlık sorunlarıyla birlikte olabilirler. Bu nedenle, doğum lekesi olan bebeğin doktor tarafından değerlendirilmesi önemlidir.

Damarsal Doğum Lekeleri Hangileridir?

Damarsal doğum lekeleri; düz lekeler, hemanjiomlar ( damar benleri ) ve şarap lekeleridir.

Düz lekeler: Bunlar, en sık görülen doğum lekeleridir. Yenidoğanların yaklaşık %30-50’sinde bu tip lekeler bulunur. Somon lekesi, melek öpücüğü, leylek ısırığı gibi isimlerle de anılırlar. Sıklıkla; alın,gözkapağı, ense, burun, dudak ve kafanın arkasında görülürler. Bebek ağladığında veya vücut ısısı değişikliklerinde daha belirginleşirler. Bu lekeler, genellikle 1-2 yıl içerisinde kaybolur. Kafanın arkasında yer alanlar erişkin döneme dek kalabilir, ancak zaten bebeğin saçları uzadıkça görünmeyecektir.

Hemanjiomlar ( Damar Benleri ): Hemanjiomlar, cildin yüzeyel tabaklarında ( çilek hemanjiom ) veya daha derinde ( kavernöz hemanjiom ) olabilirler.

Çilek hemanjiomlar, ciltten hafif kabarık, parlak kırmızı renktedirler. Bazen de doğumdan birkaç hafta sonra ortaya çıkarlar. Kavernöz hemanjiomlar, cildin daha derinindeki damarlardan köken aldıkları için mavimsi renkte olurlar. Hemanjiomlar ilk 6 ay hızlı büyürler, ardından zamanla küçülürler, renkleri solar. % 50’si 5 yaşta, %90′ı 9 yaşta kaybolur. Büyük olanların yerinde iz kalabilir. Özellikle baş, boyun bölgesindeki hemanjiomlar, bulunduğu yer nedeniyle görme, beslenme, solunum gibi fonksiyonları engelliyorsa, kaybolmaları beklenmeden tedavi edilmeleri gerekebilir.

Şarap lekeleri: Bu lekeler, özellikle baş, boyun, kol ve bacaklarda görülür. Farklı büyüklükte olabilirler. Asla kendisi kaybolmaz, çocuk büyürken büyüklükleri artar, zamanla rengi koyulaşabilir. Göz kapağında bu tarz bir leke varsa, bebeğin göz doktoru tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çünkü gözkapağındaki şarap lekeleri bazen glokom denilen göz tansiyonunun artışıyla birlikte olabilmektedir.

Pigment Yapısındaki Doğum Lekeleri Nelerdir?

Pigmentler, cildimize rengini veren maddelerdir. Pigment yapısındaki doğum lekelerinin en sık görülenleri; sütlü kahve lekeler, Mongol lekeleri ve benlerdir.

Sütlü Kahve lekeler: Değişik tonlarda sütlü kahverenkli lekelerdir. Vücudun her yerinde görülebilirler. Bazen bebek büyüdükçe sayıları artar. Bu lekelerden çok sayıda varsa, bebeğin doktor tarafından değerlendirilmesi, altta yatan başka bir hastalık olup olmadığının saptanması gerekir.

Mongol lekeleri: Mavi-gri renkli Mongol lekeleri, alt sırt bölgesi ve kalçada, bazen de omuzda ve sırtta görülür. Cilt rengi koyu olan ırklarda, Akdenizli toplumlarda sık görülür. Bazen ilk görüşte anneleri endişelendirse de, tamamen masum, okul çağına dek solan bir doğum lekesi türüdür.

Benler: Doğumda varolan benlere konjenital benler denir. Bebeklerin % 1′ inde görülmektedir. Kahve renkli, siyah, düz veya kabarık olabilirler. Benler, ömür boyu kaıcıdır. Çok büyük olanlar, ileride cilt kanseri gelişme riski yönünden takip edilmelidir.

Doğum Lekelerinin Tedavisi:

Doğum lekeleri genelde zararsızdır, ancak bebeği gören doktor lekenin tipini belirleyecek, nasıl bir izlem gerektiğini saptayacaktır. Bazı doğum lekeleri, hızlı büyüdüğü için veya estetik nedenlerle tedavi gerektirebilir. Herhangi bir lekede kaşıntı, kanama, iltihap belirtisi varsa doktora başvurmak gerekir. Benler, büyüklük ve renk değişimi yönünden ömür boyu takip edilmelidir. Çok büyük benlerin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir. Hemanjiomlar, kendiliğinden küçülüp kaybolduğu için genelde tedavi gerektirmez. Ancak çok büyükse ve bulunduğu yer yüzünden beslenme, solunum gibi işlevlerde sorun oluşturuyorsa kortizon grubu ilaçlarla tedavi gerekebilir. Şarap lekeleri için, lazer tedavisi kullanılabilir. Lazer tedavisine bebeklik döneminde de başlanabilir.

248_genc_babaBilim adamları, geç yaşta baba olan erkeklerin çocuklarının otizm, şizofreni gibi hastalıklara yakalanma risklerinin daha yüksek olmasının sebebini bulduklarını belirtti.

Independent gazetesinin haberine göre, Oxford Üniversitesi araştırmacıları, yaşlı erkeklerde, çocuklarının DNA’larında genetik mutasyona yol açabilen nadir türde bir testis tümörü bulunma olasılığının daha fazla olduğunu saptadı.

Nature Genetics dergisinde yayımlanan araştırmanın başkanı Prof. Andrew Wilkie, “Yaşlandıkça çoğu erkeğin testisinde bu küçük mutasyona uğramış hücre kümelerinin geliştiğini düşünüyoruz. Bunlar ciltteki benler gibidir, tek başlarına genellikle zararsızdırlar. Ancak testislerde bulunmaları sebebiyle sperm yapımında da yer alırlar ve bu da bebeğin çeşitli ciddi hastalıklarla doğmasına yol açarlar” dedi.

Wilkie, bu bulgunun, çocukları etkileyen, aralarında ölü doğum ve cüceliğin de bulunduğu bir dizi ciddi durumun neden kaynaklandığına açıklama getirebileceğini söyledi.

Araştırmanın ayrıca, bilim adamlarının otizm ve şizofreni gibi yaygın hastalıklara yol açmış olabilecek genleri bulmalarına da yardımcı olabileceği kaydedildi.

Son zamanlara kadar, sadece kadınların geç yaşlarda bebek sahibi olmalarının hastalıklı bebek doğumlarına yol açabileceği zannediliyordu ancak yapılan son araştırmalar, spermin kalitesinin yaşlandıkça düştüğünü ve bunun da ciddi sağlık problemlerine sahip bebeklerin doğumuna yol açabildiği belirlendi.

İsrail’de yapılan bir araştırma, 40 yaş ve üstünde baba olan erkeklerin otistik çocuğa sahip olma riskinin 30 yaş ve altı erkeklere göre 6 kat daha fazla olduğunu göstermişti.

Şizofreniyle ilgili yapılan araştırmalar da yaşlı babaların çocukları arasındaki hastalık riskinin, 20′li yaşlarda baba olanların çocuklarına oranla iki kat fazla olduğunu gösteriyor.

WomensHealthGraphic

Günümüz toplumunda kadınların çok büyük saygın bir yeri ve konumu vardır.Kadınlar gerek iş yaşamları gerekse ev yaşamları boyunca erkeklere her konuda yardımcı olmaya devam etmektedirler.Bu yardımları bazen onları sağlıklarını bile riske atacak pozisyona getirmektedir.Kadınların görmezden gelemeyeceği ve onlar için büyük önem taşıyan mutlaka yaptırması gerekli oldukları testleri biz sizler için sıraladık;

1-Yılda 2 kez Mamografi muayenesi şart

Özellikle meme kanseri, erken tanı ile ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Bunun için kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez kontrol etmesi ve 2 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi gerekli. Meme muayenesinin olmazsa olmazı mamografi… 40 yaşından itibaren her yıl mamografi çektirmeli.

2-Kan tahlilleri sağlığı ele veriyor

Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. Herhangi bir yakınma olmasa da kişilerin 35 yaşından itibaren 2 yılda bir kan tahlili yaptırmasında yarar var. Testlerden alınan sonuçlara bakılarak vücutta enfeksiyon ve alerjik bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi ediniliyor.

3-Tonometre ile körlük engelleniyor

Glokom, halk arasındaki adıyla “göz tansiyonu”, yaptığı sinir hasarı ile körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı. İlaç tedavisi ve lazer ile körlüğün önüne geçiliyor, ancak erken teşhis ile mümkün.

4-Kardiyolojik check-up yılda bir kez yapılmalı

40 yaşını geçmiş her kadın senede bir kez kardiyolojik checkup”tan geçmeli.

5-Rahim ağzı kanserine son

18 yaşını aşmış ve aktif cinsel yaşamı olan her kadın yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırmalı.

6-Vajinal ultrason önemli

Kadın hastalılarında erken tanı için gerekli en önemli yöntemlerden biri de vajinal ultrason. Yakınması olsun veya olmasın her kadın yılda bir kez ultrason muayenesinden geçmeli.

7- Yılda bir kez cilt muayenesi kanseri önlüyor

Her yıl düzenli olarak dermatoloji uzmanının kapısını çalmak da, sağlık için yaptırılması gereken testlerin bir parçası. Özellikle vücutta bulunan çok sayıda ben ve ailedeki cilt kanseri hikayeleri, muayenenin önemini daha da artırıyor.

8-Kemik yoğunluğu

Menopoz ile kendini gösteren kemik kırılmaları riski, osteoporoz tanısı ile konuyor. Özellikle ailede osteoporoz hastasının varlığı, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemini artırıyor.

9-Ağız ve diş sağlığı

Dişlerde ciddi bir sorunla karşılaşmamak için her yıl düzenli olarak diş hekimi ziyaret edilmeli.

10-Kolon kanseri önlenebiliyor

50 yaşından sonra 2 ila 5 yılda bir düzenli olarak kolonoskopi yönteminden yararlanılmalı. Kolonoskopiyle kalın bağırsağın tümü incelenebiliyor.

Yanıklar geniş ve derin olduğu zaman hayati tehlike vardır. Tam teşekküllü bir yanık merkezinde, eğer yoksa tam teşekküllü bir hastanenin acil servisinde tedavi görmesi gerekir. Yanıkların tercihen yanık tedavisinde uzman bir plastik cerrah tarafından tedavi edilmesi uygundur. Eğer uygun tedavi yapılmaz ise çok kötü izler ve kasılmalarla sonuçlanabilir. Bu nedenle uzman kişilerce tedavi edilmelidir. Yanıklar sıcak sıvılarla (çay,sıcak su), alevle, sıcak metallere temasla, kimyasal maddelerle veya elektrikle meydana gelir.

Yanık meydana geldiği zaman ne yapılmalı?

Yanan kişiyi hemen yanık etkeninden uzaklaştırın (alevden, sıcak sıvılardan, sıcak metallerden, elektrikten ve kimyasal maddelerden)

Eğer alev yanığı ise hastanın koşmasını ve hareket etmesini engelle, yere yatır, üzerini battaniye gibi bir örtü ile örterek hava ile temasını kes.

Üzerindeki giysileri çıkarın.

Yanık bölgeleri soğuk su ile 5-10 dakika yıkayın veya soğuk su içine sokun.

Yanık bölgelere yoğurt vs gibi şeyler sürmeyin.

Yanık yarası üzerindeki baloncukları (bülleri ) patlatmayınız, yanık deriyi soymayınız.

Yanık bölgeyi veya kişiyi temiz bir çarşaf ile sararak acilen bir hastaneye götürün.
burnfinger-main_Full
Yanık Nasıl Tedavi Edilmelidir?

Yanığın derinliğine, etkenine, genişliğine ve bulunduğu bölgeye göre açık veya kapalı tedavi yapılabilir. Buna uzman karar verecektir. Geniş ve derin yanıklar, elektrik yanıkları, asit yanıkları, el ve yüz yanıkları yanık merkezinde yatarak tedavi edilmelidir. Ufak ve yüzeyel yanıklar evde tedavi edilebilir. Üç haftada iyileşmeyen yanıklar 3. derece� dir ve deri grefti ile tedavi edilmesi gerekir. Aksi takdirde çok kötü izler ve kontraktürler (kasılmalar) bırakarak kapanır. Elde, kollarda, ayaklarda, göz kenarında, ağız kenarında ve kulaklarda sakatlıklar bırakabilir. Bu nedenle de mutlaka bir yanık merkezinde uzman bir plastik cerrah tarafından tedavisi gerekir.

Keçi Boynuzunun Faydaları

  • Balgam söktürür,göğsü yumuşatır,bronşları açar, sigara tiryakileri için faydalıdır ve nefes darlığına oldukça etkilidir.(Alerjik nefes darlığı çekenlere ısrarla keçiboynuzu pekmezi tavsiye edilir.)
  • Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına ve gastrite etkilidir. Mide ve bağırsak gazlarını dışarı atarak mide şişkinliğini giderir.
  • Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. Mideye kuvvet verir. Yüksek mineral ve vitamin içeriği ile de diş ve diş etleri üzerinde çok olumlu etkileri vardır.
  • Yüksek doğal şekerler, zengin mineraller (özellikle çinko) ve vitaminler (A , B , B2, B3, D) içeriği dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.
  • Yüksek sodyum ve potasyum içeriği sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kanın zehirli maddelerini temizler.
  • İnsanlığın korkulu rüyası akciğer kanserini %90 oranında önleme gücüne sahiptir.
  • Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler. İnsan vücuduna giren radyasyonu dışarı atar.
  • İshale karşı mükemmel takviyedir. Kabızlık şikâyeti olanların da tüketmesi gereken bir meyvedir.
  • Bin derde deva olarak bilinen keçiboynuzunun, ağrı kesici, antiseptik, bağışıklık güçlendirici özelliği bulunuyor.
  • İktidarsızlığa karşı çözüm keçiboynuzudur. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri keçiboynuzu kürü, iktidarsızlığa karşı mükemmel bir çözümdür.
  • Keçiboynuzu aynı zamanda sperm sayısını artıran özelliğede sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında büyük fayda vardır.

Keçiboynuzu iktidarsızlığa karşı iyi geliyor bunun için yapmanız gereken şu:

Hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı ve de erkeklerdeki iktidarsızlığa karşı olan bu kür için kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6-7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız.Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz.Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karna, diğer yarısınıda akşam yatağa giderken içiniz.Bu uygulamaya bir hafta boyunca her gün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca her gün akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.

lazer-epilasyonSonbahar ve kış aylarında güneş ışınlarından daha az etkilenildiği için istenilen dozlara rahatça çıkılabililiyor. Seans aralıkları yaklaşık 2 ay olduğu için yaz aylarına kadar tüylerin tamamına yakınından kurtulabilirsinizKalıcı epilasyon için kıl kökünün papilla denilen kıl üretici kısmının yok edilmesi gereklidir. Lazer epilasyonda kullanılan lazer ışığının dalga boyu kılda bulunan melanin pigmenti tarafından emilme özelliğine sahiptir. Milisaniyeler içinde cilde uygulanan lazer ışını, cilt hücrelerine zarar vermeden geçerek kıl kökündeki renk pigmentleri tarafından emilir. Lazer ışını doğrudan kıl kökünü yok eden ısıya dönüşür. Bu ısı kıl köklerindeki hücreleri hasara uğratır ve tekrar büyüyemeyecek şekilde tahrip eder. Soğutma sistemli lazer tekniği ile yapılan lazer epilasyon ile lazer ısısı sadece kılı etkiler ve cilde zarar vermez.

Lazer epilasyon seansından önce dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak bölgelerin en az 15 gün önce güneş banyosu veya solaryum uygulaması yapılmamış olması gerekmektedir.

• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak bölgelerdeki kıllara son üç hafta içinde kıl köklerini etkileyecek ağda, cımbız veya epilatör ugulamalarının yapılmamış olması gerekmektedir.

• Uzayan kıllar seanstan en son 5 gün öncesine kadar vücutta jilet ile, yüz bölgesinde makas ile kısaltılabilir.

• Lazer epilasyon (lazerli epilasyon, lazerle epilasyon) uygulanacak kıllara sarartma, boyama gibi işlemler yapılmamış olması gerekmektedir.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta