Kasım, 2009 Arşivi

dogalguc.net Haftanın ürünü

Değerli dogalgucnet blog kullanıcıları 10  günde 5 kilo vermeye ne dersiniz? Cevabınız evet ise bu yazıyı okuyunuz.

zayıflamaÜnlü sağlık dergilerinden Men’s Health 10 gün içinde 5 kilo vermek için 6 tavsiye sunuyor

İşte öneriler:

1. ÇİĞNEYİN VE ALFABEYİ SAYIN: Çiğnerken bir yandan da alfabeyi saymak daha uzun süre tok hissetmenizi sağlar. ABD’li bilim adamları tarafından yürütülen araştırmalara göre alfabe sayanlar yemekleri 25 kez yerine 40 kez çiğnedi.

2. SÜT VE ET: Et yemeden 90 dakika kadar önce süt tüketmek iştahı bastırarak aşırı yemek yemenize engel oluyor.

3. KOMEDİ FİLMİ VE PATLAMIŞ MISIR: Uzmanlar, komedi filmi izlerken yemek yiyen erkeklerin kan şekerinin dengelendiğini ve daha çok yağ yaktığını ortaya koydu. Yağsız patlamış mısır ise bel çevresindeki yağları yakmaya yardımcı olabiliyor.

4. KÜÇÜK PORSİYON FAZLA YEDİRİYOR: Pennsylvania Üniversitesi bilim adamları, birkaç tabakta küçük porsiyonlarda yemek ısmarlamanın fazla yemeye yol açtığını ortaya koydu. Yemeğe başlamadan önce domates çorbası için. Domates en tok tutan gıdalardan biridir.

5. BACAKLARINIZI ÇALIŞTIRIN: Syracuse Üniversitesi’nde yürütülen araştırmalar, bacaklarını çalıştıranların vücutlarının üst kısmını çalıştıran diğer insanlardan daha çok kalori harcadığını ortaya koydu.

6. SIVI ÖĞLE YEMEĞİ: Kilo vermek isteyen kişiler her öğünde en az 600 kalori almaya ihtiyaç duyar. Bunun yüzde 17’si protein, yüzde 8’i yağ ve yüzde 75’i karbonhidrattır.

Her kadın kalp hastalığı tehdidiyle yüzleşiyor. Fakat, belirtilerini bilerek, kalp dostu bir beslenme uygulayarak ve egzersiz yaparak, kendinizi bu hastalıktan koruyabilirsiniz.

kalpkriziMayo Clinic’te yer alan habere göre, kalp hastalığı sıklıkla erkeklerin bir hastalığı gibi görünse de, her yıl erkeklerden daha fazla sayıda kadın kalp hastalığından hayatını kaybediyor. Kadınların erkeklere oranla kalp hastalığına 6 kat daha yatkın oldukları belirtiliyor. Kalp hastalığı daha çok 65 yaş ve üstündeki kadınları öldürüyor.

Kadınların bu hastalıkla savaşmalarındaki avantajı ise, kadınlarda kalp hastalığı belirtilerinin, erkeklerden daha farklı olması. Bu nedenler, kadınlar kalp hastalığının benzersiz belirtilerini anlamak için uğraşabilir ve kalp hastalığı riskini azaltabilirler.

Kadınlarda kalp krizi belirtileri nelerdir?

Erkeklerde kalp krizinin en yaygın belirtisi göğüste, bir çeşit ağrı, baskı ya da rahatsızlık hissidir. Fakat, bu kadınlarda en ciddi ya da göze çarpan belirti değildir. Kadınlarda, omuz, boyun, yukarı sırt bölümü ile karında rahatsızlık oluşuyor. Bunun yanında nefes darlığı, bulantı ya da kusma, terleme, baş dönmesi ile olağandışı yorgunluk görülüyor.

Bu işaretler ve belirtiler, göğüs ağrısından daha sinsidir. Eğer bu belirtiler sizde de görülüyorsa ya da kalp krizi geçirdiğinizi düşünüyorsanız, hemen acil servisi arayın. Tek başınıza gitmeye çalışmayın.

Kadınlar için risk faktörleri nedir?

Kadınları ve erkekleri etkileyen koroner damar hastalığı için geleneksel risk faktörleri yüksek kolesterol ve kan basıncı ile obezite olmasına rağmen, diğer faktörler kadınlarda kalp hastalığı gelişiminde biraz daha büyük rol oynuyor. Örneğin,

- Metabolik sendrom (karın çevresinin erkeklerde 94 veya 102 cm’den fazla, kadınlarda ise 80 veya 88 cm’den fazla olması, trigliserid yüksekliği, HDL kolesterol düşüklüğü, kan şekeri yüksekliği ile kan basıncı yüksekliğinin bir arada görülmesine metabolik sendrom denir) kadınlarda erkeklerden daha büyük etki yapıyor.

- Ruhsal stres ve depresyon kadınların kalbini erkeklerden daha fazla etkiliyor.

- Menopozdan sonra düşük seviyedeki östrojen, ince kan damarlarında kardiyovasküler hastalık gelişimi için önemli bir risk faktörü oluşturuyor.

- Sigara içmek, kadınlarda kalp hastalığı için daha büyük bir risk faktörüdür.

Sadece daha yaşlı kadınlar mı kalp hastalığı için endişelenmeli?

Hayır. Kalp hastalığı genelde 65 yaş ve üstü kadınlar için ölüme yol açarken, 25 ile 44 yaş arasındaki kadınlarda ölümlerin üçüncü nedeni ve 45-64 yaş arasındaki kadınlar için ise ikinci ölüm nedenidir. 65 yaşın altında olan, fakat ailesinde kalp hastalığı olanlar kalp hastalığı risk faktörlerine daha fazla dikkat etmeliler. Her yaştaki kadınlar kalp hastalığına yakalanabilir.

Depresyon kadınlarda kalp hastalığı için tek risk faktörü mü?

Depresyon kadınlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla görülüyor ve bu da kalp hastalığı riskini depresyona girmeyen kadınlarla karşılaştırdığınızda 2 ya da 3 kat artırıyor. Depresyon, sağlıklı bir yaşam tarzı oluşturmanızı, önerilen tedaviyi takip etmenizi zorlaştırabilir. Bu nedenle, günlük işlere ilgisizlik, umutsuzluk ya da kilonuzdaki açıklanamayan değişiklikler gibi depresyon belirtileri varsa doktora gitmelisiniz.

Kadınlar kalp hastalığı riskini azaltmak için ne yapabilirler?

Yaşam tarzınızdaki birkaç değişiklikle kalp hastalığı riskinizi azaltabilirsiniz. İşte onlardan bazıları:

- Haftanın birçok gününde yarım saat ya da 1 saat egzersiz yapın,

- Sağlıklı bir kiloda kalmaya çalışın,

- Sigarayı bırakın, içmiyorsanız başlamayın,

- Doymuş yağ oranı düşük yiyecekler ile kolesterolünüzü düşük tutacak gıdalar tüketin, tuz miktarınızı sınırlayın.

Aynı zamanda, kan basıncı ilaçları, kan incelticiler ya da aspirin gibi doktorunuzun yazdığı ilaçları düzenli kullanmanız gerekebilir. Bunun yanında yüksek kan basıncı, yüksek kolesterol ve şeker gibi kalp hastalığı için risk faktörü olan diğer koşulları da kontrol altında tutmalısınız. Kalp hastalığı için yüksek risk grubunda olan kadınlar, omega-3 yağ asitleri gibi takviye vitaminler kullanabilir.

Ne tür egzersiz kalp hastalığı riskinizi azaltabilir?

Genel olarak, canlı bir tempoda yürüyüş gibi ölçülü egzersizleri haftanın birçok gününde yarım saat ya da bir saat yapabilirsiniz. Eğer, egzersizin tümünü bir kerede tamamlayamıyorsanız, bunu 10 ya da 15 dakikalık bölümler halinde yapabilirsiniz. Bu şekilde de kalbinizi korumak için aynı etkiyi sağlarsınız.

Gün boyunca fiziksel aktivitenizi artırmak için yapabileceğiniz diğer küçük değişiklikler de var. Asansör yerine merdivenleri kullanmak, gideceğiniz yakın yerlere yürüyerek ya da bisikletle gitmek ya da televizyon izlerken biraz doğrulma hareketleri yapabilir ya da şınav çekebilirsiniz.

Sağlıklı kilo nedir?

Sağlıklı kilo kişiden kişiye farklılık göstermesine rağmen, vücut kütle indeksi size yardımcı olacaktır. Bu hesaplama, vücudunuzun yağ yüzdesinin sağlıklı olup olmadığını görmenizi sağlayacak. Vücut kütle indeksi 25 veya daha yukarıda olanların kalp hastalığı riskleri artıyor. 5 ya da 7 kilo vermek, kan basıncınızı düşürmede ve şeker hastalığını önlemede size yardımcı olabilir.

Kadınlar için kalp hastalığı tedavisi farklı mıdır?

Bazı kadınlarda, plaklar uzun damar duvarları boyunca yayılarak oluşur. Bu nedenle bazı erkeklerin damarlarındaki düzensiz ve hacimli plakları düzleştirmek için tasarlanan stent takma ve anjiyoplasti gibi prosedürler kadınlarda kullanılmıyor. Bazı kadınlar için, anjiyo ya da stentten çok ilaç tedavisi daha iyi bir seçenek olabiliyor.

Pıhtılaşmayı önleyen ilaçlar gibi kesin kalp hastalığı tedavilerinin, kadınlarda daha etkili olduğu düşünülüyor. Aspirin tedavisi hem kadınlarda hem de erkekler faydalı oluyor. Ancak, burada da kadınlar ve erkeklerdeki etkileri bakımından bir fark var. Kadınlarda, aspirin tedavisi felç riskini erkeklerden daha fazla önlüyor. Ancak, erkeklerde de aspirin felç riskini azaltmasından çok kalp krizi riskini azaltıyor.

Zaman Online

Kilo kaybı genellikle vücut ağırlığının azalması şeklinde ifade edilmektedir. Kilo kayıplarında vücudun kas ve yağ kütlesinde düşme olmaktadır. Daha sınırlı olmakla birlikte kemiklerimizdeki mineral (kalsiyum) kayıpları (osteoporoz) da vücut ağırlığında düşmeye neden olabilir. Vücut ağırlığında azalmanın çeşitli nedenleri olabilir. Besin mad­desi alımında azalma, metabolizmada aşırı yükselme, salgı bezi bozuklukları (endokrin nedenler), mide-bağırsak ra­hatsızlıklarına bağlı sindirim bozuklukları, psikiyatrik hasta­lıklar (depresyon), ağır enfeksiyonlar, kanserler, sinir siste­mi bozuklukları, bazı ilaçlar (uyarıcılar, kanser ve tiroid ilaçları, müshiller), yeni protezler, diş kayıpları, çiğneme güçlüğü oluşturan durumlar, ağız içindeki yaralar (stomatit) kilo kaybının nedenleri arasında sayılabilir. Kilo kayıp­ları yorgunluğun başlıca nedeni olabileceği için dikkatle araştırılması gerekmektedir.

Kilo kaybı bazen hareket eksikliğine de bağlı olabilir. Kaslarımız ancak hareket ettiğimiz sürece özelliklerini ko­rurlar. Kasları oluşturan proteinler hareketler olduğu sü­rece yapılır (sentezlenir) ve kas kütlesi korunur. Vücut çe­şitli nedenlerle (hastalık, yaralanma gibi) hareketlerini devam ettirmezse organizma ek bir kas kütlesine ihtiyaç olmadığını düşünerek proteinleri sentezlemez ve kas küt­lesi azalır. Uzun süre yatak istirahatı gerektiren ve iştahsız­lıkla seyreden hastalıklardan sonra önemli kilo kayıpları olabilmektedir. Hastalığın nekahet dönemi adı verilen bu iyileşme sürecinde kişi halsizdir, çabuk yorulur. Sporcular da uzun süren antrenmansızlık dönemlerinden sonra ben­zer sorunlar yaşarlar. Antrenmanlarda çabuk yorulurlar. Bir başka deyişle, sistemler yüklenmeyi unutmuşlardır. Tekrar hatırlamak için yüklenmeleri gerekir. Böylece uyum yeniden kazanılır.

Anoreksia nervosa: Kilo kaybına yol açan ve sıklıkla gö­rülen sorunlardan birisi anoreksia nervosadır. Anoreksia nervosa daha çok genç kızlarda görülen ve aşırı enerji kısıt­laması şeklinde uygulanan diyetlere paralel ortaya çıkan bir sorundur. Ciddi sonuçları (ölüm) olabilen bu sorunun kökeninde önemli psikolojik nedenler bulunmaktadır. Er­genlik dönemindeki kızların (veya erkek çocukların) ger­çekçi olmayan vücut imajları (çok şişman olmak gibi) aşırı kalori kısıtlamasına yol açmaktadır. Kendilerini fazla kilolu bulan gençler zayıflamak isterler. Çeşitli yollara başvurur­lar. Özellikle yemek yememek bu uygulamaların başında gelir. Bazen ishal yapıcı veya idrar söktürücü ilaç kullanımı eşlik edebilir. Üst ya da orta sosyo-ekonomik sınıflarda daha sık gözlenmektedir. Psikolojik destekle rahatsızlığın kontrol altına alınması mümkün olabilmektedir. Görülme sıklığı ABD’de her 100.000 kişide 4′tür.

Belirtiler

· % 25′ten daha fazla kilo kaybı

· Soğuğa karşı tolerans düşüklüğü

· Kızlarda menstrüasyon bozuklukları

· Kaslarda zayıflık ve gelişim bozukluğu

· Deri altı yağ dokuda azalma

· Düşük kan basıncı

· Diş çürükleri

· Bağışıklık sisteminde yetersizlik ve enfeksiyonlara yatkınlık

· Derinin kuruması ve sarımsı renk alması

· Saçlarda kuruluk ve kayıp

· Depresyon

Bulimia: Kontrol edilemeyen yemek yeme isteği, aşırı yemek ve ardından istemli olarak kusma manevrası uygu­lama şeklinde karşılaşılan bir hastalıktır. Hasta buna günde birkaç kez başvurabilir. Uyku, başkalarının varlığı veya uygulamayla ortaya çıkan karın ağrısı dışında bu uygu­lamayı sürekli olarak yapma isteği duyar. Hasta durumun farkındadır ve bundan dolayı korku ve suçluluk hisseder. Vücut ağırlığının çoğu kez normal olmasına karşın hasta kendisini aşırı kilolu olarak görmektedir. Hastalığın neden­leri çeşitlidir. Aile içi sorunlar, kişilik çatışması, dış görü­nüme ilişkin kültürel baskılar ve uyumsuz davranışlar bun­lardan bazılarıdır. ABD’de görülme sıklığının her 10.000 kişide 2 olduğu bildirilmektedir.

Kilo kaybına ilişkin başvuruda hekimin sorgulamasında yöneltilebilecek bazı sorular şunlardır;

· Süre:

Kilo kaybı ne zaman başladı? (Uzun zamandan beri yavaş seyreden bir kayıp varsa beslenme tipi, ani ka­yıplar varsa kanser gibi sorunlardan şüphelenilir.) Ani mi yoksa yavaş bir başlangıç mı olduğu?

· Özellikler:

Ne kadar kilo kaybı oldu? (Vücut ağırlığının belirli yüzdesi ifade edilmektedir. Örneğin istemsiz olarak %5′ten fazla kayıplar yakından izlenmeli ve hekime başvurulmalıdır.)

Kilo kaybı sırasında iştah kaybı da oldu mu? (İştah kaybına yol açan hastalıklar düşünülmelidir. Örne­ğin sarılık ve bazı metabolik hastalıklar gibi.) Yediklerinizin çeşidi ve miktarı değişti mi? (Her za­mankinden daha düşük miktarlar söz konusu mu?) Fiziksel egzersizlerinizde artış var mı? (Artan enerji ih­tiyacını karşılayamama durumu söz konusu olabilir.)

· Ek etkenler:

Bir hastalık geçirdiniz mi?

Ağız içi sorunları var mı?

Son zamanlarda stres ve kaygı durumunda artış veya değişiklik oldu mu?

· Eşlik eden belirtiler:

Kusma

Kusmanın elle veya parmakla uyarılması (manipülasyon) Enerji tüketiminde belirgin artış Aşırı fiziksel etkinlik artışı

Kontrol edilemeyen açlık durumları, çarpıntı, tit­remeler ve aşırı terleme

Görme sorunları Kabızlık veya ishal Artmış susama hissi Artmış idrara çıkma

· Ek bilgiler:

Kullanılan ilaçlar:

İdrar söktürücüler

İshal yapıcılar

Alkol

Uyuşturucu ilaçlar Ciddi depresyon durumu Vücut imajı (aşırı kilolu hissetmek)

Yukarıdaki detaylı sorgulamanın üzerine yapılacak kan testleri ve beslenme analizi kilo kaybının yorumlanmasında değerli ipuçları verecektir.

“İSTEM DIŞI KİLO KAYIPLARINDA HEKİME DANIŞINIZ.”

soğukinsanKışın uzun zaman soğukta kalmış bir kimsede önce uç noktalardan (burun-kulak-yanak-parmak) başlayarak dokuların içindeki sıvı donar. Donmuş bölgedeki kan damarları iyice büzül­müş olduğundan dolaşım durur ve de­rinin rengi mum görüntüsü verecek şe­kilde solar.

DİKKAT: Burun, kulak ve yanak donmaları ağrı yapmadığı için, don­makta olan şahıs bunun farkına vara­maz. Ancak el ve ayak parmakları do­narken şiddetli bir ağrı verir. Donma ilerledikçe dokular uyuşur. Kazazede halsizlik hisseder. Aynı zamanda şid­detli bir uyku bastırır. Bu uyku -donan şahıs farkına varıp tedbir almadığı tak­tirde- ölüm uykusudur.

Ne Yapmalı?

* Soğuk karlı havalarda, tek başını­za, yaya olarak uzun yola çıkmayınız.
* Çıkmak zorunda kaldığınız du­rumlarda mutlaka sıkı giyininiz. Kü­lahsız ve boyun atkısız çıkmayınız.
* Boyun atkısı ile ilk donacak olan burun, kulak ve yanak gibi yüz bölge­lerini sarınız.
* Ayakkabı yerine bot veya üstten boğdurmak bir çizme giyiniz. Eldivensiz çıkmayınız.
* Fazla üşüdüğünü hissettiğiniz an burun ve kulaklarınızı ellerinizle ovuşturarak ısıtınız.
* Elleriniz fazla üşüdüğü taktirde koltuk altlarına sokarak ısıtınız.

Donmuş Bir Kazazedeye İlk Yardım

* Yolda donmuş birini gördüğünüz zaman onu derhal arabanıza alıp üzeri­ni sıkıca örtünüz. Eğer yaya iseniz ve kazazede de baygın bir halde ise, onu derhal sırtlayıp meskûn bir yere taşıyı­nız.
* Donmuş bir kimseyi sakın sıcak sobanın yanına yatırmayınız. Sobasız serin bir odaya alınız.
* Evvela soğuk suya batırılmış bez­lerle donmuş yerleri fazla bastırmadan ovuşturunuz.
* Dokular yumuşayıp kan deveranı başlayınca ılık suya batırılmış bezlerle masaja devam ediniz.
* Kazazede kendine gelince onu ılık bir küvete oturtabilirsiniz. Banyo­nun suyunu yavaş yavaş ısıtarak şahsın iyice kendine gelmesini sağlayınız.
* Banyodan çıkardığınız kazazede­nin vücudunu kuruladıktan sonra ona sıcak süt veya çay içiriniz.
* Yatağa yatırıp istirahat ettiriniz.

DİKKAT: Donmuş bölgeye bir­den bire sıcak tatbik ettiğiniz zaman damarları zedeleyip kangrene sebep olacağınızı unutmayınız.

Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi uzmanları uyarıyor: Mevsimler değişiyor… Kış güneşine aldanmayın, kışı yatakta geçirmeyin!

kış hastalıklarıKış hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde “iklimsel”, “sosyal” ve “fiziksel” değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan veya sıklığı artan hastalıklar gelmektedir.

Bu hastalıkların çoğunluğu “enfeksiyon”, yani “mikrobik” hastalıklar olup;
- Kış aylarında havanın soğuması
- Hava kirliliğinin artması
- Toplu ve sıkışık ortamlarda yaşanılması
- Özellikle çocukların maruz kaldığı soğuk algınlığının sürekli bulaşması sonucunda
hastalıkların oranı artmaktadır.

Vücuda etki eden değişiklikler sonucu enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlara eğilim artmakta; metabolizma kötü yönde etkilenip, mikroplar kolayca vücuda girmektedir. Vücut direncini kıran bu değişiklikler şöyle sıralanabilir:
- Sıcak havalara göre fiziksel stresin daha fazla görülmesi
- Soğuğa bağlı olarak cildin kuruması
- Burun ve ağız içini döşeyen mukoza dokularının kuruması
- Koruyucu mekanizmaların iyi çalışamaması
- Beslenmede daha ağır ve sağlıksız besinlere yönelim
- Hareketsizliğin artması

Sebepleri ve belirtileri itibari ile birbirine benzemekle birlikte; farklı özelliklere sahip olan kış hastalıklarının her birinin tedavisi farklı olup, önlem alınmadığı takdirde bu hastalıklardan bazıları ölümcül olabilmektedir.

SOĞUK ALGINLIĞI
“Soğuk algınlığı deyip, geçmeyin!”
Soğuk algınlığı, farklı virüslerin neden olduğu; burun ve boğazda yerleşen hafif bir enfeksiyondur. Genellikle 1 haftayı bulan hastalığın süresi; çocuklarda, yaşlılarda ve başka rahatsızlığı olan kişilerde uzayabilir. Doktorlara başvuru nedenleri arasında ilk sırada yer alan soğuk algınlığı; erişkinlerde en sık Eylül-Mayıs ayları arasında ve yılda 2 ilâ 4 kez görülebilmektedir. Küçük çocuklarda görülme oranı ise yılda 6 ilâ 8 arasında olabilmektedir. Bulaşıcı olan hastalık, virüsü içeren damlacıkların teması yoluyla yayılmaktadır.

Hastalığın belirtileri
- Burun akıntısı
- Hapşırık
- Tat ve koku alma duyularında azalma
- Boğazda gıcık hissi
- Öksürük
- Bebeklerde ve çocuklarda sıklıkla ateş
- Sigara kullananlarda yakınmalar

Hastalığın tedavisi
Yakınmalara yönelik olarak planlanan hastalığın virüslere yok edici ilaç tedavisi yoktur. Antibiyotikler, soğuk algınlığına eklenen bakteriyel enfeksiyonların varlığında kullanılmaktadır. Tedavi sürecinde; kafein içeren kahve, çay veya kolalı içecekler ile alkol kullanımından kaçınılmalıdır. Çünkü kafein ve alkol istenilenin aksine, susuzluk yaratacaktır. Eğer sigara kullanılıyorsa, bırakılmalı ve sigara kullanılan ortamlardan uzak durulmalıdır. Yatak istirahati, hastalık süresinin kısaltılmasında etkili olmaktadır.

Ağrı kesici ve ateş düşürücü
Ağrı yakınmasını kontrol etmekle birlikte; mide rahatsızlığını önleme ile astım ya da ülser hastalarını etkilememesi açısından tercih edilmektedir.

Dekonjenstan ve antihistaminkler
Öksürük, burun akıntısı ve tıkanıklığın giderilmesi amacıyla kullanılmaktadır.

Hastalıktan korunma
- Özellikle hastalığın ilk birkaç günü, soğuk algınlığı olan kişilerden uzak durulmalıdır.
- Soğuk algınlığı olan kişi ile teması sonrasında eller yıkanmalıdır.
- Hasta olan kişi eğer çocuk ise oyun sonrası, çocuğun oyuncakları da yıkanmalıdır.
- Fark edilmeden alınmış olabilecek virüslerin bulaştırılmaması için parmaklar, burun ve gözlerden uzak tutulmalıdır.
- Banyoda sağlıklı kişiler için ikinci bir havlu bulundurulmalıdır.
- Sinüslerinizin kurumaması için yaşanılan ortamın nemine dikkat edilmelidir.
- Soğuk algınlığından korunmaya yönelik henüz bir aşı geliştirilmemiştir. Yapılan çalışmalar, pek çok soğuk algınlığı tipi için tek bir aşı geliştirmeye yöneliktir.

Eğer soğuk algınlığı var ise
- Öksürme veya hapşırma sırasında ağız-burun mendil ile kapatılmalı ve ardından mendil çöpe atılarak, eller yıkanmalıdır.
- Astım veya kronik akciğer hastalığı gibi hastalığa duyarlı kişilerden uzak durulmalıdır.

Hastalığın komplikasyonları
En sık görülen komplikasyonlar; sinüs enfeksiyonları ile devam eden öksürüktür. Eğer soğuk algınlığı yakınmalarında; çok şiddetli yüksek ateş, kulak ağrısı, şiddetlenen öksürük ile kronik akciğer hastalığında alevlenme gibi etkiler görülüyorsa, mutlaka doktora danışılmalıdır.

GRİP
“Neden her yıl grip aşısı olmalıyız?”
İnfluenza virüsünün neden olduğu bir solunum yolu enfeksiyonudur. 3 tip influenza virüsü olup bu virüsler; A Tipi, B Tipi ve C Tipi olarak adlandırılmaktadır. A ve B Tipi virüsleri çok şiddetli olmakla beraber; bu virüslerin yapıları sürekli değişmekte ve her yıl farklı tipleri ile belirebilmektedir. Vücudun doğal savunma sistemi, bu değişikliklere ayak uyduramadığı için grip aşısı her yıl tekrarlanmaktadır. Çok hafif olan C Tipi virüsler ise yakınmaya neden olmadığı gibi halk sağlığını tehdit eden özelliklere de sahip değildir. Yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar ile bağışıklık sistemi zayıf kişilerde hastalık ölümcül olabilmektedir.

Hastalığın belirtileri
Grip belirtileri, soğuk algınlığında görülen belirtilerden daha şiddetli olup; belirtiler aniden başlamaktadır.

Erişkinlerde belirtiler:
- Yüksek ateş
- Öksürük
- Baş, boğaz, vücut ve kas ağrısı
- Halsizlik

Çocuklarda belirtiler:
Okul çağı çocuklarındaki ve gençlerdeki yakınmalar, erişkinlerdekilere benzer ancak bebeklerde tanı koymak zordur. Çünkü belirtiler, diğer virüslerin neden olduğu enfeksiyonlar gibidir.

Hastalığın seyri
İyileşme süreci 1-2 hafta içerisinde tamamlanır. Özellikle yaşlılarda halsizlik, kuvvetsizlik gibi yakınmalar, iyileşmenin ardından da uzun süre devam edebilir.

Hastalığın tedavisi
Etkili bir tedavi ile hastalık süresi kısaltılır ve yaşam kalitesi artırılabilir.

Rahatlatıcı tedavi
- Parasetamol, dekonjestan, antihistaminik kullanımı
- Oral sıvı ve beslenme desteği
- Yatak istirahati

Hastalıktan korunma
En iyi korunma yöntemi grip aşısı olup; en uygun uygulama zamanı ekim başı ilâ kasım ortasındadır. Grip aşısı, her yıl tekrarlanmalıdır.

Kimler grip aşısı olmalıdır?
- 50 yaş ve üzerindekiler
- Huzurevinde yaşayan veya kronik bakım altındaki kişiler
- Kalp ve akciğer hastaları ile astım gibi kronik hastalığı olanlar
- 6 ay–18 yaş arasında uzun süreli aspirin tedavisi gören çocuklar
- Kronik hastalık nedeniyle son 1 yıldır hastanede yatan veya tedavi görenler
- HIV pozitif virüsü taşıyanlar
- Kalabalık ortamlarda yaşayan öğrenci ve askerler ile diğer meslek gruplarındakiler

Hastalığın komplikasyonları
Hastalığın en yaygın komplikasyonu, zatürre gelişimine neden olmasıdır. Nefes darlığı ve öksürükle birlikte göğüs ağrısı görülmesi durumunda; ayrıca sarı-yeşil renkte veya kanlı bir şekilde balgam geliştiğinde, mutlaka doktora danışılmalıdır.

ZATÜRRE (PNÖMONİ)
“Önlem alınmadığı takdirde zatürre ölümcül olabilir!”
Akciğerdeki hava keselerinin iltihap ve sıvı ile dolması neticesinde kana oksijen ulaşamadığı için vücut hücreleri düzenli çalışamaz. Akciğerlerde ciddi bir enfeksiyona yol açması nedeniyle zatürre ölümcül sonuçlar doğurabilir.

Hastalığın nedenleri
- Bakteriler, virüsler ve mikoplazmalar ile iltahaba sebep olan mikroplar
- Mantar vb. çeşitli kimyasal maddeler

Hastalığın belirtileri
- Ani ve şiddetli ataklarla gelen kuru öksürük
- Ateş ve titreme
- Bulantı ve kusma
- Halsizlik

Hastalığın tedavisi
Genç, bağışıklık sistemi güçlü kişiler ile erken tanı konulan vakalarda ayrıca enfeksiyonun lokal olduğu kişilerde tedaviye yanıt alınmaktadır. Doktorun önerisiyle uygun antibiyotik belirlenerek; hastalığın seyrine göre kullanılmaktadır. İyi bir terleme ve gereken durumlarda oksijen alımı ile destek tedavisi sağlanır. Yakınmalar, 7 ilâ 10 gün içerisinde azalsa da tamamen iyileşme sağlanması haftalar sürebilir. Hastalığın tekrarını önlemek için yeterli sürede istirahat gerekmektedir.

AKUT BRONŞİT
“Akut bronşit tedavi edilmez ise zatürre gelişebilir!”
Bronşit, bronş adı verilen hava yolarında salgı artması ve diğer değişimlikler ile ortaya çıkan inflamasyondur. En sık rastlanan tipleri, akut ve kronik bronşittir. Akut bronşit hava yollarının salgı zarlarının yangısıdır.

Hastalığın nedenleri
Akut bronşit çoğunlukla bakteriler ve/veya virüslere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Genellikle günlük aktiviteleri kısıtlamayacak şekilde hafif seyreder ve tamamen geçer. Akut bronşit üst solunum yollarının viral enfeksiyonlarından ya da soğuk algınlığından sonra ortaya çıkar. Kronik sinüzit ve/veya alerjisi olan hastalarda da görülmekte olup; hastalığın ardından zatürre gelişebilir.

Hastalığın belirtileri
- Burun akıntısı
- Fenalık hissi
- Titreme
- Hafif ateş
- Kas ağrısı
- Boğaz ağrısı
- Başlangıçta kuru öksürük
- Daha sonraları balgam çıkarma

Hastalığın tanısı
Akut bronşit tanısı, hastalığın öyküsünün alınması ve fizik muayene ile koyulmaktadır ancak tanıyı kesinleştirmek için aşağıdaki tetkikler de gerekebilir:
- Akciğer grafisi
- Kan tahlilleri
- Kandaki oksijen miktarının ölçülmesi
- Burun/boğaz salgısından kültür
- Akciğer fonksiyon testleri

Hastalığın tedavisi
Tedavi; hastanın yaşı, genel sağlık durumu, tıbbi geçmişi, ilaçlara karşı toleransı ile hastalığın diğer hastalıklar üzerine oluşabilecek etkisi göz önünde bulundurularak düzenlenmektedir. Akut bronşit çoğunlukla virüs enfeksiyonlarına bağlı oluştuğundan, antibiyotik tedavisi genellikle gereksiz olup; destek tedavisi yeterlidir.
- Ateş düşürücüler
- Ağrı kesiciler
- Öksürük şurupları
- Sıvı alımının artması

SİNÜZİT
“Sinüzit baş ağrısına neden olabilir ancak günlük yaşamda karşılaşılan baş ağrılarının küçük bir kısmını sinüzitler oluştur!”
Kafatasının daha çok ön bölümüne bulunan içi hava dolu boşluklar olan sinüslerin görevlerini normal olarak yerine getirebilmesi için kanalların açık, salgı yapısının normal ve bunları taşıyan tüylü hücrelerin de sağlıklı olması gerekmektedir. Sinüslerden biri, birkaçı ya da hepsinin iltihaplanması durumunda da sinüzit oluşmaktadır.

Hastalığın belirtileri
- Yüzde ağrı
- Burun tıkanıklığı
- İltihaplı akıntı
- Koku alma bozukluğu
- Ağız kokusu
- Dişlerde ağrı
- Öksürük
- Ateş ve halsizlik

Bu belirtilerin hepsi ile her zaman karşılaşılmayabilir.

Sinüziti diğer hastalıklardan ayıran belirtiler
Sinüzit nadir olarak bronşit ile bir arada görünebilir. Hastalar, burun ve sinüslerdeki dolgunluk ve tıkanıklıkta olduğu gibi baş ağrısını da sinüzit olarak yorumlayabilmektedir. Günlük yaşamda karşılaşılan baş ağrılarının aslında küçük bir kısmını sinüzitler oluşturmaktadır. Sinüzite bağlı baş ağrıları, tipik olarak soğuk algılığı ile burun tıkanıklığının arkasından gelmektedir. Sinüzitte daha çok alın, göz çevresi ve yüzde ağrı oluşmakta ve ağrı yere eğilmekle birlikte artmaktadır. Sinüzitte, migrende olduğu gibi bulantı oluşmamakta ve ağrı krizler halinde gelmemektedir.

Sinüzitte burun akıntısı, hem yapışkan hem de iltihap nedeniyle sarımsı yeşil renkte olabilir. Alerjik burun hastalıklarında ise akıntı, bol miktarda ve su gibidir. Sinüzit nadiren komşu olduğu göz ve beyinde enfeksiyonlara neden olabilir.

Hastalığın nedenleri
Koruyucu mekanizmaların bozulması sonucu sinüzit oluşmaktadır. Bu mekanizmaların en önemlisi tüylü hücrelerin yaptığı temizliktir. Hücrelerin çalışması daha çok soğuk algınlığı denilen virüslerle bulaşan hastalıklar sırasında bozulmakta; bu esnada ayrıca sinüslerin içini döşeyen örtü de kalınlaşmaktadır. Bu durum, sinüslerin burunla bağlantısını sağlayan kanalların tıkanmasına yol açmaktadır. Tıkanıklığın ardından bakteriler sinüs içerisinde çoğalarak, sinüzite neden olmaktadır. Her zaman bakteriler ile oluşmayan hastalığa, virüsler ve mantarlar da neden olabilmektedir.

Sinüzitin sık görüldüğü durumlar:
- Sıklıkla soğuk algınlığı geçirenlerde
- Polipleri olanlarda
- Sigara kullananlarda
- Alerjisi olanlarda
- Salgı yapısı çok yapışkan olanlarda
- Septumlarda (Burun orta bölmesinin, sinüs kanallarının olduğu yerlerde çıkıntı yapması)
- Hava kirliliğinde

Soğuk algınlığı bulguları olmayan tek taraflı sinüzitlerin, diş hastalıkları ile diş çekiminden kaynaklanma olasılığını akla getirmektedir. Basit bir soğuk algınlığında görülen şikâyetler ortalama 1 hafta sürmektedir. Bu süreden sonra devam eden şikâyetler, doktora başvurmayı ve sinüzit tedavisini gerektirmektedir.

Hastalığın tanısı
Özel durumlarda sinüs kanallarından gelen akıntı, bakteri araştırması için laboratuvara gönderilebilir. Şikâyetlerin 2 ay kadar devam etmesi veya sık sık tekrarlanması durumunda ise kronik sinüzit söz konusudur. Bu durumda sinüslerin yapısını ve hastalık nedenlerini ayrıntılı olarak görebilmek için bilgisayarlı tomografi tetkiki yaptırılmalıdır.

Hastalığın tedavisi
Sinüzit tedavisinde; sinüslerin havalanmasını kolaylaştıran dekonjestanlar (tablet, süspansiyon ve burun damlası şeklinde) ile antibiyotikler kullanılmaktadır. Eğer belirlenen durumun ilaçlarla tedavisi mümkün olmayacaksa; cerrahi tedavi önerilmektedir. Son zamanlarda yaygın olarak kullanılan Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi (FESS), kronik sinüzitlerin tedavisinde eskiye oranla daha başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Kaynak: Kurumsalhaberler.com

Malum kış mevsimi geldi ve bu günlerde sıkça nezle olan insanlarımız vardır, blog.dogalguc olarak bizde nezle olduğumuzda neler yapmamız gerektiği hakkında bazı bilgiler verelim dedik. Nezle olduğumuzda ne zaman bir doktora gitmeliyiz, neler yapmalıyız siz değerli okuyucularımızı aydınlatalım istedik. Faydalı olması dileğiyle.

nezleNezle Nedir?

Nezle, virüslerin sebep olduğu ve acil tedavi gerektirmeyen bir enfeksiyon hastalığıdır. Genellikle “rhinovirüsler” adı verilen bir virüs türü nezle yapmaktadır.

Havadan solunarak alınan rhinovirüsler burun mukozasına tutunurlar. Bağışıklık sistemi devreye girerek virüsü vücuttan uzaklaştırmaya çalışır. Virüsleri atma çabasıyla burun akması, hapşırma ve ateş gibi tepkilere neden olur. Vücut virüsten kurtulunca bu reaksiyonlar sona erer.

Toplumda grip ile nezle tabirleri eşanlamlıymış gibi kullanılmaktadır. Oysa bunlar farklı hastalıklardır. Nezle virüslerle meydana gelen bir hastalıktır ve hafif seyreder. Grip ise daha ani başlayan ve sıklıkla ateşin daha yüksek seyrettiği bir hastalıktır. Salgınlar yapar ve yatağa düşürür. Nezle veya grip için hiçbir bir antibiyotiği kullanmaya gerek yoktur.
Nezle olunca hangi şikayetler olur?

(Semptomlar)
Hapşırmalar nezlenin habercisi olabilir.

1- Erken dönemde boğazda kaşıntı hissi
ve sık hapşırma
2- Burun tıkanıklığı, burun akması
3- Balgamsız öksürük. Bu öksürük özellikle
geceleri artar.
4- Hafif ateş. İlk iki gün yüksektir.
5- İştahsızlık.
6- Hafif ishal.
7- Huzursuzluk.
Tedavisi nasıldır?
1- Bol sıvı gıda alınmalıdır.
2- Hastalığı yaymamak için başka kimselerden uzak durulmalıdır.
3- Aşırı giyinmekten kaçınılmalıdır.
4- Sigara içilen ortamlardan uzak durulmalıdır.
5- Burun tıkanıklığını gidermek için burun açıcı spreyler (dekonjestanlar) kullanılır.
6- Ağrı ve ateş için ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar kullanılır.

Doktorunuza veya eczacınıza danışmadan
ilaç kullanmayınız.
Doktora gitmeli miyim?

Aşağıdakilerden herhangi biri varsa vakit kaybetmeden hekime başvurunuz.

1- Ateşiniz 38.5′nin üstündeyse
2- Nefes darlığınız varsa
3- Yeşil veya sarı renkte balgam çıkıyorsa
4- Nezle 14 günde geçmediyse.

Siz hala griple nezleyi aynı hastalık mı sanıyorsunuz? Bu haberi mutlaka okuyun!

nezle2Çoğu zaman grip ile nezlenin aynı hastalık olduğunu zannederiz. Halbuki griple nezlenin tedavi yöntemleri de farklıdır. Nezle çoğu zaman ayakta geçirilebilirken, grip için yatak istirahati gerekir.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, gribin akut bir solunum sistemi hastalığı olduğunu söylüyor. Alt ve üst solunum yollarını etkileyerek genellikle 40 dereceye varan yüksek ateş, genel vücut, baş, boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik, iştah kaybı, bulantı, burun akıntısı ve gözlerde yanma gibi belirtiler gösterdiğini belirten Prof. Dr. Badur, “Grip virüsü ile enfekte olan kişiler, enfeksiyonun iki gün öncesinden başla*****, semptomlar ortaya çıktıktan yedi gün sonrasına kadar virüsü etrafına yayar. Normal şartlarda doğru tedavi ile yetişkin bir insanda grip bir hafta içerisinde iyileşir; ancak aşılanmadıysa, salgınlar ve mevsim şartlarından dolayı tekrarlaması kaçınılmazdır.” diyor. Bazı kişilerde özellikle vücut direnci zayıf kronik hastalığı olanlarda, kalp ve akciğer hastalarında, yaşlılarda, şeker hastalarında, zatürre (pnömoni), beyin iltihabı (menengoensefalit), kalp kası iltihabı (miyokardit) gibi ciddi ve ağır seyredip ölümle sonuçlanabilecek hastalıklar görülebildiğini vurgulayan Badur, gripten korunmanın en etkili yöntemi olarak aşılanmayı gösteriyor.

Nezle veya soğuk algınlığının ise çeşitli nezle virüslerinin yol açtığı devamlı burun akıntısı, öksürme, hapşırık, gözlerde ve boğazda yanma belirtileri gösterdiğini hatırlatan Badur, “İlk belirtileri griple benzerlik gösterdiği için yanıltıcı olabilmekte. Hastalık 3 ile 7 günde kendiliğinden düzelmekte. Soğuk algınlığına karşı etkili bir aşı geliştirilememiştir. Geçirilen enfeksiyondan sonra hasta, kanındaki antikorlar sayesinde bir süre enfeksiyondan korunur, fakat bu korunma geçici ve kısa süreli olmaktadır. Soğuk algınlığında semptomlara göre tedavi uygulanmaktadır. C vitamininin yararları olsa da tedavi edici bir özelliği yoktur.” şeklinde konuşuyor.

Prof. Dr. Selim Badur, gribe karşı en etkili korunma yöntemini, bu hastalığın görülmeye başladığı aylardan önce grip aşısı olmak olarak gösterdi. Badur, “Virüs her sene tipini değiştirdiği için, grip aşısı Dünya Sağlık Örgütü tarafından bir önceki sene en çok görülen virüs tiplerine göre hazırlanmaktadır. Grip aşısı her sene tekrarlanmalıdır. Özellikle risk grubu olarak değerlendirilen 65 yaş ve üzeri bireyler, kronik hastalığı olan kişiler, sağlık personeli, bağışıklık sistemi zayıf olan veya bağışıklık sistemine bağlı rahatsızlık yaşayan kişilerin grip aşısı olması önerilmektedir.” diye konuşuyor.

Badur, nezle olan kişinin günlük işlerinden geri kalmadan hastalığı ayakta geçirebileceğini, ancak grip virüsü taşıyan kişinin kesinlikle yatak istirahati yapmasının şart olduğunu vurguladı. Nezle ve gribin hızla bulaştığını ve yayıldığını da vurgulayan Badur, “Hapşırma, öksürme yoluyla ve tokalaşma gibi temas yoluyla, virüs ile enfekte olan kişinin bir eşyasını kullanarak kolaylıkla bulaşır.” diyor.

Zaman

Zakkum

Kalbi güçlendirir. İdrar attırır. Adale ağrılarını giderir. Akrep ve art sokmasında yararlıdır. Vücutta biriken suyu boşaltır.

zakkumZambak

Vücut ağrılarını geçirir. Diş ağrılarına ve iltihaplarına iyi gelir. Şişlikleri indirir.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta