Kasım, 2009 Arşivi

dogalguc.net Haftanın ürünü

aşk-2

Daha düşük tansiyon, daha az soğuk algınlığı, daha iyi stres yönetimi… Bunlar sadece başlangıç, gelin aşkın sağlığınızı ne kadar olumlu etkilediğine hep birlikte bakalım!
Aşk ve sağlık şaşırtıcı bir şekilde birbirine bağlanmış durumdadır. Güzel bir ilişki kurduğumuzda, bunun ödülü gerçekten de çok büyüktür. Fakat ödül dediğimizde bahsettiğimiz içinizde kelebekler uçuşması gibi romantik bir durum değil, sağlığınızı etkileyen bir durumdur.
Yoğun ve tutkulu bir romantizmin sağlığa olan yararlarıyla ilgili bir kanıt yoktur. Aşık insanlar hem muhteşem hissettiklerini hem de aşkın aynı zamanda acı verici bir duygu olduğunu söylerler. Bütün bu inişler ve çıkışlar stresin kaynağı olabilir.
Sağlığınızı olumlu olarak etkileyecek olan daha sakin ve daha istikrarlı bir aşktır. Uzmanlar uzun süreli ve mutlu birliktelikleri olan insanların sağlıklarına daha fazla dikkat ettiklerine ve sağlıkla ilgili tedbirlerin birçoğunu uyguladıklarına dair kanıtlar olduğunu söylemektedir.
Bu alandaki araştırmaların çoğu evliliklere yoğunlaşmıştır fakat bu avantajlar sevgiliye, anneye, babaya ya da bir arkadaşa duyulan sevgiyi de içerebilmektedir. Buradaki püf nokta kendini başka bir insana bağlı hissetmek, ona saygı duymak, başka birinin sana değer verdiğini bilmek ve aidiyet duygusudur. Aşkın ve sağlığın birbirine bağlı olup olmadığını inceleyen araştırmaların gösterdiği 10 durum ne mi? Cevabı aşağıda!

1. Daha Az Doktora Gitmek

Amerika The Health and Human Services Department sağlık ve evlilik üzerine birçok araştırma yapmıştır. Raporların sunduğu bulguların en çarpıcılarından birine göre evli insanlarda hastanede kalma ortalaması daha kısa ve evli insanlar daha az doktora gidiyor.
Aşk ilişkilerinin sağlık için neden yararlı olduğunu gerçekte kimse bilmemektedir. Bunun en mantıklı cevabı insanoğlunun yaratılışında sosyal gruplar oluşturarak birbirine bağlı bir şekilde yaşamak olduğu ve bu olay gerçekleştiğinde de biyolojik sistemlerin etkilendiği olabilir.
Bir başka teori de mutlu ilişkileri olan insanların kendilerine daha iyi baktıklarıdır. Bir eş ağız sağlığınızı gerçekten düzgün bir şekilde yapmanızı sağlayabilir. Yakın bir arkadaş sizi daha fazla tam tahıllı besin yemeniz konusunda ikna edebilir. Zamanla, bu güzel alışkanlıklar sayesinde hastalıklara daha az yakalanırsınız.

2. Daha Az Depresyon ve İlaç Kullanımı

Health and Human Services raporu evlenmenin ve evli kalmanın kadınlarda da erkeklerde de depresyonu azalttığını göstermektedir. Bu bulgu hiç de şaşırtıcı değildir, çünkü sosyal soyutlanma yüksek depresyon oranlarıyla yakından ilgilidir. İlginç olan evliliğin özellikle genç yetişkinlerde aşırı alkol ve ilaç kullanımını azaltmaya teşvik ettiğidir.

3. Daha Düşük Kan Basıncı

Mutlu bir evlilik tansiyon için çok yararlıdır. Bu sonuç Annals of Behavioral Medicine’deki bir araştırmadan elde edilmiştir. Araştırmacılar mutlu bir evliliği olan insanların en iyi kan basıncına sahip olduğunu bulmuştur. Onları bekar insanlar izlemektedir. Mutsuz evliliği olan katılımcılar ise en kötü tansiyona sahip insanlardır.
Bu da evliliğin sağlığı çok önemli bir açıdan etkilediğini göstermektedir. Sağlığınızı etkileyen evlilik gerçeği değil evliliğinizin niteliğidir. Bu da diğer pozitif ilişkilerin aynı faydaları sağlayabileceğini desteklemektedir. Gerçekte mutlu evliler kadar olmasa da sosyal açıdan aktif bekar insanların da kan basıncı iyi düzeydedir.

4. Daha Az Kaygı

Konu endişeye geldiğinde, sevgi dolu istikrarlı bir ilişki romantizmden daha üstündür. Amerika New York Devlet Üniversitesi uzmanları aşık insanların beyinlerine bakabilmek için fonksiyonel MRI taraması kullanmışlardır. Araştırmacılar bu yolla tutkulu yeni çiftlerle birbirlerine çok güçlü bağlarla bağlı uzun süreli ilişkileri olan çiftleri karşılaştırmışlardır. Her iki grup da beyinlerinin yoğun aşkla ilgili bölümünde aynı etkinleşimi göstermiştir. Bu bölüm kokaine ya da çok para kazanmaya cevap veren dopamin yüklü alandır. Fakat beynin diğer bölümlerinde çok çarpıcı farklılıklar mevcuttur. Uzun süreli ilişkilerdeki insanlar bağlanma ile ilgili alanlarda hareketlenme göstermiştir ve beyinlerinin endişe üreten bölümlerinde daha az aktifleşme olmuştur.
Bu araştırma 2008 yılında “Society for Neuroscince” konferansında sunulmuştur.

5. Doğal Ağrı Kontrolü

Fonksiyonel MRI çalışması uzun süreli ilişkilerin çok büyük bir avantajını daha ortaya koymuştur. Bu çiftlerin beyinlerinin acıyı kontrol altında tutan bölümü daha fazla etkileşim göstermiştir.
CDC (hastalık kontrolü merkezi) raporu bu bulguyu tamamlamıştır. Araştırmadaki 127.000’den fazla yetişkin ve evli insanın baş ağrısı ya da bel ağrısı gibi şikayetlerinin daha az olduğunu ortaya çıkmıştır.
Amerika’da yayımlanan Psychological Science dergisindeki küçük bir araştırmada bir hile yapılmıştır. Araştırmacılar 16 evli kadını, onlara elektrik şoku verileceğini söyleyerek tehdit etmişlerdir. Kadınlar eşlerinin ellerini tuttuklarında beyinin stresle ilgili bölümleri daha az aktifleşmiştir. Evlilik ne kadar mutluysa etki de o kadar mükemmeldir.

6. Daha İyi Stres Yönetimi

Aşk acıyla başa çıkmaya yardımcı olabiliyorsa, stresin diğer türlerini nasıl etkilemektedir? Sosyal stres ve stres yönetimi arasında bir bağlantı olduğuna dair kanıtlar vardır. Eğer bir stres etkeniyle karşı karşıyaysanız sevdiğiniz birinin desteğini alın, böylece bu stresi daha kolay yenebilirsiniz. Örneğin işinizi kaybettiyseniz, eşiniz sizi desteklemek için yanınızdaysa bu hem duygusal hem de finansal açıdan yardımcı olacaktır.

7. Daha Az Soğuk Algınlığı

Aşk dolu ilişkilerin stresi, kaygıyı ve depresyonu azaltabildiğini ve bağışıklık sistemine de destek verebileceğini daha önce söyledik. Carnegie Mellon University uzmanları olumlu duygular içinde olan insanların soğuğa ya da grip virüsüne maruz kaldıktan sonra daha az hasta olduklarını belirmiştir. Psychosomatic Medicine dergisinde yayımlanan bir araştırma mutlu ve sakin insanlarla kaygılı, saldırgan ve depresif görünen insanları karşılaştırmıştır.

8. Daha Çabuk İyileşme

Pozitif ilişkinin gücü bedensel yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlayabilir. Ohio Üniversitesi Medikal Merkezi uzmanları evli çiftlerde yaralar oluşturmuşlardır. Yaralar birbirlerine sıcak davranan çiftlerde birbirlerine düşmanca yaklaşan çiftlerle kıyaslandığında neredeyse iki kat daha çabuk iyileşmiştir. Araştırma Archives of General Psychiatry dergisinde yayımlanmıştır.

9. Daha Uzun Hayat

Araştırmaların büyük bir çoğunluğu evli insanların daha fazla yaşadığını gösteriyor. En büyük araştırmalardan biri 1990’larda 8yıllık bir süre boyunca evliliklerin ölüm oranına olan etkilerini incelemektedir. National Health Interview Survey’den veriler kullanarak hiç evlenmemiş insanların evli insanlardan %58 daha fazla öldüğünü bulunmuştur. Evlilik hayattaki zorluklarla birlikte savaşarak ve karşılıklı destekle, finansal yararlar ve mutluluk kaynağı olan çocuklarla daha uzun bir hayata katkıda bulunur.
Bunun yanında, duygusal bir açıklama da vardır. Evlilik insanlardaki diğerlerinden soyutlanma duygusunu engelleyerek onları ölümden korur. Yalnızlık, bu neden her ne olursa olsun ölüme sebep olan etmenlerle ilişkilidir. Diğer bir deyişle, evli insanlar daha çok yaşarlar, çünkü her zaman sevgiyi ve bağlılığı hissederler.

10. Daha Mutlu Hayat

Aşkın en büyük yararının sevinç olduğu çok açık bir gerçektir. Fakat araştırma bu bağın nasıl bu kadar güçlü olduğunu gösterebilmek için yeterli değildir. Journal of Family Psychology’deki bir araştırma mutluluğun ailedeki gelirden çok aile ilişkilerinin niteliğine dayandığını göstermiştir. Bu yüzden aşkın gücünün en azından bazı durumlarda paranın gücünü yendiğine dair bilimsel bir kanıt vardır.

İlişkinize İyi Bakın

Somut faydalar sağlayabilecek sevgi dolu bir ilişki geliştirmeniz için, size bir kaç önerimiz var:

• Depresyondaysanız ya da sürekli endişeliyseniz tedavi olun.

• İletişim becerilerinizi geliştirin ve bir anlaşmazlığı çözmeyi öğrenin.

• Günlük hayatınızda mutlu ve mutsuz olayları sevdiğiniz insanla paylaşın.

• Birbirinizin başarılarını kutlayın.

Son olarak, eşinize ya da sevgilinize kötü zamanlarında destek verdiğiniz gibi mutlu günlerinde de onun yanında olmayı ihmal etmeyin. Unutmayın, acı paylaşıldıkça azalır, sevinç paylaşıldıkça çoğalır.

dondurma-2

Dondurma kalsiyum ve fosfor zengini çıktı…

Yaz aylarının vazgeçilmezlerinden olan dondurmanın kemiklerin başlıca yapıtaşlarından olan kalsiyum ve fosfor yönünden zengin olduğu, ancak günde 100 gramdan fazla tüketilmesinin kilo sorununa neden olabileceği bildirildi.

Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Neriman İnanç, hijyenik koşullarda üretilen dondurmanın, aşırıya gidilmemesi halinde son derece yararlı bir gıda maddesi olduğunu söyledi.

Dondurmanın içeriğinin kalsiyum ve fosfor açısından zengin olduğunu kaydeden İnanç, kemikler için vazgeçilmez olan bu minerallerin en iyi kaynağının süt ve süt ürünleri olduğunu belirtti.

100 gram sütteki kalsiyum ve fosfor miktarının, yapılışındaki yoğunlaşmadan dolayı dondurmada daha fazla bulunduğunu ifade eden İnanç, şu bilgileri verdi:

“100 gram dondurmada 135 mg kalsiyum bulunmaktayken sütte bu miktar 115 mg’dır. Yine 100 gram dondurmada 115 mg fosfor bulunmaktayken sütte bu miktar 92 mg’dır. Dünya Sağlık Örgütü 1-10 yaş için 800 mg, 11-24 yaş için 1200 mg, sonrasında 800 mg/gün kalsiyum alınmasını önermektedir. Yani ergen dönem ile menopoz döneminde daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle bu yaş aralığındakiler daha çok dondurma tüketmelidir. Dondurma ayrıca, B grubu vitaminleri ile A vitamini bakımından da zengin bir kaynaktır.”

Doç. Dr. İnanç, dondurma tüketirken sınırların aşılmaması gerektiğinin önemine işaret etti.

100 gram dondurmanın vücuda 190-200 kalori sağlayacağının unutulmaması gerektiğine dikkati çeken İnanç, “Günde 100 gramdan daha fazla dondurma tüketilmesi şişmanlığa neden olabilir. Özellikle anne ve babaların çocukların dondurma tüketimini kontrol altında tutması, sağlıkları açısındanda  yararlı olur” diye konuştu.

diş-sağlığı

Diş konusunda da birçok konuda olduğu gibi cin fikirliyiz. Kimi protezi çamaşır suyuna koyarken, kimi ağrı keser diye dişe rakı, tütün, tuz basıyor, kimi kanadı diye seviniyor…

İşte sağlıklı dişler için efsane zenginiyiz. Toplum arasında öyle inanışlar var ki okuyunca siz de şaşıracaksınız. İşte birbirinden ilginç inanışlar ve bu inanışların dişlerimize verdiği zararlar;

1. Sert diş fırçası daha iyi temizler:

İyi fırçalamak; fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaları kullanılır. Çok sert fırçalar, dişleri aşındırabilir. Çok yumuşak fırçalar ise dişleri temizlemeyebilir.

2. Sert fırçalamak dişleri daha iyi temizler:

Dişleri sert fırçalamak; dişleri temizlemek yerine, ‘fırça çürüğü’ dediğimiz aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakası aşındığı için, alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur

3. Diş macununu fazla kullanmak dişleri çizer:

Dişlerin mine tabakasının çizilmesi; macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O yüzden granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ise ‘mercimek tanesi’ büyüklüğünde olmalı.

4. Karbonat ve tuzla fırçalamak dişleri beyazlatır:

Bu maddeler iri granüllü olduğu için dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda; dişin parlaklığı gider ve yediğimiz ve içtiğimiz besinlerle, dişler daha kısa zamanda renkleşmeye başlar.

5. Sarı dişler daha sağlamdır:

Dişin rengi dişin sağlamlığını belirlemez.

6. Dişler, macun ve fırça ıslatılarak fırçalanmalı:

Diş fırçası, fırçalamaya başlamadan önce ıslatılmamalıdır. Çünkü fırça kılları ıslatılınca, sertliğini kaybeder. Macunun köpürmesi için de yeterli sıvı ağızda mevcuttur.

7. Macun kullanmaya başladıktan sonra dişlerim çürüdü:

Macun; dişleri fırçalarken sabun görevi görür ve içeriğinde dişlerde biriken mikroorganizmaları yok etmek için etken maddeler vardır. Yani çürümeye neden olmaz.

8. Çürükler genetiktir, ne yaparsan yap dişin çürür:

Bireyler arasında çürüğe yatkınlık farklı olabilir. Fakat kötü beslenme alışkanlığının düzeltilmesi, ağız hijyenine önem verilmesi ve düzenli diş hekimi kontrolleri durumunda çürüğe yatkınlığın bir önemi kalmaz.

9. Dişler kahvaltıdan önce fırçalanır:

Dişler günde en az iki kez, kahvaltıdan sonra ve yatmadan önce fırçalanmalı. Diş fırçalama işlemi bitince, dilin üst kısmı da yumuşakça fırçalanmalı.

10. Estetik diş doğuştan olur, çarpık dişten kurtuluş yok:

Diş düzeltme (ortodonti); dişler ağızda mevcut olduğu sürece her yaşta uygulanabilir. Ortodontik tedavi sayesinde; dişler mevcutsa, her yaşta düzeltme yapılarak, güzel gözüken dişlere sahip olunabilir.

11. Her bünye implantı kabul etmez:

Implant; eksik olan dişlerin yerine çene kemiğine yerleştirilen yapay diş kökleri olarak tanımlanabilir. Sadece yara iyileşmesini etkileyen bir sistemik hastalık ile kontrol altında olmayan kalp ve şeker hastalığı varsa yapılmaz.

12. Hareketli protezler çamaşır suyuna konursa beyazlar:

Hareketli protezleri çamaşır suyuna koymak zararlıdır. Protezin kırılganlığını artırır ve protezin ömrünü azaltır. Protezler için özel temizleme tabletleri vardır; onlar kullanılmalı.

13. Çektirdiğim 20 yaş dişinin yerine diş yaptırmalıyım:

Çekilen 20 yaş dişlerinin yerine protez diş yaptırmaya gerek yoktur. Dişiniz kanayınca sevinmeyin bir doktora gidin!

14. Diş röntgeni çektirirsem çok fazla ışın alırım:

Diş röntgenleriyle alınan radyasyon çok azdır. Bu radyasyon doğada alınan radyasyondan daha azdır.

meme-kanseri
Meme kanseri kadınlarda görülen kanserler ara­sında % 22 ile ilk sıradadır ve sıklığı özellikle İskan­dinav ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde giderek artma eğilimindedir. Bir yandan 40-44 yaş grubu kadınlarda birinci ölüm nedeni iken, mortalitede artış görülmemesi erken tanı ve teda­videki başarılara bağlı olmaktadır. Bu nedenle risk grubunu oluşturan kadınlarda tarama protokolleri­nin titizlikle uygulanması ve bu konunun bütün he­kimler tarafından bilinmesi gerekmektedir.

Etyoloji ve Memede Kanser Risk Faktörleri

Kanser türlerinin pek çoğu için olduğu gibi, meme kanserinin de nedeni bilinmemektedir. An­cak bazı net bulgular risk faktörlerini belirlemede yararlıdır.

Yaş:
Bir kadın ne kadar uzun yaşarsa meme kanserine yakalanma riski o kadar yüksektir. Nite­kim gelişmiş ülkelerde 55-59 yaş grubunda 100.000 de 257 olan sıklık, 80-84 yaş grubunda 477′ye yük­selmektedir. 20 yaşından önce çok ender olan me­me kanserinin sıklığı 30 yaşından sonra giderek ar­tar, bu artış 40 yaş dolaylarında hızlanır, 60′lı yaş­larda en yüksek düzeyine ulaştıktan sonra daha ya­vaş, ancak sürekli artmaya devam eder.

Genetik faktörler:
Hastaların yaklaşık % 25′inde sorumlu tutulmaktadır. Son yıllarda 17.kromozom üzerinde yer alan BRCA1 ve 13.kromozom üzerin­de yer alan BRCA2 genleri üzerinde durulmakta­dır. Ailede bir veya birden fazla birinci veya ikinci derece kan akrabasında meme kanseri bulunması familial, kanserin 20-30 gibi çok genç yaşta görül­mesi ve özellikle birlikte over kanserinin de bulun­ması herediter meme kanserini düşündürür. An­nede veya kız kardeşte meme kanseri bulunması ciddi bir risk faktörü kabul edilir. Bir kadının bir memesinde kanser gelişmiş olması ileride diğer memesinde de kanser gelişmesi riskini arttırır.

Östrojen hormonu:
Meme kanseri ile yakın ilişki­si olduğuna dair çeşitli gözlemler vardır. Bir kadın ne kadar erken ilk adetini, ne kadar geç son adetini görürse, meme kanserine yakalanma riski o kadar artmaktadır. Bir diğer deyişle kadının yaşamındaki bu “östrojen penceresi” açıklığı meme kanseri geli­şimi ile parallellik gösterir. Bunun aksine, 30 yaşın­dan önce herhangi bir nedenle bilateral ooforektomi geçirmiş kadınlarda meme kanserinin görülme­diği saptanmıştır. Menopozdaki kadınlara östrojen hormonu verilmesinin (hormon replasman tedavisi) meme kanseri riskini, anlamlı olmasa da arttırdığı bilindiğinden, yılda bir kez mamografi çekilmesi önerilir. Keza ilk doğumundan önce uzun süre infertilite tedavisi görenler veya doğum kontrol hapı kul­lananlar da risk grubu içinde sayılır.

İlk doğum yaşı: İlk doğumun 30 ve özellikle 35 yaşından sonraya bırakılması da meme kanseri ris­kini 4 kat arttırmaktadır. Hiç doğum yapmama, emzirmeme de risk faktörü olarak bilinir.
Işınlamalar: Çocukluk çağında timus ışınlaması, Hodgkin tanısıyla mediasten ışınlaması geçirenler­de görülme sıklığı artmaktadır. Beslenme ve çevre faktörleri incelendiğinde ise me­nopoz sonrası kilo alımının olumsuz etkisi gösteril­miştir. Alkol kullanımı riski arttırırken, sigara içimi etkilememektedir.

Meme kanseri riskini arttıran en somut göster­geler ise bazı “patolojik anatomik değişikliklerdir”. Sklerozan adenozis, papillomatosis, atipik duktal ve lobüler hiperplaziler riski 2-4 kat arttırmaktadır. Özellikle aile anamnezi pozitif olan kadınlarda ati­pik duktal hiperplazi varsa kanser 9 kat daha sık görülür. İn situ lobüler ve duktal kanserler de önemli risk faktörüdür.

Tüm bu risk faktörleri meme kanserli kadınların ancak % 20’sinde söz konusudur. Amaç bu gruba giren kadınlarda meme kanserini erken dönemde saptamaktır. Kadının kendini muayene ile memesi­ni tanıması ve yılda bir kez mamografi / ultrasonografi yaptırarak hekim kontroluna girmesi ge­rekli ve yeterlidir.

İnvaziv Kanserler, İnvaziv Tümör

Büyük çoğunluğu adenokanserdir. % 90′ı duk­tal, % 10′u lobüler olarak sınıflandırılır. Bunun dı­şında müsinöz, medüller, papiller, tubuler, Paget kanseri ve inflamatuar kanserler de vardır. İnvaziv duktal kanserler, tüm meme kanserlerinin % 75 kadarını oluşturur. İnvaziv lobüler kanserler ise çoğu kez net bir kitle ile değil, lokal yoğunluk artışı ile kendini gösterir. Mamografide net bir görüntü vermez, mikrokalsifikasyon içermez. Aynı memede, aynı kadranda birkaç odak (multifokal) veya başka kadranlarda başka odaklar (multisentrik) buluna­bilir. Diğer memede de aynı anda kanser bulunma (senkron) veya sonradan gelişme (metakron) ihti­mali % 50 dolayındadır. Tubuler kanserler ender olarak aksiller metastaz yapar, prognozları çok iyi­dir. Medüller kanserler ise sıklıkla fibroadenomun radyolojik ve klinik bulgularını taklit eder. Müsinöz kanserlerin prognozu invaziv duktal kansere göre daha iyidir. Paget kanseri tüm meme kanser­lerinin ancak % 1-2’sini oluşturur. ISDK ile birlikte­dir. Inflamatuar kanser meme kanserleri içinde en kötü prognoza sahip olanıdır.

pratik-bilgiler
Kasıntı: Bazen yediklerimiz (acılı, turşu) dokunur. Bu esnada bir su bardağı suya bir limon sıkılıp içilirse kasıntıdan kurtuluruz.

Kanama: Elimiz, herhangi bir yerimiz kesilirse akık yüzük taşıyorsak, kanayan yere bastırılır. Ayva varsa üzerindeki tüyler kanayan yaraya bastırılır.
Kasap elini keserse, hayvan böbreğini ortadan kesip yaraya bastırır. Kan durdurucu iğneyi 2 araştırmacı bilimadamı kasabın bu pratik çözümünden hareketle icat etmişlerdir.

İltihaplı Yara: İltihaplı yaralara kına yakılır.

Susuzluk: Hararet karaciğerden kaynaklanır. Ekşi gıdalar susuzluğu giderir. Bir su bardağı soğuk suya bir adet limon sıkıp içiniz. Salatalık ekşi nar yiyiniz.

Ateş Düşürücü: iki yemek kaşığı sirke bir su bardağı soğuk suya konulup içilir. Vücuda sirke ile pansuman yapılır.

Öksürük – Balgam: Bir kaşık çemen ununa 2 kaşık bal katılıp yenir. Bamya pişirilip yenmeye devam edilir.

Ayak Şişmesii, Burkulma: Soğan doğranır, biraz tuz ve zeytinyağı katılıp, şiş olan yere bağlanır.

İshal: Kahve içine limon sıkılıp içilir. Soğuk bal şerbeti içilir. Ekşi gıdalar yenir.

Kabızlık:
Sıcak bal şerbeti içilir. Sinameki kaynatılıp balla tatlandırılarak içilir. Kepekli ekmek yenilir. Keten tohumu öğütülerek hergün yenilir.

Başağrısı:
Söğüt yaprağı ıhlamur gibi kaynatılıp balla tatlandırılarak bir su bardağı içilir. Bu aynı zamanda stresin de en iyi ilâcıdır. Oğulotu karabaş otu kaynatılıp balla tatlandırılarak içilir.

Not : Aspirin yerine söğüt kabuğu ve söğüt yaprağı kaynatıp içmek daha iyidir. Çünkü aspirin maddesi olan salisilik asit söğüt kabuğunda

andro_krem

BU DOĞAL KREM ERKEKLERİN YENİ UMUDU
Andro erkek kremleri, kan akışını ve damar genişliğini etkileyerek erkeğin cinsel performansını artırıyor. Üstelik, doğal yollardan…
04 Ocak 2006 Çarşamba

Andro erkek kremleri, kan akışını ve damar genişliğini etkileyerek erkeğin cinsel performansını artırıyor.
Üstelik, doğal yollardan…

Stres, yaş, psikolojik ve nörolojik bozukluklar gibi etkenler erkeğin cinsel performansını etkileyebiliyor. Fizyolojik faktörlerden kaynaklanan ereksiyon sorununun çözümü için kullanılan ilâçlar, enjeksiyonlar veya vakum gibi uygulamalar ise, hem yüksek maliyetleri, hem de yan etkileri sebebiyle fazla rağbet görmüyor. Oysa, artık erkeklerin performansına doğal yollardan destek verecek bir alternatif var…

Avrupa’dan önce Türkiye’de

Tayland’ın kuzey kesimlerinde yetişen “Butea Superba” bitkisi, çeşitli sebeplerle ereksiyon sorunu yaşayan Türk erkeklerine yeniden hayat verecek. Ana vatanı Tayland’dan sonra ilk kez Türkiye piyasasına girmeye hazırlanan transdermal taknolojisinin yeni ürünü “Andro” erkek kremi, gerekli bölgelere günde bir ya da iki kere uygulandığında kan akışını ve damar genişliğini etkileyerek erkeğin performansını ve duyarlılığını artırıyor. Kremin en önemli özelliği ise, bitkisel bir ürün olduğu için herhangi bir yan etkisinin bulunmaması.

Transdermal tedavi nedir?

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Baktır, transdermal tedavilerini anlattı: “Çok yaygın bir ilâç kullanım şekli olmasına rağmen, oral (ağız yolundan) uygulamanın bazı dezavantajlari da vardir. Ağız yolundan alınan bazı ilâçların tamamından vücut yararlanamayabilir. Verilen ilâcın bir kısmı bağırsakta ve karaciğerde parçalanır, bu yüzden de ilâç etki edeceği bolgeye yeterli düzeyde ulaşamaz. Etki süresi kısa olan ilâçların ise, günde birkac defa uygulanması gerekir. Bu da tedaviye uyumu azalttığı için tedavide başarısızlığa yol açar. Ayrıca, bazı ilâçların fazla kullanımı mide -bağırsak şikâyetlerine yol açabilir. Bu dezavantajları sebebiyle, bazı hormonlar (östrojenler, androjenler vb.), kardiyovasküler hastalıklarda kullanılan bazı ilâçlar (nitrogliserin, isosorbid dinitrat vb.), ağrı kesiciler, morfin, romatizmal hastalıklarda veya spor yaralanmalarında, taşıt tutmasına karşı kullanılan ilâçların oral yol dışında, başka şekillerde alınması tedavideki başarıyı artırır. Bu bakımdan transdermal (deri üzerinden uygulama) tedavisi önemli bir alternatiftir. Transdermal uygulama için kullanılan başlıca dozaj şekilleri, kremler, jeller veya flasterlerdir.

Butea Superba Çiçeği Butea

Kremin ana içeriği olan “Butea Superba” Tayland’a özgü bir bitki. “Red Kwao Kreu” olarakta bilinen bu bitki ülkenin merkez, doğu ve kuzey bölgelerinde yetişiyor. Büyük bir patatese benzeyen bitki, yerliler tarafından yüzyıllardır kullanılıyor. Araştırmalar bu bitkinin içindeki kimyasalların doğrudan genital bölgeye nüfuz ettiğini ve kan dolaşımını güçlendirdiğini gösteriyor.
Daha detaylı bilgi ve orjinal ürünü satın almak için  Tıklayınız.

Kaynak : Bugün gazetesi  04 Ocak 2006 Çarşamba

shiatsu_luxury_body_oil_edible_oil_strawberry_1265

HAZIRLANIŞ BİÇİMİ : Masaj yağı mix bir yağdır, içeriğinde menengiç, susam, ceviz, portakal, limon, papatya, menekşe ve lavanta yağı bulunmaktadır.

İÇİNDEKİLER :
Rozmery yağı,lavanta yağı,susam yağı,limon yağı,kekik yağı ve karabaş yağı içerir.

FAYDALARI :
Yorgunluk,halsizlik,tutulma,burkulma,kasılma,kaslarda çekme ve stresten kaynaklanan rahatsızlıklarda kullanılır.

KULLANIM ŞEKLİ :
Cilde masaj yapılarak uygulanır.

rematoid_artrit

Romatoid artrit kronik bir eklem hastalıktır. Eklemleri simetrik bir şekilde tutar. Zamanla eklemlere kalıcı hasarlar verir ve sakatlıklara yol açabilir.
Romatoid artrit kötü sonuçları olan ve hafife alınmaması gereken bir hastalıktır. Romatoid artritli kişilerin yaşam kaliteleri ciddi derecede düşer. En sık 35-50 yaşlarında, kadınlarda görülür.

En çok hangi eklemleri tutar?

Romatoid artrit en çok el bileği ve parmaklardaki küçük eklemleri simetrik bir tarzda tutar. Yani hem sağ hem sol el birlikte tutulurlar.
En sık tutulan eklemler “proksimal interfalangeal eklemler”dir. – bir odaya girmek üzere kapıyı çalarken kapıya vurduğumuz eklem- Romatoid artrit de öncelikle bu eklemle kapımızı çalar. Etkilenen eklemler şişer, ağrır ve kızarır. Zamanla eklemlerde harabiyet başlar. El bileğinin şekli bozulur. Eklemlerin hareket aralığı giderek kısalır ve geri dönüşü olmayan bir şekilde elin fonksiyonları bozulur. El bileği ve parmaklar eski hareketlerini yapamaz hâle gelirler.  Romatoid artritte omurgalar, diz, ayak bileği eklemleri de tutulur.

Sabah tutukluğu nedir?
Sabah kalkınca bir süre eklemlerde tutukluk hissedilmesi ve bir saat sonra açılmasıdır. Romatoid artritin en önemli bulgularından biridir. Sabah tutukluğu, mekanik kökenli değil iltihabi bir eklem hastalığının var olduğu anlamına gelir. Romatoid artrit iltihabi bir eklem hastalığıdır.

Eklem hasarı dışında nelere yol açar?
Eklem dışı bulguları da vardır. Örneğin romatoid artrit zemininde yorgunluk, güçsüzlük, iştahsızlıkla birlikte bir takım deri, akciğer, göz bulguları ortaya çıkabilir.

Romatoid artritin nedeni nedir?

Hastalığın nedeni bağışıklık sisteminin vücudun sağlıklı eklem dokularına saldırmasıdır. Bunun sebebi hâlâ araştırılmaktadır. İltihap hücreleri eklem yüzeyini örten “sinovyal membran”da birikir ve ekleme hasar verirler. Eklem hasarı ilerledikçe zamanla iltihap bitişikteki kemik dokusuna da sıçrayabilir. Genetik yatkınlığı olan kişilerde romatoid artrit daha kolay ortaya çıkmaktadır.

Nasıl teşhis edilir?
Romatoid artrit teşhisi için özel bir test yoktur. Klinik değerlendirilmeyle ve muayene bulgularıyla teşhis konulur. Ancak eşlik edebilecek diğer hastalıklar için tahlil gerekli olabilir.
Görüntüleme yöntemleriyle eklem hasarının derecesi belirlenebilir. Röntgen filmi ve MR istenebilir.

Tedavisi nasıldır?
İlk önce hastaya hastalığıyla ilgili eğitim verilir. Fizik tedaviyle birlikte eklemlerini en verimli şekilde kullanması ve günlük yaşam aktivitelerini yapması sağlanır.
Romatoid artritin ilerlemesini engellemek için bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılır. Kortizon ve metotreksattan yeni çıkan biyolojik ilaçlara kadar çok farklı türde ilaç seçenekleri vardır. Tedavi hastalığın derecesine göre belirlenir. Hepsinin yaptığı iş aynıdır: Hastalığın ilerlemesini engellemek.
Eğitim, yaşam tarzı değişiklikleri ve düzenli ilaç kullanımıyla oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. Pek çok romatoid artrit hastası hiçbir ağrı duymaksızın veya sakatlık çekmeksizin yaşamlarını rahatça sürdürmektedir. En önemli nokta tedaviyi aksatmamak ve doktorunuzla iyi iletişim kurmaktır.

Facebook
Twitter
Feed RSS
E-posta
Digg
FriendFeed

dogalguc.net | Webblog Facebook'ta